ÜLKÜ OCAKLARI GENEL BAŞKANIMIZ SAYIN SİNAN ATEŞ’İN YENİDÖNEM GAZETESİ RÖPORTAJI

Düşünen, konuşan, fikir üreten ve uygulayan bir Türk Gençliği hayal ettiğini vurgulayan Ülkü Ocakları Genel Başkanı Dr. Sinan Ateş, “Okumayan, araştırmayan, sorgulamayan kişiler bu cephenin arkasında su bile taşıyamayacak” dedi.

Dünyanın en büyük ve en etkili sivil toplum kuruluşları arasında yer alan Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı’nda yakın zamanda bayrak değişimi yaşandı. MHP Milletvekili Olcay Kılavuz’dan görevi devralan Dr. Sinan Ateş Ülkü Ocakları’nın yeni Genel Başkanı oldu. Genel Başkan Ateş’in duruşu, hayata bakışı, dünyayı okuma yöntemi ve akademisyen kimliği, aslında derin bir dönüşüm hedefinin de ipuçlarını veriyor bize. Bu noktada şunu belirtmek isterim ki, Ülkücü Hareket son 20 yılda önemli bir değişim geçirdi; sokakla arasına mesafe koydu, daha fazla okudu, düşündü, üretti, gelişti… Bu değişim evresini ana hedefin ilk aşaması olarak kabul etmek gerekli. Dr. Sinan Ateş’in Genel Başkanlığı ile başlayan süreci ise ‘hedefe varılacak’ olan ikinci aşama olarak görüyorum. Ateş’in kimliği ve duruşu ile paralel olarak Ülkü Ocakları bu dönemde ‘kabuğunu kıracak’ dersek deyim tam manasıyla yerini bulmuş olacak… YeniDönem Gazetesi Genel Müdürü İbrahim Öge ile birlikte ziyaret ettiğimiz Ülkü Ocakları Genel Başkanı Dr. Sinan Ateş ile Ülkücü Hareket üstüne derin bir sohbet gerçekleştirdik. Ateş’in, sohbetimiz sırasında aktardığı bazı görüşleri, vurgu yaptığımız dönüşüm sürecinin çok hızlı başladığı gösterdi bize. Örneğin, “Okumayan, araştırmayan, sorgulamayan, kendini geliştirmeyen kimseler bu cephenin gerisinde su bile taşımayacak…” ve “Ülkücüler çift başlı kartal gibi olacak. Bir başları doğuya bir başları batıya bakacak. Bir tane doğu bir tane de batı dili öğrenecekler…” sözleri ortaya konan vizyonu çok iyi şekilde özetliyor aslında. Öte yandan Dr. Ateş’in Ülkü Ocakları Genel Merkezi’nde oluşturduğu yönetimde de, çok sayıda doktoralı ve yüksek lisanslı yönetici bulunuyor.

1- Sayın Sinan Ateş, öncelikle yeni göreviniz hayırlı olsun. Sizi tanıyabilir miyiz?

1984 Balıkesir Dursunbey doğumluyum. Üniversiteye dek Bursa’da öğrenim gördüm. 2002 yılında üniversite okumak üzere Ankara’ya geldim. 2006 yılında Gazi Üniversitesi Sosyal Bilgiler Öğretmenliği Bölümünden mezun oldum. 2009 yılında Gazi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsünde yüksek lisansımı tamamladım. 2018 yılında Hacettepe Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü’nde doktoramı tamamlayarak Tarih Doktoru unvanını aldım.

2- Ülkü Ocakları ile tanışma hikâyenizi öğrenebilir miyiz?

Ülkücü bir ailede dünyaya geldiğim için size Ülkücülükle tanışma hikâyesi anlatamayacağım. Bursa Ülkü Ocaklarında yetiştim. Ortaokul yıllarında Ülkü Ocaklarına gitmeye başladım. Teşkilatlarımızdaki ilk görevim 2000-2002 yılları arasında lise başkanlığı ile oldu. Ankara’ya geldikten sonra ise 2002-2003 yıllarında Gazi Eğitim Fakültesi Başkanlığı, 2003-2004 yıllarında Ankara Ülkü Ocakları Üniversiteler Masası Başkan Yardımcılığı ve 2005-2006 yıllarında Ülkü Ocakları Genel Sekreter Yardımcılığı görevlerinde bulundum.

2007-2018 yılları arasında da TBMM’de Milliyetçi Hareket Partisi Genel Sekreteri ve Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman Bey’in danışmanlığını yürüttüm.

3- Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür vakfının kuruluşunun 50. yılında Ülkü Ocakları Genel Başkanı oldunuz. Çok küçük yaşlarda kapısından girdiğiniz Ülkü Ocakları’nın Genel Başkanı olmak nasıl bir duygu?

Ülkü Ocakları, 5000 yıllık Türk tarihini, 1000 yıllık İslam sancaktarlığını, Turan düşünü, kızıl elmayı kısacası Türk İslam Ülküsü’nü sırtlanmış kutlu bir Ocak’tır. Çok şükür bu kutlu Ocak’ın her kademesinde vazife yapmak bana nasip oldu. Bizim teşkilatçılık anlayışımızda temel bir kaide vardır, o da şudur: “Görev alınmaz, verilir.”

Bugüne kadar Ülkü Ocakları ve Milliyetçi Hareket Partisi çatısı altında çeşitli hizmetlerde bulundum. Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Beyefendi’nin takdir ve tensipleriyle de 9 Ocak 2019 tarihinde bir neferi olmaktan daima onur duyduğum Ülkü Ocakları’nın Genel Başkanı olarak atandım. Şahsım için tarifsiz bir duygu. Yaşadığım gurur ve mutluluğu izah etmeye kelimeler kifayet etmez. Lakin şehit kanları üzerine kurulmuş bir Ocak’ın Genel Başkanı oldum. Bu noktada ağır bir mesuliyetin altına girmiş olmanın verdiği yükü de omuzlarımda hissediyorum. İnşallah Türk gençliği ve Türk milletine adına önemli hizmetler yapmak üzere çalışmalarımıza başladık.

4- Dünya büyük bir değişim ve dönüşüm içinde. Geldiğimiz noktada, ülkenin ve dünyanın genel şartları ışığında Ülkü Ocakları’nın misyonu nedir? Kendinizi tam olarak nerede konumlandırıyorsunuz?

Türk milliyetçilerinin ülküleri vardır. Ülkü Ocakları; Türklük gurur ve şuurunu, İslam ahlak ve faziletini yaşamayı ve yaşatmayı hedefleyen bir hizmet ocağıdır. Merkezinde Türk gençliğine ve Türk milletine hizmet vardır. Bu hizmet yolunda icap ederse candan da serden de geçmeye hazırdır. Ancak Türk milletine hizmetin her türlü yöntemini kendimize yol olarak belirledik.

Bireysel yaşantımızla, genel kültürümüzle, insani davranışlarımızla, ahlaki tutum ve düzeyimizle, eğitim ve iş hayatındaki çalışmalarımızla topluma örnek teşkil edecek Türk gencini yetiştirmeyi hedefliyoruz. Atasına, anasına, babasına layık nesiller hedefliyoruz. Sözü uzatmaya gerek yok, söyleyen zaten söylemiş:

İhtiyar amcanı dinler misin, oğlum, Nevruz?

Ne büyük söyle, ne çok söyle; yiğit işde gerek.

Lafı bol, karnı geniş soyları taklid etme;

Sözü sağlam, özü sağlam, adam ol, ırkına çek.

Ecdadımız ilimde, irfanda; bilimde, sanatta; kültürde, medeniyette; savaşta ve barışta aklımıza gelebilecek her alanda büyük hizmetlerde bulunmuş; tutumuyla, insanlığa kazandırdıklarıyla dünyaya yön vermiştir. Bugün ecdadından kopartılan nesiller Batı taklitçiliği ile yetiştirilmek isteniyor. Bir süt kadar temiz olan Türk milletinin mayası Türk kültürüdür. Oysa süte çamur katılmak isteniyor. Doğal olarak bu maya tutmuyor ve ortaya kimliksiz, bambaşka bir şey çıkıyor.

Milletlerin kimlikleri çağa göre değişmez, değişen kılık-kıyafet yahut teknolojik araçlar olabilir ancak bu kıyafetlerin içindeki beden, o bedenin içindeki ruh aynı ruh olmalıdır. Dün Mete’nin hissettikleri ile Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, Başbuğ Alparslan Türkeş’in, Liderimiz Devlet Bahçeli’nin hissettikleri faklı değildir. Mete’nin askerinin fedakârlığı ile Ömer Halis Demir’in fedakârlığı birdir; değişen yalnızca çağ ve mekândır. Meseleye bakışımız bu yöndedir.

5- Bu noktada şunu da sormak isterim, büyük hedefleri siyasetten bağımsız düşünmek, mevcut şartlarda pek de mümkün değil. Ülkü Ocakları’nın siyasetle ilişkisi nedir? Bazıları Ülkü Ocakları’nı Milliyetçi Hareket Partisinin gençlik kolları olarak kabul ediyor. Bu konuda ne söylemek istersiniz?

Ülkü Ocakları bir eğitim ve kültür vakfıdır. Milliyetçi Hareket Partisi ise siyasi bir partidir. İki kurum arasında resmî bir bağ yoktur. Bununla birlikte başta da söylediğim gibi Sayın Devlet Bahçeli’nin takdir ve tensipleriyle bu göreve atandığımıza göre resmî olmayan bir bağ daima mevcuttur. Milliyetçi Hareket Partisi; Ülkü Ocaklıların siyasi izdüşümü ve siyasetteki yegâne merciidir.

Bir vakıf olmamız hasebiyle bizim hizmet alanımız, yapabileceklerimiz başkadır, bir siyasi parti olan Milliyetçi Hareket Partisinin yapacakları ve hizmet alanları farklıdır. Ülkü Ocakları bir gençlik teşkilatı olduğu için Milliyetçi Hareket Partisinin gençlik kolları olarak algılanmaktadır. Ancak bu çok da doğru değildir. Çünkü Ülkü Ocakları siyasetin bir parçası değildir. Ülkü Ocaklarına mensup kardeşlerimizin çoğu ortaokullarda, liselerde, üniversitelerde okumakta ve Ocaklarımızda güzel birer Türk genci olarak kendilerini yetiştirmektedir. Ülkü Ocaklarında siyaset olmaz, Türk milletine nasıl hizmet edilir bunun yolları aranır ve hizmet üretilir.

Burada pek çok kamu ve özel sektörde başarılar göstermiş, üst düzey görevlere gelmiş hatta dünyaca ün kazanmış pek çok sima yetişmiştir. Afrin operasyonunun ilk şehidi Musa Özalkan Ülkü Ocaklı’dır. Yaptığı bilimsel çalışmalarla Nobel ödülü almış olan Sayın Aziz Sancar da Ülkü Ocaklıdır. Burada görev alıp daha sonra siyaset yapan, siyasete yön veren nice isimler oldu. Sayın Devlet Bahçeli de bir Ülkü Ocaklıdır. Burası bir ocaktır, bu öyle bir ateştir ki burada hamur kendi kendine şekil verir.

6- Ülkü Ocakları nihayetinde gençlerle ilgilenen bir vakıf… Bu noktada gençliği nasıl buluyorsunuz? Örneğin gençlerin ülke meseleleriyle yeterince ilgilenmediği ve millî ve manevi değerleri önemsemediklerine yönelik eleştiriler var. Katılıyor musunuz bu görüşe?

Dünyanın en büyük gençlik teşkilatının Genel Başkanı ve bir akademisyen olarak bu görüşe katılmıyorum.

Tüm dünyada gençler bir boşluğun içine düşmüş durumdadır. Kendi coğrafyasını bile tanımaktan aciz bu gençler uyuşturucunun, alkolün ve cinselliğin kölesi hâline gelmiş; millî ve dinî açıdan bize oldukça yabancı gelen kendi gelenekleriyle bile ters düşmektedirler. Yurt dışı seyahatlerinde gördüğümüz yahut tanık olanların aktardıkları karşısında insanın küçük dilini yutması işten bile değil. Böyle bir hayatı yaşayan gençliğin ülke meseleleriyle, millî meselelerle ilgilenmesindense ilgilenmemesi daha hayırlıdır.

Oysa Türk gençliğine baktığımızda -karşılaştırma yapılmasını bile Türk gençliğine hakaret addederim- ne yaptığını bilen; nerede, nasıl davranması gerektiğinin farkında olan; ailesine, kültürüne tavrı takdire şayan bir gençlik görmekteyiz.

Türk gençleri millî ve manevi meselelerde daima öndedir ve birbiriyle yarışmaktadır. Gerek askerimiz ve gerekse polisimiz gerek sınırlarımız içerisinde ve gerekse sınırlarımız dışında hainleri bertaraf etmek için birbirleriyle yarışmakta ve gönüllü olmaktadır. Onlar bu meslekleri para kazanma vasıtası değil, memlekete hizmet gözüyle görmektedir.

Üniversitelerimizde kurulan sosyal kulüplerin davetlerini, programlarını lütfen takip ediniz. Ekonomiden spora her alanda bu milletin kalkınması ve huzura kavuşması için saygıdeğer akademisyenleri, şairleri, edebiyatçıları, siyasetçileri, ekonomistlerimizi, spor adamlarımızı davet ederek bilinçleniyor ve bilinçlendiriyorlar. Ve daha da güzeli gençlerimiz bu toplantıları bir siyasi parti faaliyeti olarak değil memleket meselesi olarak görmektedir.

7- Sayın Ateş, gençliğin değişen kaygılarını, önceliklerini, hayata bakışlarını ve beklentilerini de göz önünde bulundurursanız, sizce Ülkü Ocakları bu değişime ayak uydurabildi mi? Ya da siz bir değişim, dönüşüm ihtiyacı görüyor musunuz?

Öncelikle değişim kavramını ele almak geliyor. Klasik bir cümle vardır bilirsiniz: “Değişmeyen tek şey değişimdir.”. Ademoğlu, dünyaya Hakk’ı tanımak üzere, O’nun halifesi olarak gelmiştir. İnsanın elinde tutamadığı, değiştiremediği şeylerden birisi de zamandır. Zaman geçtikçe de değişim kaçınılmazdır.

İstanbul’un Sultan II. Mehmet tarafından fethi yeni bir değişimin de tetikleyicisi olur. Avrupa’da reform ve rönesans hareketleri, Fatih’in şehirlerin gözbebeğini fethetmesinden sonra Avrupa’da meydana gelen gelişmelerle doğrudan alakalıdır. Yine dünya üzerindeki tüm gümrük noktalarını Osmanlı’nın elinde tutması, coğrafi keşiflere sebep olmuştur.

Atilla öncülüğündeki Türklerin ataları Hunlar, Kavimler Göçü’ne sebep oldu ve Avrupa’nın bugünkü etnik haritasının temeli oluştu… dünya tarihinin akışı içerisinde pek çok değişikliğin bizzat faili olmuş bir milletin evlatlarıyız. Bugün modern dünyanın şartları altında yaşıyoruz. Son iki yüzyılı biz değil karşımızda yer alan medeniyetin mensupları şekillendirdi. Ancak Türk gençliği tarihinden aldığı güçle yeni bir atılım içerisindedir. Milli ve manevi değerlere bağlılık, şuurlanma ve bunlarla beraber çağdaş ya da ilmi terimle söylersek ‘muasırlaşma’ gayreti son hızla devam ediyor. Bu gayretin lokomotifi de öncüleri de her zaman Türk gençliği olmuştur. Türk gençliğinin şaşmaz adresi olan Ülkü Ocakları da bu lokomotife en büyük desteği vermektedir. Biz yalnızca gençlere zamana uygun üslupla ufuk vermiyoruz. Zamanın ilerisini hatta çağın geleceğini tayin edebilme noktasında umut ve fikir veriyor, yol açmaya gayret ediyoruz. Tenkoloji çağındayız. Önümüzdeki dönemde teknoloji merkezli faaliyetlerimiz artarak devam edecek. Dünyanın yaşadığı değişimi görüyor, takip ederek planlar yapıyoruz. Ama planlarımız bugünü kurtarmak üzerine değil geleceği dizayn etmek üzerine kurulu. Bu bakımdan yaşanan değişimleri, değerlerimizin esasından taviz vermeyecek şekilde Ülkü Ocaklılara ve Türk gençliğine aktarmaya gayret ediyoruz.

8- Ülkemiz yakın zamanda büyük bir felaketin eşiğinden döndü. Milletin evlatlarını devşiren, devletin kritik kurumlarına sızan bir örgüt darbe teşebbüsünde bulundu. Bu hadiseyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye Cumhuriyeti nasıl oldu da böylesi bir felaketin kıyısına geldi?

Öncelikle şunu ifade etmek isterim: 15 Temmuz hain FETÖ kalkışması 5000 yıllık Türk tarihinin gördüğü en büyük ihanet teşebbüsüdür. Cumhurbaşkanlığı Forsu’nda yer alan 16 yıldız, 16 büyük Türk devletini temsil eder. Temsil edilen o devletlerin büyük çoğunluğunun yıkılış sebebi, içeriden uğradığı ihanetler olmuştur. Türkler olarak ihanete uğramaya alışkınız. Ama böylesini bugüne kadar ne yaşadık ne tahayyül ettik. Riya kokan gülüşlerinin ardında Haçlılara piyonluk yapmak olan hain bir terör örgütü, 15 Temmuz’da milletin üzerine, Milletin Meclisi’ne bomba yağdırdı. Çok şükür, Türk milletinin ve devletinin dik duruşuyla beraber bu hain sürüsünün girişimi bertaraf edildi. Meğer 40 yıldır din, dil, iman diyerek bugüne hazırlanmışlar. Türk milletinin dün olduğu gibi 15 Temmuz’a kadar geçen süreçte milli ve manevi duygularını suistimal ettiler. Biz Milliyetçi-Ülkücü Hareket olarak başta Liderimiz Devlet Bahçeli Bey olmak üzere, tüm Türkiye’yi bu hain yapıya karşı her seferinde ikaz ettik. Liderimiz 2011 seçimleri arifesinde ilgili yapının -o zaman meşru görülen- faaliyetlerini durdurmasını ve başında yer alan hain papazın Türkiye’ye gelmesi gerektiğini söylemişlerdi. 2013’ten sonra bu yapıyla ilgili -geç de olsa- devlet kurumlarında bir uyanma başladı. Ancak takiyyeyi ve riyayı kendilerine şiar edinmiş bu mürted sürüsü, 15 Temmuz’a kadar inlerinde saklanmışlar. Son kalkışmalarında da çok şükür başarılı olamadılar. Türk devleti ve milleti artık FETÖ ve benzeri yapılarla daha kapsamlı mücadele ediyor.

9- 15 Temmuz sürecinin ardından FETÖ’ye karşı güçlü bir mücadele sergilendi. Ancak bu defa da başka tarikat ve cemaatlerin devlet içinde kadrolaştığına dair ciddi iddialar var. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türk milletinin bekasının mihmandarı Türk devletidir. Kökü maziye uzanan Türk devletini yalnızca kalbi Türk milleti için çarpanlar yönetebilir. Hain FETÖ’nün derin yapılanması henüz daha yeni çözülebilmişken Türk devleti benzeri yapıların, böylesine güçlenmesine ve virüs gibi yayılmasına müsaade etmeyecektir ve etmemelidir. Pensilvanya’daki Haçlı uşağının yapısı FETÖ’den mülhem Türk devleti ciddi bir refleks geliştirmiş durumdadır. Allah’ın izniyle Türk devleti ve milleti, milli ve manevi duygularının bir daha istismar edilmesine izin vermeyecektir. FETÖ’ye öykünen yapılar varsa; bu hain örgütün akıbetini acıklı bir şekilde kendilerine hazin bir son olarak hatırlatmak isteriz.

10- Sayın Ateş, siz tarikat ve cemaatler meselesine nasıl yaklaşıyorsunuz? Ülkücülerin yakınlık duyduğu ya da ‘müspet’ olarak gördüğünüz bir cemaat- tarikat var mıdır? Ülkü Ocakları’na mensup gençleri tarikat ve cemaatler konusunda ikaz ediyor musunuz?

Bizim yaslandığımız gelenek, Anadolu’yu İslamla Türkleştiren Pir-i Türkistan Ahmed Yesevilerin, Mevlanaların, Hacı Bektaşların, Hacı Bayramların yoludur. Referans noktalarımız arasında bu isimler ilk sıralarda yer alır. Tarikatlar da isteyen kişinin meşrebine göre Allah’a ulaşma noktasında fıtratına uygun şekilde devam ettiği geleneksel yapılardır. Bizim bunlara söyleyecek bir sözümüz yoktur. Manevi dünyasında, iç aleminde kimin hangi veliyi sevdiği, kimin hangi Allah dostu olarak gördüğü kişiden feyz ve ders aldığı bizim kapsam ve ilgi dışımızdadır. Ancak hiç kimse yetkiyi ve maaşı devletten alıp emrini büyüğünden, abisinden vs. alamaz. Bu hem Türk devlet geleneğine ihanet, hem anayasal bir suç hem de aziz Türk milletine yapılabilecek en büyük kötülüklerden birisidir.

11- Kamuoyu araştırmaları Türk gençliğinin dinle bağının gün geçtikçe zayıfladığını ortaya koyuyor. Kendisini deist ya da ateist olarak tanımlayan kişilerin sayısı gün geçtikçe artıyor. Bu durumu neye bağlıyorsunuz?

Ben bu araştırmaların tarafgir ve yanlışlarla dolu olduğunu düşünüyorum. Türk devleti sınırları içerisindeki gençliğe bakarsanız merhum Gökalp’in ‘Türkleşmek İslamlaşmak Muasırlaşmak’ fikrinin derin bir etkiyle yayıldığını ve tekamül ettiğini görürsünüz. Bununla beraber kamuoyunda ve sosyal medyada süregelen deizm-ateizm tartışmalarını da takip ediyoruz. Sosyologlar, psikologlar, ilahiyatçılar ve ilgili tüm arkadaş ve hocalarımızla bu konular üzerine istişare ediyor, fikir teatilerinde bulunuyoruz. Bu noktada gençliğin hem Türk hem Müslüman ve hem muasır rol modellere ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Türklüğünden ilham alan İslamiyet’i kişiliğiyle temsil eden aynı zamanda asrın şartlarına kendi kültürel birikim ve kimliğiyle yaklaşabilen rol modellerin sayısı arttıkça, bu tartışmaların da son bulacağını düşünüyorum.

12- Ülkü Ocakları Genel Başkanı Sayın Sinan Ateş, son olarak Türk gençliğine vermek istediğiniz bir mesaj var mıdır?

Düşünen, konuşan, fikir üreten ve uygulayan bir Türk Gençliği hayal ediyorum. Türk Gençliğine de Yahya Kemal’in şu dizeleri ile seslenmek istiyorum:

Yürü! Hür mâviliğin bittiği son hadde kadar!

İnsan, âlemde hayâl ettiği müddetçe yaşar.