Türkiye’de Beyin Göçü Sorunu – Okan MADEN

Türkiye’de Beyin Göçü Sorunu – Okan MADEN

 

Ülkelerin en değerli sermayeleri hiç kuşkusuz ki medeniyet birikimleridir. Gelecek vaat eden en kıymetli yatırımları, bilime yapmış oldukları yatırımlardır. Bir ülkenin gelişmesindeki ve ilerlemesindeki en temel yapı taşlarını, o ülkedeki farklı bilimsel alanlardaki çalışmalar oluşturmaktadır. Diğer bütün alanlardaki ilerlemeler ve yenilikler ancak bilimin gelişmesinin bir tetikleyici unsur olarak görev yapması ile gerçekleşecektir. Zira gelişim, yenilik ve ilerleyiş kavramları bir piramit biçiminde tasvir edilecek olursa bilimsel faaliyetler, bu piramidin ilk ve temel basamağı olarak karşımıza çıkacaktır.

Üzerinde yaşadığımız dünya, var oluşundan bugüne meydana gelen olaylar, gelişmeler ve bu olayların sonuçları ile birlikte farklı evrelere girmiş; bu evreler neticesinde zaman, kimi otoriteler tarafından “çağ” adı verilen birtakım zaman dilimlerine bölünmüştür. Çağlara damga vuran olgular ve olaylar vardır. İçerisinde bulunduğumuz bu zaman dilimini etkisi altına alan unsurun akıl, bilim, teknoloji olduğu farklı merciler tarafından sıklıkla dile getirilmiş ve halen dile getirilmektedir.

Hal böyle iken, bilim insanlarına verilen önem de bir hayli yüksek seviyededir. Bu önem devletler arasında rekabeti de arttırmakta ve bilim insanlarının, birbirine bağlı birçok sebep neticesinde bir ülkeden diğer ülkeye göçünü doğal yaşamın bir parçası haline getirmektedir. İşte burada, tarihin asırlardır birçok örneğine tanıklık ettiği fakat son yıllarda özel bir adlandırma ile hafızalarımızda yer tutan, sıkça işittiğimiz “Beyin Göçü” kavramı karşımıza çıkmaktadır.

Beyin göçü; iyi eğitim almış, nitelikli, yetenekli bireylerin kendi ülkesinden başka bir ülkeye göç etmesi şeklinde kısaca tanımlanabilir. Beyin göçü, beşeri sermayedeki talihsiz bir kayıptır. Beyin göçü, nitelikli ve eğitimli kişilerin yaşamlarının en verimli dönemlerinde enerjisini başka bir ülkenin çatısı altında, o ülkeye hizmetler doğrultusunda harcaması da demektir. Bu bireylerin belirli bir süre zarfında meslekleriyle alakadar olarak bir ülkeye gidip muhtelif çalışmalar yaparak yahut birtakım eğitimler alarak tekrar ülkemize dönmesi durumunda kendilerine kattıkları tecrübe ve deneyim ciddi bir kazançtır. Bu kısa süreli ayrılık beyin göçü değildir, aksine bilim insanının kendisine ve onun daha geniş-sağlıklı çalışmaları ile ülkemize faydası dokunan bir yolculuktur.

Geçmişi tahlil ederek beyin göçlerinin başlangıç noktasına uzanmak istersek, neredeyse bilimin başlangıcı kadar geriye gitmemiz gerekmektedir. Buna karşın beyin göçlerinin bir değerlendirmeye tabi tutulması, analiz edilmesi nispeten yakın tarihlerdedir.

Nitelikli bir birey yetiştirmenin devlet açısından maliyeti, azımsanacak bir düzeyde değildir. Eğitim sürecinde ve sonrasında devletimizin desteği ile yaptıkları çalışmalara yapılan harcamalar ciddi bir meblağa tekabül etmektedir. Bunun yanı sıra sarf edilen emeklerin de kıymeti gözler önüne gelmektedir. Yetiştirilen birey beyin göçü ile bir başka ülkeye yerleştiği vakit, bu harcanan emek ve para devlet açısından önemli bir kaybı beraberinde getirir demek yanlış bir tespit olmayacaktır. Bu durum, ücretsiz bir şekilde bilim insanı ihracatı olarak tanımlanabilir.

Beyin göçleri genellikle gelişmemiş yahut gelişmekte olan ülkelerden, gelişmiş ülkelere doğru olarak gerçekleşmektedir fakat yalnızca sadece bu yönlü tek tip bir beyin göçünün olması söz konusu değildir. Gelişmiş ülkeler arasında da beyin göçleri yaşanmaktadır. Çoğunlukla gelişmemiş yahut gelişmekte olan ülkelerden, gelişmiş ülkelere doğru olan beyin göçlerini, dünyadaki dengelere olumsuz yönde etki etmektedir. Gelişmiş ülkeler kaliteli bir beyin takımına sahip olduklarından refah seviyeleri gitgide artarken, gelişmekte olan ülkelerin gelişim hızları olumsuz etkilenmekte, gelişmemiş ülkeler yerinde saymakta hatta gerilemektedir. Mevcut bu durum, uluslararası eşitsizliği arttırmaktadır.

Gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere doğru beyin göçleri de yaşanabilmektedir. Bu tip beyin göçlerinde temel esas, gidilen bölgedeki coğrafya ve ekosistem üzerinde araştırmak yapmak yahut bölgenin toplumsal yapısını incelemektir. Dünya üzerinde güney-kuzey yönlü beyin göçlerinin sebebi teknolojik gelişmeler ve eğitimdir. Kuzey-güney yönlü beyin göçlerinin sebebi ise toplumsal bilimlerle ilgili uğraşlardır.

Beyin göçleri ile emek göçleri birbiriyle karıştırılmamalıdır. Emek göçleri işsizlik probleminin neticesinde zorunlu hallerde meydan gelmektedir. Kol gücü kullanılmaktadır. Beyin göçlerine nazaran, nispeten coğrafi konum olarak daha yakın bölgelere yapılmaktadır. Beyin göçlerinde temel amaç her zaman eğitime dairdir ve mesafelerin, genellikle belirleyici bir etken olarak önemi yoktur.

Beyin göçleri, “Sanal Beyin Göçleri” ve “Gizli Beyin Göçleri” gibi iki alt başlığa sahiptir. Sanal Beyin Göçü, nitelikli bireylerin ülkelerinden ayrılmaksızın internet aracılığıyla başka bir ülkenin hizmetinde çalışmasıdır. Gizli Beyin Göçü ise, nitelikli bireylerin kendi ülkelerinde yabancı kuruluşlarda çalışmalarıdır. Gelişen dünyada, bu iki tip beyin göçünün üzerinde durulması gerekmektedir.

Beyin göçleri, göç alan ülkelere önemli faydalar sağlamaktadır. Beyin göçlerinden üst seviyede yararlanan ülkelerin başında Amerika Birleşik Devletleri gelmektedir. ABD’nin sadece 1949 ile 1967 yılları arasında yüz bin hekim, mühendis ve bilim insanını beyin göçü aracılığıyla kabul ettiği bilinmektedir. Bu kitlenin bilime, sosyal alanda topluma ciddi katkılarda bulunduğu verilerle ortaya koyulmuştur. Dimitris yaptığı araştırmada ABD’nin beyin göçleriyle ülkeye gelen hekimlerin katkılarının ancak on iki yeni tıp fakültesi açılarak karşılanabileceğini ifade etmiştir. 1974 yılında Amerikan Kongresi’nin hazırladığı bir rapora göre ABD’ye beyin göçü ile gelen bilim insanlarının eğitim harcamalarının ABD tarafından karşılanmamış olmasıyla elde edilen kazanç 835.5 milyon dolara yaklaşmaktadır. Bu konuda yapılan diğer araştırmalar ve sunulan raporlar da çarpıcı sonuçları ortaya koymaktadır.   

Beyin göçleri komplike olaylardır, temelinde yatan birçok neden bulunmaktadır Bu nedenlerin kendi içerisinde bir önem sırasına koyulması, birinin öncelik olarak belirlenmesi yahut birbirleriyle kıyaslanması oldukça zordur. İlk olarak, bazı alanlarda verilen eğitimler yetersiz kalmaktadır. Özellikle mesleklerindeki başarı grafikleri yukarılara taşımak isteyen bireyler, yeterli eğitimleri almak üzere yurtdışına çıkmaktadır. Bu maksatla yurtdışına çıkan kişilerin birçoğu eğitim aldıkları ülkede kalmakta ve beyin göçünün önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Bu kişilerden bazılarının devlet bursu ile yurtdışında eğitim almak üzere gönderildiği ve yine bazılarının ülkemizde dönmemeyi tercih ederek kendilerine verilecek para cezalarını ödemeyi tercih ettiği acı bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. AR-GE faaliyetlerine yetersiz kaynak ayrılması, gereken önemin verilmemesi bir diğer sebeptir. Düşük hayat standartları da beyin göçüne zemin hazırlayan bir durumdur. Siyasal ve ekonomik istikrarsızlıklar beyin göçlerini tetikleyen önemli bir detaydır. Esasen ülkemizdeki beyin göçlerine en çok etkide bulunan detay da budur. Uygun çalışma ortamlarının eksikliği, yeterli teknolojiyle donatılmış araç gereçlerin yoksunluğu da bilim insanlarının çalışmalarını kısıtlayarak beyin göçlerine sebebiyet vermektedir. Fırsat eşitliğinin olmaması, yeterli nitelikteki bireylerin yerine birtakım çıkarlar doğrultusunda farklı kişilerin tercih edilmesi de gözden kaçırılmamalıdır. Yaşam tehlikesi, terör olayları da bir diğer nedendir. Beyin göçünün nedenleri ile yüzleşmek durumundayız. Aksi halde çözüm önerileri üretmekten oldukça uzak bir noktada bulunacağız.

Bilim, insanlığın ortak mirası ve malıdır. Bilim bir hizmettir ve bu hizmet başta insanlığa katkı sağlamak üzere yapılır. Bu sebeple bilimin ilerlemesi maksadıyla yapılacak çalışmalar nerede verimli ve başarılı bir şekilde gerçekleşecekse, orada yapılması akla ve mantığa en uygun olandır. Bunun yanı sıra, milletlerin kendi sahip oldukları bir medeniyetleri vardır. Milletler, bu medeniyetin gelişmesi ile tarih arenasında varlığını idame ettirmektedir. Şüphesiz ki medeniyet mefhumundan uzaklaşan milletler yok olmaya mahkumdur. Çağdaş uygarlık seviyesinden epey geride kalan milletler; bilimsel, kültürel ve ekonomik açıdan zengin medeniyetlere bir şekilde esir bırakılacak ve her anlamda sömürge haline gelecektir. Bu yüzden bilim insanlarının, insanlığa hizmet etme ilkesine sadık kalarak kendi milletlerinin bekasını ve değerlerini ön planda tutması gerekliliği; kaçınılmaz bir gerçektir. Bilim insanlarımız vatanımızı terk edip, bir başka ülkede çalışmalarına devam etmektense ülkemizde çalışmalarını sürdürmelidir. Burada devletimize de ciddi bir görev düşmektedir. Devletimiz, bahsettiğimiz hususlar çerçevesinde bilim insanlarımıza rahat çalışma alanları, uygun ve yeterli çalışma imkanları sunmalıdır. Onları ve ilimlerini koruyacak her türlü tedbirler alınmalıdır. İşte bu karşılıklı şartlar, başarılı ve samimi bir biçimde hayata geçirildiği vakit beyin göçlerinin önüne geçilecek, hem milletimize hizmet edilecek hem de insanlığın ortak mirasına inancına bağlı kalınmış olunacaktır.

Bilimsel ilerlemeler sadece düşünce özgürlüğünün hüküm sürdüğü atmosferlerde yaşayabilir. Düşüncelerin ifade edilmesinden çekinildiği, kaçıldığı bir ortamda bilimin ilerlemesi söz konusu değildir. Zira bilim insanlarının, düşüncelerinden ötürü suçlanacakları, yargılanacakları hatta mahkum edilecekleri bir sonuçla karşı karşıya kalması mümkündür. Bu hal, bilimin taşıyıcısı olan bilim insanlarının yollarını tıkayan bu engeldir. Düşünce özgürlüğü ortamına sahip olunmaması düşünceye verilen değeri azaltmakta, böylelikle bilimin ilerlemesi sekteye uğratmakta ve günümüzde beyin göçlerini beraberinde getirmektedir. Düşünce özgürlüğünün sınırları ile insaniyetin ve vatanperverliğin çizgileri karıştırılmaması hususuna elbette dikkat çekmek gerekmektedir. Galileo, dünyanın döndüğünü dile getirdiği için engizisyon mahkemelerinde yargılanmıştı, mahkum edilmişti. Bu onun çalışmalarına çekilmiş bir setti. Belki de birçok Galileo’nin yetişmesinin de önüne geçen bir setti. Tarihin tanımadan unuttuğu, kazanmadan kaybettiği nice yetenekler demekti. Takiyüddin’in emekleriyle Tophane’de bir rasathane kurulmuştu. Geride bırakılan dört senenin ardından dönemin şeyhülislamı Ahmed Şemseddin Efendi padişah III. Murad’ı, rasathanenin yıkılması için ikna etmişti ve İstanbul, dünya üzerinde daha önemli bir bilim merkezi olma şansını kaybetmişti. Hezarfen Ahmed Çelebi, insanların bazı gereçler kullanarak uçabileceğini iddia etmiş ve bu iddiasını da Galata Kulesi’nden Üsküdar’a kendi yaptığı kanatlarla uçarak kanıtlamıştı. Önce dönemin padişahı IV. Murad tarafından ödüllendirilmiş fakat yılmadan yaptığı çalışmaların karşılığında, elinden birçok iş gelen, uçmayı başarabilen bu adam korkulacak biri olduğu iddiasıyla Cezayir’e sürgün edilmişti. 1930 ve 1940’lı yıllarda Avrupa’daki bunaltıcı Nazi baskılarının sonucunda Einstein, Freud, Erich Fromm gibi önemli bilim insanları ABD’ye göç etmiştir. Yine aynı dönemde birçok bilim insanı Türkiye’ye gelmiştir ve üniversitelerin gelişmesinde önemli katkılar sağlamışlardır. Tarihin bu ve benzeri örneklerin nicelerine sahip ders çıkarılması gereken bir boyutu vardır.

Türkiye’de beyin göçleri 1960’ların ortalarına doğru başlamıştır. İlk beyin göçü dalgalarını doktorlar, ardından mühendisler gerçekleştirmiştir. Günümüzde de azımsanamayacak bir düzeyde beyin göçü ile bilim insanlarımızı kaybetmekteyiz. Bugün yetiştirilen gençlerin bu hususa dair düşüncelerini ve gelecek planlarını belirlemek ve değerlendirmek maksadıyla, örneklem olarak belirlenen bir grup üzerinde yapılan araştırmalar gençlerin yurtdışında yaşamak ve eğitim almak fikirlerinden pek uzak olmadıklarını ortaya koymaktadır. Üstelik doktorlar ve mühendislerle başlayan beyin göçü dalgaları, bugün sosyal bilimler de dahil olmak üzere bütün dalları içerisine alacak bir büyüklükle devam etmektedir.

Şubat 1994’daki istatistiklere göre, o dönemde Türkiye’den eğitim almak amacıyla yurtdışına burslu olarak gönderilen öğrencilerin yaklaşık %25’i ülkemize geri dönmemektedir. 1982-1994 yılları arasında yurtdışına Milli Eğitim Bakanlığı’nca burslu olarak gönderilen 1600 öğrenciden 500’ü devlete tazminat ödeyerek ülkemize geri dönmemeyi tercih etmiştir. Şubat 2002 tarihli diğer bir istatistikte ise 1987-2002 yılları arasında 27 farklı ülkeye toplam 3.504 öğrenci gönderildiği fakat bunların 400’ünün geri dönmediği tespit edilmiştir.

Ülkeler beyin göçleriyle bilim insanları çekebilmek için bir cazibe oluşturmak maksadıyla birtakım çalışmalar yapmaktadır. Bu çalışmaların en önemlileri uluslararası arenada etkili bir propaganda ve bilime dair bilinçli politikalardır. Elbette bilim insanlarının ülkeye gelmelerini ve yerleşmelerini de kolaylaştıracak yasal düzenlemeler de yapılmalıdır. ABD 1960’larda göçmen yasasını, nitelikli ve eğitimli bireylerin göçlerini kolaylaştıracak şekilde değiştirmiştir. Bununla birlikte, ABD’ye iyi yetişmemiş, niteliksiz bireylerin yerleşmesi de zor bir süreçtir. ABD, bu noktada tedbirlerini yasal düzenlemelerle almıştır. Türkiye maalesef bu konuda zayıf kalmaktadır. Türkiye, özellikle Sovyetler Birliğinin dağıldığı dönemde bilim insanlarını çekebilecek bir durumda mevcut iken bu fırsattan yararlanamamıştır.

Beyin göçlerinin önüne geçilebilmesi için ilk olarak bu soruna gereken önem verilmeli ve bu sorun etraflıca ele alınmalıdır. Sıkça değiştirilmeyen, adil ve modern bir eğitim sistemi hayata geçirilmelidir. Bireyler, yeteneklerine göre mutlu olabileceği, ilgi duyabileceği alanlara yönlendirilmelidir. Devletimiz bilim ve teknoloji politikaları geliştirmelidir. Dünyadaki yenilikler anbean takip edilmeli, ülkemize en uygun ve en hızlı bir şekilde uyarlanmalıdır. Bilimsel çalışma alanları genişletilmeli ve iyileştirilmelidir. Bilim, teknoloji, eğitim gibi temel yapı taşları siyasi çekişmeler ve değişimlerden uzak tutulmalıdır. Herkesin ortak bir şekilde kabul ve hizmet ettiği bir yapı haline büründürülmelidir.

Ülkeler eğitim anlamında toparlanma aşamasına girdiği vakitlerde yurtdışında yaşayan bilim insanlarını ülkeye dönmeye davet ederler. Bilim insanlarının döndüğünde onları karşılayacak, çalışmalarına rahatlıkla devam edebileceği imkanlar ve ortamlar hazırlarlar. Üniversitelerde dersler vermek üzere kadrolar açarlar. Böylelikle bilim insanları bireysel çalışmaları ile ülkenin mevcut vaziyetine katkıda bulunurlar, üniversitelerde verdikleri derslerle gençliğin gelişimine ve iyi eğitim almalarına katkıda bulunurlar. Gençliğe yapılan yatırım, geleceğe yapılan yatırım demektir. Sonuç olarak bu ülke, hem bugününe hem yarınına yatırım yapmıştır. Maalesef, Türkiye’de bu konuya duyulan özen ve ortaya konulan faaliyetler yetersiz kalmaktadır.

Türkiye, sahip olduğu genç nüfus yoğunluğu ile dünyada dikkatleri üzerine çekmektedir. Zira genç nüfus, oldukça büyük bir potansiyele sahiptir. Türkiye’nin beyin göçü ile yabancı bir ülkede ikamet eden, yurtdışında çalışmalarına devam eden değerli bilim insanları vardır fakat yurtdışında olmalarından ötürü ülkemize hizmette bulunamamaktadır. Bu durum birçok olumsuz sonuçla birlikte, bilim insanları-gençlik arasında da bir kopukluk oluşturmaktadır. Bu kopukluk ivedilikle tamir edilmeli ve sağlam temeller üzerinde bir köprü atılmalıdır. Bu köprü, milletimizin geleceğe uzanan yolunun kilit kısmıdır.

Beyin göçleri nitelikli, eğitimli ve yetenekli bireylerin kendi ülkelerinden ayrılmaları ile meydana gelmekte ve dünyadaki çoğu ülkeye telafisi zor, olumsuz sonuçlar doğurmaktadır. Beyin göçlerinin olumsuz etkilerine maruz kalan ülkeler ve beyin göçlerinden nemalanarak somut-soyut zenginliğine ve sermayesine katkıda bulunan ülkeler arasındaki uçurumu arttırarak, dünyadaki eşitsizliği geri dönülmesi zor bir boyuta taşımaktadır. Gelişmekte olan ülkeler kategorisinde değerlendirilen Türkiye de beyin göçü sorunu ile karşı karşıyadır. Birçok sebebe ve beraberinde sonuca sahip olan beyin göçlerinin bir anda önüne geçilmesi zordur, belirli bir süre ve emek istemektedir fakat imkansız olan bir hadise değildir. Bilim ve teknolojiye verilen önemin arttırılması, bilim insanlarının ihtiyaç ve isteklerine kulak verilmesi, günlük yaşamda huzursuzluğa neden olan toplumsal problemlerin çözüme kavuşturulması, modern bir eğitim sistemi gibi gerekliliklerin yerine getirilmesiyle aşılabilecek bir problemdir. Gelişmelerin tarih boyunca maksimum hıza ulaştığı bu zaman diliminde, tam bağımsız bir şekilde dünya düzenine ayak uydurup, ayakta kalabilmek için beyin göçlerine neden olan unsurların ortadan kaldırılması gerekmektedir.

 

KAYNAKÇA:

KURTULUŞ, Berrak. Beyin Göçü: Geçmişte, Günümüzde ve Gelecekte.

ERDOĞAN, İrfan. Beyin Göçü ve Türkiye.

KAYA, Muammer. Beyin Göçü/Entelektüel Sermaye Erozyonu, Bilgi Çağının Gönüllü Göçerleri Beyin Gurbetçileri.

 

Add Comment