Türkistan Yeniden Doğmalıdır – 21 Ekim 1994

TÜRKİSTAN YENİDEN DOĞMALIDIR

21 Ekim 1994

2. Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk, kardeşlik ve İş birliği Kurultayı vesilesiyle Türk dünyasını ilgilendiren bazı noktalara temas etmek istiyorum. Hepimizin malumu olduğu üzere devrimiz ileri teknoloji devridir. İleri teknoloji gerek haberleşme gerekse ulaşım ve nakliyat yönünden uzakları yakın ettiği gibi siyasi yönden de birbirinden uzak ülkeler arasındaki mesafeleri ehemmiyetsiz kılmaktadır. Yeni tabirle küreselleşme olarak ifade edilen bu durum ülkelerin siyasi yönden ilgi alanlarını bütün dünyaya yaymaktadır. Türk devlet ve toplulukları da istiklallerini muhafaza edebilmek, istikballerini de uzun vadeli güven altına alabilmek için, siyasetlerini, irtibatlarını ve ilgi alanlarını bütün dünyaya yaymak mecburiyetindedirler.

Dünya siyaseti ve ekonomisi üzerinde en nüfuslu ülkeler G7 veya Yedi Büyükler adı altında tanınan ABD, Japonya, İngiltere, Fransa, Kanada, Almanya ve İtalya’dır. Dikkat buyurursanız bu ülkelerin çoğu Batılı ülkelerdir. Japonya dahi coğrafi olarak Asya’nın en doğusunda bulunmasına rağmen Birleşmiş Milletler bünyesinde Batı Blok’una dâhildir ve bütün Birleşmiş Milletler faaliyetlerine Batı Blok’una mensup bir ülke olarak katılmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin Batı dünyası ile siyasi, ekonomik, kültürel yönlerden en az bin yıldır haşır neşir olmuş bulunması bütün Türk dünyasının siyasi, teknolojik, ekonomik ve kültürel yönlerden Batıya açılması için büyük bir fırsattır. Bu konuda, Türkiye sadece Türk devlet ve toplulukları için değil, başta Rusya federasyonu olmak üzere eski Sovyetler Birliği toprakları üzerinde teşekkül etmiş olan diğer cumhuriyetler içinde bir köprü ve katalizör görevini üstlenmesinin, bölgedeki ülkelerin huzuruna, refahına ve dünya barışına büyük katkılarda bulunacağına inanıyorum.

Bölgedeki insanların refahının yükselmesi, bugün batılı ülkeler tarafından geliştirilmiş bulunan yüksek teknolojiye dayanan sanayi üretiminin bu ülkelere peyderpey taşınması ile mümkün olacaktır. Bu hususta Türkiye’ye tarihi bir görev ve sorumluluk düşmektedir. Çünkü bölgede Batı teknolojisini en üst düzeyde uygulayan en önemli ülke Türkiye Cumhuriyeti’dir. Bunun için de Türkiye Cumhuriyeti ile diğer Türk devletlerinin ve başta Rusya Federasyonu olmak üzere bölgedeki diğer ülkelerin arasındaki bilgi transferi, ekonomi, ticaret, sanayi, ulaşım, iletişim, turizm ve kültür alanlarında irtibatlar bugünkü düzeyin çok üstünde olmak üzere yoğunlaştırılmalıdır. Bu konuda bazı noktalara dikkat çekmek istiyorum:

1- Yukarıda zikrettiğim konularda hedefe ulaşabilmek için birinci şart bu ülkelerdeki güzide beyin potansiyelinin birbiri ile kolayca ve yaygın bir şekilde irtibatlarını sağlamaktır. Bunun içinde beyin potansiyelinin en yoğun bir şekilde yuvalandığı üniversiteler arasında hem eğitim hem de müşterek bilimsel araştırma faaliyetlerini kapsayan akademik irtibatların bugünkünden çok daha yüksek bir düzeye çekilmesi gerekir

2- Çağdaş teknolojinin yayılmasının en önemli şartı hızlı ve doğru bilgi transferidir. Bunun için Türkiye ve Türk devletleri süratli bir organizasyonla ileri teknoloji konularında ihtisasa yönelik enformasyon merkezleri kurmalı, bu merkezlerde toplanan bilgilerin en uygun ve kolay bir şekilde bölgedeki bütün ülkelerin hizmetine sunulmak üzere işlenmesi faaliyetine geçilmelidir.

3- Bilgi çağının en önemli aleti bilgisayardır. Başta Rusya federasyonu olmak üzere yeni Türk devletleriyle birlikte diğer komşu devletlerde de çok büyük bir bilgisayar açığı vardır. Halen Türkiye’de ihtiyacın çok üstünde televizyon üretimi için bir altyapı mevcuttur. Rakamlarla ifade etmek gerekirse mevcut altyapı tek vardiya ile yılda 1.500.000 televizyon, üç vardiya halinde ise yılda 5.000.000 televizyon üretimine imkân verebilir. Hâlbuki şu anda ülkemizdeki televizyon pazarı yılda 500.000 civarındadır. Türkiye’deki mevcut televizyon sanayisi alt yapısının bilgisayar imalatına yöneltilmesi bütün Türk devletleri ve komşu ülkelerin bilgisayar açığının kapatılmasında önemli bir rol oynayacaktır. Türkiye’nin Batı teknolojisine yakınlığı bu görevi yerine getirmesine yardım edecektir.

4- Türkiye nükleer teknolojiye girmekte çok geç kalmıştır. Türkiye’de süratle nükleer elektrik santrallerinin kurulması başlatılmalıdır. Çünkü bu konuda Türkiye’ye önemli bir görev düşecektir. Bildiğiniz gibi eski Doğu Bloğu ülkelerindeki elektrik üretimi Batı teknolojisine göre çok iptidai ve emniyet düzeyi düşük reaktörler vasıtasıyla sağlanmaktadır. Sadece Rusya Federasyonu’nda bu iptidai ve emniyetsiz atom reaktörlerinden otuzu çalışmaktadır. Bunların çağdaş teknolojiye adapte edilerek emniyetli ve yüksek verimli hale getirilmesi bölgenin refahına ve dünya barışına yapılacak önemli bir katkıdır. Türkiye süratle nükleer teknolojiye girerse Sovyet yapımı reaktörlerin ıslahı konusunda da önemli hizmetlerde bulunabilir.

5- Türk devletlerinin iş birliği programı çerçevesinde Rusya Federasyonu ile karşılıklı menfaatlere dayanan yakın ilişkiler kurulmalıdır. İleri teknoloji alanında Rusya yeni teknolojik malzemeler geliştirme konusunda önemli mesafeler almıştır. Bu hususların batı teknolojisi ile kaynaşmasında Türkiye aktif rol almalıdır.

6- Çağımızda uzay teknolojisinden uzak kalmak mümkün değildir. Türk sat uydusu ile uzay kulübüne giren Türkiye diğer Türk devletleri, batılı ülkeler ve Rusya federasyonu ile yakın iş birliği içinde aktif olarak uzay araştırmalarına başlamalıdır.

7- Nihayet teknolojik alanda en önemli husus, Türk devletlerinin topraklarında bulunan zengin kaynakların süratle bu ülkelerin refahına tahvil edilebilmesi için, büyük ölçüde, başta ABD olmak üzere Batı sermayesi yeni Türk devletlerine yöneltilmelidir. Türkiye batıyı en yakından tanıyan bin yıldır batı dünyasının içindeki bir ülke olarak. Batı sermaye ve teknolojisinin kardeş Türk devletleri ve topluluklarına akıtılmasında, gereken siyasi irtibatları ve köprüleri kurarak bu tarihi görevini yerine getirmelidir. Batı sermayesinin Türk devletlerine akışı, Türkiye’nin siyasi ve tarihi tecrübelerinden faydalanıldığı takrirde yeni Türk Devletlerinin uzun vadede istiklallerini muhafaza edebilmelerinin önemli unsuru olacaktır. Bugün Türk Cumhuriyetleri ve Türk Toplulukları Kardeşlik, Dostluk ve Barışçı İşbirliği Kurultayı’nın ikincisi İzmir’de toplanmış bulunmaktadır, insanların bir araya gelerek dostluk ve barış içinde sıkı bir iş birliği ortamı meydana getirmeleri şüphesiz çok yararlıdır. Düzenlenmiş olan bu toplantılar hiç kimseye karşı bir husumeti ifade etmeyip aksine yaşanılan bölgelerde bulunan bütün topluluklara karşı daha ileri bir iş birliği, daha sağlam bir barış sağlama gayesini gütmektedir. Komşumuz ve dostumuz Ruslarla “Karadeniz Refah ve İşbirliği” antlaşması teşkilatı gibi kültürel, sosyal ekonomik ve siyasi münasebetlerimizi geliştirmeyi ve pekiştirmeyi öngörmektedir.

Türk Cumhuriyetleri ve diğer Türk Toplulukları aralarında kültür alışverişini hızla geliştirmelidirler. Geçen seneki Kurultay da ilim adamlarımız tarafından düzenlenmiş olan 34 harfli Türk alfabesi süratle uygulanmaya konulmalıdır. Bunun gerçekleşmesi bütün Türk alenimin batı medeniyetine uyumunu kolaylaştıracak ve hızlandıracaktır. Özbekistan, Kırgızistan, Kazakistan ve Türkmenistan ile Tacikistan ileriye doğru aralarında bir konfederasyon oluşturmaya çalışmalıdırlar. Böylece Stalin tarafından parçalanmış olan eski Türkistan yeniden doğacaktır. Hazar denizinin doğusunda kalan ve Tanrı Dağları ile Altay Dağları’na kadar uzanan ulu Türkistan yeniden doğmalıdır. Bunun bölgede yaşayan halklara sağlayacağı yararlar büyüktür. Azerbaycan ve Türkiye ile birlikle Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan Cumhurbaşkanları ve Başbakanlarının katılımı ile bir Türk Cumhuriyetleri Yüksek Konseyi oluşturulmalı ve ülkelerin alfabetik sırasına göre her Cumhurbaşkanı bir yıl süre ile konseye başkanlık etmelidir. Konseyin altında da her alanda iş birliğini planlamak ve uygulamasına yardımcı olmak üzere her cumhuriyetin ellişer temsilcisinin bir araya gelmesi ile bir Türk Cumhuriyetleri İşbirliği Meclisi kurulmalıdır.

Rusya Federasyonu ile yakın dostluk ve iş birliği sağlanmalı ve sürdürülmelidir. Ancak kurulacak olan yeni düzende sömürgeci ve sömürgeler veya sömürücü ile sömürülen münasebetleri şeklinde olmamalıdır. Barışı, dostluğu, kardeşliği sağlamak için aşağıda sıralanan dört ilkeye bağlı kalınmalıdır.

1- Karşılıklı münasebetlerde taraflar birbirlerinin iç işlerine asla karışmamalıdır.

2- Münasebetlerin barış ve selamet içinde sürmesini sağlamak için Mütekabiliyet, Mutuality ilkesi esas tutulmalıdır.

3- Taraflar münasebetlerini eşit şartlar altında yürütmelidirler.

4- Tarafların daima eşit haklara sahip olduğu görüşü ile hareket edilmelidir.

İkinci Kurultayı’nda Avrasya bölgesine ve bütün insanlığa hayırlı olmasını dileyerek derin saygılarımı sunarım.

 

Add Comment