Okuma Kültürü ve Genç Bireylerde Okuma Alışkanlığı Üzerine – Betül Kübra GÜNGÖRDÜ

Okuma Kültürü ve Genç Bireylerde Okuma Alışkanlığı Üzerine – Betül Kübra GÜNGÖRDÜ

OKUMA OLGUSU (TANIM)

Okuma hakkında değişik tanımlar yapılmış ve okuma sözcüğüne değişik anlamlar yüklenmiştir. Okuma kavramı toplumdan-topluma ve zaman içinde değişmekte, yeni biçimler almaktadır. Okuma, çeşitli gelişme aşamalarından oluşan karmaşık bir süreçtir. Okuma, basılı ya da yazılı işaretleri yorumlama ve adlandırma amacı ile zihnimizin göz ve ses organlarımızla birlikte ortaklaşa yaptığı etkinlik olarak tanımlanabilir. Okuma, her dilin kendi kurallarına uyarak yazılı mesajları sözlü mesaj haline getirmek, kavramak, muhakeme yürütmek ve yargıya varmaktır. Okuma, bir yazıyı, sözcükleri, cümleleri, noktalama işaretleri ve öteki öğeleri ile görme, algılama ve kavrama sürecidir. Bir ülkenin sosyal ve ekonomik kalkınmışlığının göstergelerinden biri de kitap sayısıdır. Bu yüzden ülkeler, ilkokuldan üniversiteye kadar okul programları içinde okumanın yerini en başa koymuşlardır. Millî Eğitim Türkçe Programı’nın genel amaçları şöyle sıralanmıştır:

  • Öğrencilere, görüp izlediklerini, dinlediklerini, okuduklarını tam ve doğru olarak anlama gücü kazandırmak;
  • Onlara, görüp izlediklerini, dinlediklerini, okuduklarını, incelediklerini, tasarladıklarını söz ya da yazı ile doğru ve amaca uygun olarak anlatma beceri ve alışkanlığını kazandırmak;
  • Öğrencilere Türk dilini sevdirmek, kurallarını sezdirmek; onları Türkçeyi gelişim süreci içinde bilinçle, özenle ve güvenle kullanmaya yöneltmek;
  • Onlara dinleme, okuma alışkanlık ve zevkini kazandırmak; estetik duygularının gelişmesine yardımcı olmak;
  • Türlü etkinliklerle öğrencilerin kelime dağarcığını zenginleştirmek;
  • Onların milli duygusunu ve coşkusunu güçlendirmede kendi payına düşeni yapmak;
  • Sözlü ve yazılı Türk ve dünya kültür ürünleri yoluyla, Türk kültürünü tanıma ve kazandırmada Türk yurdunu ve ulusunu, doğayı, hayatı, insanlığı sevmelerinde yardımcı olmak;
  • Onlara, bilimsel, eleştirici, doğru, yapıcı ve yaratıcı düşünce yollarını kazandırmada Türkçe dersinin payına düşeni gerçekleştirmektir.

Yukarıda sıralanan amaçların gerçekleştirilmesinde okumanın rolü büyüktür. Gerek Türk dilinin öğretilmesinde gerek öğrencinin kişiliğinin tamamlamasında ve kültürünü öğrenebilmesi için çocuklara okula başladığı ilk günden itibaren okuma alışkanlığının kazandırılması gerekmektedir.

Anlama, anlatma ve dilbilgisi öğretimi üzerine kurulan Türkçe dersi ve Türkçe öğretmeni, okuma konusunda üzerine düşen vazifeyi yerine tam olarak getirmelidir. Emin Özdemir, bu konuyu şöyle dile getirmektedir:

Anadilimizi ustalıkla kullanabilmenin ölçüsü nedir? Bu soruyu en yalın bir biçimde şöyle yanıtlayabiliriz. Okuduğumuzu ve dinlediğimizi anlayabilme; anladığımızı anlatabilme… Okuduğunu ve dinlediğini anlamayan, anladığını da söz ve yazıyla anlatamayan bir öğrencinin hiçbir derste başarılı olabileceği düşünülemez.

OKUMANIN ÖNEMİ VE İŞLEVİ

Gelişmiş ülkelerin okuma alışkanlığı ile ilgili sorunları ciddi ve hızlı bir biçimde ele alarak çözümlemiş olmaları okumanın toplumsal önemini ortaya koymaktadır. Okuyarak, günümüzde büyük boyutlara ulaşmış bulunan bilgi birikiminden yararlanabiliriz ve diğer insanlarla iletişim kurabiliriz. İnsan okuyarak, zihinsel bir gelişme gösterir. Bu gelişme, anlayışın ve kavrayışın gelişmesini sağlar. Zihin okuduğu her yazıdan bir şeyler öğrenir. Bu öğrenme bireyin bilinçlenmesini, hayatına daha kolay yön vermesini sağlar. Okumak, zihin kısırlığının başlıca ilacıdır. Zihin okumakla açılır, olgunlaşır, bütün fizik ve moral alem okumakla geçit bulur.

Okuma, toplumsal yaşamın temel ihtiyaçlarından biri durumundadır. Bireyin entelektüel gelişiminin temeli olan okuma, teknolojinin damgasını vurduğu çağımızda toplumsal bir güç niteliğine bürünmüştür. Kişinin bireyleşmesi ve içinde yer aldığı toplumla sağlıklı ilişkiler kurabilmesi en başta okuma gücü kazanmasına bağlıdır. Bireyin anlama gücünü geliştiren, bilgi dağarcığını zenginleştiren okuma, öğrenmenin de temel aracıdır. Okuma ile değişimin bilincine varabilen bireyin doğru seçim yapmasının, bir ülkede demokratik yapının yaşatılmasında da önemli bir yeri vardır.

Okuma sadece bilgi edinmede, kafamızda oluşan sorulara cevap bulmada ya da tecrübeleri paylaşmada kullanılan bir araç değildir. Birey okuyarak anlama, seçme, kestirme gücünü de geliştirir. Okuma, insan kişiliğini geliştiren, düşünce donanımını zenginleştirdiği gibi duyarlılığını da yeniden kurup biçimlendirebilir.

Makale, deneme, köşe yazısı, eleştiri, röportaj gibi yazılar, insan düşüncesini genişletir, bilgi dağarcığına yeni bilgiler katar; roman, hikaye, şiir gibi ürünler ise insan yaşamını zenginleştirir, dünya sınırlarını genişletir.

Kültür, toplumsal bir gelişme süreci ve bunun sonraki nesillere aktarılmasıdır. Bu tanıma göre okumanın kültürel etkinlik boyutunun da kuşaklar arasındaki bağları kurmak, onları birbirine bağlamak etkinliği vardır. Toplumsal yapı bir değişim süreci içindedir. Bu değişme ve gelişme süreci içinde insanların birbirlerine yabancılaşmaması, kuşakların birbirinden kopmaması kimi değer yargılarında birleşmelerine bağlıdır. Bu değer yargılarını kazanmada, bireylerin birbirlerini ve çağlarını tanımada yazılı ve basılı kaynakların önemli bir yeri vardır. İşte, okuma, bireyleri bu kaynaklara götüren, onlardan yararlanmalarını sağlayan bir araçtır.

İnsanların toplum içindeki davranışlarını çevresi ve bu çevrenin oluşturduğu kültür şekillendirir. Bu düşünce doğrultusunda okuma alışkanlığının kazandırılmasında toplumun önemli bir rol oynadığı ve bireyin okuma davranışını geliştirmesini etkilediği söylenebilir. Bütün bunlardan yola çıkarak okuyan kişinin gelişmiş bir zihin ve kişiliğe sahip olabileceği, yaşadığı toplumun değer yargılarını anlayabileceği söylenebilir. Okuyan toplumun da verimli bir ekonomiye, demokratik bir yapıya ve sağlıklı bir vücuda sahip olacağıdır.

GENÇLERDE ve ÇOCUKLARDA OKUMA ALIŞKANLIĞI

Türkçe sözlükte “alışkanlık” şöyle tanımlanmaktadır. “Bir şeye alışmış olma durumu, iç ve dış etkilerle davranışların tekrarlanması, hep aynı biçimde gerçekleşmesi sonucu beliren, şartlanmış davranış”. “alışmak” fiili de, “Bir işi tekrarlayarak kolaylıkla yapabilmek; yadırgamaz duruma gelmek; sürekli ister olmak” biçiminde ifade edilmektedir.

Alışkanlıklar ve tutumlar, küçük yaşlarda başlayan öğrenme süreci sonucu gelişir. Belirli bir davranışın görülmesi için çok tekrar edilmesi, bireye bir zevk vermesi gerekir. Alışkanlık tutum ve ortama bağlı olarak ortaya çıkar ve bu bir davranışa dönüşür.

Okuma alışkanlığı, bireyin okumayı bir ihtiyaç olarak algılaması sonucu, hayat boyu sürekli ve düzenli bir biçimde gerçekleştirmesi anlamına gelir. Okuma alışkanlığının oluşmasında diğer alışkanlıklarda da olduğu gibi en uygun dönem çocukluk ve gençlik dönemidir. Kişilik oluşumunun ve yaşama ilişkin ilk deneyimlerinin yaşanmaya başlandığı, algılama ve etkilenmenin en yoğun olduğu çocukluk dönemi ile bedensel ve ruhsal gelişmenin hızlandığı ve yaşama hazırlık diye nitelenen gençlik dönemi, okuma alışkanlığının oluşturulması yönünden birbirinin devamı olmasına rağmen, ailenin etkisi yönünden bazı farklılıklar taşımaktadır. Çocukluk döneminde en belirleyici etki ve rol aileden gelmektedir.

Her okuma belli bir amaca yönelik gerçekleştirilir. Gazete okuyarak dünyada ve ülkemizde olup bitenlerden haberdar oluruz. İş ve uğraş alanlarımızla ilgili bir kitabı okur, gelişmeleri, değişmeleri izler, bu konudaki bilgilerimizi tazeleriz. Her ne suretle olursa olsun okumak, bir amaç için yapılır; eğlenmek, boş vakit geçirmek, günlük yorgunluğu atmak, gelişen olaylardan haberdar olmak, sosyal, kültürel, ekonomik ve teknolojik gelişmeleri takip etmek, bilinmeyen şeyleri öğrenmek gibi. Bir okuyucunun okuma alışkanlığı tanımlamak için, neleri, ne zaman, nerede ve nasıl okuduğunu ve okuduklarını hangi yolla elde ettiğini belirtiriz; bunun yanı sıra okuma alışkanlığı tanımına, okuyucunun izlediği okuma stratejisi de girmektedir. Okuma alışkanlığını tanımlamada kullandığımız ölçütleri şu şekilde sıralayabiliriz.

  1. Okuyucunun ne tür yayınlar okuduğu,
  2. Ne sıklıkla okuduğu, hangi türleri ne oranda okuduğu,
  3. Bir seferde aralıksız ne kadar okuyabildiği
  4. Yılın, haftanın ya da günün hangi zamanlarında okumayı tercih ettiği, ne zamanlar neleri okumaktan hoşlandığı,
  5. Okuduğu kitapları hangi yolla elde ettiği; satın almak, ödünç almak ya da kütüphanede okumak yollarından hangisini-hangilerini tercih ettiği,
  6. Okuma sırasında hangi stratejileri izlediği; belli okuma tekniklerini kullanıp kullanmadığı.

Alışkanlıklar birey hayatında çevreden, ebeveynden, öğretmenlerden ve özellikle de bireyin hareket ettiği grubun verdiği ideallerden davranış modelleri biçiminde elde edilir. Bu nedenle alışkanlıklar toplumsallaşmanın en önemli sonuçlarından biridir.

Düzenli faaliyet olan alışkanlık, ancak bireyin, onun zahmete değer olduğunu hissettiğinde gerçekleşecektir. Okuma alışkanlığı da okuma eyleminin kişisel, mesleki ve sosyal ilgileri yönünden birey için ne tür yararları olduğu görüldüğünde kazanılmış olacaktır. Bu doğuştan varolan ilgi ve ihtiyaçların karşılanması ile başlar, arkadan okumanın getirdiği kazancın ne olduğunun kavranması gelir ve son olarak, kitapla düzenli bir arkadaşlığa dönüşür. Okuma ve kitaplar ancak bu şekilde alışkanlık olarak sağlam ve sürekli bir konuma ulaşabilir.

Kişilere okuma alışkanlıklarını geliştirme konusunda pek çok şey yapılabilir. Araştırmalar, uygun programların izlenmesi durumunda, özellikle öğrencilerin okuma alışkanlıklarının geliştirilebileceğini göstermektedir. Bu konuda yapılan bir deneyde (Brown, Cromer ve Weinberg, 1986), bir grup çocuğun birbirlerine ödünç kitap alıp vermeleri sağlandığında, çocukların okuma alışkanlıklarında gelişme kaydedilmiştir. Bir çocuğun, öğretmenin önerdiği kitabı okuması arasında fark olsa gerek Gençlik döneminde ilişkin okuma alışkanlığı değerlendirilebilmesi için öncelikle ‘’gençlik çağı’’ kavramını açıklamak gerekmektedir. Konunun uzmanlarından Özcan Köknel’in fizyolojik bir gelişme ve olgunlaşma dönemi olarak tanımladığı gençlik dönemi, hizmet götüreceği gruba açıklık getirmek için, tanımına yaş sınırları ile belirginlik kazandırma durumunda olan MEGSB ise, buluğa erme nedeniyle bio-psikolojik bakımından çocukluğun sonu ile toplum hayatında sorumluluk alma dönemi olan 12-14 yaş grubu olarak tanımlamaktadır. Bu dönemde genç, toplum içinde bir rol oynamanın çabası içindedir. ‘’Bu çağ biyolojik, psikolojik ve sosyal yönlerden hızlı bir olgunlaşma çağı olup, birey bu döneminde sosyal bir kişilik kazanır.’’ Görüldüğü gibi gençlik döneminin, çocukluk döneminde ayrıldığı en önemli nokta, bireyin toplumsal bir kişilik kazanmaya, yani ailesi ile olandan daha yoğun olarak toplumla ilişkiler kurmaya yönelmesidir. Bu yöneliş doğal olarak, diğer alışkanlıklarda olduğu gibi okuma alışkanlığının kazanılmasında da belirleyici etmenin arkadaş grubu, yakın çevre, toplum, kültür, okul, kütüphane v.b. toplumsal grup ve kurumların olmasına yol açmaktadır. Toplum tarafından desteklediğinde, birey, okumayı, bu dönemde kişiliğinin sınırlarını genişletme, toplumda önemli bir rol oynamanın ve toplum ile ilişkiler kurabilmenin önemli bir aracı olarak görmektedir. Bireye gençlik döneminde okuma alışkanlığının kazandırılabilmesi ve bu alışkanlığın geliştirilebilmesi, halk kütüphanesi ve dahil bir çok toplumsal kurum ve kuruluşun çabası ile olanaklı olmaktadır.

 

Add Comment