Gençlik ve Politika – Furkan AKSU

Gençlik ve Politika: Türkiye’de Gençlik, Depolitizasyon Süreci ve Tarihsel Bağlamda Türk Gençliğinin Sosyolojik Bir Analizi – Furkan AKSU

 

 

Gençlik, biyolojik, iktisadi, sosyal ve kültürel anlamda edilgenlik durumu olan çocukluktan etkin ve sosyal bir aktör olarak toplumsal sahada varlık gösteren yetişkin bireylik arasındaki geçiş dönemini ifade eden bir süreç olarak İnsanlık tarihine baktığımızda son yüz yıllarda ortaya çıkmış bir kategoridir diyebiliriz.

Nitekim bir çok toplumda farklı anlam, sorumluluk ve misyonlar atfedilen gençliğin, Avrupa için Doğu toplumlarının çok daha sonrasında bir kategori olarak algılanmış ve üzerine düşünülmüş bir olgu olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Sanayi devrimi öncesinde yetişkinlik diye bir kategoriden dahi bahsedemediğimiz Avrupa toplumlarında Sanayi sonrasında da benzer durumun gözlenmesi muhtemeldir ki insanların birer üretim aracı olarak algılanışıyla ilişkisi bulunmaktadır. Öyle ki gençlik sürecinden bahsetmemiz için gerekli olan çocukluk dönemi Avrupa için Sanayi sonrasında ancak “minyatür yetişkinlik” olarak ortaya çıkmıştır ki bu da sadece soylu çocukları için inşa edilmiş bir kategoridir.

Ucuz iş gücü olması haricinde bir anlam ifade etmeyen gençlik ve çocukluğun sosyal inşası Avrupa toplumları için sadece iki yüzyıllık bir maziye sahiptir. Bir üretim aracı olarak alınıp satılan çocuk ve gençlerin bırakın siyasi bir özne olarak ülkelerinin kaderini belirler bir konuma erişmesini sosyal bir aktör olarak dahi toplumsal sahada karşılık bulamadıkları bir coğrafya ve dönemden söz etmekteyiz.

Osmanlı’da Gençlik

Avrupa’da gençlik son yüzyıllar da tanımlanarak belli ölçüde önem atfedilen bir kategoriye referans etmekteyken Osmanlı Devleti içerisinde durum farklıydı. Nitekim Osmanlı’nın teknik anlamda geri kalmışlığını farkına vardığı yüzyıllarda umudu gençliğinde araması, 1700’lü yıllar öncesinde zaten bir sosyal kategori olarak gençliğin varlığı ve toplumsal hayat içerisinde aktif özne olarak iktisadi, sosyal, kültürel sahada etkin rol oynar konumda olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Teknik anlamda geri kalmışlığının üstesinden, Avrupa’ya gönderdiği gençlerin geri döndüklerinde yeniden imar edecekleri bir Osmanlı Devleti tahayyül edilir. Nitekim Avrupa’da eğitim gören Jön Türkler ve Yeni Osmanlılar kendilerine atfedilen “devleti kurtarma misyonunu” içselleştirerek Cumhuriyet’in de temellerini atacak bir iradeyi ortaya koyarlar.

Buradan hareketle Osmanlı’da gençliğin bizatihi politik hayatın içinde ele alındığını ve devletin kaderini teslim edebilecek kadar önem arz eden bir dinamizme karşılık gelen gençlik kategorisini inşa ettiğini söyleyebiliriz. Osmanlı’nın son dönemlerinde tamamiyle yönetimi ele alan “devlete karşı misyonunu içselleştirmiş gençlik” imajına baktığımızda Dünya’nın geri kalanına kıyasla coğrafyamızda gençliğin politika ve yönetim ile ilişkisinin çok daha kadim bir gelenek olarak günümüze değin geldiğini görebiliyoruz. Gençliğin bir milletin geleceği olduğu söylemi görüldüğü gibi Türk Milleti için tarihsel kökleri bulunan bir anlatıdır.

Kurucu İrade: Türk Gençliği

Öte yandan Türk gençliğinin bahsettiğimiz tarihsel misyonu edinmesi bir kendindenlikten ziyade dönemin Osmanlı hanedanının duruşuyla da ilgilidir. II.Abdülhamid Han’ın Osmanlı’da ilk özelliği gösteren batılı tarzda tematik okullar açtırması, gençliğin iradesine başvurmak için bir adım olarak da algılanabilir. Osmanlı’nın genç subaylarının devraldığı yönetim mekanizması, 20.yy’da Osmanlı’nın küllerinden Yeni Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran irade olarak karşımıza çıkar.

Türk Gençliğinin pratik anlamda yönetim ve politikaya karşı ilk imtihanı olan devletleşme süreci yine Osmanlı’nın genç subaylarından biri olan Mustafa Kemal’in önderliğinde gerçekleşir. Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde kanaat önderi konumunda bulunan insanların Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde Gazi Meclis’i açmaları mutlaktır ki Türk Milleti’nin gençliğine duyduğu güven ile ilgilidir.

“Cumhuriyeti Biz Kurduk, Sizler Yücelteceksiniz”

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda en etkin aktör olan gençlik, o vakitten sonra yeni devletin ve rejimin muhafazası konusunda vazife üstlenmesi için yetiştirilecekti. Yeni eğitim sistemi Türk gençliğini bizatihi Cumhuriyet’in koruyucusu misyonuna eriştiriyor ve politik bir özne olarak bu misyonu içselleştirmesi kendisinden bekleniyordu. Mustafa Kemal Atatürk’ün: “Cumhuriyeti biz kurduk, onu yaşatacak ve yükseltecek olan sizlersiniz.”  Vecizesi Türk gençliğine atfedilen rolün ve misyonun bir göstergesi idi. “On yılda on beş milyon genç yarattık her yaştan..” sözlerine yer verilen 10.Yıl Marşı, devlet idaresini devralacak ve yönetimi şekillendirecek Türk gençliğinin bu misyonla yetiştirildiğinin de bir göstergesiydi.

 

Büyük Kopuş: 12 Eylül 1980 İhtilali

24 Ocak 1980 tarihinde 24 Ocak Kararları imzalanmış ve Turgut Özal’ın önderliğinde Türk ekonomisi serbest piyasa ekonomisine kollarını açmıştı. Kadim ekonomi geleneği olarak devletçi-karma sistemin terk edilmesi elbette salt iktisadi bir dönüşümün değil sosyal ve kültürel bir değişim-dönüşümün de habercisi olacaktı. Böyle bir süreçte 12 Eylül 1980 İhtilali’nin gerçekleşmesi akıllara “24 Ocak Kararlarının daha iyi uygulanması için” bir müdahale olduğunu getiriyordu.

1980 öncesinde daha önce tarihsel süreçte ele aldığımız şekilde “memleketi kurtarmak” adına mücadele içerisinde olan Türk gençliği de büyük ekonomik dönüşüm ile birlikte bir değişime getirilmek istendi. Öyle ki geleceğe dair planları ve hayalleri sorulduğunda “Ülkü, Turan, Milliyetçi Türkiye” gibi tahayyülleriyle karşılaşılan bir gençlik, serbest piyasa ekonomisi içerisinde açık Pazar konumuna getirilen Türkiye’de bu kararları imzalayan siyasiler ve ideolojileri için arzulanan bir gençlik değildi.

1980’nin serbest piyasa ekonomisine açılan Türkiye’sinde arzu edilen gençlik, devletin geleceğini, milletin varlığını düşünen bir gençlik değil; yeni Türkiye’nin tümüyle ithalata açılan yapısı içinde “sınırsız tüketim arzulayan” bir gençlikti.

 

Neoliberal Türkiye; Depolitize Gençlik

Bu nedenle gençliğin depolitizasyonu 12 Eylül 1980 Darbesinin eylem planlarından biri olarak karşımıza çıkmaktaydı. Gençliğin devlet meseleleri ile arasına bir set çekerek salt tüketim öznesi haline getirmek için bir takım sosyal dönüşümleri gerekli gören darbe yönetimi idamlarla birlikte “memleket ve devlete karşı duyarlılığa” karşı bir caydırıcılıktan söz ediyordu.

Tüm siyasi-ideolojik gençlik hareketlerinin son bulması adına başlatılan depolitizasyon süreci 1983 seçimleri sonrası sivil bir iktidar olarak ANAP’ın yönetimi devralması ile sosyal ve kültürel sahada da etkisini göstermeye başladı. Gençlerin spor (sadece küresel sermayenin etrafında şekillenen futbol), cinsellik ve müziğe yönlendirilmesi adına açılan gazete, dergi, radyo programları, gençlerin ilgisini politikadan ve devlet, millet ideallerinden uzaklaştırmak amaçlı bir kültürel dönüşüm politikası olarak karşımıza çıktı.

Türk gençliğinin depolitize olması adına yürütülen yayın faaliyetleri ve politikalar sonucu oluşan apolitik, devlet-millet gibi konularda duyarsız, tüketim arzusunda bir nesil meydana geldi. Bazı kesimlerce bu nesil “Özal gençliği” olarak adlandırılmaktadır.

1980 öncesinde kendisine hayali sorulduğunda vatan, millet, devlet üzerine söylemlerde bulunan gençlik, 1980 sonrasında iyi bir şirkette yönetici olmak, konforlu bir hayat sürmek, daha fazla tüketmek gibi hayallerini söyler konuma geldi.

Arabesk müzik mevcut depolitizasyon politikalarının bir parçası olarak gençliğin beğenisine sunuldu. “Batsın bu dünya” derken dünyevi bir hazza erişme arzusu ile dertlenmesi beklenen gençlik, cinsellik içeren dergiler ile de dünyanın geri kalanı için duyarsız hale geliyor, kendisi için sunulan ‘’tüketim cennetinden’’ daha fazla ölçüde yararlanmak için çalışıyor, çaba sarf ediyordu.

Bireyci, sadece kendi faydası için konformist bir hayat süren “Özal Gençliği” ne yazık ki 1980 öncesinde vatan mücadelesi veren bir neslin çocuklarıydılar. “Haksızlığın karşısında durmak” gibi bir erdemi yitiren yeni kuşak “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” mottosuyla konformist bir dünya görüşüyle yaşamaktaydı.

Kuşak Meselesi ve Politika

Gençlikle ilgili bilimsel metinlere baktığımızda üç farklı yaklaşımdan söz edebiliriz. Bunlardan birincisi gençliğin bir milletin geleceği olduğunu esas alan klasik yaklaşımdır ki politik bir özne olarak gençlik içinde yaşadığı toplumu inşa edecek iradeye sahiptir. İkinci yaklaşım tek bir gençlik tipolojisinden bahsetmenin mümkün olmadığını; gençlik değil gençliklerden söz edebileceğimizi esas alarak farklı tipolojilerde gençlik gruplarının farklı ideal ve dünya görüşleri olabileceği üzerinde durmaktadır. Bir diğer yaklaşım ise gençliklerin varlığını inkar etmemekle birlikte aynı coğrafya ve zaman içerisinde yaşayan farklı gençlik tipolojilerinin toplumsal etkileşimlerden kaynaklı olarak ortak karakteristik özelliklerinin olabileceğini; aynı yıllarda doğmuş, benzer tecrübeler edinmiş, aynı olaylara benzer tepkiler vermiş gençlerin tek kategoride ele alınabileceğini savunur ki buna “kuşak” ismi verilir.

1980 öncesi Türk gençliğinin farklı karakteristik özellikleri mevcut olsa da ortak paydasının “memleketi kurtarma arzusu” olduğunu söyleyebiliriz. Tam da bu noktada 1980’in bir kırılmaya tekabül ettiğinden söz edebiliriz. 1980 sonrası Türk gençliğinin ortak paydası “tüketim” olmuştur yönünde fikirler bulunmaktadır.

Ancak tam da burada gençlik üzerine yoğun depolitizasyon politikalarının uygulandığı, moda-popüler müzik gibi dış etmenlerle muhatap olmuş bir neslin sonrasında 2000 sonrası gençliğinin karakteristik farklılaşmasına bakmamız yerinde olacaktır.

“2000 Sonrası: Türk Gençliği Özüne mi Dönüyor?”

2000’li yıllara baktığımızda politikaya ilgisiz neslin belli ölçüde devam ettiğini ancak “ülke nasıl refaha erer” konusunda tartışmaların yürütüldüğü bir gençliğin de varlığından söz edebilmekteyiz. Gençlik grupları arasında gündelik siyaset tartışmalarının sıkça yapıldığı bir dönem olarak 2000 sonrası Türk gençliği yine belli ölçüde politikaya ve devlet meselelerine ilgi besler konuma gelmiştir diyebiliriz.

Bu durumun en bariz örneğine 15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi gecesinde rastladık. Öyle ki darbecilere karşı şehirlerin meydanlarına akın eden, tankların önüne yatan Türk Gençliği idi. 1980 sonrasında yoğun apolitikleşme politikalarına maruz kalarak toplumsal ve siyasi olaylara ilgisiz kalması sağlanan gençlik 15 Temmuz gecesi, tıpkı 1980 öncesindeki dinamizmi ile meydanlarda idi.

 

“12 Eylül’de Bizim Çocuklar Kazandı Demişlerdi 15 Temmuz’da Onların Gayri Meşru Çocukları Kaybetmiştir!”

Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Beyefendi’nin 15 Temmuz Darbe girişimi sonrası sarf ettiği “15 Temmuz’da Onların Gayri Meşru Çocukları Kaybetmiştir” sözlerine baktığımızda 1980 Darbe girişimi sonrası milli meseleler ile ilişiği kesilmeye çalışılan gençliğin 15 Temmuz’da darbe girişimini durdurmuş olmasından hareketle Türk gençliği üzerine oynanan oyunun bu sefer başarısız olduğunu söyleyebiliriz. Devletin geleceğini düşünmekten alıkonulmak istenen Türk gençliğinin mevzu bahis gecede bir mücadeleye girişmesi mümkündür ki 12 Eylül’ün de başarısızlığına tekabül etmektedir.

 

Ülkücü Hareket Bu Sürecin Neresinde?

Ülkücü Hareket, Türkiye Cumhuriyeti Tarihinin ilk dinamik gençlik mücadelesi olan 1944 olaylarından aldığı tarihsel miras ile 1970’li yıllarda iradesini ortaya koyan toplumsal bir harekettir. “devletin ve milletin bekası” için gençliğin dinamizminin bir araya toplandığı ve mücadele içerisine girdiği bir nesil olarak Ülkücü Hareket 1980 sonrasında vakıf ve dernekleri kapatılarak, işkencelere maruz bırakılan, idam edilerek dağıtılmaya çalışılan bir konumda idi.

Ancak tüm beynelmilel akımlar ve hükumetlerin resmi gençlik politikalarına rağmen dinamizmini ve iradesini korumayı başaran Ülkücü Hareket için mevcut süreçler belli ölçüde teğet geçmiştir diyebiliriz.

Nitekim 21.yüzyıl Dünya’sında Klasik anlamda hiçbir gençlik hareketi varlığını devam ettirememişken yarım asırlık geleneksel yapısı ile aynı dinamizmini devam ettiren Ülkücü Hareket; bu özelliği ile Dünya’nın en büyük gençlik hareketi’’ olma özelliğine de sahiptir. Kuruluşundan günümüze tüm anlatı, ritüel ve dinamizmini muhafaza etmeyi başarabilen Ülkücü Hareket’in mensupları depolitizasyon, tüketim çığırtkanlığı gibi akımlardan belli ölçüde kendisini koruyarak mevcut yapısını devam ettirmesinin yanında Türk Gençliğinin “devlet meselelerine” karşı duyarlılığını da diri tutmayı başarmıştır.

Dünya üzerinde belli bir lider, sürekli bir teşkilatlanma, bir anlatı etrafında fikir dünyasında birleşme, hiyerarşik düzen gibi klasik sosyal hareketlere özgü karakteristik özelliklere sahip Ülkücü Hareketten başka bir hareketin varlığından söz edememekteyiz.

Günümüz gençlik hareketleri daha ziyade belli bir konuya hassasiyet gösteren insanların devamlı olmayan birlikte hareketi olarak tezahür etmektedir.

 

Sonuç Yerine

Gençlik Türkiye’de bir sosyal ve politik kategori olarak çok erken dönemlerden bu yana var olan bir olgudur.  Osmanlı’nın son dönemlerinden günümüze değin birçok merhaleden geçen Türk gençliğinin devlet meseleleri ile ilgisi tarihsel bir iradeyi içerisinde barındırmaktadır.

Batı toplumlarının aksine gençliğine önemli misyonlar yükleyerek siyasete ilgisini diri tutan Türk Milleti için gençlik geleceğin teminatıdır. Bu gelenek günümüze değin süregelmiş olsa da 12 Eylül 1980 Darbesi gibi bazı sosyal yağıya müdahaleler ile sekteye uğratılmıştır.

Gençlerin politikaya karşı ilgisiz olması, apolitikleşmesi milletin devamlılığını tehdit edecek bir durumdur diyebiliriz. Nitekim gençlerin politikaya karşı ilgisiz olup farklı mecralara yönelmesi küresel sermayenin dışında kimseye bir fayda sağlamamaktadır diyebiliriz.

Vatan, milet, devlet gibi konularda her zaman söyleyecek bir sözü olan Türk gençliği akabinde Ülkücü Gençlik; toplumsal, kültürel deformasyonlara karşı tepkisini koyarak Türk Milleti’nin dinamizmi ve idrakı olarak varlığını sürdürecektir.

Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Beyefendi’nin de belirttiği gibi:

‘’Gelecek bizim, Biz Geleceğiz!’’

Add Comment