GENEL BAŞKANIMIZ GİRESUN-ORDU İL ve İLÇE TEŞKİLATLARIMIZLA BİR ARAYA GELDİ
Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Başkanımız Ahmet Yiğit Yıldırım Ülkü Ocakları Ordu ve Giresun il başkanlıklarımızla bir araya geldi. "Liderimiz Sn. Devlet Bahçeli Beyefendi'nin teşrifleriyle 20 Kasım'da gerçekleşecek olan “Aday Belli, Karar Net" Samsun açık hava toplantımız öncesi bölge ziyaretlerimiz kapsamında, Ülkü Ocakları Ordu ve Giresun il yöneticilerimizle bir araya gelerek istişarelerde bulunduk." ...
GENEL BAŞKANIMIZ SAMSUN'DA İL ve İLÇE TEŞKİLATLARIMIZLA BİR ARAYA GELDİ
Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Başkanımız Ahmet Yiğit Yıldırım Ülkü Ocakları Samsun İl Başkanlığı yöneticilerimizle bir araya geldi. Genel başkanımız ziyaretini "Liderimiz Sn. Devlet Bahçeli Beyefendi'nin teşrifleriyle 20 Kasım'da gerçekleşecek olan “2023'e Doğru: Aday Belli, Karar Net" Samsun açık hava toplantımız öncesi Ülkü Ocakları Samsun İl Yöneticilerimiz ve İlçe Ocak Başkanlarımızla bir araya gelerek istişarelerde bu...
GENEL BAŞKANIMIZ ÜLKÜ OCAKLARI KASTAMONU İL BAŞKANLIĞINI ZİYARET ETTİ
Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Başkanımız Ahmet Yiğit Yıldırım Ülkü Ocakları Kastamonu İl Başkanlığını ziyaret etti. Genel Başkanımız ziyaretini "Ülkü Ocakları Kastamonu İl Başkanlığımızda ülküdaşlarımızla bir araya geldik. Arkadaşlarımıza çalışmalarında ve eğitim hayatlarında başarılar diliyorum." İfadeleriyle paylaştı. ...
GENEL BAŞKANIMIZ MHP DİYARBAKIR İL BAŞKANLIĞINI ZİYARET ETTİ
Ülkü Ocakları Genel Başkanımız Ahmet Yiğit Yıldırım MHP Diyarbakır İl Başkanlığını ziyaret etti. Genel Başkanımız ziyaretini "Liderimiz Sn. Devlet Bahçeli Beyefendi'nin teşrifleriyle 13 Kasım'da gerçekleşecek olan Elazığ açık hava toplantımız öncesi, MHP Genel Başkan Yardımcımız Sn. Semih Yalçın ve MYK Üyesi Milletvekilimiz Sn. Sermet Atay ile MHP Diyarbakır İl Başkanlığımızı ziyaret ettik." ifadeleriyle paylaştı. ...
GENEL BAŞKANIMIZ ELAZIĞ'DA ÜLKÜ OCAKLARI YÖNETİCİLERİMİZLE BİR ARAYA GELDİ
Ülkü Ocakları Genel Başkanımız Ahmet Yiğit Yıldırım Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Bey'in Elazığ mitingi öncesi Elazığ'da ülkü ocakları yöneticilerimizle bir araya geldi. "Liderimiz Sn. Devlet Bahçeli Beyefendi'nin teşrifleriyle 13 Kasım'da gerçekleşecek olan “2023'e Doğru: Aday Belli, Karar Net" Elazığ açık hava toplantımız öncesi Ülkü Ocakları Elazığ İl Yöneticilerimiz ve İlçe Ocak Başkanlarımızla bir araya gelerek istişarelerde bulu...
GENEL BAŞKANIMIZ ÜLKÜ OCAKLARI MALATYA İL BAŞKANLIĞINI ZİYARET ETTİ
Ülkü Ocakları Genel Başkanımız Ahmet Yiğit Yıldırım Ülkü Ocakları Malatya İl Başkanlığını ziyaret etti. Genel Başkanımız ziyaretini "Ülkü Ocakları Malatya İl Başkanlığımızda ülküdaşlarımızla bir araya geldik. Ülküdaşlarımıza çalışmalarında ve eğitim hayatlarında başarılar diliyorum." İfadeleriyle paylaştı. ...
Tüm Haberlere Git
ATATÜRK’ten

Mazinin kararsız, çürümüş zihniyeti ölmüştür. Bütün dünya bilmelidir ki, Türk milleti hakkını, haysiyetini, şerefini tanıtmaya kadirdir. Türk vatanının bir karış toprağı için bütün millet bir vücut olarak ayağa kalkar.

BAŞBUĞ'dan

Bati memleketleri maddi ilerleme sağladı, ama insanlığa huzur getiremedi. Doğu ise geriledi ve sefalet ile cehaletin bataklığına saplandı. Madde ile manayı birleştiren, her ikisini de kucaklayan yeni görüş ise Milliyetçi Hareket Partisinin sunduğu 9 Işık görüşüdür.

LİDER’den

Dava adamı inanç ve iman adamıdır. Dava adamı ilke ve ülkü abidesidir. Dava adamı samimiyet ve dürüstlük anıtıdır. Hep ülkücü yaşadık, hep ülkücü kaldık, Allah nasip ve kısmet ederse de ülkücü olarak hayata gözlerimizi yumacağız.

Genel Başkan’dan

Yüce Türk milletinin şanlı tarihinden ve mücadelesinden ilham alarak; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün izinde; Başbuğumuz Alparslan Türkeş’in yolunda ve Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Beyefendi’nin emrinde; Ülkücü Türk Gençliğine yakışır bir duruş ve olgunlukla milletimizin her bir gencine ulaşmayı planlıyoruz.

KONUŞMALAR


Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Bey'in TBMM Grup Toplantısında Yapmış Oldukları Konuşma - 01.11.22

Değerli Milletvekili Arkadaşlarım,

Saygıdeğer Misafirler,

Basınımızın Değerli Temsilcileri,

Haftalık olağan Meclis Grup Toplantımıza başlarken sizleri en iyi dileklerimle selamlıyorum.

Yurt içinde ve yurt dışında, televizyon ekranlarından, sosyal medya platformlarından, radyo kanallarından toplantımızı takip eden aziz vatandaşlarımıza, gönül ve kültür coğrafyalarımızda yaşayan değerli kardeşlerimize selamlarımı iletiyorum.

Zaman su gibi akıp giderken, 2023 yılının aydınlık ufuk çizgisi gittikçe belirginleşmeye, günbegün netleşmeye başlamıştır.

Bizde diri umutlarımızla 2023’e hazırlanıyoruz.

Dengeli ve dirayetli siyasetimizle 2023’ün yol haritasını hazırlıyoruz.

İnançlı mücadelemizde hiçbir ihtimali göz ardı etmiyoruz.

Sürekli faal haldeyiz, siyasi faaliyetlerimizle devamlı arazide bulunuyoruz.

2023 yılında başarmanın dışında ikinci bir seçenek tanımıyoruz.

Çünkü başarıyı hak eden bir irademiz, başarıya müstahak bir itibarımız, başarımızla yükselecek bir ülkemiz olduğunu çok iyi biliyoruz.

85 milyon Türk vatandaşımızın tamamına elimizi uzatıyoruz.

Her insanımıza gönlümüzü açıyor, yüreğimizden bir yer ayırıyoruz.

Gönül vermedikçe gönül bulamayacağımızın farkındayız.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak milletimize gönlümüzü verdik, ülkemize de ömrümüzü adadık.

Gönül bir bina ise mimarbaşı muhabbettir dedik.

“Muhabbetten Muhammed oldu hasıl,

Muhammed’siz muhabbetten ne hasıl?”

Muhammedi ahlakla, muhabbet ikliminde hep birlikte çok daha güçlü olacağımıza inanıyoruz.

Hiç kimseyi öteki görmüyoruz, ötekileştirmiyoruz.

Milletimizin tüm güzelliklerini sahipleniyoruz, sahici bir tutumla benimsiyoruz.

Hz. Mevlana’nın dediği gibi, “aşk nasip işidir, hesap işi değil; aşk adayıştır, arayış değil.”

Nitekim milletimize adanmışlığımız hesabi değil hasbidir, aşkımız ise kuru laf değil kalbi hakikattir.

Bu ilhamla Türkiye’mizin her yerindeyiz.

Milletimizle buluşuyor, konuşuyor, görüşüyor, dertleşiyor, vuslat sıcaklığında birlikte ısınıyoruz.

“Adım Adım 2023; İl İl Anadolu” dedik, herkesle kucaklaştık.

“Adım Adım 2023; İlçe İlçe Anlatma ve Aydınlatma” dedik, her insanımızı samimiyetle kuşattık.

Şimdi de “Adım Adım 2023; Köyüm Benim Sohbet Toplantıları”yla milletimizin efendilerinin ayağına gittik, onların baş tacımız, ümit aşımız, sevda pınarımız, güç kaynağımız olduğunu gösterdik, buna da kararlılıkla devam ediyoruz.

Şu mısralarda şair ne güzel de anlatmış köylerimizi:

Kekik kokan yaylada dertli bir kaval sesi,

Kangallar gözlerini şimdi dört açacaklar.

Sessizliğe renk katan bir kuzu melemesi,

Ve rüzgarla ‘Huu’ çekip sema yapan başaklar…

Medeniyet ölse de, her zaman diridir köy,

Saftır, temizdir, dürüsttür, sözünün eridir köy,

Son kalan iyilerin barınma yeridir köy,

Hiç tanımasak bile bizlerden biridir köy.

Köylerimizi tanıyoruz, köylülerimizi biliyoruz.

Elma yanaklı çocuklara, nasır tutmuş ellere, emektar gelinlere, fedakar analara, alınlarında tomurcuk tomurcuk birikmiş terleriyle çileye kafa tutan babalara, görevini yapmış olmanın huzuruyla yaşayan ninelere, dedelere, bilcümle bereketli topraklara, çorak tepelere, yeşil ovalara Milliyetçi-Ülkücü Hareket’in mesajlarını, hedeflerini, geleceğin büyük Türkiye’sinin müjdesini taşıyor, bunları anlatıyor, bunları paylaşıyoruz.

8 Ekim 2022 tarihinden bu tarafa 451 köyümüzü şevkle ziyaret ettik.

Bununla birlikte 4-5-6 Kasım 2022 tarihlerinde tam 81 köyümüzü de ziyaret etmiş olacağız.

Bu seferberlik hali, bu seri çalışma disiplini tavsamadan, aksamadan, ara vermeden menzile varıncaya kadar sürecektir.

“Köyüm Benim Sohbet Toplantıları”yla, yeniden su yürüdü dalımıza yaprağımıza, çiçeklendik bağımızla bahçemizle, şenlendik tarlamızla bostanımızla.

Köylümüzün bir bakışı candır, bir sözü Lider Ülke Türkiye’nin şafağıdır.

Toprağın dilini bilen, köyün ve köylünün hissiyatını her açıdan tanıyan bir Genel Başkan olarak diyorum ki, köylülerimizin her sorunu sorunumuz, her talepleri siyasi ahlakımıza emanettir.

Kredi ekip borç kaldırdıkları dönemler artık geride kalacaktır.

Mahsulleri para edecek, besileri karın doyuracaktır.

Mazot, tohumluk, gübre, elektrik, ilaç gibi girdi maliyetleri Cumhur İttifakı’yla birlikte mesele olmaktan eninde sonunda çıkacaktır.

Türkiye’yi doyuran vatandaşlarımıza ne yapsak azdır, yetersizdir.

Arka ayağıyla kulağını kaşıyanlar köylerimizi bilemez.

El tavuğunu beslerken kümeste pisliği kalanlar köylülerimizle can beraberi olamaz.

Yaparsak biz yaparız, yaparsa Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı yapar ve mutlaka başarır.

Teşkilatlardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcımızın koordinesinde, “Adım Adım 2023; Köyüm Benim Sohbet Toplantıları”nda görev alan siz değerli milletvekillerimize, Merkez Yönetim Kurulu’yla Merkez Disiplin Kurulu’nun değerli üyelerine, il ve ilçe başkanlarımızla tüm dava arkadaşlarımıza huzurlarınızda içtenlikle teşekkür ediyorum.

Yorulmamızı bekleyenler, yokuşlarda kalacağımızı hesap edenler, biliniz ki hayal kırıklığına uğrayacaklardır.

Durmayacağız, açık hava toplantıları halkamıza Kasım ayında da yenilerini ekleyeceğiz.

13 Kasım 2022 tarihinde, “2023’e Doğru: Aday Belli, Karar Net” temalı Elazığ Mitingimizi Malatya, Tunceli, Diyarbakır ve Adıyaman il teşkilatlarımızın; 20 Kasım 2022 tarihinde de Samsun Mitingimizi Ordu, Giresun, Sinop ve Kastamonu il teşkilatlarımızın dört başı mamur iştirakleriyle gerçekleştireceğiz.

Yılmamızı gözleyenler, vazgeçmemizi düşleyenler emin olunuz ki, emeğin yerde kalmayacağını, çalışmanın millet nezdindeki mükâfatını kesinlikle görüp yaşayacaklardır.

Biz erik dalına basmıyoruz, boş sözlere asla kulak asmıyoruz, asmaya da hiç niyet etmiyoruz.

Değerli Milletvekilleri,

Türk milleti adına, 20’inci yüzyılın ilk çeyreğinde bir asırlık olaylar vasat ve varlık bulmuştur.

Belki de, 1900 ile 1925 yılları tarihin akış hızının hiç olmadığı kadar yavaşladığı ve üstelik aleyhimize işlediği bir zaman aralığıdır.

Bitmeyen savaşlar, durmayan saldırılar, dinmeyen kanamalar, eksilmeyen ızdıraplar, azalmayan operasyonlar, ara vermeyen şer oyunlar, çatırdayarak çöken İmparatorluk, bezginlik ve yokluk içinde kıvranan milyonlar, biteviye kaybedilen topraklar bizim hazin gerçeklerimizden bazıları olarak hala milli hafızalardadır.

Batılı bir filozofun vurguladığı üzere;

“Maddi medeniyet ahlaki mükemmelliğin zirvesine yücelten bir merdiven olması gerektiğini unuttuğu gün ölümcül bir güç olmaya mahkumdur.”

O yıllarda Batı’nın hali tam da budur.

Haçın Hilale tahammülsüzlüğünün özünde Türk ve İslam düşmanlığı yatıyordu.

Vatan topraklarımızı kana bulayanlar, tarihi mirasımızı yağmalayanlar geldikleri gibi giderken arkalarında korkunç zulüm sahneleri bırakmışlardı.

20’inci yüzyılın ilk 25 yılında eşi benzeri çok az görülmüş bir beka mücadelesi verildi.

Bu kısa zaman aralığında bir Türk devleti yıkılıp yeni bir Türk devleti kuruldu.

1912’den 1922’ye kadar aralıksız cepheden cepheye koştuk durduk.

Var oluşumuzun bedelini çok ağır bir şekilde ödedik.

Bu kapsamda pek çok felakete, pek çok acıklı ve hazin gelişmeye göğüs gerdik, meydan okuduk, ancak istiklal ve istikbal mücadelemizden en küçük taviz vermedik.

Çünkü Türk milleti bağımsızlık onuruna düşkün bir millettir.

Esaret ve kölelik Türk milletinin asla kabul etmeyeceği bir ilkelliktir.

20’inci yüzyılın ilk çeyreğinde bir İmparatorluk kaybettik, ancak tarihi süreklilik içinde yeni bir Türk devletini de kuvveden fiile geçirmeyi başardık.

Milletimizin vicdanında saklı duran mukavemet ve mücadele ruhuyla teslimiyet anaforuna düşmedik, tarihten silinmemizi hedefleyenlere asla boyun eğmedik.

Osmanlı İmparatorluğu’nun küllerinden tıpkı bir Anka Kuşu gibi milli bir devlet formatında Türkiye Cumhuriyeti doğdu ve tarih sahnesindeki yerini aldı.

Bu yeni devlet mimarisi, bu yeni Türk devlet egemenliği mazinin bir reddi mirası olmayıp şartların zorluğundan, tarihin mecburi rota değişikliğinden ve bizatihi Türk milletinin kutlu iradesinden tecelli etmiştir.

Anadolu topraklarında kurduğumuz üçüncü Türk devleti Türkiye Cumhuriyeti’dir.

Bu itibarla Selçuklu Devleti Türk’tür, Osmanlı Devleti Türk’tür, Türkiye Cumhuriyeti de Türklüğün muzafferlik beratıdır.

99’uncu yıldönümünü kutladığımız Cumhuriyet, evvela cumhurun kararı, ardından tarihi müktesebatımıza dayanan kurucu kahramanların Milli Mücadele’nin üzerine inşa edip kararlaştırdıkları millet egemenliği ve demokrasi anıtıdır.

Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranlar gökten zembille inmemişlerdir.

Nitekim hepsi Osmanlı İmparatorluğu döneminde hayata gözlerini açmışlar, Osmanlı İmparatorluğu’na hizmet etmişler, başka bir alternatif kalmadığından Türkiye Cumhuriyeti’nin doğumunu sağlamışlardır.

20’inci yüzyıl hem ülkemiz hem de dünya bakımından sarsıcı ve sancılı hadiselerin yoğunluğuyla geçmiştir.

Bu yüzyılın ilk çeyreğinde tek dişi kalmış canavara rağmen milli devletimizi kurarak Cumhuriyet rejimini tesis ve temin başarısını gösterdik.

Şayet bir tarif ve tanım gerekirse, 20’inci yüzyıl Türk milletinin beka, Türkiye’nin de derlenme toparlanma yüzyılıdır.

Bize göre, Cumhuriyet’in ilk evresi doğrusuyla yanlışıyla, fazlasıyla eksiğiyle 1923-1946 arasında vücut bulan 23 yıllık tek parti dönemidir.

1946-2017 yılları arasında tecessüm ve tezahür eden 71 yıllık çok partili parlamenter sistem hayatı Cumhuriyet’in ikinci evresidir.

Cumhuriyet’in 2017’den geleceğe açılan üçüncü evresi ise Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle anılacak ve bu şekilde tanımlanıp anlam ve derinlik kazanacaktır.

Yeni hükümet sistemi esasen önümüzdeki yeni bir Türk asrının mukaddimesidir.

Cumhuriyet’in üçüncü evresinin ve ikinci yüzyılının ruh köküyle felsefi muhtevası “Türkiye Yüzyılı” ifadesiyle ortaya konulmuştur.

Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından 28 Ekim 2022 tarihinde açıklanan “Türkiye Yüzyılı” beyanı devlet ve toplum hayatımıza yeni bir hedef, yeni bir moment, yeni bir nefes, yepyeni bir ivme kazandırmıştır.

“Türkiye Yüzyılı” çağrısı yeniden bir Kızılelma seferberliğinin tefekkür safhasından tezekkür, terakki, teklif ve tedarik sahasına geçişidir.

Kanaatimiz odur ki, Türk milletine hizmet azmi “Türkiye Yüzyılı” kavrayışıyla daha da zirveye çıkacak, nihai gayemiz olan İ’la-yi Kelimetullah’a biraz daha yaklaştıracaktır.

5 Kasım 2000 yılında gerçekleştirdiğimiz 6’ıncı Olağan Büyük Kurultayı'mızda “Yüzyılla Sözleşme” hedefimizi açıklamıştık.

Memnuniyetle ifade etmek isterim ki, o günkü “Yüzyılla Sözleşme” beyanımızla bugünkü “Türkiye Yüzyılı” kararlılığı üst üste çakışmış, birbirini tamamlamış, Türkiye ve Türk milleti muazzam bir kalkışa ve uyanışa geçmiştir.

Biz, “Türkiye Yüzyılı”nın dünya geneline, insanlık gündemine tıpkı bir cemre gibi düşme mücadelesinde sonuna kadar varız ve buna da kararlıyız.

Biz, Sayın Cumhurbaşkanı’nın, “Gelin, Türkiye Yüzyılı, vizyonunu birlikte oluşturalım, birlikte inşa edelim. Gelin, Türkiye Yüzyılını, yeni bir millî mutabakat zemini hâline dönüştürelim.” davetine icabet ediyor, çağrıya kulak veriyor, buna da hazır olduğumuzu açık yüreklilikle dile getiriyoruz.

Türkiye Yüzyılı vizyonunun ruhunu ve özünü ifade eden 17 başlığın hepsini de yararlı ve yerinde buluyor, hiç kuşku yok ki destekliyoruz.

Türk milleti sinesinden çağ açıp çağ kapatan Fatihler yetiştirmiştir.

Türk milleti adalet, şefkat, iyi yönetim ve huzur açlığı çeken mazlumlara tarihin her devrinde hızır gibi yetişmiştir.

Zira Türk milleti beklenendir, özlenendir, sevilendir, yolu gözlenendir, merak edilendir, hoşgörü ve merhametin sancak gibi yükselen erdemidir.

İstiklal, istikbal, huzur ve şefkat yüzyılımızın kapısı aralanmıştır.

Dünyadan Türk’ü ve Türkiye’yi çekip çıkarın, geriye hiçbir şey de kalmayacaktır.

Tarihi yapan, tarihi yazan, tarihe kahramanlıklarıyla, ilmi ve irfanıyla istikamet çizen Türk milletine de Cumhuriyet’in yeni yüzyılına mühür vurmak yakışacaktır.

Türkiye Yüzyılı, örselenmek istenen hak ve hukukumuzun sembolüdür.

Türkiye Yüzyılı, görmezden gelinen hakikat mücadelemizin semeresidir.

Türkiye Yüzyılı, Türk yüzyılıdır, Türk tarihinin yüz akıdır.

Türkiye Yüzyılı, Türk milletinin yeni bir zafer atılımıdır.

Merhum Hüseyin Nihal Atsız’ın dediği gibi;

İçim yine sevinçlerle dolup yanıyor,

Ruhum sanki deniz olmuş dalgalanıyor,

Uzak uzak ülkelerden döndüm seferden,

Yaralarım ağır, fakat mestim zaferden.

Zafer ümit kaynağının bir çeşmesidir.

Zafer bir çok gönüllerin birleşmesidir.

Gönülleri birleşenler ölse de bir gün,

Gök kubbede kalacaktır seslerinden ün.

Gönülleri birleşenler, selam sizlere!

Uzaklarda dertleşenler, selam sizlere!

Ayrıntısına girmeyeceğim zecri ve zedeleyici sebeplerden dolayı Cumhuriyet’in birinci yüzyılında treni kaçırdık.

İkinci yüzyılında ise kaçırdığımız treni bu kez biz yapacağız, gecikmeye fırsat vermeyeceğiz ve Türkiye Yüzyılı doğrultusunda hep birlikte ilerleyeceğiz.

Allah’ın izniyle muvaffak olacağız, yüzyılın alnına Türkiye Cumhuriyeti’nin gücünü gururla yazacağız.

Zillet ittifakı Cumhurbaşkanı adayının arayışıyla uğraşırken Cumhur İttifakı eserleriyle, hizmetleriyle, haysiyetiyle ve vizyon projeleriyle konuşmakta ve göz doldurmaktadır.

Leyleğin ömrü nasıl laklakla geçiyorsa, bunlarınki de dedikoduyla heba ve heder olmaktadır.

Bu ittifakta buluşanların alayının aklını toplasınız bir incir kabuğunu doldurmayacaktır.

Bunlarda ufuk yoktur, umut yoktur, huzur yoktur, hayır yoktur, halktan yana irade yoktur.

Hep birlikte düşmüşler bir arka, yakında ya bir kuzgun kapacak ya da bir karga, durumları aynısıyla budur.

Zillet, millete galip gelemeyecektir.

Zillet, Türkiye Yüzyılının yakılan meşalesini söndüremeyecektir.

Zillet, Türkiye’nin önünü kesemeyecektir.

Siyaset yapıyorum diye çullarını yırtanlara, kumlu dereden geçip emeli çarpık olanlara Türk milletinin gönül kapıları sürgülüdür.

Bu vesileyle Türkiye Yüzyılı vizyonunun milletimize, ülkemize, Cumhur İttifakı’na, ülkemizi umut gören mazlum toplumlara hayırlı olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyor, Sayın Cumhurbaşkanımızı, hükümetini ve partisini tebrik ediyorum.

Değerli Arkadaşlarım,

Siyasetimizin ilkesel çerçevesi, “Önce ülkem ve milletim, sonra partim ve ben” anlayışıyla sınırlıdır.

Milletimizin ve ülkemizin çıkarlarının yanındayız, her zaman da yanında olacağız.

Türkiye’nin gelişmesi, güçlenmesi, zenginleşmesi, büyümesi, kalkınması, mutlu ve müreffeh hale gelmesi maksadıyla yapılan her girişimin, gösterilen her çabanın, yapılan her çalışmanın istisnasız destekçiyiz.

Bugün milli ve yerli silah sanayimiz imrenilecek bir seviyeye ulaşmıştır.

İhtiyacımızı karşılamanın yanında, İHA’lar, SİHA’lar, Akıncı’lar, kara araçları, deniz platformları, milli uçak ve helikopter projeleriyle birlikte yine milli silah ve füze imalatı milletimize haklı bir gurur yaşatmaktadır.

Türkiye 170 ülkeye savunma sanayii ürünleri ihraç eden bir konumuna gelmiştir.

İşte Tayfun füzesini görüyorsunuz, dosta güven, almasını bilen husumet yuvalarına da en iyi mesaj verilmiş, buna da devam edilmektedir.

Türkiye’nin hiç şakası yoktur.

Milli güvenliğimizin, milli varlığımızın, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğümüzün risk ve tehlikelere atılması diye bir şey söz konusu olamayacaktır.

Üzerimizde hesap yapan, punduna getirip ülkemize zarar vermeyi amaçlayan terör çeteleri ve muhasım ülkeler dikkat etsinler, akıllarını başlarına alsınlar, bizden söylemesi, dev artık uyanmakla kalmamış çok şükür muhteşem bir teknolojik atılımla ayağa kalkmıştır.

Büyük bir memnuniyetle müşahede ve mütalaa ediyoruz ki, Türkiye artık kendine has birikim, imkan ve kabiliyetiyle otomobilini yapacak bir aşamaya gelmiştir.

Bundan sadece Türkiye alerjisi olan odaklar rahatsız olacaklardır.

Hani Kılıçdaroğlu, “otomobil üretiyoruz dediler. Hani nerede? Milleti kandırıyorlar” diye konuşmuştu ya, sorduğu sorunun cevabını Allah’a çok şükür gözlerimizle 29 Ekim 2022 tarihinde Bursa Gemlik’te gördük ve şahit olduk.

Sayın Kılıçdaroğlu, sana kötü bir haber vereyim, TOGG’un seri üretimi 2023 yılında başlıyor, buna şimdiden hazır ol, siparişini vermek için de haydi şimdiden kuyruğa gir.

İlk yerli ve milli elektrikli otomobil olan TOGG’un banttan indirilme törenine katılarak ortak sevinci paylaştık, bundan da iftihar ettik.

Tek bir fabrika kurulmadı diyerek kuyruklu yalanlarına yenisini eklemekten utanmayan Kılıçdaroğlu’na diyorum ki, zaman bulursan, yolunu öğrenirsen, Gemlik’e gitmeni hassaten ve hakikaten tavsiye ediyorum.

Kılıçdaroğlu ABD’de ve bazı Avrupa ülkelerinde parlak beyin bulmak için gezip tozarken, bu beyinlerle Cumhuriyet’in ikinci yüzyılını konuşacağım derken, pırıl pırıl zekalarıyla, gerçekten volkan ağzı gibi fışkıran akıl ve bilgi dolu beyinleriyle vatan evlatları Gemlik’te harikalar yaratmışlar, hayranlık uyandıran işler çıkarmışlar.

Sayın Kılıçdaroğlu parlak beyinleri uzaklarda, johnda, hansta, onda bunda değil, Ahmet’te ara, Mehmed’te ara, yabancısı olduğun Türk milletinde ara ve mutlaka bulacağını da kafandan çıkarma.

Akaryakıt koyulmadığından dolayı 100 metre sonra duran ve pek çok tartışmaya neden olan Devrim otomobilinden 61 yıl sonra Türkiye’de bir çığır açılmış, muhkem ve müstesna bir adım atılmıştır.

Hayaller sonunda gerçeğe dönüşmüştür.

TOGG Gemlik Kampüsü göz kamaştırmış, Türkiye Otomobil Girişim Grubu’nun ortakları ve paydaşları muazzam bir yatırıma imza atmışlardır.

Yapamazsınız diyenler ters köşededir.

Başaramazsınız diyenler şarampoldedir.

Üretemezsiniz diyenler uçurumun dibindedir.

Satamazsınız diyenler de yakında tel tel dağılacaklardır.

Yerli otomobil üretmek intihardır diyenler ise Türk milletinin özgüvenini hançerlemek isteyen mandacılardır, hepsi birden yabancı beslemeleridir.

İnandık ve dedik ki, bir Türk dünyaya bedeldir.

İnandık ve dedik ki, Türk milletinin karakteri yüksektir, Türk milleti zekidir, Türk milleti çalışkandır, Türk milleti millî birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini her zaman bilmiştir.

Hülasa muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda gizlidir.

Atak ve Gökbey helikopterlerini, Anadolu savaş gemisini, Hürkuş uçağını, Akıncı, Bayraktar, Anka insansız hava araçlarını, Tayfun füzesini yapmak için emek verip ter akıtan Türk milletidir.

Kim yapamazsınız, kimler başaramazsınız diyorsa, onlara dikkat ediniz, gerçekten hepsinin başkalarının nam ve hesabına çalışan etki ajanları olduklarını göreceksiniz.

Bunlara vursanız duymazlar, çalsanız oynamazlar, söyleseniz anlamazlar.

Yüzlerinin nuru gitmiş, gözlerinin narı sönmüş.

El var, alem var, inşallah daha neler neler var.

Türkiye Avrupa’nın bir numaralı ticari araç üreticisidir.

Üstelik dünya çapında ön sıralarda yer alan otomotiv üreticisi ülkelerden birisidir.

Tablo böyleyken milli ve yerli bir otomobil markasına sahip olamamak hepimizi rahatsız etmedi mi? Bundan dolayı içimiz acımadı mı? Günden güne özlemlerimiz kabarmadı mı?

Elbette bu iç muhasebe mahiyetli sorularım Kılıçdaroğlu ve diğerleri için geçerli değildir, zira onlar her yapılanı karalamakla, her yapılana kulp takmakla meşgul olmaktan gayri milli şekilde haz almaktadır.

Nuri Demirağ, Vecihi Hürkuş, Şakir Zümre gibi hürmetle andığımız müteşebbislerimizin yaptıkları boşa gitmemiş, gitmeyecektir.

Kılıçdaroğlu duymadıysa söyleyeyim, TOGG Gemlik Tesisi 1,2 milyon metrekare arazi üzerinde 230 bin metrekare kapalı alana sahip, çevreci nitelikli muazzam bir üretim sahasıdır.

Bu tesiste maşallah yok yoktur.

TOGG’un fikri ve sınai mülkiyet hakları yüzde 100 Türkiye’ye aittir.

Sayın Kılıçdaroğlu hani nerede diyordun, işte her şey meydanda, gerçi gemlenmiş iradenle Gemlik’e baksan bile göremeyeceğini de aziz milletimiz gayet iyi biliyor.

TOGG Gemlik Kampüsü tam kapasiteye ulaştığında her yıl 175 bin aracın üretileceği, 4 bin 500 kişiye doğrudan, 20 bin kişiye dolaylı iş imkanı doğacağı anlaşılmış ve bu sevindirici gerçek ortaya çıkmıştır.

2030 yılına kadar üretilecek 1 milyon otomobille milli gelirimize 50 milyar dolar seviyesinde bir destek de sağlanmış olacaktır.

Bize düşen bu imrenilecek milli başarının ucundan tutan kim varsa Allah onlardan razı olsun demektir.

Sayın Cumhurbaşkanımıza, ilgili bakanlarımıza, mühendislerimize, işçilerimize, işadamlarımıza yürekten teşekkür ediyorum.

TOGG’un Türkiye’mize, Türk milletine ve tüm vatandaşlarımıza hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.

Hamd olsun aşı tutmuştur.

Hamd olsun sabırla verilen emekler meyvesini vermiştir.

Değerli Milletvekilleri,

Cumhuriyet tarihimizin geneline baktığımızda, Türkiye’mizin siyasi ve ekonomik dönüşümleri gerçekleştirip kalıcı, istikrarlı ve huzurlu bir ülke olarak hakettiği düzeye tırmanma mücadelesinin çetin bir süreci ifade ettiği hemen fark edilecektir.

Türkiye'nin hem hassas bir coğrafyaya sahip olması, hem de dünyada yaşanan gelişmelerin ulaştığı karmaşık boyutlar bu mücadelenin çok cepheli yürütülmesini mecburi kılmıştır.

Başka bir şekilde ifade edecek olursam, ekonomik istikrarı ön plana çıkartıp siyasi istikrarı ihmal etmek ya da ikinci plana itmek makul ve mantıklı bir tercih değildir.

Benzer şekilde, siyasi istikrarı temel alıp ekonomik ve toplumsal istikrarı ihmal etmek de akıl işi değildir.

Zaten ekonomik ve siyasi istikrarsızlık birbirinin yapışık ikizi gibidir.

Öyle ki iki istikrarsızlık hali de birbirini beslemekte, sorunların karşılıklı olarak derinleşmesine hizmet etmektedir.

1920'li yıllarda başlayan yeniden imar ve inşa çabaları, çeşitli şekillerde, değişen hızlarda günümüze kadar süregelmiştir.

Aynı dönem boyunca birçok aksama ve sıkıntılarla da iç içe geçen bu sürecin analizi her bakımdan çok iyi yapılmalıdır.

Bu analizin sonucunda ortak akıl ve katılımla alınacak köklü demokratik tedbirler Lider Ülke Türkiye’nin Cumhuriyet’in yeni yüzyılına damga vurmasının önünü açacaktır.

Türkiye bir yanda siyasi istikrar ve güvenliğini, diğer yanda da ekonomik istikrar ve dengesini aynı anda başarmış bir ülke mertebesindedir.

Bunun gerisinde de Cumhur İttifakı’nın vatan ve millet sevdasıyla billurlaşmış sağlam iradesi, ilaveten de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin yönetim hayatımıza kazandırdığı milli, stratejik, tutarlı ve bütünüyle milletimize dayanan muteber özellikleri bulunmaktadır.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne, şahsım hükümeti ve tek adam rejimi diyenler Cumhuriyet’i ve yeni yüzyılını karalamak için ellerine tutuşturulmuş talimat listelerine müzahir hareket eden devşirilmiş zihniyetlerdir.

Türkiye Cumhuriyeti gelişerek ilerleyecektir.

Türkiye Cumhuriyeti gücüne güç katıp yoluna devam edecektir.

Buna engel olmak veya taş koymak isteyen işbirlikçiler ya yoldan çekilmeli ya da ezilmeyi göze almalıdır.

Zaman Türkiye zamanıdır.

Yüzyıl Türkiye’nindir.

Yüzsüzler bu yüzyılın silik gölgeleri olmaktan kaçamayacaklardır.

Devlet, milletiyle elbirliği halindedir ve omuz omuza duruş sergilemektedir.

Tehdit nereden gelirse gelsin, Türk milleti tek yürek, tek nefes, tek bilek halinde azgınlaşan tehditlere karşı koyacaktır.

Dünyayı Türkçe okuma amacı “Türkiye Yüzyılı”nın ana çatısı olacaktır.

Milli kimliğin, milli birlik ve kardeşliğin kudreti maşeri vicdanda saklı duran hükümran maziyi tekrar ayaklandıracaktır.

Başkalarına özenen, başkalarını taklit eden, kendine güveni olmayan, kendi insanına hor bakan, Tanzimatçı ablukanın altında on yıllardır debelenen siyasi ve sosyal elitler Türkiye’nin büyüklüğünü ve tayin edilmiş kutlu hedefleri anlayacak ve anlamlandıracak asgari milli ruha sahip olmayan nasipsizlerdir.

Gelişmeyi sarıktan fese, festen şapkaya geçişte görenlerin, yakıcı meselelerin özüne nüfuz etmeden şekilde, gösterişte ve yüzeyde çırpınanların milletimize anlatacağı hiçbir şey de olamayacaktır.

Cumhuriyet’in yüzüncü ve devamında başlayacak yeni yüzyılı sıradan bir takvim değişikliği değildir.

Bu durum ülkemiz ve milletimizle birlikte beşeriyeti, Türk-İslam alemini ve dünyanın tamamını yakından ilgilendiren tarihi bir kavşak noktasına işaret etmektedir.

Zira beşeriyet sahnesinin ışıkları artık Türk milletini aydınlatmaktadır.

Geçmiş yüzyılın kaotik dar kalıplarına sıkışıp kalanlar için Cumhuriyet’in gelecek yüzyılı sadece kuru hamasetten öte bir manaya gelmeyecektir.

Sorunlarla beraber çözümler de aynı hızla gelişmektedir.

Türkiye çözüm odaklı, insani ve vicdani diyalogların cazibe ve çekim mihveridir.

Rusya-Ukrayna arasındaki savaşın İstanbul’da çözülme ümidi, Kanal İstanbul Projesi’nin İstanbul’dan tüm dünyayı etkileme kapasitesi, tahıl koridorunun ağırlık merkezi olarak İstanbul’un sivrilmesi Türkiye’nin siyaset ve diplomaside 2023’e ve müteakip yıllara tesir kuvvetinin de ön habercisidir.

Bu yüzden Cumhuriyet’in yeni yüzyılı Türkiye Yüzyılının doğumu ve doğruluşudur.

Bu yüzyılda zillete yer yoktur.

Kaldı ki zillet demek tarihin gerisine düşmek demektir.

Zillet demek medeniyet ve milletler mücadelesinden yenik çıkmak demektir.

Zillet demek eğilmiş baş, çökmüş diz, taviz ve teslimiyet döngüsüne hapsolmuş siyaset anlayışı demektir.

Bizim böylesi bir karanlık ve köhne siyaset anlayışına asla tahammülümüz yoktur.

Bizim ABD’deki bir benzinlikte şaibeli isimlerle hamburger yiyen tok esirlerle yürüyecek yolumuz kesinlikle yoktur.

Bizim zillete değil, cumhurun zaferiyle perçinlenmiş, Cumhuriyet’in 100’üncü yıl dönümüyle taçlanmış şahlanmaya ihtiyacımız vardır.

Türkiye Yüzyılı vizyonu açıklanır açıklanmaz, CHP’lilerin taciz ve tahrik sırasına girmeleri, mesnetsiz itham ve isnatlarla çarpıtma görevini üstlenmeleri hayasızlığın siyaset görüldüğü ayıplı bir durumdur.

Sabrınıza sığınarak CHP’li Mersin Belediye Başkanı’nın şu alçak sözlerine dikkatinizi çekiyorum:

“Vizyona bakın, gözlerim yaşardı iki gündür. Vizyona bakın, ikinci yüzyıl vizyonuna, tank, top, SİHA, İHA, vur, öldür, kahramanlık türküleri, Cumhuriyet bunun için kurulmadı.”

Belediyesinde PKK’lıları işe alıp terör yuvası haline getiren CHP’li bir belediye başkanından başka bir söz duymak mümkün müdür?

Teröristler sınır içinde, sınır ötesinde, dağda, ovada, bu küstahın yönettiği belediyede yakalanıp etkisiz hale getirildikçe kuduruyorlar, çılgına dönüyorlar.

And olsun sizi kudurtmaya devam edeceğiz.

Biz kahramanlık türküleri söyleyeceğiz, siz saklanacak delik bile bulamayacaksınız.

Tankımızdan, topumuzdan, SİHA’mızdan, İHA’mızdan rahatsız olanlar terörün yedeğine düşmüş onursuzlardır, nitekim onlara huzur yüzü yoktur, onlara rahat yoktur, onlara merhamet yoktur.

Kılıçdaroğlu, “Erdoğan benim aday olmamdan çok korkuyor”, demiş.

Korkaklar milli başarıları gölgelemek için sıraya girenlerdir.

Korkaklar Türkiye’yi taşa tutanlardır.

Korkaklar terör örgütlerinin, emperyalist tertipçilerin arkasına saklananlardır.

Sayın Kılıçdaroğlu davul sen de, tokmak başkasında, önce aday ol, sonra konuş.

Ardından da siyasetinde milli ve ahlaklı olmaya çalış.

Bu zihniyet zehirlidir, zillettedir.

Sözde bir film yönetmeninin, düzenlenmiş bir ödül töreninde, PKK havarisi, terör heveslisi Tabipler Birliği Başkanı için, “sırf barış dedi diye hapse attılar” sözü ve aldığı kirli ödülü söz konusu bölücü şahsa ithaf etmesi de zillet ittifakının kokuşmuş ana fikri, ana eğilimidir.

Terörizme, ihanete, melanete, rezalete barış diyenler, barışın yegane düşmanıdır.

Bu tiplerin barış, adalet, demokrasi ve özgürlük çıkışları Türkiye’ye kurulmuş bir nevi bombalı tuzaktır.

Buna karşılık doğrudan yana tavır alan, Türk Silahlı Kuvvetleri’mize iftira atıldığını haykıran, bu suretle milletimizin takdirini toplayan gerçek sanatçımız Burak Haktanır’ın cesareti ve dik duruşu da hakikaten alkışlanacak düzeydedir ve kendisini tebrik etmek, helal olsun demek boynumuzun borcudur.

Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken, siz değerli milletvekili arkadaşlarımı hürmet ve muhabbetle selamlıyor, bilhassa Plan ve Bütçe Komisyonu’yla birlikte Genel Kurul çalışmalarınızda başarılar diliyorum.

Sağ olun, var olun, Cenab-ı Allah’a emanet olun diyorum.

DEVLET BAHÇELİ

MİLLİYETÇİ HARKET PARTİSİ GENEL BAŞKANI


Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Bey'in grup toplantısında yapmış olduğu konuşmalar-18.10.22

Değerli Milletvekili Arkadaşlarım,

Muhterem Misafirler,

Basınımızın Mümtaz Temsilcileri,

Haftalık olağan Meclis Grup Toplantımızda açıklayacağım görüş ve düşüncelerime geçmeden evvel hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Toplantımızı yurt içinden ve yurt dışından takip eden aziz vatandaşlarımıza,  gönül ve kültür coğrafyalarımızda varlık ve birlik mücadelesi veren kardeşlerimize en kalbi selamlarımı iletiyor, bilvesile şükranlarımı sunuyorum.

Öyle ateşler vardır ki, yalnızca düştüğü yeri yakmaz.

Öyle acılar vardır ki, yalnızca ortaya çıktığı yerde duramaz.

14 Ekim 2022 Cuma akşamı Bartın’ın Amasra ilçesinde milletimizin yüreğine ateş düşmüş, kömürün karasından helal lokmasını çıkarmak amacıyla yerin yüzlerce metre altına inen madencilerimiz hepimize acıların en acısını yaşatmıştır.

Türkiye Taşkömürü Kurumu Amasra Müessese Müdürlüğü’ne bağlı bir maden ocağında meydana gelen grizu patlamasında canlar gitmiş, hayatlar bitmiş, hayaller sönmüştür.

41 maden işçimiz bu elim ve feci patlamada son nefesini vermiştir.

Yaralı halde kurtarılan 11 işçimizin tedavisi devam ederken, maalesef bunlardan beşinin durumu da ağırdır.

Hakikaten üzüntümüz tarifsiz ve tanımsızdır.

Devlet tüm imkânlarıyla seferber olmuş, 24 saat içinde felaket tablosu kontrol altına alınmış, arama-kurtarma çalışmaları süratle ve eşgüdüm halinde icra edilmiştir.

Maden ocağının eksi 300 kotundaki patlamayla ortaya çıkan yangını söndürme çalışmaları da aralıksız sürdürülmüştür.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak, patlama duyulur duyulmaz hemen olay mahalline Genel Başkan Yardımcımız Sayın Sadir Durmaz ile Bartın Belediye Başkanımız Sayın Cemal Akın’ı gönderdik ve gelişmeleri anbean takip ettik.

Elbette malum patlamaya yol açan kusur, ihmal ve eksik olarak değerlendirebilecek ne varsa mutlaka gün yüzüne çıkarılacaktır.

Bu konunun biz de sonuna kadar takipçisi olacağız.

Ancak maden ocağındaki patlamayı bahane ederek felakete siyasi bir içerik katmak için el ovuşturan kim ya da kimler varsa bize göre samimi değildir, dürüst ve iyi niyetli olarak da görülemeyecektir.

Acı üzerinde istismar yapmanın mert ve sorumlu bir tavırla hiçbir ilgisi olamaz.

Eğer facianın failleri varsa, bunlar tespit edilirse adli ve idari açıdan muhakkak hesabı da sorulacaktır.

Aksini düşünmek bile abestir.

Amasra’yı konuşuyorken sekiz yıl önceki Soma felaketini hatırlatmak maksatlıdır, hastalıklı bir yaklaşımdır.

Biz patlamış ve alev almış maden ocağından kardeşlerimizin bulunup çıkarılmasını bekliyorken sosyal medyadan provokasyona heves edenler, ortamı kızıştırmak için devreye girenler hem alçak hem de ahlaksızdır.

Henüz acılarımız çok tazeyken, henüz patlama yeni olmuşken, henüz işçilerimiz toprak altından bile çıkarılmamışken, Sayıştay’ın 2017 ile 2019 raporlarında Amasra Müessese Müdürlüğü’yle ilgili bölümleri birden bire servis edip suçlu ve sorumlu arayışına girenlerin önü arkası iyice araştırılmalıdır.

Deniliyor ki, mezkur Sayıştay raporları eksi 300 metrede dahi kazı yapılmasının neden olduğu risklere dikkat çekmiş.

Alınması gereken önlemler de madde madde sıralanmış.

Belirli bir süreyle denetim görevini yapan denetçiler her şeyi biliyor ve görüyor da bir tek söz konusu Müessese Müdürlüğü’nün işçi, memur, mühendis ve yöneticileri mi ne yapacaklarını hangi tedbirleri alacaklarını bilmiyorlar?

Olacak iş midir bu?

Böyle bir iddia aklın ve mantığın neresiyle bağdaşacaktır?

Biz Sayıştay raporlarının değerini, muhtevasındaki tespit ve teklifleri elbette inkar etmiyoruz, es geçmiyoruz.

Nitekim denetim fonksiyonunun devlet hayatındaki önemini gayet iyi biliyoruz.

Fakat Sayıştay raporlarının art niyetliler eliyle siyasi muhalefet haline dönüştürülmesini ise son derece mahsurlu, oldukça da manidar buluyoruz.

Gaz birikme ihtimali olan yerlerde elektrikle çalışan ekipmanlar yerine basınçlı havalı ekipmanlarının kullanılması, damar gaz içeriklerinin tespiti ve ocakların derinleşmesi ile artan degaj ihtimaline karşı alınacak önlemleri belirli formatta tanzim edilmiş denetim raporlarına geçirmek gayet kolaydır.

Yerin üstünde ahkam kesenlerin durumlarıyla, yerin altında kömürün karasına, kayanın ve toprağın zorluklarına göğüs geren, bu şekilde ömür geçiren kardeşlerimizin muhatap olduğu gerçekler kuşkusuz bambaşkadır.

Maden ocaklarında çalışılan damarların hemen hemen tamamında gaz içerikleri yüksek değil mi?

Arıza mahallerindeki tehlikeler daha fazla değil mi?

Ocaklarda çalışırken aynen uyulması gereken ve nelerin yapılacağını ihtiva eden kurum için yönergeler, ilave mevzuat hükümleri bilinmiyor mu?

Hangi vicdan sahibi, hangi yetki ve sorumluluk mertebesine ulaşmış bir vatan evladı maden ocaklarında bile bile, göre göre felaketlere göz yumabilir?

Gün yaralarımızı sarma günüdür.

Gün acılarımızı paylaşma ve azaltma günüdür.

Gün eksik ve gediklerimizi kapatma günüdür.

Fırsatçılık yapanların kanında leke vardır.

Maden nedir, emek nedir, helal kazanç ne demektir bilmeyenlerin; toprağın altından rızık çıkarmanın nasıl bir şey olduğunu hayaline dahi getiremeyenlerin felaketler üzerinden cepheleşme üretmeye çalışması insafsızlıktır, izansızlıktır.

Amasra’daki patlama hepimizi yakmıştır.

Acı 85 milyon Türk vatandaşının tamamınındır.

Şimdi zillet partilerinin teker teker bu felaketi siyaset malzemesi yaparak gürültü kirliliğine kapı açacak olmaları kızarmaz yüzün, yaşarmaz gözün, utanmaz bakışın nerelere kadar tutunduğunu da ortaya koyacaktır.

Amasra’da devlet ve hükümet duruma vaziyet etmiştir.

Her ihtimal titizlikle ele alınıp değerlendirilecektir.

Mesele bundan sonra aynı acılarla tekrar karşılaşmamaktadır.

Mesele samimiyetle, safiyetle, el birliğiyle, güç birliğiyle Amasra’nın gözyaşlarını silmektir.

Ve asıl mesele maden ocağındaki patlamada aramızdan ayrılan mesela Okan Akgül kardeşimizin tabutu üzerindeki fotoğrafını eliyle işaret ederek annesine gösteren 2 yaşındaki yavrusuna, geride kalan sevdiklerine, tüm mağdurlarımıza, tüm acılı ailelere sahip çıkmaktır.

Türkiye güçlü bir devlettir.

Her sorunu çözecek kabiliyettedir.

Her müşkülatın üzerinden Allah’ın izniyle gelinecektir.

Yeter ki bir olalım, dayanışma içinde bulunalım.

Yeter ki tek ses, teke nefes ve tek yürek halinde mücadele edelim.

Türkiye Taşkömürü Kurumu Amasra Müessese Müdürlüğü’ne bağlı bir maden ocağında meydana gelen grizu patlamasında hayatlarını kaybeden maden işçilerimize Cenab-ı Allah’tan rahmetler diliyorum.

Hastanelerde tedavi edilen maden işçilerimize şifalar temenni ediyorum.

Başımız sağ olsun diyorum.

Rabbim hepimizi, her insanımızı ve aziz milletimizi görünür görünmez kazalardan, belalardan, hastalıklardan, afatlardan esirgesin duasını cümlemizle paylaşıyorum.

Muhterem Arkadaşlarım,

2023 yılı Türkiye Cumhuriyeti’nin birinci yüzyılının nihai eşiği, ikinci yüzyılının ilk adımıdır.

2023 yılı lider ülke Türkiye’nin müjdesi ve bu hedefin tarihi mesajıdır.

Devletimizin kurucu felsefesi, kuruluş ilkeleri her zamankinden çok daha tesirli, çok daha zindedir.

Yönetim hayatımızda Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle gerçekleşen kalıcı ve köklü reform Türkiye’mizin önünü açmış, hamd olsun gücüne güç katmıştır.

Kimin atına binerse onun türküsünü çağıranlar bu gerçeği kabulde zorluk çekse de vaki gerçek asla değişmeyecektir.

Kuru üzümden pekmez çıkarmak için eğri bacaklı masalara oturanlar büyüyen, gelişen ve yükseldikçe yükselen Türkiye bahtiyarlığını göremezler, görseler bile itiraf ve izah edemezler.

Çünkü bunlar katrandan çıkıp zifte düşen, hüsrandan kaçıp hezimeti boylayan aymazlardır.

Çünkü bunlar kepçesi suya çarpmış çark gibi dönen ayarsızlardır.

Ağzı tetik, dili de tüfek olmuş bu aymaz ve ayarsızların zillet içinde oldukları da ayan beyan ortadadır.

Türkiye eski Türkiye değildir.

Devlet hayatımıza hakim olan işbirliği, denge, uyum, ekip ruhu, koordinasyon ve hızlı karar alma becerisi kısır çekişmeleri, kronik hizipleri artık sonlandırmıştır.

Türkiye’nin bu yeni ve üst seviyedeki parlak durumuna zillet ittifakının intibak zorlukları, ifade güçlükleri, idrak zaafları had safhadadır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilerleyişinde sınır yoktur.

Zamanın ruhu, çağın ufku, dünyanın bugünkü siyasi ve ekonomik durumu yelkenimizi şişiren rüzgar misali bizimledir, yürüyüşümüzü tahkim ve takviye etmektedir.

Sahip olduğumuz millet ve tarih şuuruyla nereye ulaşmak istediğimizin bilincindeyiz.

Tesadüflerin ikramında bir gelecek arayış ve iddiasında da olmadığımız açıktır.

Bu nedenle çok çalışıyoruz.

Nefes alır gibi mücadele ediyoruz.

Parti olarak on yıllardır 2023 yılının düşünü kuruyorduk.

Cumhuriyet’in 100. yıl dönümüne büyük umutlar bağlamış, yüzyılla sözleşmeyi 22 yıl önce yaparak önümüze büyük hedefler koymuştuk.

Son bir yıl içinde bütün illerimizi heyecanla dolaştık.

Bütün ilçelerimizde kucaklaşmanın sıcaklığını iliklerimize kadar hissettik.

Şimdi de köy köy geziyor, inanmış ve davasının onurunu varlığının onuru bilmiş dava arkadaşlarımızla siyasi çalışmalarımızı yoğunlaştırıyoruz.

8 Ekim 2022 tarihinden itibaren, “Adım Adım 2023; Köyüm Benim Sohbet Toplantıları”yla köylerimize, milletimizin efendisi olan köylülerimize misafir oluyoruz.

Onları dinliyoruz, düşüncelerimizi ve siyasetimizin gayelerini sabırla ve sırasıyla anlatıyoruz. Bu süreçte canla başla gayret sarfeden siz değerli milletvekili arkadaşlarımıza, MYK ve MDK’mızın değerli üyelerine içtenlikle teşekkür ediyorum.

Hiçbir köyümüz bize uzak değildir.

Hiçbir köylümüz bize yaban değildir.

Köylerimiz övüncümüzdür, üretim gücümüzün mihrakı, misafirperverliğin ve fedakârlıkla bezenmiş hayatların mihveridir.

Görünen köylerimiz de kılavuza ihtiyaç duymayacaktır.

Bugüne kadar tam 256 köy ziyaretimizi de çok şükür gerçekleştirmiş durumdayız.

Hafta sonu da, “2023’e Doğru: “Aday Belli, Karar Net” Temalı Konya Mitingimizi muazzam bir katılım eşliğinde yaptık ve Hz.Mevlana’nın torunlarıyla buluştuk.

Hava tahminleri yağmur gösteriyordu.

Mitingimiz esnasında yağmur yağmadı, ama hitamında Rabbim rahmetiyle bizleri taltif etti.

Diyorum ya, bu dava büyüktür, bu dava dualıdır, bu dava kutludur.

23 Ekim 2022 Pazar günü bu defa da şehzadeler şehri Manisa’da milletimizin huzuruna çıkacağız.

Adayımız belli, kararımız net diyeceğiz.

Ruhumuzun mukavemet ve mücadele mayası inancımızla karılmıştır.

İnanmak başarmanın yarısıdır.

İnananlar için zafer kaderdir.

Kendimize inanıyoruz, davamıza inanıyoruz, milletimize inanıyoruz, başaracağımıza inanıyoruz, Allah’ın inayetiyle istikbalde devleşmiş Türkiye’nin doğacağına yürekten inanıyoruz.

Bizim yolumuz çetin, engebeli ve dikenlidir.

Ayağını veya ayakkabısını değil, ahfadını ve atisini düşünen ülkü erleriyle, ülke sevdalılarıyla aydınlık geleceği muhakkak inşa ve ihya edeceğiz, bunu da Cumhur İttifakı’nın iradesiyle başaracağız.

Merhum Faruk Nafiz Çamlıbel’in Zafer Türküsü bizim irademizin süzülmüş halidir ve şöyledir:

Yaşamaz ölümü göze almayan,

Zafer göz yummadan koşana gider.

Bayrağa kanının alı çalmayanın,

Gözyaşı boşana boşana gider.

 

Kazanmak istersen sen de zaferi,

Gürleyen sesinle doldur gökleri,

Zafer dedikleri kahraman peri,

Susandan kaçar da coşana gider.

Değerli Milletvekilleri,

Türkiye Cumhuriyeti nice kahramanlıklar, nice fedakarlıklar, nice bedeller sonucunda tarihteki yerini almış bir millet ve medeniyet eseridir.

Milli Mücadele’ye husumetiyle bilinen Refik Halid Karay, 2 Şubat 1920 tarihli Alemdar Gazetesi’nde şöyle yazmıştı:

“Millet anamız yine varlığını gösterdi, ortaya bir milli yavru attı: Milli Misak. Aman Allah'ım, telaffuzu en güç, en çirkin, en gayr-i milli bir kelime…Manakyan kumpanyasında bir aktör vardı, Hacı Misak. Bu terkip bana onu hatırlatıyor.”

Yine aynı şahıs, sözünü ettiğim gazetede düşmana bile taş çıkartan şu sözleri kaleme almıştı:

“Merhaba Sivas kuzuları, Ankara keçileri! Kurban bayramı mı yaklaştı? Ecelinize ayağınızla mı geldiniz?”

Milli Mücadele kahramanları ecellerine gelmemişler, haine, işbirlikçiye, işgalci güçlere, müstevli alçaklara ecel olmaya, satılmış kafalara balyoz gibi inmeye gelmişlerdi.

İçimizden ve dışımızdan kuşatılmıştık, tıpkı bugünkü gibi.

Manda ve himaye özlemi çekenler vardı, tıpkı bugünkü gibi.

Düşmana ganimet olanların sesi çok çıkıyordu, tıpkı bugünkü gibi.

Fakat kurucu kahramanlar, tıpkı bugün bizim gibi; “ölümden öte yol gitmez, mezardan öte sal gitmez, ya istiklal ya ölüm”, diyerek yedi düvele meydan okumuşlar, rest çekmişlerdi.

İpini sürüyerek ortalıkta boy gösterenlerin Türkiye Cumhuriyeti’nin temelini ve sonraki yıllarını özümsemesi akla da, bilime de, tarihe de, vicdana da terstir.

Nal ile çivi arasına sıkışmış siyasetleriyle Türkiye’mizin önünü perdelemeye azmetmiş olanlar Atatürk’ü bilemezler, kurtuluş yıllarını bilemezler, şehidimizin şühedamızın mirasını asla tanımazlar, asla da taşıyamazlar.

Ödünç kediyle fare tutma çabası içinde olan sefalet yuvalarının içine düştükleri ibretlik haller, taktıkları kalın maskeler, girdikleri sahte kılıklar onları saklamaya yetmeyecektir.

Türkiye’yi yabancı ülkelerde şikayet etmek, jurnalcilik yapmak, yabancıların karşısında el pençe divan durmak şerefli bir tavır değildir.

Newyork’un en işlek caddesine çıkmak, ergenler gibi video çekmek, bu suretle Türkiye’ye ve Cumhurbaşkanı’na kara çalmaya teşebbüs etmek adamlık değildir, siyaset değildir, mertlik hiç değildir.

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kılıçdaroğlu dersini tarihten değil Türkiye düşmanlarından aldığını açık seçik gözler önüne sermiştir.

Demiş ki: “Hedefimiz 100 yıllık Cumhuriyeti 2023’te demokrasiyle taçlandırmaktır.”

Sayın Kılıçdaroğlu bu taç olmasaydı ne ABD’ye gidebilirdin, ne de gittiğin zaman Türkiye’yi kötü gösterebilirdin, dua et ki yerleşmiş ve güçlenmiş bir demokrasimiz vardır ve ortadadır.

Tek kelimeyle diyorum ki, yazıklar olsun.

Biz zillet deyince rahatsız oluyorlar, ya ne diyelim peki?

Bu Kılıçdaroğlu’nu ve ittifakını hayırla nasıl yad edelim?

Büyük halk ozanımız Yunus ne diyordu:

Cümleler doğrudur sen doğru isen,

Doğruluk bulunmaz sen eğri isen.

CHP Genel Başkanı’nın neresi doğrudur?

Zillet ittifakı paydaşlarının neresinde doğrunun izi vardır?

Ne doğramışlarsa aşlarına, o geliyor kaşıklarına. Olan budur.

Elden vefa, zehirden şifa, zilletten de sefa umacak kadar şuur dağılmasının pençesine düşmüşler.

Türk ordusu Sakarya’nın doğusuna taktik çekiliş halindeyken, dönemin Birleşik Krallık Başbakanı aynen demişti ki: “Türkler Mekke’ye doğru kaçıyor.”

Kılıçdaroğlu’nun mantığı ve aklının dibi işte budur.

İlham kaynağı yerli değildir, milli değildir, bizden değildir, biz değildir, milletimizin şanına ve şerefine kesinlikle uygun değildir.

Kılıçdaroğlu’nun ABD’de ne yaptığı, kimin dümen suyuna girdiği, kimlerle temas kurduğu, kimlerin eline ve avucuna baktığı az çok bellidir.

Özellikle kendisine eşlik eden gazetecileri de atlatarak 8 saat süreyle ortadan kaybolması ziyadesiyle kuşkuludur.

Kılıçdaroğlu’na soruyorum, o gizemli 8 saat içinde neredeydin?

Kimlerle fiskos yaptın, kimlerle geniş bir planın parçası olmayı içine sindirebildin?

Kılıçdaroğlu bu 8 saatin esrarını milletimize açıklamak zorundadır.

FETÖ’cülerle görüşüp görüşmediğini, Pensilvanya’da mola verip vermediğini açıklığa kavuşturmak mecburiyetindedir.

Türkiye’de bulamadığını ABD’de aramak müflis bir siyasetçinin son çırpınışıdır.

Kılıçdaroğlu’nun ABD ziyareti, dahası başörtüsü istismarından hemen sonra uçağa atlayıp Türkiye’den ayrılışı birbiriyle bağlantılı sancılı gelişmelerdir.

Şimdi de teşekkül etmiş bir İP heyeti, Türk festivali bahanesiyle ABD’ye gidecekmiş.

Kılıçdaroğlu’nun gölgeli ziyaretinin hemen akabinde ABD biletini alan İP’in de yolu yol değildir, siyasi zihniyeti milli ve ahlaki esaslara muvafık değildir.

Okyanus ötesinde rol dağılımı ve işbölümü yapılmıştır.

Zillet ittifakının paydaşları sırasıyla ABD’yi tavaf etmeye başlamıştır.

Sipariş gündeme göre, listelenmiş talimatlar uyarınca, FETÖ’nün çekim alanında, emperyalizmin gözetiminde siyaset yapmanın onurlu ve haysiyetli hiçbir yanından bahsedilemeyecektir.

Zillet ittifakı, cumhurbaşkanı adayının kim olacağı sorusunun cevabını yanlış yerde aramaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanını seçecek, belirleyecek ve yetkilendirecek güç ne AB’dir, ne ABD’dir, sadece ve sadece büyük Türk milletidir.

CHP yitirdiği iradesini emperyalizmin kanlı sahnesinde bulmanın çabasındadır.

Bu yüzden CHP yönetimi, kuruluş yıllarına sırt dönmüştür.

CHP yönetimi, virajı alamamış ve arabayı devirmiştir.

Merhum Prof.Dr.İdris Küçükömer diyordu ki:

“CHP aslında, Batılılaşma adı altında düzenin yabancılaşmasını temsil etmiştir.”

Tam da buna uygun olarak Kılıçdaroğlu’nun batı uygarlığında yer alma arzusu yabancılaşmadır, yozlaşmadır, süslü yıkımın millete artan dozajlarla kabul ettirilme amacıdır.

Bugünkü CHP yönetiminin Türkiye’nin karşısında hizalandığı inkar edilemez boyuttadır.

Kılıçdaroğlu’nun değil Cumhurbaşkanı adayı olması, CHP Genel Başkanlığı koltuğunda oturması bile zuldür, CHP’ye oy veren kardeşlerimize hakarettir, hürmetsizliktir, dahası zulümdür.

Nasıl ki, koyunun çıkardığı toz kurdun gözünden kaçmazsa, bizim de hiçbir sinsi hesap gözümüzden kaçmamış, kaçmayacaktır.

Emel sahipleri akıllarını başlarına almalıdır.

Türkiye sahipsiz ve ümitsiz değildir.

Türk milleti yarınsız ve çaresiz değildir.

Devlet yetim, millet öksüz değildir.

Milliyetçi Hareket Partisi dimdik ayaktadır.

Cumhur İttifakı ezberleri bozandır, ezilenleri kucaklayandır, esareti milletimize reva görenlerin de hakkından cesaretle gelen ve gelecek olan iradedir.

Muhterem Milletvekilleri,

Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın yaptığı araştırmaya göre gıda yardımına ihtiyaç duyan ülke sayısı 45’e yükselmiştir.

Dünya genelinde 828 milyon insan açlıkla karşı karşıyadır.

Bu iç karartan manzaranın arkasında KOVİD-19 salgınıyla beraber Rusya ile Ukrayna arasındaki silahlı ve kanlı kriz bulunmaktadır.

Daha güvenli, daha huzurlu, daha adil bir dünyaya ulaşmak için açlıkla, yoksullukla, gelir ve servet dağılımındaki adaletsizliklerle küresel çapta mücadele etmek insani ve vicdani bir görevdir.

Afrika’da yatağa aç giren çocuklar, denizlerde şişme botların batmasıyla balıklara yem olan mazlum yavrular, etnik ve mezhep çatışmalarıyla hayatları zindana dönen biçareler insanım diyen herkesin ve hepimizin yüreğini sızlatmalıdır.

Küresel adalet ve merhametin kurumsallaşması, bu vesileyle empati duygusunun işlevsel olmasıyla vicdan seferberliğinin coğrafyaları kuşatması bir insan, bir medeniyet hakkıdır.

Türkiye dünya üzerinde bu hakkı en fazla gözeten, bu hakka en çok riayet edip saygı gösteren ülke mevkiine tırmanmıştır.

Beşeriyet barışa ve huzura susamıştır.

Beşeriyet hakkaniyetli paylaşıma hasret kalmıştır.

Eğer yeni bir dünyanın kapıları aralanacaksa, değişim dinamiklerinden farklı bir hayat iklimi doğacaksa bu yeni hal kesinlikle insan merkezli, adalet ve barış odaklı tecelli etmelidir.

Bir damla petrolü, bir metreküp gazı insan kanından, insan hayatından, insan onurundan daha değerli addeden bir sefil anlayış derhal terk edilmelidir.

Kan kokusu almış bir köpekbalığından daha tehlikelisi petrol kokusu almış acımasız ve zalim güçler değil midir?

Böylesi bir dünya nizamının, böylesi bir gezegen vasatının kalbi selim olması, insana ve insan haysiyetine hürmet etmesi akıl karı mıdır?

Türkiye insan ve insanlık onurunu esas alarak ikmal ve icra ettiği siyasetiyle umut adası gibi belirlemeye ve berrak bir şekilde sivrilmeye başlamıştır.

Tahıl Koridoru Anlaşması’nın son üç aylık mazisine baktığımızda Ukrayna limanlarından kalkan 345 gemi toplam 7 milyon 700 bin ton tahılı ihtiyaç sahibi ülkelere taşımıştır.

Türkiye bu süreçte asla unutulmayacak bir insanlık vazifesini deruhte etmiş, açlık çeken milyonların çığlığını hem duymuş hem de duyurmuştur.

Rusya Federasyonu Başkanı Putin’in açıklamaları, Sayın Cumhurbaşkanımızın aktif ve çok kulvarlı girişimleri Türkiye’nin bir gaz deposu olmasını gündeme getirmiştir.

Geçen hafta da vurguladığım gibi, kuzey hatlarının güvensiz olması sebebiyle TürkAkım enerji güvenliğinin vazgeçilmez bir öğesi haline gelmiştir.

Bu aşamada Kılıçdaroğlu’nun “Ukrayna’dan yana olalım” sözü bütünüyle kof bir söz, gerçeklere aykırı bir görüş, siyaset ve diplomasi cehaletidir.

Türkiye taraftır, ama kalıcı, kararlı ve kuşatıcı bir barışın tarafıdır.

Avrupa ülkelerinin ısınıp aydınlanması yakın bir gelecekte Türkiye’nin takdir, temin ve kararıyla mümkün olabilecektir.

Bu enerji jeopolitiğinde stratejik bir güç noktasına hızla tırmandığımızın apaçık resmidir.

Bu arada Avrupa Birliği Komisyonu’nun 12 Ekim 2022 tarihinde yayımladığı 2022 yılı Türkiye Raporu baştan ayağa sübjektif, yanlı ve tarafgir bir siyasetin mecmuu olarak hafızalarımıza kaydedilmiştir.

Terörle mücadelemize yönelik haksız ve hayasız ithamları reddediyoruz.

Siyasal sistemimize, siyasetçi ve yöneticilerimize asılsız iddiaları reddediyoruz.

Doğu Akdeniz, Ege ve Kıbrıs’ta Rum ve Yunan tezlerini sahiplenen marazi bakış açısını reddediyoruz.

Kıbrıs Türklerinin yok sayılmasını reddediyoruz.

Rusya-Ukrayna savaşı kapsamında, AB’nin uyguladığı yaptırımlara Türkiye’nin katılmamasını eleştiren ucuz yaklaşımı reddediyoruz.

AB’nin barışın değil savaşın yanında konuşlanmasını da bütünüyle reddediyor, 2022 Türkiye Raporu’nu gıyaben yırtıp atıyor, muhataplarının başına da külah olarak geçiriyoruz.

Ülkemiz iyi niyetle, yapıcı, olumlu ve pozitif bir siyaset marifetince, dostane ve iyimser bir diyalog ekseninde duruş ve tutum gösterirken, AB’nin bunu görmezden gelmesi, her fırsatta Türkiye’yi kötü gösterme densizliği ayıptır, yanlıştır, günahtır, ikiyüzlülüğün ta kendisidir.

Biz eğri ağaca yayım demeyiz, her gördüğümüze de dayım demeyiz.

Su uyur, düşman uyumaz, ama biz de hiç unutmayız.

Kışı geçiririz geçirmesine, ama yediğimiz ayazı da aklımızdan çıkarmayız.

AB’nin siyaseti kriz siyasetidir.

AB’nin siyaseti kutuplaşma siyasetidir.

Demedi demesinler, nefretle gelmesinler, bizim böyle bir siyasete karnımız tok, misilleme siyasetimiz de pek çoktur.

Değerli Arkadaşlarım,

27.Dönem TBMM’nin bu son yasama yılında geçen yıllarda olduğu gibi, milletimizin her derdiyle dertlenip çözüm yolları açacağız, haklı talepleri karşılayacağız, sorunlara neşter vuracağız.

Yaparsa Cumhur İttifakı yapar, gerisi boş boş bakar.

Bildiğiniz gibi sosyal medya tehlikeli bir mecradır.

Bu mecrada her türlü haşarat da meydanı boş bulduğundan at oynatmaktadır.

Gelişmiş ülkelerde benzerlerine şahit olunduğu üzere, sosyal medyanın hukuki ve ahlaki sınırlara getirilmesi, yalan ve iftira mahiyetli haberlerin önüne geçilmesi iç barış ve huzur ortamı için büyük bir zaruretti.

Geçen hafta “Basın Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” AK Parti ve MHP’nin mücadele ve müdahalesiyle kabul edilerek yasalaşmıştır.

Bu itibarla hepinize teşekkür ediyorum.

Allah’a şükür, mühim ve acil bir ihtiyaç milli irade vasıtasıyla karşılanmıştır.

Zillet ittifakı 29. maddeyi terörize ederek olmadık yollara müracaat edip mezkur kanunun görüşmelerini sabote etmeye kalkışmıştır.

Peki ne diyor 29. madde?

5237 sayılı Türk Ceza Kanununa 217. maddesinden sonra gelmek üzere “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” üst başlıklı şu ifadeler eklenmiştir:

“Sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.

Fail suçu gerçek kimliğini gizleyerek veya bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlemesi halinde, birinci fıkraya göre verilen ceza yarı oranında artırılır.”

Zillet ittifakının, çıkarcı yandaşların, buçuk aydınların, kiralık kalemlerin saldırdığı, sulandırdığı ve feryat ettiği meşhur madde budur.

Halk arasında endişe, korku ve panik yaratanlara cezai sorumluluk yüklemenin neresi hatalıdır?

Ülkemizin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni, genel sağlığıyla ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayanlara yasal tedbir alınmasının neresi zulümdür?

CHP’li bir milletvekili, eline çekici alıp Genel Kurul kürsüsünde telefon kıracak kadar alçalabilmiştir.

Sen o çekici telefona değil, kafana vurursan belki ayılabilir, kendine gelebilirsin.

Bu çekiç Genel Kurul’a nasıl getirilmiş, kürsüye nasıl çıkarılmıştır?

Çekiç de aynen bir silah gibi suç unsuru değil midir?

Bu haliyle çekicin mesela kalaşnikoftan ne farkı vardır?

Biz Genel Kurul salonunda ne çekiçli eylemcilere ne de kalaşnikoflu teröristlere bilinsin ki, tahammül edemeyiz, sessiz kalamayız, seyirci olamayız.

Dediler ki:

√ Yasayla birlikte korku ve baskı iklimi artacakmış.

√ Seçim öncesinde halkın haber alma kaynakları boğulacakmış.

√ Muhalefetin sesi kısılmak istenmiş.

√ Ucube bir başyapıtmış.

√ Hak ve hürriyete pranga vurulacakmış.

√ Sansür yasasıymış, istibdada çanak tutulmuş, tarih bunu yazmış.

Bu iddiaların tamamı palavradır, tamamı aldatmadır, söylenenlerin hepsi yalancıların sızlanmasıdır, sosyal medyadan milletimizi manipüle etmeye çalışanların kurnaz ve kurmaca şikayetidir.

Nasıl olsa yalan haber yayamayacaklar, dertleri bundandır.

Nasıl olsa sahte hesapların arkasına saklanıp itibar cellatlığı yapamayacaklar, açmazları, sıkıntıları ve bunalımları bu nedenledir.

Zillet ittifakının haberi olsun, ne yapsalar boşuna, köprü suyun öte yakasında kaldı.

Yalan habere bel bağlamayanlar bu yasadan rahatsız olmaz.

İftiraya prim vermeyenler, kamu düzenini bozmayı aklından geçirmeyenler, ülkemizin iç ve dış güvenliğini zedelemek için pusuya yatmayanlar bu yasadan asla memnuniyetsizlik duymaz.

Geçiniz bunları, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü, insan onuruyla insan haysiyetini savunan hiç kimse bu yasaya dudak bükmez, bükemez, bükmemiştir.

Dezenformasyon yasası hıyanetin, bozgunculuğun ve rezaletin sosyal medya ayağına kilit vurmuştur.

Çokta güzel olmuş, maşeri vicdan oh be demiştir.

İşte kuyu, işte suyu, işte milletimizin huzuru, kast etmeye çalışanlar olursa bedelini sonuna kadar ödemeye hazır olmalıdırlar.

Bu duygu ve düşüncelerle siz değerli milletvekili arkadaşlarımı muhabbetle selamlıyor, Genel Kurul çalışmalarınızda üstün başarılar diliyorum.

Sağ olun, var olun, Yüce Allah’a emanet olun.


Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Bey'in grup toplantısında yapmış olduğu konuşmalar-11.10.22

Muhterem Milletvekilleri,

Değerli Misafirler,

Basımızın Değerli Temsilcileri,

Haftalık olağan Meclis Grup Toplantımıza başlarken hepinizi hürmet ve muhabbetle selamlıyorum.

Yurt içinden ve yurt dışından televizyon ekranları, radyo kanalları, sosyal medya platformları vasıtasıyla toplantımızı takip eden aziz vatandaşlarımızı, gönül ve kültür coğrafyalarımızda nice zorluğa direnerek varoluş mücadelesi veren kardeşlerimizi içtenlikle selamlıyor, hepsini kucaklıyorum.

Nasıl bir hayat sorusuna verilecek en makul ve muhtevalı cevap nasıl bir siyaset sorusuna yüklenecek anlam halkalarında gizlidir.

Siyaset özü itibariyle bir mesuliyet, bir meftuniyet, bir mecburiyettir.

Aynı zamanda ahlaki, insani, vicdani ve fikri temellere dayanması, sınır hatlarının milli ve manevi ilkelerle ihata edilmesi hem gerekli hem de gerçekçi bir yaklaşım olacaktır.

Uçta yatıp ortada duranlar, tarlası sırtında gezip hilenin harmanını yapanlar, rüzgâra göre yelken açıp ilk sallantıda gemiden kaçanlar, kulaksıza küpe burunsuza hızma olanlar, sözlerini heybenin delik gözüne koyanlar, suyu kesik değirmen gibi boşa dönüp duranlar elbette ne siyaset ne de samimiyet iddiasında bulunabilirler.

Siyaset, soğuk tandırdan sıcak ekmek alma hesabı yapanların, rüyasında sinek avına çıkanların, şapkayı ayağına çarığı başına giyenlerin, yalanı kana kana içip de bir damla hakikati yudumlamaktan mahrumiyet çekenlerin hakkı ve harcı olamaz.

Türk siyasetinin bir ahlak reformuna, yeni bir kalkınma hamlesine, istikamet ve ilhamını milletimizin hedef ve özlemlerinden alan büyük bir atılım haline ileri düzeyde ihtiyacı vardır.

Kabuk bağlamış yaraları deşerek siyaset üretilemez.

Uçurum kenarında sahte pehlivanlık pozu vererek siyaset yapılamaz.

Toplumsal yapıyı önce ideolojik mahallelere ayırıp sonra da iki ayrı yakayı birleştirmek amacıyla köprü kurmaya çalışmanın adı da siyaset olamaz.

Kutuplaşmaya can suyu verenlerin kucaklaşma söylemi kuyruklu yalandır.

İstismar çarkıyla inkar tekerini çevirip eşzamanlı barışma masalı anlatanlar palavracı tiplerdir.

CHP Genel Başkanı, “Türkiye’yi barıştıracağım” diyor.

Helalleşme çağrısı yaparak geçmişi değil de geleceği kurtarmaya çalıştığından bahsediyor.

Barışmak için küslüğün ve küslerin olması gerekmiyor mu?

Türkiye’nin barışması için doğudan batıya, kuzeyden güneye küslüğün hâkimiyeti lazım değil mi?

Peki bu küslük nerededir? Birbirine küsen kimledir? Kılıçdaroğlu’nun görüp de bizim göremediğimiz, müşahede ve mülahaza edemediğimiz bu küsler nereye saklanmış, nerede sadır olmuştur?

Kılıçdaroğlu’nun ya ruh sağlığında kaygı verici bir bozulma vardır, ya da siyaseti akıl dağılması, rota sapması yaşamaktadır.

İki durum da kendisi ve partisi adına buhrandır.

Kılıçdaroğlu’nun vaki durumu aynen şöyledir:

“Tatsız aşa tuz neylesin, akılsız başa söz neylesin.”

Aklı arkada tutup ahmaklığı kılavuz yapan Kılıçdaroğlu ve CHP yönetiminin hali pürmelali tamı tamamına budur.

Türk milleti birlik ve beraberliğin iftiharıdır, itibarıdır, ibrasıdır, ihyasıdır.

Türkiye barış ve huzurun, sevgi ve saygının gıpta edilen ülkesidir.

Üzerinde yaşadığımız topraklarda bin yıldır kardeşlik hüküm sürmektedir.

Türkiye küs değildir, tam tersini iddia eden Kılıçdaroğlu ve çıkarcı ortakları kündeye gelmiş müfteriler koalisyonudur.

Kılıçdaroğlu’na tavsiye ediyorum, diken olup ayağa batıncaya kadar, gül ol da yakaya takıl.

Namertliğin izini süreceğine mertliğin kulvarına gir de adamlıkla anıl.

Fakat ne gezer, ne söylesek nafile, ne yapsak beyhude, bir kulağından girip diğerinden çıkıyor, sanki duvara konuşuyoruz, aynı tas aynı hamam.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun siyaseti siyaset değildir, yolu yol değildir, çizgisi belirgin ve net değildir.

Bildiğiniz üzere, başörtüsü meselesi milletimizin kalıcı ve köklü mutabakatıyla çözülmüş bir meseledir.

Bu konuyu ısıtıp tekrar gündeme getirmenin, yeniden kısır bir tartışma ortamı yaratmanın hiç kimseye bir faydası dokunmayacaktır.

Türkiye’de başörtüsü sorunu bitmiş, mağduriyetler dönemi kapanmıştır.

Ancak Kılıçdaroğlu’nun derdi başkadır, hesabı başkadır, hedefi başkadır, hevesi başkadır.

Bu kapsamda CHP’nin geçen hafta hazırlayıp TBMM’ne vermiş olduğu kanun teklifi samimiyetsiz, tutarsız, içerik itibariyle de baştan savmadır.

Kaldı ki yeni bir kanuni düzenlemeye ihtiyaç da yoktur.

Hatırlatırım ki, 9 Şubat 2008 tarihli 5735 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunla Anayasa’nın 10. maddesinin dördüncü fıkrasına “bütün işlemlerinde” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında” ifadesiyle,

42.maddesine altıncı fıkradan sonra gelmek üzere, “kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimse yükseköğretim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez. Bu hakkın kullanılmasının sınırları kanunla belirlenir” fıkrası eklenmişti.

Ak Partiyle birlikte yaptığımız bu değişiklik esas itibariyle başörtüsü meselesini tamamen çözerek anayasal güvenceye kavuşturmuştu.

411 milletvekilinin eli adalet için, inanç ve ifade hürriyeti için kalkmıştı.

Ancak CHP Anayasa Mahkemesi’nin kapısında soluğu alarak bu kanunu iptal ettirmişti.

Bu nedenle, Kılıçdaroğlu’nun 3 Ekim 2022 gecesi sosyal medya hesabından bir video yayımlayarak başörtüsüne yasal düzenleme çağrısı yapması, müteakiben hazırlanmış teklifin TBMM Başkanlığına sunulması baştan ayağa sahtekarlık, savrukluk, sakatlık ve saçmalıktır.

Biz o günlerde 411 el kaosa kalktı manşetlerini unutmuş değiliz.

Biz o günlerde, bizzat Kılıçdaroğlu’nun başörtüsüne bez parçası dediğini unutmuş değiliz.

Bugün ise Kılıçdaroğlu’nun başörtülü kardeşlerimize rehine iftirasını da unutacak değiliz.

Kılıçdaroğlu ve CHP yönetimi şayet samimiyse, şayet mazilerindeki ayıplı sayfalardan nedamet duyuyorlarsa, buyursunlar, gündemdeki anayasa değişiklik teklifine destek versinler.

Başörtüsü meselesini yasal değil, anayasal güvenceye kavuşturmak için haydi gelin elinizi taşın altına koyun, dürüstseniz gereğini yapın, karnınızdan konuşmayın, işte er meydanı, işte demokrasi imtihanı, işte tutarlılığınızı göstermenin altın fırsatı.

Milliyetçi Hareket Partisi başörtüsü sorununun bütünüyle gündemden çıkarılması amacıyla hayırlı bir girişim olarak değerlendirdiği anayasa değişikliğine sonuna kadar vardır ve sözünün de 2008 yılında olduğu gibi arkasındadır.

Sayın Kılıçdaroğlu, minderden kaçma, kaçak güreşme, bahane arama, açık sofraya oturmak için teklif ve ısrar bekleme.

Gerçi sütünde olanın tırnağında getireceğini biz gayet iyi biliriz.

Niyet okumasak da, geçen hafta CHP sözcülerinin açıklamalarıyla yine pişmiş aşa su kattıklarına, anayasa değişikliğine sıcak bakmadıklarına şahit olduk.

Her şeye rağmen umudumuzu kaybetmek istemiyoruz, CHP’den milli iradeye, inanç hürriyetine saygı bekliyoruz.

Ziyaret çalısı gibi, gelene takılan gidene takılan, erken kalkanın elinde kalan, yangına çırayla koşan, suyu yüzeyde kaynatmanın peşine düşen CHP’nin ve diğer zillet ortaklarının ne yapacağını, nasıl bir tutum takınacağını eninde sonunda Türk milleti görecek ve bir kez daha teyit edecektir.

Değerli Milletvekilleri,

Türkiye’nin geçmişten tevarüs edip geleceğini risk ve tehlikelere sevk eden sorun alanlarına ciddiyetle eğilmek, bu mahut sorunları cesaretle de ele almak evvela siyaset müessesinin başlıca sorumluluğudur.

Anlaşmazlıkların, görüş ayrılıkların, soğuk bakışların, katılaşmış diyalogların, yanlış anlamaların, canlı önyargıların muhakkak bitirilmesi halisane dilek ve temennimizdir.

Toplumsal yaraların sarıldığı, kronik meselelerin köklü çözümlerle buluşturulduğu, milli ve manevi değerlerle kenetlenmiş bir Türkiye’ye Allah’ın izniyle vasıl olmak hepimizin müşterek gayesidir.

Elbette her alan ve sahada bir uzlaşma vasatı tezahür etmelidir.

Yalnız başına uzlaşmak da yetmeyecektir, nitekim mühim olan doğruda uzlaşmak, adalette uzlaşmak, ahlakta uzlaşmak, vicdanda uzlaşmak, huzurda uzlaşmak, ebediyete kadar birlikte yaşamakta uzlaşmaktır.

Bize göre uzlaşmanın adresi de büyük Türk milletinin kutlu varlığıdır.

Bizim üstesinden gelemeyeceğimiz, altından kalkamayacağımız hiçbir sorun yoktur.

Sürekli erteleyerek, sürekli yok sayarak, bunların yanı sıra ihmal ve iradesizliğin pençesine düşerek ulaşacağımız hiçbir yer yoktur, olamayacaktır.

Vakit yüreklerin toplu vurma vaktidir.

Vakit el ele vermenin vaktidir.

Bildiğiniz gibi, Alevi İslam inancına sahip kardeşlerimizin haklı ve meşru talepleri vardır ve bu talepler temiz bir mizaçla, kardeşliğin alicenaplığıyla; adil, eşitlikçi, insani, tarihi, kültürel, hukuki ve hakkaniyetli ilkeler mihverinde karşılanmalı, ortak akıl ve geniş bir uzlaşma zemini oluşturulmalıdır.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak kanaatimiz hep bu yönde olmuştur.

Alevi İslam inancına sahip kardeşlerimiz bizim canımız, can beraberimizdir.

Ne ayrımız ne de gayrımız vardır.

Cami ne kadar bizimse Cemevi de o kadar bizimdir.

Saz bizim söz bizimdir, cem bizim semah bizimdir.

Hamd olsun hepimiz Müslümanız, Allah’ımız bir, Peygamberimiz bir, kıblemiz bir, kitabımız bir, imanımız bir, acımız bir, sevincimiz birdir.

Mezhepçilik fitnesini yayanlar, bu çerçevede yıllarca husumet aşısı yapanlar bizden olmayan, bizim gibi hissetmeyen, bizim gibi inanmayan bozgunculardır.

Hz.Ali diyordu ki, “gönülleriniz bir olmadıkça sayıca fazla olmanızın bir anlamı yoktur.”

Bizim gönlümüz birdir, bu suretle maksadımız gönüller yıkmak değil, gönül üstüne gönül yapmak, gönülleri kazanmaktır.

Kerbela ortak sızımız, Hz.Ali manevi büyüğümüz, Cennet gençlerinin efendileri Hz.Hasan ile Hz.Hüseyin başta olmak üzere zulme uğrayan, kanları dökülen ehlibeytin muhterem isimleri yaslı gönüllerimizin şehit abideleridir.

Geçmişin karanlık dehlizlerinde geleceğin saadet ve selamet cevherini bulamayız.

Geçmişteki bazı müessif ve münferit olaylara saplanarak cephelere ayrılamayız, yarınlarımızı heba edemeyiz.

Önemli olan her acıklı ve hepimizi hüzne boğan hadiselerden ders ve ibret almak, tekerrürünün önüne geçmektir.

Hep dedik, yine diyoruz, Alevi kardeşlerimizin hayatında tartışılmaz bir yer etmiş olan Cemevi gerçeği, siyasi kaygılardan uzak, Cami-Cemevi karşıtlığına dönüştürülmeden kabul edilmelidir.

Cemevi inanç ve kültür hayatımızın vazgeçilemez bir gerçeğidir.

Bu gerçeği tahrip ederek asıl manasından ve müktesebatından koparmak çok tehlikelidir.

Milliyetçi Hareket Partisi’nin dayandığı asırlık Türk milliyetçiliği düşüncesi, hiçbir zaman ayrımcı ve uzaklaştırıcı olmamış; toplumun tamamını temel değerler ekseninde buluşma ve kucaklaşmaya çağıran bir anlayışın temsilciliğini üslenmiştir.

Bizim gönlümüzde herkese yer vardır.

Bizim sevgimiz herkese yetecektir.

İster Alevi, ister Sünni, ister Caferi olsun, yöresi, kökeni, anasının dili de ne olursa olsun, milletimizin her güzel insanını muhabbetimiz ve müşfik tavrımız kucaklamaya kafi gelecektir.

Asırlar boyunca oluşan ve olgunlaşan kaynaşma kültürümüz kardeşlik bağlarımızın güvencesi, ülkemizi küresel bir güç yapma hedefinde takip etmemiz gereken yolun da rehberidir.

Dün de söyledik, bugün de söylüyoruz:

Gelecek ay yıldızlı bayrağın altındadır. Türkiye’nin birliği, refahı ve geleceğinin teminatı al bayrak altında birleşmekten geçmektedir.

Bu milletin şerefi ve haysiyeti, kardeşlik ve kahramanlık üzerine inşa edilmiş milli birliğidir.

Milli birliğimiz yara alır, kardeşlik ruhumuz sarsılırsa, bunun geriye dönüşü mümkün değildir.

Türk milleti yapay ayrımlara, sinsi çabalara fırsat vermeyerek beraberliğini sonsuza kadar mutlaka sürdürecektir.

18 Kasım 2008 tarihli Grup Konuşmamda demiştim ki:

“Büyük Türk milletini meydana getiren muhteşem beşeri varlığın bir bölümünün Alevi İslam inancını benimsediği ve bu kardeşlerimizin inanç ve kültür temelli bazı sorunları, sıkıntıları ve beklentileri olduğu bir gerçektir.

Bu durumun görmezden gelinemeyeceği ve bu sorunların milli bütünlük, toplumsal hoşgörü ve dayanışma ruhu ile ele alınıp çözüm yolları üzerinde iyi niyetle ortak çaba gösterilmesi gerektiği açıktır.

Esasları ve hedefleri doğru konulmuş sağlıklı bir tartışma ve değerlendirme ortamının şartlarının hazırlanması devlet ve toplumun bütün kesimlerinin ortak sorumluluğudur.

√ Bu konuda başta siyaset kurumu, parlamento ve hükümet olmak üzere devletin ve toplumun tüm kurumlarına, Aleviliğin çatı kuruluşlarına, inanç önderlerine, üniversiteler ve akademik çevrelere önemli görevler düşmektedir.

√ Bu çabalarda temel amaç, Türk milletinin birliğini ve beraberliğini koruyarak toplumsal huzursuzluk alanlarının cepheleşmelere dönüşmesini önlemek ve herkesin inancına saygı duyarak birlikte yaşama ideali etrafında kenetlenip toplumsal sıkıntı ve sorunları çözmek olarak görülmelidir.

Alevilik, tıpkı diğer inanç alanlarında olduğu gibi siyasi istismar ve rant aracı olmaktan çıkarılmalı, şahsi ve kurumsal nüfuz ve iktidar alanı olarak görülme eğilimleri terk edilmelidir.

√ Bu konuyu inancın dışında başka mecralara çekme, ideolojik muhteva ve nitelik kazandırma ve politik bir akım haline getirerek siyasallaştırma çabalarına itibar edilmemelidir.

√ Bir inancın ifadesi olan bu anlayış, karşıtlık ilişkisi ve zıt kutupların çatışması denklemine hapsedilmemeli, Sünni-Alevi; Cami-Cemevi karşıtlığı olarak görülmemeli ve bu noktaya indirgenmemelidir.

√ Karşılıklı sevgi, saygı ve hoşgörü anlayışı hakim kılınmalı, hiçbir inanç, kültür, gelenek ve değeri aşağılamanın hiç kimsenin hakkı ve haddi olmadığı unutulmamalıdır.

√ Toplumsal hassasiyet taşıyan konularda küçümseyici ve dışlayıcı ifade ve tavırlardan özenle kaçınılmalıdır.

√ Konunun kavramsal çerçevesi doğru koyulmalı ve anlaşılmalı, çözüm imkanları, bütüncül bir çerçeve içinde ele alınmalıdır.”

24 Kasım 2009 tarihli Grup Konuşmamda da;

 Aleviliğin öncelikle nitelikli eğitim ve nitelikli kadro ihtiyacını karşılayacak “Türkiye Alevilik Araştırmaları Merkezi”nin devlet desteğinde kurulmasını, bu merkezin genel bütçeden ayrılacak ödenekle desteklenerek idari bakımdan özerk olmasını,

Alevi inanç önderlerinin akademik seviyede eğitilmesi için İlahiyat Fakültelerinde “Tasavvuf İlimleri Bölümü” kurulmasını,

Milli Eğitim Bakanlığınca din derslerinin müfredatına, doğrudan Alevi toplumunun katılımıyla şekillenmiş doğru, objektif ve bilimsel bilgilerin girmesini,

Bu kapsamda olmak üzere Alevi İslam inancı önderlerinden, konusunda uzman ilahiyatçılardan ve akademisyenlerden oluşan “Özel İhtisas Komisyonu” kurulmasını,

Kültür Bakanlığı ve ilgili kuruluşların işbirliği ile Alevi İslam inancının ve tarihi-kültürel şahsiyetlerinin envanteri ve külliyatının çıkarılmasını, varsa yabancı dilde olanların Türkçe’ye çevrilmesini,

Alevi İslam inancını da bünyesinde temsil edecek şekilde Diyanet İşleri Başkanlığı’nda yapısal düzenlemeye gidilmesini,

 Cemevi gerçeğinin kabul edilmesini,

İnanç ve kültür hayatımızın bir unsuru olan Cemevlerine devlet yardımı yapılmasını, genel bütçeden ödenek tahsis edilmesini” önermiştim.

Milliyetçi Hareket Partisi’nin konuya günübirlik siyasetin dışında ve üstünde bir anlayışla yaklaştığını da ayrıca vurgulamıştım.

Alevi İslam inancına mensup kardeşlerimiz, Cemevinin ibadethane olarak tarif ve tanımlamasının arzusundadır.

Aleviliğin hem inanç boyutu hem de kültürel bir yapısı vardır.

Şayet Alevi kardeşlerimiz Cemevini ibadethane görüyorsa, ki öyledir, bize düşen buna saygı duymak ve peşin hükümlerin ambargosundan kurtularak yapıcı ve destekleyici bir tavır almaktır.

Bunda çekinecek, tereddüt edecek, endişeye kapılacak hiçbir şey olamayacaktır.

Kimin nerede ve nasıl ibadet edeceğinin yazılı bir kuralı, bağlayıcı bir hükmü, genel geçer bir ilkesi yoktur.

Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından geçtiğimiz hafta Cuma günü Alevi İslam inancına mensup kardeşlerimize yönelik iyileştirici ve müspet açıklamaları tümüyle destekliyor, çok isabetli bulduğumuzu özellikle belirtmek istiyorum.

Ankara, Elazığ, Erzurum, Erzincan’da açılışı yapılan,

Kütahya, Burdur, Denizli, Bilecik, Kayseri, Aydın ve Kırklareli’nde temeli atılan Cemevlerinin de hayırlı olmasını diliyorum.

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kurulacağının,

Cemevi hizmetlerinden eğitim faaliyetlerine kadar tüm çalışmaların, bu kurumsal yapı altında kamu güvencesi desteği ve denetimiyle yürütülecek olmasının,

Cemevlerinin aydınlatma, içme ve kullanma suyu, yapım, onarım, bakım giderlerinin karşılanması ve imar planlarındaki yeriyle ilgili tüm sorunların çözüleceğinin,

 Cemevlerinde erkân hizmetlerini yürütmekten sorumlu Alevi Bektaşi inanç önderlerinden talep edenlere de bu kurumsal yapı bünyesinde kadro verileceğinin bizzat Sayın Cumhurbaşkanımız marifetiyle ilan edilmesi milli birlik ve beraberliğimize muazzam bir katkıdır.

Bu reform mahiyetli demokratik, kültürel ve inanç bazlı adımların Alevi kardeşlerimize bir lütuf değil, gecikmiş haklarının önemli bir kısmının verilmesiyle ilgili karar olduğunu ifade etmek de boynumuzun borcudur.

Bizim geçmişten bugüne söylediğimiz de bunlardır.

Unutmayalım ki, yürekleri volkan gibi patlayanların avuçlarında çiçekler açamaz.

Acılar, ahlar, kötü anılar üzerinden bir gelecek inşa edilemez.

Alevi kardeşlerimizi istismar etmek için kuyruğa girenlerin, yüce dinimizi karalamak için fırsat kollayanların, mezhepçiliğin ihtilaf bakiyesini diri tutarak milli bünyemizi yarmaya çalışanların ne soyu soydur, ne huyu huydur, ne de iddiaları iffetle maluldür.

Hiç şüphesiz Allah indinde son din İslam’dır.

Ve tüm Müslümanlar da kardeştir.

Değerli Milletvekilleri,

ABD ve Avrupa ülkelerinin inatçı faiz artırımları, Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı’yla IMF’nin yüksek faiz kaygısı, bununla mündemiç küresel ekonomiyi çembere alan resesyon tehlikesi, aynı zamanda gıda ve enerji güvenliğinde yaşanan darboğazlar sıkıntılı bir sürece açıkça işarettir.

Küresel ekonominin bu yıl için tahmin edilen büyüme oranının yüzde 3,2’ye, 2023 için de yüzde 2,9’a düşürüleceği İMF Başkanı tarafından açıklanmıştır.

Ayrıca Rusya’dan Almanya’ya direkt olarak doğalgaz taşıyan hatlar olan Kuzey Akım 1 ile Kuzey Akım 2’de meydana gelen sızıntılar, üstelik bu sızıntıların sabotaj neticesinde olabileceğine dair iddialar enerji alanında kargaşa ve kutuplaşmaya yeni bir boyut katmıştır.

Artık enerji ihtiyacını güvenceye alma stratejisinin önümüzdeki dönemde dış politikaların ana parametresi olacağı anlaşılmaktadır.

Enerji güvenliğinin dört ayağı vardır:

Birincisi, enerji kaynağının mevcudiyeti,

İkincisi, enerji kaynağına kesintisiz erişim,

Üçüncüsü, enerjinin uygun maliyeti,

Dördüncüsü de, enerjinin kabul edilebilirliğidir.

Bunlardan birisi yoksa enerji güvenliğinden bahsetmek mümkün değildir.

Bugünkü zaman diliminde küresel ölçekte enerji tüketiminin yaklaşık üçte ikisi petrol ve doğalgaza dayanmaktadır.

Enerjinin rezerv ve tüketim noktaları arasında güvenli iletimi her ülke için stratejik hedeflerden birisi haline gelmiştir.

Avrupa’ya enerji nakleden kuzey rotası artık güvensizdir.

Enerji jeopolitiği açısından gelişmeleri yorumladığımızda, Ortadoğu, Doğu Akdeniz ve Kafkasya’daki zengin gaz ve petrol kaynaklarının Avrupa’ya taşınmasında en emin ve güvenli terminal Türkiye’dir.

Ukrayna, Polonya ve Baltık Denizi’ndeki tehditleri ve belirsizlikleri dikkate aldığımızda Hazar Bölgesi’nden Avrupa’ya ulaşan TANAP, diğer yandan Rusya’dan çıkıp Türkiye’den geçerek Avrupa’yla buluşan Türk Akım en emniyetli hatlara dönüşmüştür.

Ülkemizin Libya ile imzaladığı hidrokarbon anlaşması da tarihi nitelikte olup Batılı ülkeleri bir hayli rahatsız etmiştir.

Enerjinin üretimi, tedariki ve iletimi konusunda mukayeseli avantajları olan ülkeler büyük bir koza sahip duruma gelmişlerdir.

Türk Akımının hedef alındığına yönelik iddialar da dikkatle takibi gereken bir tehdittir.

Bu iddianın sahibi Putin, suçlanan ülke de Ukrayna’dır.

Rusya ile Ukrayna arasında; askeri, enerji ve iletişim altyapılarına uzun menzilli yüksek hassasiyetli füzelerle yapılan saldırıların ağır maliyetleri olacağı şüphesizdir.

İki ülkenin de aklıselim bir çizgiye gelmesi bölge ve dünya barışı adına bir mükellefiyettir.

Diğer yandan Yunanistan’a enerji taşıyan hat TANAP’tır.

Bu ülkenin Türkiye’ye parmak sallamaktan vazgeçip sabrımızı taşırmaktan uzak durması enerji güvenliği açısından lehine bir durum olacaktır.

Avrupa ülkeleri bu kış nasıl ısınacaklarını, nasıl aydınlanacaklarını kara kara düşünmektedir.

Çok şükür Türkiye’nin böyle bir sorunu, böylesi bir korkusu asla yoktur.

Zillet ittifakı kuru gürültü yapsa da, ülkemiz enerji jeopolitiğinde kilit bir aktördür, tatbik ve temin edilen aktif, dengeli, milli ve çok boyutlu dış politika milletimize refah ve huzur olarak yansımaktadır.

Zillet partilerinin Türkiye’nin büyüklüğünü anlayacak ne basiretleri, ne siyasetleri, ne de ufukları vardır.

Zira her şey ortadadır.

Türkiye’nin Putin’e teslim olduğunu vahim, cehil ve çürük bir dille ileri süren İP Başkanı’nın bu işleri zaten kafası almaz, devleti, milleti, dış politikayı bilmesi de söz konusu olamaz.

Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşta taraf tutan, Türkiye’yi bir kampa yerleştirmeye, dahası cepheye sürmeye çalışan zillet ittifakının ilkel dürtülere, iradesiz politikalara rehin düştüğü tartışmasızdır.

Rusya ile Ukrayna arasında Türkiye şayet bir tarafsa, bu da barışın, huzurun, silahların susmasının tavizsiz tarafıdır.

İç ve dış odaklar bu sabit gerçeği kesinlikle ihlal edemeyecektir.

Allah muhafaza, Türkiye’yi zillet partilerinin koalisyonu yönetiyor olsaydı, ABD’nin sınır devriyesi, ileri karakolu, tetik çeken eli olmaya ne kadar hevesli oldukları çok büyük badire ve belalar eşliğinde görülür ve ortaya çıkardı.

Türkiye’yi yönetmek için mangal gibi yürek lazımdır.

Türkiye’yi yönetmek için milli onur ve milli mensubiyet şuuru şarttır.

Türkiye’yi yönetmek için nereden gelip nereye gittiğimizi gösteren tarihi süreci bilmek hayat memat konusudur.

Zillet ittifakında bunların hiç birisi yoktur.

Süpürülmedik eve bilinmedik misafir gelirmiş, bunların ellerine yetki geçmiş olsaydı, Türkiye’yi her türlü tehdit ve felakete maruz hale getirirler, sonunda da adımız hıdır elimizden gelen budur diyerek teslimiyetçiliğin dibini boylarlardı.

Su tersine dönünce uyuz keçi nasıl öne düşerse, zillet ittifakı da ancak dünya tersine dönerse karışık ve kirli emellerinde muvaffak olabileceklerdir.

Bir kez daha ifade ediyorum, Türkiye savaşın değil barışın tarafındadır.

Çevremizde bir barış kuşağının tesisi öncelikli amacımızdır.

Ümit ediyoruz ki, Rusya ile Ukrayna arasında süregelen ve çetrefil bir hal alan kanlı savaşın İstanbul’da kurulacak muhtemel bir müzakere masasıyla kalıcı bir çözüme ulaşması da inşallah gerçekleşecektir.

Barış istiyoruz, barış diyoruz ve bunu çok acil bekliyoruz.

Zillet ittifakının akıl ve siyaset rehberi ABD Başkanı Biden, nükleer savaş riskinin 1962 Küba Krizi’nden bu yana en yüksek seviyede olduğunu geçen hafta açıkladı.

Hatta dedi ki: “Putin nükleer silah kullanırsa dünya Armageddon ihtimaliyle karşı karşıya kalır.”

Tehdit tonu çok yüksek olan, adeta alarm zilleri çalan bu skandal açıklama dünyayı anında tesiri altına almıştır.

Altını kalın bir şekilde çizerek diyorum ki, Evangelist Hristiyanlar, Hz.İsa’nın yeryüzüne geleceğine, Deccal ile savaşacağına ve Kıyamet Savaşı denen bu savaşın Tel Aviv yakınlarındaki Armageddon denilen yerde olacağına inanmaktadır.

Bu durum sadece siyasi değil inanç temelli bir konudur.

Evangelistlerin ABD siyasetindeki özgül ağırlığı çok fazladır.

Beyaz Saray’da nüfuz gücü olan bazı Evangelistler, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali üzerine, Putin’in bir süre sonra Ortadoğu’ya yöneleceğini, bunun da Kıyamet Savaşı’nı başlatacağını söylemişlerdir.

Biden’in beyni sulansa da, akli melekeleri tartışılsa da, Armageddon tehlikesini gündeme taşıması bize göre tesadüfi değildir.

ABD Başkanı’nın bu açıklamasından hemen sonra, Ukrayna Devlet Başkanı da Putin’in nükleer saldırıya hazırlandığını, sivil yerleşim yerlerinin vurulduğunu duyurmuştur.

Muhtemel felaketin gerçekleşmesi demek beşeriyetin hayat ve varlık haklarına kast etmek, dünyanın yıkımına çanak tutmak demektir.

İnsanlık böylesi bir vahşeti asla kaldıramayacaktır.

Nükleer savaş ihtimalinin konuşuluyor olması bile fecaattir.

Dünya ortak akıl ve iradeyle, barışçıl çabalarla bugünkü tehlikeli ortamdan çıkmalıdır.

Bu işin şakaya gelir hiçbir yanı yoktur.

Kılıçdaroğlu’nun bu gelişmelerin gölgesinde apar topar ABD’ye gitmesi talihsizliktir, densizliktir, pervasızlıktır, düşüncesizliktir.

Gerekçeyi de hazırlamışlar, neymiş, ziyaretin amacı teknolojik ve bilimsel gelişmelere yönelik görüş alışverişinde bulunmakmış.

Cumhuriyet’in ikinci yüzyıl vizyonunu en parlak beyinlerle tartışacaklarmış.

Utanın, utanın; parlak beyin arıyorsanız milletimizin gözleri çakmak çakmak parlayan evlatlarına bakın.

“Bir Türk dünyaya bedeldir” diyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün mirasına sarılın.

Muhtaç olduğunuz kudreti uzaklarda değil eğer varsa damarlarınızda arayın.

Merakımız şudur: Kılıçdaroğlu teknolojik ve bilimsel gelişmeler hakkında ne söyleyecek, neyi duymayı umut edecek, hangi parlak beyinlerle bir araya gelecektir?

Sayın Kılıçdaroğlu, bırak bu işleri, geç bu masalları, ağzında bal olan arının kuyruğunda iğnesi olur. Buna da çok dikkat et.

Herkes biliyor ki, ABD’ye Cumhurbaşkanı adaylığı için icazet almaya ya da işaret edilecek müstakbel zillet adayının ismini öğrenmeye gittin.

Kılıçdaroğlu’na diyorum ki, denenin döne dolaşa geleceği yer ya bir kursak ya da bir değirmen taşıdır.

Su yatağını, yel de tepesini mutlaka bulacaktır.

Sayın Kılıçdaroğlu, ağaca dayanma bükülür, suya güvenme dökülür, ABD’ye bel bağlama seni bir dolara ele verir.

Sen sen ol, gene de tedbiri elden bırakma, ne de olsa Türkiye Cumhuriyeti vatandaşısın, sabahın soğunu sayma, akşamın ayazına kalma, Biden ve çevresinin telkinlerine, Pensilvanya’nın tembihlerine asla inanma, sakın kulak kabartma.

Dolduruşa gelip ona buna fazla güvenme, sonra dost bildiklerin postunu doldurur.

Şeytanla aşık oynayanların sonu hüsrandır.

Kılıçdaroğlu’nun malum ziyareti nefretle hazırlanmış, Türkiye husumetiyle yazılmış talimat listelerini almak maksadıyla planlanmış ve uygulamaya geçirilmiştir.

Zehirden nasıl şifa olmazsa, zillette de vefa olmaz, Türkiye’ye bir fayda beklenmez.

Sayın Kılıçdaroğlu, açma kapıyı el ucuyla, açarlar kapını el gücüyle, yel gücüyle, fitne gücüyle.

CHP Genel Başkanı’nın ABD’ye yüz sürmesi, el açması, aman dilenmesi tek kelimeyle acizliktir, yetersizliktir, milletine sırt dönmektir.

Teslim olmuş başa devlet konmaz, konsa bile çok durmaz, duramaz.

Kılıçdaroğlu barışma ve helalleşme hikayesini anlatadursun, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ait bir cenaze nakil aracında yüklü miktarda uyuşturucu yakalanmıştır.

Meğer İstanbul Belediyesi gerçekten de çok çalışıyormuş!

Bunlara kalsa, kaçakçılık meşru, hırsızlık olağan, yağma sıradan, ihanet de demokratik bir haktır.

Zillet ittifakı işte budur. CHP’nin gerçek yüzü suçtur, kirdir, çamurdur, kokuşmuştur.

İnanıyoruz ki, Allah bilir kulunu, ona göre verir çulunu.

Zilletin çulu Türkiye’nin başına geçirilmek istenen deli gömleğidir.

Ülkemizin Parlamenter Sisteme geri dönmesi söz konusu değildir.

Henüz Cumhurbaşkanı adayını bulamamış, bulmak için de okyanus ötesinde gezip tozmayı iş edinmiş sömürülmüş bir zihniyete Türkiye teslim edilir mi? Milli gelecek emanetlerine bırakılır mı?

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi Türk ve Türkiye yüzyılının stratejik gücü, yönetim güvenliğidir.

Cumhur İttifakı zalime aman vermeyen, teröriste fırsat tanımayan, Türk düşmanlarına göz açtırmayan, egemenlik haklarımızı, hükümranlık yetkilerimizi, milli çıkarlarımızı kürenin her köşesinde serdengeçti bir yürekle savunan muktedir ve muhteşem bir millet iradesidir.

Bu bıçkın irade kilitleri açacak, perdeleri aralayacak, ufku aydınlatacak, sis bulutlarını dağıtacak, 2023 ve takip eden yıllarda küresel güç Türkiye’yi inşa ederek zalime Yavuz, mazluma Yunus, mağduriyetin kuyusunda kalmış biçarelere Yusuf olacaktır.

Ağaç gider çalı kalır, çalı gider çakıl kalır, yiğit gider namı kalır, Türk nereye giderse şanı kalır, saygıyla ve şerefle anılır.

Değerli Arkadaşlarım,

Ampute Futbol Dünya Kupası Şampiyonu olan Ampute Futbol Milli Takımımızı ve teknik heyeti gönülden tebrik ediyor, bütün sporcularımızın gözlerinden öpüyor, hayırlı olsun diyorum.

Asıl engel bedende değil kalpte olandır.

Ve engeller aşılmak, zorluklar yenilmek için vardır.

Engelleri geçip dünyaya Türkiye ismini şampiyon diyen söyleten evlatlarımızla gurur duyuyor, başarılarının devamını diliyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken hepinizi bir kez daha hürmet ve muhabbetle selamlıyor, güzelliklerle dolu bir hafta geçirmenizi temenni ediyorum.

Sağ olun, var olun, Cenab-ı Allah’a emanet olun.

DEVLET BAHÇELİ

MHP GENEL BAŞKANI 

 


Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Bey'in TBMM Grup Toplantısında Yapmış Oldukları Konuşma - 4 Ekim 2022

Saygıdeğer Milletvekili Arkadaşlarım,

Medyamızın Değerli Temsilcileri,

TBMM’nin 27’inci Dönem 6’ıncı Yasama Yılının ilk grup toplantısı münasebetiyle bir araya gelmiş bulunuyoruz.

Bu vesileyle yapacağım konuşmaya geçmeden evvel sizleri en kalbi hissiyatımla ve hürmetle selamlıyorum.

Yurt içinde ve yurt dışında, televizyon ekranları, sosyal medya platformları, radyo kanalları aracılığıyla toplantımızı takip eden aziz vatandaşlarımızı, gönül ve kültür coğrafyalarımızda yaşayan değerli kardeşlerimizi muhabbetle selamlıyor, şükranlarımı sunuyorum.

İlk Meclis’ten bugüne kadar bu kutlu çatı altında görev yapıp da ebediyete irtihal etmiş olan milletvekillerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyor, hayatta bulunanlara sağlık, afiyet ve esenlikler temenni ediyorum.

27’inci Dönemin bu son yasama yılında siz değerli arkadaşlarıma başarılar diliyor, çalışmalarınızı alnınız akıyla icra edeceğinize inanıyorum.

Türk milletinin beka ve hürriyet namusunu, devletin egemenlik ve güvenlik haklarını cesaretle savunuyorken şehit düşen vatan kahramanlarımızı rahmetle, minnetle ve saygıyla anıyorum.

Korkuyu reddeden, korkulukları deviren, vatan sevgisiyle devleşen, fedakârlıkla perçinlenen yüksek mücadelelerini gazilik unvanıyla süsleyen kardeşlerimize en iyi dileklerimi sunuyorum.

Şehit ve gazilerimiz yolumuzu açan, ufkumuzu aydınlatan ilham ve irade fenerlerimizdir.

Onlara manen çok şey borçlu olduğumuz asla unutulmamalıdır.

İpi iğnesinden geçmeyen, dikişi yırtığını örtmeyen, özüyle sözü adamlıkla örtüşmeyen süfli güruh ne derse desin, ne yaparsa yapsın, nasıl bir tertibin içinde kıvranırsa kıvransın dediğimiz ve diyeceğimiz hep Türklüktür, Türkiye’dir, milli birlik ve kardeşliktir.

Umutlarımız diri, hedeflerimiz dirayetli, heyecanlarımız dirençlidir.

Türkiye’yi parlak bir geleceğe ulaştırma hususunda sahip olduğumuz sorumluluk bilincinin boyutu devasıdır.

Çünkü biz bu ülkeyi karşılıksız seviyoruz.

Çünkü biz vatanı canımızdan da, cananımızdan da aziz sayıyoruz.

2023 yılında bir yanda Cumhuriyetimizin 100’üncü yıl dönümünü gururla kutlayacağız, diğer yanda da tarihi nitelikli iki demokratik imtihanla karşılaşacağız.

Hem Cumhurbaşkanı Seçimini hem de 28’inci Dönem Milletvekili Genel Seçimini yapacağız.

Seçim takviminin işlemeye başlamasına kadar TBMM’de milletimizin beklenti ve taleplerini de birer birer yasalaştırarak hayata geçireceğiz.

Bunlardan birisi hiç şüphesiz emeklilikte yaşa takılan kardeşlerimizin mağduriyetleridir.

Ümit ediyorum ki, bu yıl bitmeden bu yara kapanacak, bu adaletsizlik köklü bir çözümle buluşturulacaktır.

Milliyetçi Hareket Partisi hiçbir vaadinin altında kalmamıştır.

Cumhur İttifakı hiçbir sözünü unutulmuşluğun karanlık mahzenine terk etmemiştir.

Bostancıya kelek satmak için sıraya girenlerin bizi anlamasını zaten beklemiyoruz.

Cılk yumurtadan cücük çıkartma hesabı yapanların bizimle boy ölçüşme çabasının beyhude çırpınış olduğunu da gayet iyi biliyoruz.

Boş aslan yatağında tilki gibi kuyruk sallayanlara ise gülüp geçiyor, işimize bakıyoruz, önümüze bakıyoruz, ülkemize ve milletimize nasıl hizmet edeceğimize odaklanıyoruz.

Nasıl ki cahile söz yetmez, çalıda gül bitmezse, zillete düşüp tarihin tersine kürek çeken Türkiye muhaliflerinde de samimiyet ve dürüstlüğün izi görülmez, görülemez.

Türkiye marka değeri çok büyük bir ülkedir.

Bazen kıskançlıkla, bazen hayranlıkla, bazen hasislikle, bazen de husumetle bakılan bir Türkiye gerçeği artık dünya siyaset sahnesinde göz kamaştırmaktadır.

Ülkemiz Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle gücüne güç katmıştır.

Cumhur İttifakı Türk-İslam asırlarının emanetlerini devralmıştır.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak nasıl bir maziye, nasıl bir müktesebata, çağın şu anki tablosunda nasıl bir misyona sahip olduğumuzun ziyadesiyle farkındayız.

Bu maksatla 2023 yılına çok sıkı bir şekilde hazırlanıyoruz.

Kılı kırk yaran kuyumcu titizliğiyle, her ayrıntıyı düşünen, her imkanı seferber eden, her ihtimali dikkate alan basiretli bir kavrayışla çalışmalarımıza hız veriyoruz.

Bildiğiniz gibi, “Güçlü Siyaset, Lider Türkiye, Hedef 2023, Siyasette Yeni Dönem: Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ve Stratejik Hedefler” temasıyla 4 Eylül 2021 tarihinden 3 Ekim 2021 tarihine kadar 9 bölge toplantısı yapmıştık.

Bu faaliyetimizi müteakiben 30 Ekim 2021 tarihinden 9 Aralık 2021 tarihine kadar “Adım Adım 2023; İl İl Anadolu” temalı çalışmalarımızı yurdumuzun tamamında gerçekleştirmiştik.

Durmadık, yorgunluk emaresi göstermedik, bu defa da 18 Şubat 2022 tarihinden itibaren üç etap halinde 29 Eylül 2022 tarihine kadar “Adım Adım 2023; İlçe İlçe Anlatma ve Aydınlatma” temalı çalışmalarımızı hamd olsun başarıyla ifa ettik.

966 ilçemizin tamamında heyetler halinde bulunarak toplantılar düzenledik.

Esnaflarımızla, emeklilerimizle, çiftçilerimizle, işçilerimizle, muhtarlarımızla, kanaat önderlerimizle, sivil toplum kuruluşlarımızla buluştuk, görüştük, dertleştik, gönüllerini aldık.

Her insanımızı kardeş, her yöremizi aziz bildik.

Bu millet, bu vatan, bu bayrak benim diyen herkesi bağrımıza bastık.

Düşüncelerimizi paylaştık, dertleri dinledik, geleceği birlikte inşa etmek için sözleştik.

Gördük ki, Türk milletinin zillete düşme ihtimali, 2023 yılında sonu meçhul bir maceraya atılma iradesi asla ve kat’a söz konusu değildir.

Müşahede ettik ki, Cumhur, kendi varlığına sonuna kadar sahip çıkacaktır.

Bunu da Cumhur İttifakı eliyle yapacaktır.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak 4 Eylül 2022 tarihinde Sivas’ta düzenlediğimiz “2023’e Doğru; Aday Belli, Karar Net” temalı açık hava toplantımızla 2023 seçimlerinin kampanya dönemini başlattık.

11 Eylül’de Bursa, 18 Eylül’de Kayseri ve 25 Eylül’de Erzurum açık hava toplantılarımızla meydanın boş olmadığını cümle aleme ispat ettik.

Bu açık hava toplantılarımızı mücavir illerimizin teşkilat düzeyinde katılımları sonucunda beşi bir yerde planlamasıyla yerine getirdik.

Dostlar sevindi, düşmanlar çok şükür çatır çatır çatladı.

Dost yüzünden, düşman gözünden belli olurmuş.

Açık hava toplantılarımızın görkemiyle gözleri fal taşı gibi açılanlar geride kalan Eylül ayı içinde donup kaldılar, şok geçirdiler, ne söyleyeceklerini şaşırdılar.

Satılmış anketçilerde eğer yüz kaldıysa sokağa çıkıp çıkmamayı, kamuoyu araştırması yapıp yapmamayı bir kez daha düşünmelerinde yarar olacağı kanaatindeyim.

Onlarda yorulmaz diz, utanmaz yüz, tükenmez söz varsa, bizde de eğilmez baş, bükülmez kol, teslim olmaz irade vardır.

Allah’ın izniyle alayına yetecektir.

Yıkılan ağaca balta vurmayı alışkanlık haline getirmiş, yıkık köyden haraç almaya alışmış sefillere hatırlatırım ki, Türk milleti var olduğu müddetçe üç hilalin önü kesilemez, ömrüne vade biçilemez.

Milliyetçi Hareket Partisi Türkiye’nin son siperidir.

Milliyetçi Hareket Partisi istiklalimizin son müdafaa hattıdır.

Milliyetçi Hareket Partisi Türk milletinin ruh kökü, tarihin kükreyen sesi, Türklüğün ebediyen tütecek ocağıdır.

Anketler şunu söylemiş, bunu söylemiş, bizim için vızıltıdır.

Biz milletimize bakarız, milletimize kulak veririz, milletimiz ne diyorsa onun gereğini canla, başla ve coşkuyla yaparız.

Üfleyerek hamam ısıtmaya, kişneyerek at doyurmaya çalışanları aziz Türk milleti zamanı geldiğinde sandığın başında hesaba çekmek için bekliyor olacak.

Terlemeden içilmeyeceğini, ekilmeden biçilmeyeceğini, verilmeden alınmayacağını, inanmadan zaferin olmayacağını en iyi bilen biziz.

Emek olmadan ekmek, erdem olmadan da hizmet olmayacağını hiç yabana atmayız.

Yine durmuyoruz, yeni bir siyasi çalışmayla sahadaki varlığımızı takviye ediyoruz.

8 Ekim 2022 tarihinden itibaren, yani önümüzdeki cumartesi günü başlamak suretiyle, “Adım Adım 2023; Köyüm Benim Sohbet Toplantıları”yla vatanımızın en ücra köşelerine bir kez daha gönül ve sevda seferine çıkıyoruz.

Köylerde olacağız, köylülerimizi ziyaret edeceğiz, hasret yangınını birlikte söndüreceğiz.

Bu esnada 16 Ekim 2022 tarihinde Konya’da, 23 Ekim 2022 tarihinde de Manisa Açık Hava Toplantılarımızı yapacağız.

Aday belli, karar net diyeceğiz.

Bizim Cumhurbaşkanı adayımızın Sayın Recep Tayyip Erdoğan olduğunu sonuna kadar haykıracağız.

TBMM’de sayısal ve siyasal seviyede güçlü bir Milliyetçi Hareket Partisi grubunun teşekkülü için milletimizden destek isteyeceğiz.

Cumhur İttifakı’nın anayasayı değiştirme çoğunluğuna ulaşması için üzerimize ne düşüyorsa yapacağız.

Türkiye’yi ne zillete düşüreceğiz, ne de zalimlerin emellerine teslim edeceğiz.

Önce ülkem ve milletim diyen her insanımızı saflarımıza çağırıyorum.

Milli birlik ve huzurlu yarınlara ulaşmak isteyen her insanımızı aramıza buyur ediyorum.

Paylaşılacak vatanım, vazgeçilecek insanım yok diyen her vatandaşıma haydi birlikte olalım diyorum.

Biz birlikte Türkiye’yiz diyen vatansever yüreklerle çok daha güçlü olacağımıza inanıyorum.

Milli birlik ve kardeşliğimiz, milli hâkimiyet ve hükümranlık haklarımız, refah ve bereketimiz, huzurlu ve güvenli yarınlarımız için milletimize çağrım, gelin bir olalım, diri olalım, birlikte Türkiye olalım.

Teşkilatlardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcımızın koordinesinde, siyasi ve saha çalışmalarımızda görev alan, partimizi ve Cumhur İttifakını bihakkın anlatan siz değerli milletvekili arkadaşlarıma, MYK-MDK üyelerimize, elbette teşkilatlarımızın asil mensuplarına, ezcümle tüm dava arkadaşlarıma gönülden teşekkürlerimi sunuyorum.

Usta ve üstat şairimiz Merhum Necip Fazıl Kısakürek’in dediği gibi:

Kırılır da bir gün tüm dişliler,

Döner şanlı şanlı çarkımız bizim.

Gökten bir el yaşlı gözleri siler,

Şenlenir evimiz barkımız bizim.

Yokuşlar kaybolur, çıkarız düze,

Kavuşuruz sonu gelmez gündüze,

Sapan taşlarının yanında füze,

Başka alemlerle farkımız bizim.

Kurtulur dil, tarih, ahlak ve iman,

Görürler nasılmış, neymiş kahraman,

Yer ve gök, “Su vermem” dediği zaman,

Her tarlayı sular arkımız bizim.

Bizim anlayışımız şudur: Dağa giden baltasını, suya giden helkesini, köye giden de yüreğini alıp gitmelidir.

Çok şükür bu yürek bizde vardır.

Toprağını süren, ekinini işleyen, hayvanını yemleyen, bağını-bahçesini belleyen, çiftini çubuğunu işleten yağız yüzlü, elleri nasırlı, helal aşlı köylülerimize bin selam olsun.

Onlarlayız, nitekim onların bir adım arkalarındayız.

Değerli Milletvekilleri,

İkinci Dünya Savaşı’nın hitamında, mütehakkim arzularla tesis ve tezahür eden küresel sistem çetin sınamalar eşliğinde çok ciddi sarsıntılar geçirmektedir.

Coğrafyalar sert kutuplaşmaların, doğuş alanı bölgesel tesir alanı küresel nitelikli yaygın çatışmaların baskısı altındadır.

Ülkeler arası irtibat ve ilişki ağları üst üste darbe almaktadır.

Krizlerin biri biterken diğeri başlamaktadır.

Müesses paradigma her yanından tahrip olurken, beşeriyetin barış, huzur ve güvenlik açığı tehlikeli şekilde genişlemektedir.

Terörizmin ablukası, ekonomik operasyonlar, hegemonya kavgaları, bölüşüm mücadeleleri, diplomatik gerilimler, siyasi oyunlar, ticaret savaşları, yayılmacı politikalar, insani dramlar, düzensiz göçler, iklim değişikliği, salgın hastalıklar, gıda ve enerji darboğazları, tedarik zincirlerindeki kırılmalar çözülmeyi bekleyen liste başı sorunlardan en mühimleridir.

Maalesef huzursuzluk küreselleşmektedir.

Günbegün yoğunlaşan adaletsizlik küresel vicdanı yaralamaktadır.

Açlık, yokluk ve zulüm altında çırpınan yüz milyonlarca mazlumun içler acısı durumu insanım diyen herkesi derinden sarsmaktadır.

Beşeriyet istikrara ve refaha adeta susamış haldedir.

Soğuk Savaş yıllarının sona ermesini takiben kurulduğu iddia edilen tek kutuplu dünya şablonu ağır hasar alarak yerini merkezkaç güçlerin öne çıktığı çok merkezli yeni bir siyasi tasarıma bırakmak üzeredir.

Neo-liberalizmin haksızlık yakıtıyla yüzdürülen, pusulası ve dümeni vicdansızlık olan korsan gemisi her tarafından su almaktadır.

Ancak sancılı gelişmelerin ve önümüzdeki riskli yılların nasıl bir dünyanın doğumuna beşiklik yapacağı henüz cevabını bulamamış bir muamma olarak da karşımızdadır.

Komşu coğrafyalarda yaşanan buhranları, kronik anlaşmazlıkları, diyaloglardaki tıkanmaları, katılaşan sosyal ve siyasal ilişkileri ana hatlarıyla gözden geçirdiğimizde Türkiye olarak ne kadar tedbirli, ne kadar temkinli hareket etmemiz gerektiği çok daha iyi anlaşılacaktır.

İran’da, 13 Eylül 2022 tarihinde Mahsa Amini isimli bir genç kızın, başörtüsünü doğru bağlamadığından dolayı göz altına alınması ve sonrasında patlayan şiddet olayları neredeyse bir isyan noktasına ulaşmıştır.

Kadın hakları ve özgürlük üzerine inşa edilen toplumsal gösteriler dış etkiler kanalıyla farklı bir boyut kazanmıştır.

Bizim dileğimiz İran’da sükûnet, huzur ve istikrar ortamının bir an evvel hakim olmasıdır.

Kırgızistan ile Tacikistan arasındaki 31 yıllık sınır ihtilafı silahlı çatışmaya kadar dayanmış, geçici ve zoraki olsa da şimdilik yapılan bir ateşkes anlaşmasıyla eller tetikten çekilmiştir.

Bosna sıkıntılı, Kosova kaygılı, Türkmeneli kuşatma altındadır.

Ermenistan, Karabağ’daki tahriklerini sürdürmüş, anlaşmaları çiğnemiş, sıcak çatışmalarda çok sayıda Azerbaycan neferi şehit olmuştur.

İtalya’da sandıktan çıkan yeni bir siyasi irade Avrupa’yı telaşlandırmış, Bulgaristan’da 18 ayda dördüncü kez seçimler yapılmış, Irak’ta siyasi kriz yaygınlaşmış, Suriye’de istikrasızlık varlığını muhafaza etmiştir.

Güney sınırlarımız boyunca terör koridoru açmak, garson terör devletçikleri kurmak amacıyla kolları sıvamış dost görünümlü muhasım ülkeler her fırsatı lehlerine çevirmek için tahrik ve tertiplerini bir üst faza çıkarmışlardır.

ABD, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne uyguladığı silah ambargosunu manidar bir zamanlamayla rafa kaldırmıştır.

Kıbrıs’ta eşit ve egemen iki devletli çözümün önüne engel çıkarmak için yeni bir senaryo gündemdedir.

Yunanistan 18 ve 23 Eylül tarihlerinde gayri askeri statüdeki Ege adalarından Midille’ye 23, Sisam’a 18 zırhlı askeri araç sevk etmiştir.

ABD menşeli silahlar etrafımızı çevrelemiştir.

Kuzey Ege adalarına toplam bir tümen, üç tugay ve beş alay konuşlandıran Yunanistan ABD’nin dolduruşuna gelip Türkiye’ye meydan okumaktadır.

Ülkemize Akdeniz ve Ege’den silah gösterilmektedir.

Lozan ve Paris Antlaşmalarının açık hükümleri yok sayılmaktadır.

Türkiye batıdan, doğudan, güneyden, hatta kuzeyden çembere alınmaktadır.

Geldiğimiz bu aşamada, Yunanistan’ın Kuzey Ege adalarıyla Oniki ada üzerindeki egemenlik iddiaları kesinlikle haksız ve hukuksuzdur.

İkinci Balkan Savaşı’ndan sonra Londra’da toplanan bir konferansta, Gökçeada, Bozcaada ve Meis Adası Osmanlı İmparatorluğu’na bırakılmıştı.

İşgal altındaki diğer adalar ise askeri maksatlarla kullanılmamak şartıyla ve silahlandırılmamak kaydıyla Yunanistan’a verilmişti.

Aslında bu adaların mülkiyeti değil, yalnızca kullanım hakkı Yunanistan’da kalmıştı.

Lozan Antlaşması’nın 12’inci maddesi ile bu statüko tescil ve teyit edilmişti.

Bu antlaşmanın 13’üncü maddesine göre de Yunanistan’ın adaları askeri hedefler doğrultusunda kullanamayacağı hükme bağlanmıştı.

Fakat Yunanistan bu hükmü kasten, bile bile ihlal ve inkar etmiştir.

Mevcut durum itibarıyla Kuzey Ege Denizi’nde, askersiz ve silahsız olmak kaydıyla Yunanistan’ın kullanımına verilen 9 Türk Adası’nın hepsi A’dan Z’ye asker ve silahla doldurulmuştur.

Bu nedenle, Kuzey Ege adaları Taşoz, Semadirek, Limni, Bozbaba, Midilli, İpsara, Sakız, Sisam ve Ahikerya’nın egemenlik yetkisi, mülkiyet hakları, deniz yetki alanlarıyla hava sahası kuşkusuz ve hukuken artık Türkiye’dedir.

Aynı şey Oniki ada için de geçerlidir.

Dünyaya ilan ediyorum, hakkımızı yedirmeyiz, hakkımızı çiğnetmeyiz, hakkımızdan vazgeçmeyiz, hakkımıza ve hukukumuza göz koyanların da gözünü oyarız.

Hak demek şeref demektir.

Şerefimiz için de seve seve şehadeti dahi göze alacağımızı emperyalizmin Miçosu ve onun zalim destekçileri asla akıllarından çıkarmamalıdır.

Yunanistan Başbakanı, Türkiye’nin Ege’de yalnız olduğunu söylemiş.

Halt etmiş, baltayı taşa vurmuş.

Yalnız değiliz, Allah’ımız var, milletimiz var, tarihimiz var, sorulacak hesabımız var, ulaşacağımız zaferlerimiz var.

Karnı acıkan katık istemez, uykusu gelen yastık istemez, hedefe kilitlenen rüzgar beklemez.

Değerli Arkadaşlarım,

Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Putin, geçen hafta, Ukrayna’nın doğusundaki Luhansk ve Donetsk ile güneyindeki Herson ve Zaporijya’nın ilhak kararını açıklamıştır.

Uluslararası sistem tarihi bir kırılma yaşamaktadır.

Ayrılıkçı unsurların kendilerine destek ve yardım gayesiyle davet ettikleri bir güce ilhakı esas alan bu son gelişme etnik ve mezhep temelli çatışmaları körüklemekle birlikte çok tehlikeli sonuçlara kapı açacaktır.

Ukrayna’nın egemenlik haklarına ve toprak bütünlüğüne yönelik bölücü operasyonu asla tasvip etmiyor, kesinlikle doğru bulmuyoruz.

Rusya-Ukrayna savaşının öngörülemez, barış ümitlerini sekteye uğratan bir safhaya geçtiğini düşünüyoruz.

Kırım’ın ilhakına nasıl karşı çıktıysak, aynı tavrı ahlaki tutarlılık gereğince son ilhak kararına da gösteriyoruz.

3 Mart 2022 tarihli Meclis Grup Toplantımızda demiştim ki:

“6 Nisan 2014’ten beri Donbas bölgesinde sürmekte olan çatışmalarda bugüne kadar 13 binden fazla kişi hayatını kaybetmiştir.

Rusya Federasyonu, Ukrayna üzerinden eski hakimiyet havzalarına tutunmayı ve buraları kontrol altına almayı hedeflerken, ABD de afişe ettiği Rus tehlikesine dayanarak Avrupa’yı ve NATO müttefiki ülkeleri ortak tehdit mimarisi etrafında toplamaktadır.

Yani kazan kazan politikası devrededir.

Yeni dünya düzeni diye hikayesi yazılan, tanımı yapılan çok vektörlü, çok bilinmeyenli karmaşık denklemin, ABD ile Rusya arasında yeşeren adı konmamış bir al-ver sürecinin mahsulü olduğunu görmek lazımdır.”

Mezkur bu konuşmamda, Ukrayna’nın siyasi ve toprak bütünlüğüyle, bağımsızlığına ve egemenlik haklarına mutlak surette saygı duyulması gerektiğini vurgulamıştım.

Dünyanın hemen hemen tamamında ayrılıkçı hevesler taşıyan topluluklar ve bölgeler olduğu aleni bir gerçek halinde ortadadır.

ABD’de Kaliforniya, Kanada’da Quebeck, Çek Cumhuriyeti’nde Moravya, Polonya’da Yukarı Silezya, Romanya’da Sekelistan, İtalya’da Lombardiya, Veneto, Sicilya ve Güney Tirol, İspanya’da Bask Bölgesi ve Katalonya, Fransa’da Korsika ve Bretonya, Belçika’da Flanders ve Valon Bölgesi, Almanya’da Bavyera, Birleşik Krallık’ta İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda bu durumdadır.

Rusya’nın ağır sorunlar ihtiva eden ilhak kararı ve bununla mündemiç siyasi tasavvuru uluslararası düzen ve dengeyi uçuruma çekme ihtimali taşımaktadır.

Üstelik uluslararası hukuka zincir vurulmuştur.

Dünyanın siyasi ve ekonomik istikrarını daha da zedelenmesinin önü ardına kadar açılmış, yeni ilhakların ve hatta ayrılma taleplerinin perdesi aralanmıştır.

Bu çerçevede 3 Mart 2022 tarihiyle 8 Mart 2022 tarihli grup toplantılarımızda paylaştığım stratejik öngörülerimizin bir kısmı gerçekleşmiştir.

Nihayetinde ayrılıkçı niyetler okşanmış, ilhak kararı oldubittiye getirilmiştir.

Türkiye haklı ve meşru tepkisini göstererek Ukrayna’nın Donetsk, Luhansk, Herson ve Zaporijya bölgelerinin ilhak kararını reddetmiştir.

Bizim halisane temennimiz Rusya ile Ukrayna arasında kalıcı ve köklü bir barışın temin edilmesidir.

Şayet barış gerçekleşmezse insanlığı geniş çaplı savaşlar döneminin beklediğini bugünden söylemek afaki bir değerlendirme de olmayacaktır.

Muhterem Arkadaşlarım,

Çağımızı, güvenliğin daha önem kazandığı, beka mücadelesinin çok daha öne çıktığı nevzuhur bir çağ olarak okumak ve analiz etmek sanıyorum mantık ve makuliyet ölçüleriyle ters düşmeyecektir.

Güvende değilsek, geleceğimizden emin olamıyorsak, bir adım sonrasını görmekten mahrumsak, ne paranın, ne kazancın, ne yatırımın, ne de ekonomik aktivitelerin bir anlamı olacaktır.

İşte bu yüzden diyoruz ki, önce ülkem ve milletim, sonra partim ve ben.

Türkiye’nin yanında olanlarla karşısında duranların mücadelesi aynı zamanda geleceğin yol haritasını belirleyecektir.

Biz Cumhur İttifakı olarak sonuna kadar Türkiye’nin yanındayız, Türk milletinin tarafıyız.

Buna karşılık zillet ittifakı Türkiye’nin karşısına geçen, Türkiye düşmanlarıyla el birliği yapan, karanlığın propagandasına bel bağlayan siyasi mihrak olarak karşımızdadır.

Dedikleri bir şey yoktur.

Hiçbir hazırlıkları ve hedefleri yoktur.

Bir masa etrafında oturmaktan, birbirinin ayağını kaydırmaktan başka da yaptıkları bir şey yoktur.

Geçtiğimiz Pazar günü ikinci tur görüşmelere CHP Genel Başkanının ev sahipliğinde başlayan zillet partilerinin ortak açıklamalarından yine bir sonuç çıkmamıştır.

Kaldı ki çıkması da beklenmemelidir.

Kendi evlerinin içini düzeltmeden dışarıyla ilgilenen, Cumhurbaşkanı adayının kim olacağından başka ikinci bir meseleleri bulunmayan bu acizler koalisyonu iyice sarpa sarmış, su kaynatmış, dingil kırmıştır.

Zillet partilerinin birbirine güveni hiç kalmamıştır.

Her birisinin gündemi farklıdır, aday profili başkadır, masanın üstünde birbirine gülerken, altında birbirlerine tekme atmaktadırlar.

Bunlar şimdiden koltuk kavgasına tutuşmuştur.

Bunlar şimdiden çıkarlarının derdine düşmüştür.

Diyorum ki, bunlardan ne köy olur ne de kasaba.

Gösterecekleri adayları Türkiye’nin 13’üncü Cumhurbaşkanı olacakmış.

Aç gezip tok sallıyorlar, uyarıyorum, yüksek uçan alçak düşer, eğreti ata binen de çok çabuk iner.

Hele bir adayınızı açıklayın, hele kim olduğunu bir söyleyin, ağzınız aşa değse de, başınız eninde sonunda taşa değecektir.

13’üncü Cumhurbaşkanının Sayın Recep Tayyip Erdoğan olacağını da milletimizin takdir ve teveccühüyle, elbette Allah’ın inayetiyle mutlaka göreceklerdir.

Ali ağanın ala danası gibi ortalıkta dolaşanlar sandık ortaya çıkınca çöküp kalacaklardır.

Kılıçdaroğlu’nun durumu kritiktir.

Cumhurbaşkanı adayı olmak için gözünü hırs bürümüştür.

Bizce bir sakıncası yoktur, buyursun, yüreği yetiyorsa aday olsun ya da adayı kim onu duyursun.

İP Başkanı’nın Kılıçdaroğlu’na ömür boyu şükran duyacağını itiraf ettikten sonra dönüp 31 Mart seçimlerinde CHP’ye borçlarını ödediklerini söylemesi pazarlığı kızıştıran taktik bir hamledir.

Altılı masanın noter olmadığını söylemesi ise ucuz bir numaradır.

HDP’yle masa altında el ele tutuşup, masa üstünde sözde restleşen iki yüzlülerin inandırıcılığı ve itibarı da sıfırdır.

Biz kimin ne olduğunu, neyi hedeflediğini, hangi film ve fırıldağın içinde figüranlık yaptığını gayet iyi biliyoruz.

Hiç kimse bize hikaye anlatmasın, CHP demek HDP demektir, CHP demek İP demektir, HDP demek PKK demektir, cinayet demektir, ihanet demektir, melanet demektir, zilletin diğer ortakları da küsurat partilerinden başka bir şey değildir.

26 Eylül gecesi Mersin Mezitli Polisevine CHP’nin gazeteci kisveli teröristi kanlı bir eylem düzenledi.

Bir polisimiz şehit olurken, bir polisimiz de yaralandı.

Bu hain terörist CHP’nin gazeteci olarak sahip çıktığı bir katildi.

CHP ile PKK’nın bir kez daha yolları kesişti.

Devletin açıklamasına güvenmeyip PKK’nın sefil beyanına itibar eden Kılıçdaroğlu, Mersin’de etkisiz hale getirilen terörist için duyanları bu kadar da olmaz dedirtecek şekilde DNA testi istedi.

Sayın Kılıçdaroğlu, sen kimin yanındasın? Kimin yolundasın?

Haber kaynakların nerede ve kimlerdir?

PKK’nın telkin ve tesirine kapılmak taşıdığın sorumlulukla hiç bağdaşıyor mu?

DNA testi isterken hiç mi utanmadın? Hiç mi gocunmadın? Hiç mi kalbin sızlamadı?

Bu kadar istekliysen, sana tavsiyem şudur:

Kendi DNA testini yaptırırsan, ölen teröristin test sonuçlarını da görmüş ve anlamış olursun.

CHP’nin tutuklu ve hükümlü sözde gazetecileri kan döküyor, kurşun atıyor, PKK kamplarında eğitiliyor, anaları ağlatıyor.

Teröriste gazeteci diyenler bizim gözümüzde de teröristtir.

Haine merhamet mazluma hıyanettir.

Türk ve Türkiye düşmanlarına acırsak, acınacak hallere düşeriz.

Terör örgütlerine, terörist alçaklara merhamet haramdır.

Biz haramın değil, helalin tarafıyız.

Ve zillet ittifakını milletimizin şaşmaz iradesine havale ediyoruz.

Türkiye’nin karşısına hizalanmış zillet ve ihanet cephesi, milletimizin yürüyüşünü durduramayacaktır.

Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı, bu şer cepheyle sonuna kadar mücadele edecektir.

Bilinmelidir ki;

Ya, bu zillet cephesi Türkiye’nin birlikte yaşama iradesini kırarak ülkeyi mahvı perişan edecektir.

Ya da, Türk milleti ayağa kalkacak, muhataplarına gereken cevabı iradesiyle vererek zilletin belini kıracaktır.

Bunun başka yolu ve çaresi kalmamıştır.

Vatanını seven hiç kimsenin tepkisiz kalamayacağı, suskun duramayacağı; hiçbir vicdanın kabul edemeyeceği bu tablo karşısında, ne öne sürülecek bahaneler, ne mazeret olacak gerekçeler konunun vahametini azaltmayacaktır.

Biz Türkiye’nin tarafıyız, onlar eşkıyanın ve sömürgeci efendilerinin tarafıdır.

Biz, bağımsız ve güçlü Türkiye’den tarafız, onlar esaretten, erimeden, ganimet gibi ele geçirilmiş ülkeden taraftır.

Biz, feda edilecek tek bir insanımız yok, birlikte Türkiye’yiz diyen tarafız, onlar dağılmadan, ayrılmadan, kutuplaşmadan, kargaşadan, fitneden taraftır.

Biz, zalime yavuz, mazluma yunus olan tarafız, onlar zalime uysal, mazluma ceberut olanların tarafındadır.

Biz, küresel oyunlara karşı milli duruştan tarafız, onlar cinayet ve kabus senaryolarının tarafıdır.

Biz Cumhur İttifakı’yız, onlar zillete düşmüş 6+1 sayıda ihtilaf mihveridir.

Başaracağız, Cumhuriyet’in yüzüncü yıl dönümünü cumhurun zaferiyle taçlandıracağız.

Gayret bizden tevfik Allah’tan.

Rabbim bizleri mahcup etmesin inşallah.

Sözlerimi noktalarken muhterem heyetinizi saygılarımla selamlıyor, başarılarla dolu bir hafta geçirmenizi diliyorum.

Sağ olun, var olun, Cenab-ı Allah’a emanet olun diyorum.

DEVLET BAHÇELİ

MHP GENEL BAŞKANI

Ekran Bağımlılığı
Ülkü Ocakları olarak çağımızın en büyük problemlerinden biri olan ekran bağımlılığına karşı Türk gençliğinin ekranda kalma süresini kontrol altında tutmak ve bağımlı olma riskini azaltmak için ekran bağımlılığı ile mücadele projemizi başlattık. Geliştirdiğimiz anket ile gençlerimiz kendilerini test edebilecek ve test sonuçlarına göre verilen tavsiyelerden faydalanabilecektir. 
Permakültür | Sürdürülebilir Tarım
Ülkü Ocakları olarak dünyada ve ülkemizde yaşanabilecek sorunlara yönelik çözümler üretebilmek adına çalışmalarımızı sürdürmekteyiz. Yaz döneminde ise tüm il ve ilçe ocaklarımızda Permakültür yani sürdürülebilir Tarım projemizi başlatıyoruz. Permakültür, özellikle şehirlerde; balkon, teras ve bahçe gibi değerlendirilebilir alanlarda herkesin kendi sebze ve meyvesini yetiştirmesini sağlayan ve bunun da sürdürülebilir olmasını sağlayan bir tasarım modelidir. Bu vesileyle tüm ülküdaşlarımızı gelecek günlerde duyuracağımız permakültür projemize katılmaya davet ediyoruz.
Odak2023
ODAK 2023, başta Türk gençliğinin hizmetine sunmuş olduğumuz; kullanıcıların dikkatlerini artırmak, odaklanma becerilerini geliştirmek ve okuma bozukluklarını gidermek amacıyla geliştirilmiş olan bir eğitim programıdır.
BilgiOcakta
BilgiOcakta; 2 ana modülden oluşan bir eğitim ve bilgi sınama sistemidir: 1-Bilgi Yarışması Bilgi Ocakta eğlence modülü ile dokuz kategoride yüzlerce soruyla kendini test edebilir, genel kültürünü geliştirebilirsin. Günlük,haftalık ve aylık puan tablosuyla arkadaşlarınla ve Türkiye genelinde kıyasıya rekabete girebilir, yarışarak eğlenceye ortak olup aynı zamanda sürpriz hediyelerin sahibi olabilirsin. 2-Eğitime Destek: Bilgini Ölç, Dersleri Pekiştir! Ülkü Ocakları online eğitim modülünde lise, üniversite ve çeşitli sınav seviyelerine kadar her öğrencinin ihtiyacına uygun, uzman hocalar tarafından MEB ve ÖSYM müfredatına göre hazırlanmış sınava yardımcı sorular sayesinde okulda gördüğün dersleri test çözerek pekiştirebilir doğru ve yanlışlarını test bitiminde anlık olarak kontrol edebilirsin.
Ocaktabul
Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından hazırlanan; Büyük Türk milletinin binlerce yıllık tarihi ve Ülkü ocaklarının şerefli mazisinden özenle seçilmiş 816 kelimenin olduğu bu oyunu oynayanlar; Türk Dünyası'nın kavramlarını ve önemli şahsiyetleri öğrenecek, Kendini ifade etme becerisini ve konuşma yeteneğini geliştirecektir. Ocakta'Bul oynarken öğretir, öğretirken eğlendirir bu sayede bilgileri kalıcı hale getirir.
Tercih Robotu
Ülkü Ocakları Tercih Robotu; puan türü, başarı sırası aralığı, ücret/burs, şehir, üniversite türü, öğretim türü, doluluk/statü filtrelemelerini yaparak üniversite tercihinizde uzman rehberlik hizmeti sunar.

VİDEOLAR | OCAK TV

ÜLKÜ OCAKLARI EĞİTİM VE KÜLTÜR VAKFI | VİDEOLARA GÖZ AT

ÜLKÜ OCAKLARI DERGİSİ

FARKLI DİL SEÇENEKLERİ İLE ÜLKÜ OCAKLARI DERGİSİ'Nİ HEMEN İNCELE

TÜRK BÜYÜKLERİ
OKUMA SERİSİ

ÇİZGİ ANİMASYONLARI

Türk Milletinin geleceğinin teminatı evlatlarımız için hazırladığımız Türk Büyükleri Okuma Serisi'nin tüm çizgi animasyonlarını sunuyoruz.

TEŞKİLATLARDAN HABERLER

ANKARA KİTAP FUARININ EN İLGİ ÇEKEN STANDI ÜLKÜ OCAKLARI OLDU
Ankara ATO Congresium'da 18. Kitap fuarı açıldı. Fuarın en gözde standı ise Ülkü Ocakları Ankara İl Başkanlığı tarafından kurulan stand oldu. ​​​​​​Düzenlenen imza günleriyle de 7'den 70'e herkesin ilgisini çeken stand her 21-30 Ekim tarihleri arasında her gün yüzlerce vatandaşı ağırladı. ​​​​ Standı daha da ilgi çekici yapan sanal gerçeklik gözlüğünü denemek isteyenler ise adeta akın etti. VR gözlüğü denemek ve Ülkü Ocaklarımız tarafından hazırlanan metaevrende gezmek isteyenler için Genel Başkanımız Ahmet Yiğit Yıldırım tarafından paylaşılan bir de çekiliş düzenlendi. Çekilişi kazananlar VR gözlüğü ücretsiz deneyerek metaevrende gezmenin heyecanını yaşadı. Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Başkanımız Ahmet Yiğit Yıldırım ise Ülkü Ocakları yayınlarımızın da sergilendiği standı ziyaret ederek çalışmalara ilişkin bilgi aldı.