Yusuf Akçura Bey’in Mefkûresinde Tarih Ve Toplum-Rabia Aslıhan Türkmen

Yusuf Akçura Bey, yaşamı boyunca Türk Milleti için düşünmüş, Türk Milleti için söylemiş, yazmış ve yine Türk milleti için çalışmıştır. Türk milletinin dertleriyle dertlenmiş büyük ilim, dava ve siyaset adamı olarak, Türk milletinin bekası ve aydınlık, müreffeh yarınları adına mühim idealleri olmuş, hayatı boyunca da bu ideallerinin mücadelesini vermiştir.

Türkçülük hareketinin önemli değerlerinden biri olan Yusuf Akçura Bey, Türk Düşünce Tarihi başta olmak üzere, siyasetin ve kalem ehlinin de kıymetli simalarından biridir. Ufkuyla birçok alana ışık tutan Akçura Bey, fikri ve fiiliyatıyla da Türk Milletine büyük hizmetler sunması bağlamında oldukça mühim bir yaşam sürmüştür. Çünkü yaşamış olduğu dönem, Türk Milleti ve dünya devletleri içinde vuku bulan olaylar açısından önemli bir zaman dilimini ifade eder.  Mamafih dönemin sancılı anlarını şahit olmuş, iyileşmesi için ilmi, fikri ve fiili birçok mücadelede bulunmuş olan Akçura Bey, bu atmosferde şekillenmiş düşünceleriyle dönemin öncü simalarından olmuştur.

Yusuf Akçura Beyin yaşadığı dönemin asli meselesi, bir fikir furyası içinde cereyan eden Osmanlı Devletinin kurtuluş meselesidir. Türk milletinin tarih sahnesindeki buhranlı dönemlerinden biri olan, Osmanlı Devletinin son döneminde içinde bulunduğu buhranlı süreç, birçok kimse tarafından çeşitli fikir akımları ileri sürülerek düşüncelerini beyan ettiği ve bu düşünceler ekseninde toplanıp Osmanlı Devletinin mevcut durumundan kurtulacağının savunulduğu ve çıkış yolu için çözüm önerilerinin sunulduğu bir zaman dilimidir. Bu dönemde ortaya çıkan fikir akımlarının savunucusu olan aydınların gayesi, siyasi, iktisadi, kültürel bağlamda devletin nasıl kurtulacağı düşüncesidir. Pek çok fikrin tartışılıp dile getirildiği ve hatta fiiliyata döküldüğü bir ortamda Yusuf Akçura Bey, Türkçü düşünce ekseninde toplanmış ve Osmanlının son dönemlerinde ortaya konulan fikir akımlarına bir alternatif olarak ortaya çıkan Türkçülük düşüncesinin savunucusu olan Türkçülerin safında yer almıştır. Osmanlının bu buhranlı döneminden kurtuluş reçetesini Türkçülükte gören aydınlarla önce kurtuluş için fikir önerileri sunmuş ve sonrasında da yeni kurulan Türk Devletinin fikri mimarları olan aydınların arasında yer almıştır.

Bu aydınlardan en önemlisi ve Türkçülük düşüncesinin duayenlerinden olan Yusuf Akçura Bey, yaşadığı dönemde farklı coğrafyalar da bulunması farklı kültürler edinmesine katkıda bulunmuş, almış olduğu eğitimlerin etkisiyle de fikri oluşumu önemli yol kat etmiştir. O fikri oluşumunun Harbiye yıllarında şekillendiğini vurgulasa da, aristokrat bir aileye mensup olan Akçura Bey, fikri ve ilmi bağlamda donanımlı olan birçok kimseyle yakın temaslar kurmuştur. Bunlarla birlikte, ilmi ve fikri konularda oldukça donanımlı olan Yusuf Akçura Beyin, kişiliğinde de göze çarpan iki mühim özellik mevcuttur. Yusuf Akçura Beyde, sağlam bir teşkilatçılık kabiliyeti ve muazzam bir hatiplik yeteneği söz konusudur. Bu söylemi kurmuş olduğu ve dönemin önemli kuruluşları arasında yer alan teşkilatlar ve vermiş olduğu sayısız konferanslar destekler niteliktedir.

 

Yusuf Akçura Bey’in fikirleri hiç şüphesiz dönemin hadiselerinin algısından ve etkisinden şekillenmiş ve fikrini fiiliyatına dökerken de yine bu etkini izlerini taşımıştır. Bir fikir, dava ve siyaset adamı olan Akçura Bey daha çok ilmi çalışmalara ağırlık vererek döneme ışık tutmuştur.

Dönemin popüler üç mühim düşünce akımı olan ‘’ Osmanlıcılık, Türkçülük, İslamcılık’’ meselesini ilk defa ele alıp işlemiştir. Osmanlı Devletinin son zamanlarında içinde bulunduğu hengâmeyi fikirleri ekseninde teşhis ve tahlil eden, bununla birlikte Türkçü bir bakış açısıyla konuya açıklık getiren ve en önemli eseri olarak Türk siyasetinde de sürekli addedilen  “ Üç Tarz-ı Siyaset’te’’ kendinin de düşüncesi olan Türkçülük meselesini ilk defa bütün açıklığıyla ele alınmıştır. 3 Üç tarz-ı Siyasetteki düşünceleri, söylemleri ve daha sonra bu doğrultudaki yazdıkları onu “Pantürkizm” ve “Pantürkizm’in babası” olarak tanıtmıştır.

Bununla birlikte Yusuf Akçura Beyin dönemin hadiselerini ve görüşlerini aktardığı pek çok eser mevcuttur. Bu bağlamda yaşamı boyunca kaleme aldığı eserleri 3 önemli bölümde kategorize edebiliriz.

1-       Genel Türk Tarihi, özellikle Türkçülüğe ilişkin görüşlerinin bulunduğu yapıtlar.

2-       Osmanlı Tarihi konusundaki yapıtları.

3-       Avrupa’nın Yakınçağ Tarihi’nin siyasal, sosyal ve ekonomik konuları hakkındaki görüşlerini içeren yazılar.

Burada aktardığımız başlıklardan da anlaşılacağı üzere Yusuf Akçura Beyin entellektüel yaşamının mihveri tarihtir.  Tarih yazarlığını ve Tarih Öğretim Üyeliğini birlikte yapmıştır. Tarih onu için hususi bir meseledir. Lakin o, tarih tarih içindir, anlayışını reddeder. Ona göre Tarih mücerret bir ilim değildir.‘’ Tarihi, hayatta kendisinden faydalanılmayan kimi soyut gerçekleri öğrenmek için tetkik etmiyoruz. Tarih, bağlı bulunduğumuz insan toplumunun belli zaman ve alanda çıkarını sağlayacak bilgi, düşünce ve duygu verebileceği için önemlidir.’’ söylemden de hareketle Yusuf Akçura Beyin fikriyatının temelinde ve amacında da tarihin anlamına ilişkin bir düşünce egemendir. Çalışma alanının neredeyse tamamını kapsayan tarih hakkındaki görüşlerini şu söylemleriyle de beyan etmiştir.‘’(…) tarih mücerret bir ilim değildir. Tarih hayat içindir; tarih milletin, kavimlerin varlıklarını muhafaza etmek, kuvvetlerini inkişaf ettirmek içindir. (…) Tarih milli harsın temelidir; aynı zamanda tarih milletlerin cihandaki mevki ve şereflerini tayin eder: tarih sahnesinde bir kavim, yeryüzünde hayat ve saadet hakkının hüccetlerini âleme gösterir; tarih sayesinde bir millet, istikbalinin parlak ve sonsuz yollarını açar. ‘’ ( Birinci Türk Tarih Kongresi, Konferanslar, Müzakere zabıtları1932, )

O dönemde Türkçülüğün etkisiyle Türk kültürüne yönelişin bir neticesi olarak Türkçüler milli tari anlayışıyla ilgilenmişlerdir. O döneme kadar tarih alanında ve dahi özelinde Türk Tarihine dair yapılmış, Türk gözüyle tarihe bakılmış çalışmalar pek yoktur. Türkçülerin ve bilhassa Yusuf Akçura Beyin özerinde önemle durduğu mühim konulardan biride, Türk tarihine Türkçe bakış, Tarihin Türk görüşü ile yazılıp okutulması olmuştur. Bu düşüncesini Türk Yurdu Dergisinde yayınlanan Çingiz Han adlı makalesinde şu şekilde ifade etmiştir.‘’Biz kendimize, kavmimize, ırkımıza, yabancıların gözümüze taktığı gözlükle bakıyoruz. Eğer Türkleri, Türklerin mazisini olduğu gibi görmek istersek, yabancıların taktığı gözlüğü kırıp atarak, vakayie, Öz Türk gözüyle bakmalıyız; yani babalarımızın bıraktığı eser ve vesikaları bizzat tetkik ile ona göre hüküm vermeye çalışmalıyız.’’

 

 

Bu bağlamda tarihe farklı bir bakış açısı getiren Akçura Bey, Türk tarihinin katagorize edilmesine de farklı bir değerlendirmeyle sınıflandırmıştır. O eserlerinde Türk Tarihini 4 Ana devirde incelemiştir.

 

1. Eski Dönem (Moğol istilasına kadar eski Türk medeniyetleri)

2. Orta Dönem (Cengizhan’ın kurduğu imparatorlukta birleşen Türkler)

3. Yeni Dönem (Cengizhan’ın imparatorluğunun dağılmasından doğan devletler)

4. Çağdaş Dönem (Türklerin milli uyanışının gerçekleştiği dönem)

 

Bunlarda anlaşıldığı gibi Akçura Bey’in dönemsel farklılıkların temeline Cengizhan’ı oturtmuştur. Bunun özünde de Türk tarihinde Cengizhan’ın birleştiricilik tezi yatmaktadır. Bu yaklaşımıyla hanedan ve dini tarih anlayışına farklı bir bakış getirmiştir. Pek tabi çalışmasında İslamiyet’in kabulünden önceki Türk devletlerini de alarak daha sonra İslam tarihini de ele almıştır. İslamiyet’in Türkler üzerinde ve Türklerinde İslamiyet üzerinde büyük etkileri ve katkıları olduğunu ve bunun bir dönüm noktası olduğunu ise şu şekilde ifade etmiştir.

 

1. Eski Dönem (İslamiyet Öncesi Türkler): Tuğrul Bey’in adına Bağdat’ta hutbe okunmasına kadar sürer.

2. Orta Dönem (İslam’dan Sonra Türkler): Tuğrul Bey’in adına hutbe okunmasından Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethine kadar sürer.

3. Yeni Dönem (Avrupa’da Türkler): Türklerin Avrupa’ya yerleşip Avrupa kavimleriyle münasebet kurdukları zamandır. Osmanlı inkılabına kadar devam eder.

4. Asr-ı Hazıra (Türklerde milli intiba): Türklerde milliyet fikrinin uyanmasından itibaren başlar ki bu başlangıç Osmanlı inkılabı sayılabilir.

 

Yusuf Akçura Beyin bu bağlamda, Türklerin İslamiyet’i kabul etmeleri bir dönüm noktası olarak tespit etmiş ve Türk tarihinde İslam’ın etkisini belirterek onu ayırmadığını göstermiştir.

Başkanlığını da yaptığı 1. Tarih Kongresinde, Tarihin, milli kültürün temeli olduğundan, milletlerin dünyada mevki ve şereflerini tayin ettiğini belirtirken, bir milletinde tarih sayesinde geleceğinin parlak yollarını açacağını söylemiştir.

 

******

 

Yusuf Akçura Bey, Türkçülük düşüncesi ekseninde şekillenmiş fikri yapısının temel dinamikleriyle oluşan bakış açısıyla birçok ögeyi değerlendirmiştir. Elbette bu düşünce yapısı onun toplum yapısındaki görüşlerine de yansımıştır. Onun toplum anlayışına baktığımızda düşüncelerinin ve düşünceleri ekseninde şekillenmiş söylem ve eylemlerinin dönemin şartlarına odaklı oluştuğu muhakkaktır. 18. Yy başlarından itibaren yaygınlaşan ve dünyayı da kapsayan ve uzun süre devam eden ‘’ Her millet kendi devletini kurmalıdır ‘’ fikri, dünya çapında yaygınlık göstermiş ve çok uluslu bir yapıya sahip olan Osmanlı Devletini ’de bundan olumsuz etkilemiştir. Dönemin olumsuz atmosferinden daha az zedelenmek adına Osmanlı toplumunun bütününü bir tek millet olarak gören ve Osmanlıcılık fikri etrafında bütünleşenlerin, değişen dünya düzeninin milliyetçilik algısıyla yeniden şekillenmesiyle Osmanlı Devletinde Osmanlıcılık fikrinin önemini kaybetmesiyle bu düşünce önemini kaybederek çürümüştür. Dönemin Türkçüleri ve Akçura Bey’inde düşüncesinin izahı şu şekildedir. Osmanlı milleti ve yahut Osmanlı milliyeti olmayacağı, Osmanlı unvanının bir devlete verilen isim olarak tesir ettiğini belirtmişlerdir. Bu bağlamda da Osmanlı adıyla bir milletin olmadığı ve olmayacağı, bunun bir neticesi olarak da savunmuş oldukları milliyet düşüncesinin Osmanlı Devletinin toplum yapısına karşı bir görüş olmayacağını söylemişlerdir. Bu konuya bakış açısında öncelik millet ve milliyet fikirlerinin tahlili ve bunların yaşadığı dönemde kavramsal olarak oturduğu çerçevede oluşan düşüncedir Dönemin siyasal ve kültürel atmosferinde şekillenmiş ve dönemin popülaritesinin bir neticesi olarak ulus devlet ideali, düşüncelere milli hâkimiyet, hâkimiyetin millete ait olması gibi düşüncelerinde bir sonucu olarak milli devletlerin inşası, Türkçülerin zihninde milli bir birlikteliğin oluşması fikriyle vukuu bulmuştur. Bu bağlamda dönemin değişen siyasal ve kültürel düşüncesine odaklı Osmanlı Devletinin modernleşme çabası içinde olduğu dönemde ileri sürülen fikir akımlarından biri olan milliyetçi-Türkçü ideolojinin oluşturduğu modernleşme projesi, sosyal niteliğini değişen ve gelişen, sanayii toplumuna dönük kültürel tabandan dan beslenen bir milli devlet inşasıdır.

Onun millet tanımı ırk ve dil esası üzerinde bütünleşmiştir. Millet tanımına da bir sınır çizmemekle birlikte Türklüğü bir bütün olarak ele almıştır.

‘’Milletin temelini kültürde gören Türkçü aydınların gayesi, öncelikle milli kültür yaratma ve bu yolla Türk milli uyanışını gerçekleştirerek, Şuursuz bir halde yaşayan Türkleri millet haline getirmektir. Akçura, Türk milliyetçilerinin, Türk kültürünün yabancıların etkisinden kurtulup kendi asliyetini bularak gelişmesi için çalıştıklarını, fakat tam anlamıyla kültürel bağımsızlık elde edebilmek için siyasi sahada tam hürriyet ve istiklalin kazanılması gerektiğini ifade etmektedir. Milletin temelini kültürde gören Türkçü aydınların gayesi, öncelikle milli kültür yaratma ve bu yolla Türk milli uyanışını gerçekleştirerek, şuursuz bir halde yaşayan Türkleri millet haline getirmektir. Akçura, Türk milliyetçilerinin, Türk kültürünün yabancıların etkisinden kurtulup kendi asliyetini bularak gelişmesi için çalıştıklarını, fakat tam anlamıyla kültürel bağımsızlık elde edebilmek için siyasi sahada tam hürriyet ve istiklalin kazanılması gerektiğini ifade etmektedir. Yusuf Akçura ve diğer Türkçü aydınlar, çok milletli Osmanlı Devleti’nin yerine kurulan Milli Türk Devletini, Türkçülük politikasının somut bir ifadesi olarak görmüşlerdir. Akçura, “Türkçülük” adlı eserinde bunu şöyle ifade etmektedir: “Türkiye Cumhuriyeti’nin başta Büyük Millet Meclisi namıyla, sonra hakiki adıyla kurulması, Türk milliyetçiliği açısından Türkçülük idealinin gerçekleşmesi demektir. Çoğu Türkçülerin belki hayatlarında gerçekleşeceğini ümit bile edemedikleri ideal, bir Türk dehasının kudretiyle gerçek olmuştu, milli Türk devleti kurulmuştu.” (Akkuş, Halil İbrahim, Yusuf Akçura’nın Toplum ve Din Anlayışı, sy. 68)

Türk toplumu üzerinde ve bil hassa yeni kurulan Türk Devleti üzerinde derin etkisi ve büyük katkıları bulunan Yusuf Akçura Bey ve beraberindeki Türkçülük mefkûrenin sahiplerinin asli gayesi hiç şüphesiz milli bütünlüğün sağlandığı bir toplum yapısının inşasıyla her alanda, eğitimden ekonomiye milli bir yapının inşasıdır.

 

******

İnşa edilen yeni Türk Milli Devletinin mimarları olan milli düşünce, Türkçü aydınların ışığıyla şekillenmiş ve pek tabi birçok yapısının şekillenmesinde Türkçülük düşüncenin ve bu düşünceyi benimseyen aydınların görüşlerinin etkisi büyük olmuştur.

Yeni kurulan Türk Devletinin üzerinde önemli etkileri ve katkıları olan Türkçülerden biri olarak birçok alanda değerli katkılar sunan Yusuf Akçura Bey çok önemli fikri, ilmi çalışmalarda bulunmuş ve bugün dahi canlılığı devam eden etkiler bırakmıştır.

Toplumsal birliğin ve bütünlüğün sağlandığı bir Türk milleti ve Türk Dünyası onun asli davasıydı. Türk milletinin yeniden eski güzel günlerine kavuşmasını onun düşüncesinde Türk milletinin milli ve manevi değerler tam bağlılıkla sağlanabileceğinde görüyoruz. Fikri emanetinin bekçileri ummalı çalışmalarında ondan ilham alıp, zafer mabedine onun kutlu düşüncesiyle çizdiği yoldan yürüyerek ulaşacağına inanıyoruz.

Yusuf Akçura Beyin ve diğer Ulu Türkçülerin idealleri Türklüğü yükseltmek, şanlı mazisini aydınlık yarınlara götürmek mefkûresiydi. Bu mefkûre elbet muktedirdir ve dahi iktidarda olacaktır.

 

Kaynakça:

Akçura, Yusuf, Yeni Türk Devletinin Öncüleri, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara

Akçura, Yusuf, Üç Tarz-ı Siyaset, Türk Tarih Kurumu, 6. Baskı, Ankara

Akçura, Yusuf, Osmanlı Devletinin Dağılma Devri, Türk Tarih Kurumu, 4. Baskı, Ankara

Temir, Ahmet, Yusuf Akçura, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, 1. Baskı, Ankara

Akkuş, Halil İbrahim, Yusuf Akçura’nın Toplum ve Din Anlayışı, Yüksek


Kategorisi: Gündem Yazıları

Sosyal Ağlarda Paylaş:

DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter