Yeni Kavimler Göçü Mü? Mustafa SARIKAYA

Göç insanların, en temel toplu eylemlerinden biridir. İnsanlığın ilk zamanlarından bugüne göç edilmektedir ve edilmeye devam edilecektir. Bir yerde göç edilmiyorsa, ya çevreye karşı güçlü ve etkili bir nüfus ile istikrar vardır, ya da orada yaşayan toplum eriyor demektir. Son yıllarda Avrupa’nın batısında göç durmuş, insanlar yaşlanmıştır. Doğanın tabi bir kanunu olarak, oraya başka toplumlar göç etmekte ve yerleşmektedir.

Göç, yıkıcı istilalar şeklinde tanımlansa da, Rusya’yı yıkan Türk ve Moğol topluluklarının sonrasında yeni bir Rusya oluşmasına etki ettiklerini, İlhanlıların İran’a yeni taze bir kan getirdiklerini görmemiz gerekmektedir. Göç ister fetih veya istila şeklinde bir karaktere sahip olsun, ister mazlum toplumların kaçışı olsun iyi ve kötü etkilere aynı anda sahiptir.

Tarihimizde 11. Yüzyılda doğudan Anadolu’ya girişimiz de fetih ruhlu bir göç hareketidir ve Anadolu’nun hâkimiyetinin Türklerin eline geçmesini ve Anadolu’nun Türkleşmesini sağlamıştır. Fetih ruhlu olmamasına karşın, son yüzyıllarda Rusların Kazakistan’a göçü ile Kazakistan Ruslaşmıştır. Bu da istila hareketi olmamasına karşın sızma veya barışçıl yerleşme ile hâkimiyete örnektir ve son yıllarda Kazakistan yeniden Kazaklaşmakta; Türkleşmektedir.

İki yüzyıl önce ise, Kafkasya coğrafyasında yaşayan toplumlar, Osmanlı topraklarına sürülmüş ve Türk Devleti mazlum halklara kapılarını açmıştır. Bunların geri vatanlarına dönüşü 150 yıl geçmesine rağmen cılız istisnalar hariç gerçekleşmemiş ve bu coğrafyada Türk Milleti ile bir şekilde bütünleşmiş olmuşlardır. Bu anlamda Türkiye’yi değiştirmişlerdir. Avrupa’nın kapıları kapattığı Suriyeli sığınmacıların Türkiye’ye yerleşmesi konusu bu bağlamda mutlaka ele alınmalıdır.

Suriye Göçleri

Ekim 2015 tarihli Aljazeera1 haberine göre BM Mülteciler Yüksek Komiserliği, Suriye savaşları sırasında 7 milyon 600 bin kişinin ülke içerisinde yer değiştirdiğini, iç savaştan kaçıp komşu ülkelere sığınan Suriyelilerin sayısı 4 milyon 185 bine ulaştığını belirtmiştir.

Göç Edilen Ülkeler

Mültecilerin büyük kısmı Türkiye’dedir. Ekim dalgası itibari ile Türkiye’de kayıtlı mülteci sayısı 2 milyon 72 bin civarındadır. Lübnan’da 1 milyon 80 bin civarında, Ürdün’de 628 bin mülteci bulunmaktadır.

Haziran 2015 tarihli BBC haberine göre ise, Ürdün’ün bu tarihte kabul ettiği mülteci sayısı yaklaşık 630 bin, Irak 250 bin, Mısır 134 bindir.2 Avrupa Birliği’nde en fazla Suriyeli kabul eden ülke ise 100 bini aşan rakamla Almanya olmuştur. 15 Haziran 2015 tarihli BBC Türkçe haberindeki şu ifadeler ise geri kalan Avrupa ülkelerinin sayısı için bize aydınlatmaktadır: “İngiltere’de muhalefetteki İşçi Partisi’nin gölge İçişleri Bakanı Yvette Cooper’a göre, Londra, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği aracılığıyla şimdiye kadar 140 Suriyeli mülteci kabul etti. / ‘Fransa üzerine düşeni fazlasıyla yaptı’ Fransa Başbakanı Manuel Valls, Fransa’nın “üzerine düşeni fazlasıyla yaptığını” belirterek 2012′den bu yana Irak’tan 5000, Suriye’den ise 4.500 kişi kabul ettiklerini söyledi. / Mayıs ayı itibarıyla Kanada, 1285, İsviçre 3500 Avustralya 5600 Suriyeli mülteci kabul etme taahhüdünde bulundu. / Bu arada Avrupa ülkeleri Akdeniz ülkelerinden 20 bin göçmenin 28 üye ülke arasında eşit şekilde paylaşılmasına yönelik bir öneriyi tartışıyor. İngiltere, Fransa, Macaristan, Slovakya ve İrlanda öneriye karşı çıkıyor. Almanya, İsveç ve İtalya ise önerilere destek veriyor.”2 Arap dünyası da bu göçler sırasında başarısız ve ilgisiz olmuştur. Kendi kanından, dilinden ,soyundan olan insanlara sahip çıkmakta sınıfta kalmıştır.

Avrupa’da İstemsizlik

Bu göçler sırasında Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne göre bu yıl 300 binden fazla mülteci Akdeniz’i geçmişse de 2.500-3.500 arasında insan denizi geçip karşı sahile ulaşamadan boğulmuştur.

12 Kasım 2015 tarihinde yaşanan bir hadise haberlere şu şekilde geçmiştir: “Yunan donanmasının Didim açıklarında batırdığı bottaki 58 göçmeni Türk Sahil Güvenlik ekipleri kurtardı. Yaşanan olayın görüntüleri izleyenleri şoke etti.” 3 18 Aralık’ta BM Mülteciler Yüksek Komiseri Guterres, Avrupa’nın sığınmacı politikasının geleceğinden endişeli olduğunu söyledi. Guterres, “Küresel yerinden edilme oranlarında düşüş olmadı ve 2016′nın, 2015′ten çok daha kötü olma olasılığı yüksek” dedi. Guterrs, “Dünya genelinde yerinden edilenlerin sayısı 60 milyonu aştı. Küresel yerinden edilme oranlarında bu yıl geçtiğimiz yıllara göre düşüş olmadı ve 2016′nın 2015′ten çok daha kötü olma olasılığı yüksek” dedi.4

7 Aralık 2015 tarihinde, ajanslara düşen bir diğer haber ise “Avusturya sınıra tel örgü çekiyor” şeklindedir.5 “Avusturya hükümeti, Slovenya sınırına 3,7 km. uzunluğunda tel örgü çekilmesi kararı aldı. Bunun ilk etapta dikenli tel örgüden oluşmayacağı vurgulandı. Slovenya ise çare arıyor.”

Kasım başlarında Amerika’daki gelişmeler ajanslara şöyle düşmüştür; “Paris’te, 129 kişinin öldüğü terör saldırılarından sonra Cumhuriyetçi valiler ve Cumhuriyetçi Parti’nin başkan adaylarının, Suriyeli mültecileri Amerika’da terör tehlikesi yaratabilecekleri iddiasıyla istemediklerini açıklamasının ardından, Amerika’da Suriyeli mültecileri istemeyen eyalet sayısı da 31’e yükseldi. Suriyeli mülteciler konusunda ortaya çıkan farklı görüşler ülke genelinde tartışılırken, iki komşu eyalet New York ve New Jersey’de ise tartışmanın tansiyonunu yükselten açıklamalar yapıldı.”6

AB ile Türkiye arasında geçen diyaloglar ise; AB Komiyonu Başkanı Jean Claude Juncker’ın “Türkiye, bu talihsiz insanlara onurlu bir şekilde destek verme çabalarımızda önemli bir ortak. Bu insanların çoğu zaten Türkiye’nin koruması altında, bazıları da şimdi AB tarafından koruma altına alınacak” sözlerinde saklıdır. Karışıklık başlayalı yıllar geçmesine rağmen AB, Türkiye’yi tamponda göçmenleri barındıran bir ülke sıfatıyla desteklenmekte ve göçmenlerin kendilerine belirli miktarda sembol rakamlarda gelmesini sağlayacak bir tutum izlemektedir.7

Göç Esnasında Yaşanan Dramlar

Bu göçler sırasında Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne göre bu yıl 300 binden fazla mülteci Akdeniz’i geçmiş, 3500’den fazla insan denizi geçip karşı sahile ulaşamadan boğulmuştur. Türkiye Sahil Güvenliği, yine bu konuda da Suriyelilerin yardımına koşmaktadır.

Milyonların Aksine Kalma Mücadelesi Veren Türkmenler

Suriye iç savaşının en çarpıcı detaylarından birisi Suriye’de 1000 yıl önce yerleşmiş Türkmenlerin, buraları vatan toprağı bilerek, dağına taşına isim verdikleri bu toprakları terk etmeden, ailelerini Türkiye’ye bırakıp geri savaşmaya gidiyor olmalarıdır.  Savaşın önemli coğrafyalarından birisi de Bayırbucak bölgesidir. 21 Kasım 2015 tarihindeki bir habere göre, “Suriye’deki Türkmen muhalif grubu Sultan Murat Tugayları, Azez-Cerablus hattındaki iki köyü IŞİD’in elinden aldı. Türkmenlere ait Harcele ve Delha köylerinin geri alınmasına Türkiye ve ABD hava operasyonlarıyla destek verdi. Suriye’nin kuzeybatısında yer alan Lazkiye kentinin kuzeyindeki Türkmen dağında rejim güçleri Rus bombardımanı eşliğinde Türkmen dağını büyük oranda ele geçirdi.”8 Rusya ve İran destekli Esad rejim güçlerine karşı Türkmenler mücadele vermektedir.

Suriye iç savaşında vatan toprağını terk etmek zorunda kalan milyonların arasında Türkmen soydaşlarımızın tarihi ve insani bir görev olarak burada kalması ve rejim güçleri ile birlikte IŞİD’le ve diğer sözde cihatçı gruplarla mücadele etmesi, Suriye iç savaşının en dikkat çeken hadiselerinden birisidir. Türkmen soydaşlarımız ne Rusya’dan, ne İran’dan ne de Amerika’dan destek almakta, yalnızca Türkiye’den ve Türk Milleti’nden medet ummaktadır. Bu anlamda da Suriyeli ülküdaşlarımız başta olmak üzere soydaşlarımızın bölgede Türk kimliği savaşı vermesi önemlidir. Belki ilerleyen süreçte bölgedeki belirleyici unsur bugün savaş ve mücadele veren Türkmen unsurlar ve Türkmenlerle birlikte savaş veren Arap savaşçı gruplar olacaktır. Bunun için yine Türkiye’ye ve Türk kamuoyuna önemli görevler düşmektedir.

 

 

Göçlerin Kalıcılığı

TİSK’in Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi ile birlikte hazırladığı “Türk iş dünyasının Suriyelilere bakışı” raporuna göre “Suriyeliler Türkiye’de kalıcı olacaktır.” Başta belirtildiği üzere, göçler toplumların sosyoekonomik yapılarını etkilemektedir. Türkiye’nin 2000’li yıllara kadar aldığı toplam göçlerin sayısı 2 milyon civarında iken, Suriye iç savaşı sonrasında Suriyeli sayısı 2 milyonu aşmıştır. Bu sayının 1 milyondan fazlası 18 yaş altındadır. Raporda, Türkiye’deki Suriyeliler ’in Türk ekonomisinin ve hatta Türk sosyal yapısının dengelerini bozma ihtimalinin çok yüksek olduğuna dikkat çekilmektedir. Hükümetin uyum düzenlemeleri konusunda sivil toplumla birlikte çalışması gerektiği belirtilmektedir.

Uluslararası Çalışma Örgütü Türkiye Ofisi de Suriyelilerin Türkiye’de iş gücü piyasası üzerindeki etkileri konusunda “Suriyeliler düşük kaliteli ve düşük ücretli işlerde kayıt dışı olarak çalışıyor. Bu da yerel iş gücünün ücretlerini aşağıya çekiyor.” demektedir. ILO Türkiye Direktörü Numan Özcan, Suriyelilerin istihdamının bir gerçeklik olduğunu vurgulayarak “Suriyeliler için yasal olarak çalışma imkânının yokluğunda, tüm bu işler kayıt dışı, düşük kaliteli ve düşük ücretli işler olarak ortaya çıkmakta; yerel işgücünün ücretlerini aşağıya çekmekte ve iş yerinde çalışma barışı için tehdit oluşturmaktadır” demektedir.9

Göçlerin kalıcı olup olmayacağı konusu düşünülürken bir soru işareti de bu haberdeki hadiselerin yaşanma ihtimali ile oluşmaktadır. “Avusturya Başbakanı Werner Faymann, “Bütün sığınmacılar, mültecilik şartlarına sahipmiş gibi davranamayız. Bu yüzden sınırdışı etmeye yoğunlaşmak zorundayız.” çağrısı yaptı.”10

Sonuç Niyetine

Suriye iç savaşı sonrasında göç eden nüfus, yakın tarihteki en büyük nüfuslardan birisidir. 7 milyondan fazla insanın ülke içerisinde yer değiştirmesi, kabul edilen resmi rakamlara göre 4 milyondan fazla insanın göç etmesi adeta bölgesel çapta bir kavimler göçünü andırmaktadır. Bu göçten çevre ülkeler ve Avrupa’nın pek çok kenti nasibini almaktadır.

Göç amaçlı yola çıkanlar için en iyi tercih tüm zorluklara rağmen Batı Avrupa’dır; durağan nüfusla göç için cazip hale gelen topraklar. Başta belirtildiği üzere doğa boşluğu kabul etmemektedir. Batıdaki iş gücü gereksinimi, yerel üretimlerle bu nüfus tarafından karşılanabilir düzeydedir. Bu göç sırasında denizde, karada, sınırda ölüm tehlikesi Suriyelileri beklemekte olduğundan bir süre daha Avrupa’nın önlemleri işe yarayacak da olsa, bu nüfusun önemli bir kısmı Avrupa’ya geçecektir.

Bu bağlamda Türkiye’ye sığınan bu sığınmacıların Türkiye’ye hükümet tarafından bir takım vaatlerle getirilmesi ancak gerçekleştirilmemesi Türkiye için bir eksi olarak yazılacaktır. Türkiye’de yaşamakta olan Suriyelilerin de işsizlik oranı yüksektir. Önemli bölümü dilenmektedir. Genç nüfus da, birkaç yıl sonra geniş çaplı işsizlik doğuracaktır. Türkiye ekonomisi şu anki mevcudiyetine göre ne kadar büyürse büyüsün, bu işsizliği kaldıramayacaktır.

Türkiye de Anadolu’nun her zaman kaderinde olduğu gibi bu kavimler göçüne aracılık yapacaktır. Geçiş güzergahı olacaktır. Türkiye, Suriyelileri ülkeye kabul ederek can güvenliklerini sağlamıştır. Bundan sonraki süreçte bu belirtilenlerin sağlanması ve Avrupa’ya göç edecek bu nüfusun Türkiye’yi iyi anması, göç edeceklerin Türk Devletinin oradaki uzantılarından biri olması için Türkiye üzerine düşeni başarılı politikalar üretmek suretiyle, sivil toplumla iyi ilişkiler kurarak yapmalıdır. Nitekim göçmenlerin çoğunluğuna tüm zararları göze alarak, Türk Devleti kapısını açmıştır, artık yapılması gereken başarılı politikalarla bir gönül bağı oluşturulması ve Avrupa’ya geçiş için gerekenin yapılmasıdır.

Son olarak, bu yeni kavimler göçü sonrasında dengelerin Türk Devleti adına yeniden kurulması için, dış politika konusunda Suriye’de 2 milyona yakın Halep ve Bayırbucak Türkmeninin birinci planda ele alınması gerekmektedir. Gaziantep’teki Türkmen oymakları ile buradakiler akrabalık ilişkilerine sahiptir. Gerek Osmanlı, gerek Türkiye Cumhuriyeti döneminde buradaki Türkmenler, Türk Devleti ile ilişki içerisinde olmuştur. Yine Musul-Kerkük bölgeleri de, Misakı Milli sınırları içerisindedir. Yaşanan bölgesel anlamdaki bu Kavimler Göçü, eksilerine rağmen gerekenler yapılarak, hem insanî hem politik olarak olumlu hale getirilmelidir


Kategorisi: Gündem Yazıları

Sosyal Ağlarda Paylaş:

DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter