‘Yarınki Türkiye’ye Adanmış Bir Ömür – Ahmet Yasin Gürkan

“Yarınki Türkiye’nin kurucuları, yaşama zevkini bırakıp yaşatma aşkına gönül verecek, sabırlı ve azimli, lâkin gösterişsiz ve nümâyişsiz çalışan ruh cephesinin maden işçileri olacaklardır. Bu ruh amelesinin ilk ve esaslı işi insan yetiştirmektir. Hünerleri hep fedakârlık olan bu hizmet ehli gençler, hizmetlerinin mükâfatını da hizmet ettikleri insanlardan beklemeyecekler, sonsuzluğa sundukları eserin sesinin akislerini yine sonsuzluktan dinleyeceklerdir… Yarınki Türkiye’nin kurucuları, millet ve cemaat uğrunda fedakârlıkları kabullenenlerin bulunmadığı cemiyetimizde, muhtelif simâda insanları şahıslarında birleştireceklerdir. Onlarda Yûnus Yavuz’la birleşecek; Sinan Âkif’e uzanacak; Ebu Hanife Hüseyin Avni’yi tebrik edecektir. Ve onların eseri olacak Yarınki Türkiye, şu temellerin üstünde kurulacak: Anadolu’nun toprağında kaynayan bir kan, cemaat için harcanan emek, bin yıllık bir tarih, otoriteli bir devlet ve ebedî olduğuna inanmış bir ruh…”

Modern Türk düşüncesinin ürünü olan bütün fikirlerin kaynağı Namık Kemal’dir. Son dönem Türk düşüncesine yön veren, düşünce âlemimizde hayat bulan bütün kavramların ilk çıkış noktası olarak Namık Kemal’i gösterebiliriz. Namık Kemal’in “Osmanlıcılık” çizgisinden 20.asrın başlarında “Türkçülük” çizgisine gelen milliyetçi düşünce, Ziya Gökalp’ın çalışmalarıyla sistemli bir bütünlüğe kavuşmuştur. Zamanını iyi okuyan büyük bir fikir adamı olan Ziya Gökalp, “Türk milletindenim, İslâm ümmetindenim, …” demiş, çözüm yolu olarak “Türkleşmek, İslâmlaşmak ve Muasırlaşmak” kavramlarına işaret etmiştir.

Türk düşüncesine baktığımız zaman belli başlı çizgilerin olduğunu görürüz. Üç tarzı siyaset olarak adlandırılan “Osmanlıcılık, İslâmcılık, Türkçülük”, cumhuriyetten sonra ise Kemalizm ve Anadoluculuk fikirlerini bu çizgilere örnek olarak verebiliriz. Cumhuriyet sonrası Türk fikir hayatında derin izler bırakan, oluşturduğu felsefe ile ayrı bir “mektep” teşkil eden, coğrafyaya dayalı, ruhçu bir milliyetçilik anlayışı ile İslâmcılığı birleştiren, iktisadî sistem olarak bu topraklara uygun bir sosyalizmi savunan derin bir fikir adamı olan Nurettin Topçu’yu millî düşüncenin ufuk açıcı şahsiyetlerinin en başta gelenlerinden biri olarak zikredebiliriz.

Nurettin Topçu, 1909 senesinde İstanbul’da doğmuştur. Çocukluk ve gençliğinde, Devleti Aliyye’nin çöküşüne şahit olmuş, Balkan bozgununa, ardından yaşanan dramatik göçlere, büyük harbin getirdiği acılara, payitahtın işgaline, akabinde Millî Mücadele’ye tanıklık etmiştir. Balkan bozgununun izleri, Birinci Dünya Savaşı’nın üç İstanbul’u, işgal altındaki İstanbul’un hissiyatı, Nurettin Topçu’yu memleket meselelerine hazırlayan en etkili vasatı oluşturmaktadır.

Sorbonne Semalarında Hilâl-Yıldız

Nurettin Topçu’nun başarılı bir tahsil hayatı vardır. Büyük Reşid Paşa Mektebi’nde ilk öğrenimini birincilikle tamamlayan Nurettin Topçu, Vefa İdadisi’ni de birincilikle bitirir. Lise tahsilini İstanbul Erkek Lisesi’nde tamamlar. Lise yıllarında felsefeye ilgi duyan Nurettin Topçu, bu alanda kendini daha iyi geliştirmek için Avrupa’da yüksek tahsil yapmaya karar verir, 1928 yılında girdiği sınavı kazanarak, burslu olarak Fransa’ya gider. Cumhuriyetin ilk yıllarında devlet Fransa başta olmak üzere belli başlı ülkelere burslu olarak öğrenci gönderiyordu, Gittikleri ülkelerde yüksek tahsillerini tamamlayanların çoğu Türkiye döndüklerinde üniversitelerde hoca oluyorlardı. Nurettin Topçu, Bordaux Lisesi’nde psikoloji eğitimi alır. Ardından Strasbourg Üniversitesi’nde felsefe dalında okur. Felsefe eğitimini tamamladıktan sonra Avrupa’nın köklü üniversitelerinden olan Sorboune’da doktora yapmaya başlar. Doktorasını birincilikle bitirir. Sorboune’de bir gelenek vardır. Birinci bitiren öğrencilerin istekleri sorulur ve yerine getirilir. Hocaları, Nurettin Topçu’ya ne istediğini sorarlar, o da göndere Türk Bayrağının çekilmesini istediğini söyler ve Sorboune semalarında bir gün de olsa hilâl-yıldız dalgalanır.

Nurettin Topçu, Fransa’da dönemin önde gelen fikir adamları ile tanışır. O sırada Fransa’da bulunan, Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu ve Remzi Oğuz Arık ile de ilişkilerini geliştirir. Anadolucu yönleri ile bilinen bu düşünürlerden özellikle Remzi Oğuz Arık, Nurettin Topçu’nun düşünce dünyasında büyük etkiler bırakacaktır. Nurettin Topçu’nun düşünce yapısını etkileyen bir diğer isimde büyük filozof Maurice Blondel’dir. Louis Massignon ve Maurice Blondel gibi dönemin felsefe üstadlarından ders alması Nurettin Topçu’nun düşünce sistematiğinin oluşmasında büyük etkisi vardır.

Liselerde Felsefe Dersi Veren Bir Doçent

Türkiye’ye döndükten sonrada eğitimine devam eden Nurettin Topçu, Bergson üzerine yazdığı tezle Doçent olur. Hilmi Ziya Ülken’in eylemsiz doçentliğini yapan Nurettin Topçu’ya, üniversitede kadro açılmaz. O zaman gibi zihniyet, Nurettin Topçu gibi bir değere, liselerde felsefe öğretmenliğini uygun görmüştür. Öğretmenlik dönemi de sürgünlerle geçmiştir. Türkiye’ye geldikten sonra Galatasaray Lisesi’nde öğretmenliğe başlayan Nurettin Topçu’nun eline bir liste verilir ve listedeki öğrencileri dersten geçirmesi istenir. Nurettin Topçu normal bir şekilde imtihanı yapar ve geçer not alanları geçirir, diğerlerini bırakır. Nurettin Topçu evlendiği gün, torpil yapmadığı için İzmir’e sürülür. Meşhur “Hareket” dergisini de İzmir’de çıkarmaya başlar.

Nurettin Topçu’nun hanımı Hüseyin Avni Ulaş’ın kızıdır. Hüseyin Avni Ulaş, I. Meclisin, muhalif gurubunun lideridir. Hüseyin Avni Bey’in kızıyla evlenmesi ve 1939’da Hareket Dergisi’nde yayınladığı “Çalgıcılar” adlı dönemin Tek Parti kodamanlarını ve yalakalarına hicveden yazısından dolayı, rejimin bekçileri tarafından sürekli takip altında tutulur. İzmir’den Denizli’ye sürgün edilir.

Bir Fikir Mektebi Olarak Hareket Dergisi

Denizli’de bir müddet bulunan Nurettin Topçu’yu göz önünde olsun diyerek yeniden İstanbul’a naklederler. İstanbul’a döndükten sonra liselerde öğretmenliğe devam eden Nurettin Topçu’nun etrafında bir fikir mektebi oluşmaya başlar. Nurettin Topçu dönemin önde gelen sivil toplum kuruluşlarından olan Milliyetçiler Derneği’nde aktif bir teşkilâtçı olarak görev yapmış ve milliyetçi camiada bir ekol oluşturmuştur. Şüphesiz, ‘Hareket Dergisi’nin bu duruma büyük katkısı vardır.
Nurettin Topçu’nun 1939 yılında İzmir’de çıkarmaya başladığı Hareket Dergisi fasılalarla 1966 senesine kadar çıkar, 66’dan vefatına kadar da dergiyi düzenli olarak çıkarır. Hareket Dergisinin üstünde “Milliyetçi Fikir, Sanat, Ahlâk Dergisi” yazmaktadır. Nurettin Topçu’nun Hareket Dergisi’nde işlediği milliyetçilik, Türkçülükten ziyade iman, kültür, sanat ve ahlâk temelli, Anadolu’nun değerlerinden beslenen bir milliyetçilik anlayışıdır.

Dinî yayınların hiç mesabesinde olduğu Tek parti yıllarında inanç temelli metinleri felsefî de olarak yazarak Hareket Dergisinde yayınlamıştır. Bu o zamanlar için büyük bir şeydir. Hareket Dergisinin tasavvufî yönü de vardır. Dergide Mevlâna Celaleddin Hazretlerinden, Millî şairimiz Mehmed Âkif’ten bahsedilir, bu kişilerin tasavvufî yönleri vurgulanırdı.

Nurettin Topçu üzerine bir tez hazırlayan Süleyman Seyfi Öğün’e göre Hareket Dergisi entelektüel sağın öncüsüdür. Cemil Meriç, Mehmet Doğan, Ezel Erverdi, Ercüment Konukman, Orhan Okay, Mustafa Kutlu, Mustafa Kara gibi birçok yazar, siyasetçi, bilim adamı Hareket Mektebi orijinlidir.

Abdülaziz Bekkini Efendi ile Tanışması

Nurettin Topçu, bir millet mistiğidir. İçe dönük bir tasavvuf anlayışı vardır. Hem felsefe alanında yüksek tahsil yapması hem de tasavvufla uğraşması onu diğerlerinden farklı kılmaktadır. Nurettin Topçu, tasavvuf anlayışımızla, mistizmi birleştirmiştir. Fransa’da bulunduğu yıllarda da bu alan üzerine derin araştırmalar yapmıştır. Bunda Hocalarının da etkisi vardır. Hocalarından Louis Massignon’un Tasavvuf Tarihi ve Hallac-ı Mansur üzerine uzmandır. Yazar Mehmed Niyazi Özdemir, Nurettin Topçu’nun felsefeci olması hasebiyle, Allah’ın olmadığına dair görüşleri de içeren birçok eser okuduğunu, bu materyalist kitapların, Nurettin Topçu’nun bunalmasına neden olduğunu ve bir arkadaşının tavsiyesi üzerine tanıştığı Şeyh Abdülaziz Efendi’nin, Nurettin Topçu’nun bu durumdan kurtulmasına yardımcı olduğunu ifade etmektedir. Mehmed Niyazi Bey, Nurettin Topçu’nun, inkârın o çetrefilli yolculuğundan geçtikten sonra mümin olduğu için imanın kıymeti çok iyi bildiğini belirtmektedir. Ruhçu bir filozof olan Nurettin Topçu, Şeyh Aziz Efendi’de adeta kendini bulmuştur.

“40 yıl öğretmenlik yaptım, mâbede nasıl girdimse sınıfa da öyle abdestli girdim” diyen şahsiyet timsali Nurettin Topçu, 1974 Kasımında yaş haddinden emekli olmuş, çok geçmeden 10 Temmuz 1975 tarihinde vefat etmiştir. Hayatının sonuna kadar bir öğretmen, büyük olduğu kadar mütevazi bir fikir adamı olarak yaşamıştır. Ömrünün son yıllarında yakın çevresine; “Acaba Bursa’da küçük bir camide vaizlik istesem kabul ederler mi?” diyerek son zamanlarında her şeyden ve herkesten uzak bir hayat istediği anlaşılmaktadır. Nurettin Topçu’nun talebelerinden olan Prof. Orhan Okay, “Bu derin ve köklü kültürü, hilkatin bu harikulâde yorumunu alabildik, anlayabildik, hiç olmazsa tanıyabildik mi?” diyerek gönüllerimizin tercümanı olmaktadır.

 


Kategorisi: Gündem Yazıları

Sosyal Ağlarda Paylaş:

DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter