Yakın Tarihimizde Cereyan Eden Olaylara İlişkin Bir Değerlendirme- Rahman Kaçar

Ruhlarımıza zenginlik veren, yaşamımızı anlamlı kılan, var olma nedenimizi gerçekleştirmeye vesile, birlik ve dirlik olma muştumuz “Davamız”. Marjinallikten uzak,  akıl- düşünce ekseninde cevapsız sorularla sarsılmayan kutlu yolumuz” Davamız”. Allah(cc) ve Resulünün yolundan gitmeyi şiar edinen milyonlarca kişinin tek amaç uğrunda, Nizam-ı Âlem uğrunda buluşmasını sağlayan birlik vesilesi ”Davamız”.

Yakın tarihimizde meydana gelen bazı gelişmeler Türk Gençliğine yeni bir misyonun yüklenme gereksinimi doğurmuş ve bu misyon ülkücü gençlere nasip olmuştur. Tarihin her döneminde dış mihraklar ülkemiz üzerinde hak iddia etmiş ve kendilerine karşı büyük bir tehdit olarak görmüşlerdir. 2.Dünya Savaşı sonrasında dünya konjonktüründe meydana gelen değişmeler fikir ekseninde savaşların ortaya çıkmasını sağlamıştır. İki büyük savaşın dünya ekonomisine verdiği büyük zarar belki de soğuk savaş döneminin ortaya çıkmasındaki en büyük nedenlerden biridir. Soğuk savaş emperyalist devletlere nefes aldırmıştır. Savaş sonunda her iki ideoloji de kendi payına (düşünce bağlamında yaptıkları emperyalizm ile) hammadde bulmayı amaçladılar. Hammaddeyle birlikte hareket sahalarını genişletmeyi amaçladılar. Bu bağlamda ülkemizde de dışarıdan gelen fikir hareketlerine katılan binlerce kişi olmuştur. Sosyalist düşünce de bunlardan biridir.

Sosyalist düşünceye sahip olan kişiler vatan toprağında ithal fikirler ile kendini avutmuş ve o fikirleri kurtuluş vesilesi olarak almıştır. Sosyalizmin temel felsefesinde, iktidar ve üretim araçlarının halk tarafından kontrol edildiği bir sistemi savunmak vardı. Ama bu yapı halka göre çok elit kalmıştır. Hiçbir zaman tabana ulaşmamış, zengini daha da zengin yapmıştır. Bu nedenle ömrü uzun olmamış ve sistem çökmüştür. Birçok edebiyatçı, sanatçı, bilim adamı tarafından kabul gören bu sistemin en büyük özelliklerinden biri de ateist bir fikir sistemini barındırmasıdır. Şimdilerde dindar söylemler yaptıklarına bakmayın. Bu söylemler, başarısız olan fikir hareketlerine yeni bir destek bulmaktan başka bir şey değildir. Sosyalist fikirlere mensup kişilerin daha sonra Türk Solu adı altında yeni bir oluşum yaratmalarının temel nedenlerinden biri, sosyalist düşüncenin ateist yapıdan gelen dezavantajlarını en aza indirmektir. Ekranlarda boy gösteren günümüz sosyalistleri ideolojilerinin bazı noktalarına katılmadıklarını söylerler. İlk olarak da ideolojilerindeki ateist yapıya katılmadıklarından dem vurular. Hiçbir ideoloji kendisini zorla benimsetmez. Kişiler kendi hür iradeleriyle ideolojilere mensup olurlar. Mensup oldukları ideolojinin gereğini de yerine getirmeleri gerekir. Günümüz sosyalistleri din noktasında beğenmedikleri ideolojilerini değiştirmeye kalkıyorlar. Ben sosyalistim ama Allah’a da inanıyorum diyorlar. Allah’a inanan biri sosyalist olamaz. Eğer sosyalistim diyorsa ideolojisinin gereğini yerine getirmek zorundadır. Yani ateist olmak zorundadır. Eğer bunu kabul etmiyorsa sosyalist değil başka bir şey olur. İşte bu noktada Türk Solu markasını çıkarttılar. Ama temelinde yine de sosyalist felsefeden vazgeçmediler. Ünlü liderlerinden olan Lenin’in  Sosyalizm ve Din adlı eserinde açık bir şekilde ateist yapıdan bahsedilmiştir. Weber, İslam’ın şehirli aydınların değil, ganimet, fetih ve cinsel arzularını tatmin beklentisiyle motive edilmiş disiplinli savaşçılardan oluşan bir bedevi silahşorlar dini olarak ortaya çıktığını savunur. Marx, dine “yığınların afyonu” demiş ve sözde “fakir halk kesimlerini uyutmak için yönetici sınıf tarafından oluşturulan bir kültür” diye tarif etmiştir. Marx, komünizme ulaşmak için  dini inançların yok edilmesi gerektiğini öne sürmüştür. Engels, kitaplarında “insanın maymundan geldiğini” ileri sürmüştür ve dinin de sözde bu evrim sürecinin bir aşamasında ortaya çıktığını iddia etmiştir. Mao’nun iktidara gelmesiyle birlikte Çin genelinde dine ve dindarlara karşı büyük bir savaş başlatılmıştır. Mao din hakkında : “… Elbette, din zehirdir. İki büyük zararı vardır: Birincisi ırk anlayışını temelinden çürütür ve ülkenin gelişmesini yavaşlatır. Tibet ve Moğolistan bu şekilde zehirlenmiştir ” diyor. Bu ideolojiye sahip olan kişiler ülkemizde de rahat durmamış ve dinimize saldırmışlardır. İstanbul Üniversitesi’nin duvarında peygamberimize ve ülkücülere yönelik iğrenç pankartlar asmışlardır ve bir ülkücü abimiz pankartı indirirken şehit edilmiştir. Bu örnekler daha da arttırılabilir. Ateist bir yapıda olması ülkemizde karşı bir fikrin doğmasına meşru bir zemin oluşturmuştur. Bu zeminde oluşan en etkili hareket de ülkücülük olmuştur.

Özünü ecdadından alan ve ithal ideolojilere karşı olan Ülkücü Hareket, Turani ve Kur’an’i değerleri kendine düstur edinmiştir. Allah ve Resulün yolunu şiar edinmiştir. Kısa zamanda gücüne güç katmıştır. Ateist ideolojilere karşı vatan müdafaası yapmıştır. Ülkücü hareket kendine ithafen söylenen faşistlik tabirini de bünyesinde zerre kadar barındırmamaktadır. Sosyalistlerin kendi düşüncesinden olmayan ülkücülere yönelik başlattıkları karalama kampanyasıdır. Karalama yapmanın en iyi yolu da o dönem için İtalya’da Mussolini ile başlayan faşist hareket misyonunu ülkücülere yöneltmekti. Ülkücüler faşist olarak nitelendi. Ama ülkücü yazarlar hiçbir zaman sosyalistlerin kendi düşüncesini paylaştıkları liderlere atıf yaptıkları gibi Mussolini’yi övmedi. Sosyalistlerin sokaklarda Lenin, Stalin resimlerini taşıdıkları gibi Mussolini’nin ve Hitler’in resimlerini taşımadı. Faşist liderler tarafından söylenen hiçbir söylemi kullanmadı. Faşistlik tabirini asla kabul etmedi. Daima kendi özünde olan şeylerle meydanlara indi. İslam dedi, vatan dedi, bayrak dedi. Bu nedenle faşistlik ithamı ülkücü camiayı karalamada tutmadı. Allah’ın davasının koruyuculuğunu üstlenen, vatan, bayrak, millet ekseninde kırmızı çizgilere sahip olan ve bunlara karşı daima koruyuculuk görevi üstlenen ülkücüler, yeri geldiğinde canlarından bile vazgeçti. Sapık ideolojiler peşinde koşmayan ülkücüler, Kur’an rehberliğinde vatan müdafaası yapmışlardır. Vatanımızda Sovyet bayrağına karşı Türk bayrağının dalgalandırılması için mücadele vermişlerdir. Ülkücüler ateist söylemler doğrultusunda vatanı Moskova peşkeş çekenlere karşı kutlu bir mücadele içinde olmuşlardır. Bu yol hak ve hakikat yoludur. Allah davamıza olan inancımızı daim eylesin. Fırsatçılara, bozgunculara, fitnecilere, riyakârlara fırsat vermesin. Her daim bizimle beraber olsun. Bizi yanlış yollara sapmaktan alı koysun. Umutlarını Türk gençliğine teslim ederek ebediyete intikal eden bütün şehitlerimizi rahmetle anıyorum. Ruhları şad mekânları cennet olsun.

 


Kategorisi: Gündem Yazıları

Sosyal Ağlarda Paylaş:

DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter