Urumçi Katliamının Yıl Dönümü Hakkında Basın Açıklaması

1949′dan bugüne evimiz cenaze evi, yüreğimiz yangın yeridir.

Her gün Kızıl Çin’in baskılarına, yozlaştırma politikalarına, ayırımcılığına katlanan; diğer yandan karnını doyurmak için İnsan Haklarına aykırı şartlar altında çalışan biziz.

Bütün dünya haykırışlarımıza sağır kalırken aileleri parçalanan, sadece Türk olduğunu dile getirdiği için hapse atılan, yaşadığı topraklara kasıtlı olarak Çin nüfusu yerleştirilen, çocukları kaçırılan biziz.

Biziz; çünkü bizim için Ankara ne ise, Urumçi de odur.

Uygur Türkleri yıllardır süren haklı mücadeleleriyle dünyaya şeref dersi vermektedir. Doğu Türkistan, Kürşat’ın anayurdu olduğunu herkese göstermiş; Kürşat atamızı toprağında, insanında, ruhunda yaşattığını kanıtlamıştır.

Doğu Türkistan işgal altındaki Türk yurtlarından biridir. Bağımsızlık özlemi çeken bu yurdun bağrına her gün şehitler düşmektedir. Yıllardır süren bu işgale rağmen Uygur Türkleri gerek geleneklerini, gerekse İslamiyet’in emrettiği toplumsal kuralları yaşantılarının her alanında uygulayarak Kızıl Çin’in yozlaştırma politikalarını sonuçsuz bırakmaktadır. Uygurlar bir yandan Doğu Türkistan’da mücadelelerine devam ederken, diğer yandan da dünyaya dağılmakta ve yurtlarını kurtarmak için çeşitli teşkilatlar kurmaktadır. Uygur Türkleri, haklı davalarında yılmadan mücadele ederek insanlık mücadelesinin sembolü hâline gelmişlerdir.

4 yıl önce bugün, Kızıl Çin’in Doğu Türkistan’da yaptığı kıyımlardan biri başlamıştır. Türklerin evleri yakılmış, sivil giyimli Çin polisler demir sopalarla Türklere saldırmış, sokaklar soydaşlarımızın cesetleriyle dolmuştur.

Kızıl Çin, 1949’dan beri kana doymamıştır. İnsanlık tarihinin en uzun süreli ve en sistematik soykırımı bugün Doğu Türkistan topraklarında devam etmektedir. Vicdan sahibi hiçbir insanın bu zulüm karşısında sessiz kalması mümkün olamaz. Ancak Çin devletinin iletişim kanallarına uyguladığı sansürler, dünyada Çin karşıtı bir duruşun yayılmasını önlemektedir. Bugün bile Çin sınırları içindeki milletlerin yaşantıları hakkında sağlıklı bilgilere ulaşmak çok zordur.

Hiçbir devlet ya da uluslararası örgüt Uygur Türklerine yardım etmek için yeterli çabayı göstermemektedir. Çünkü pek çok devlet, başka milletlere yapılan İnsan Hakları ihlallerini dış politika yürütülürken elde bulundurulacak kozlar olarak görmektedir.

Bu insanlıkdışı çıkar yarışında Uygur Türkleri kaderlerine mi terk edilecektir?

En kısa zamanda Türkiye’nin kendini Uygur Türklerine yardım edebilmek için gereken hazırlıkları tamamlaması gerekmektedir. Bu hazırlıklar Türk gençlerinin Uygur Türklerinin sorunları hakkında bilinçlendirilmesi olarak başlamalıdır. Bütün Türk dış politikası Uygurlar başta olmak üzere, dünyada işgal altında olan Türk yurtlarının kurtarılması ekseninde baştan çizilmelidir.

Başta Uygur Türklerinin lideri Rabia Kadir olmak üzere, mücadelesini sürdürmek üzere dünyaya dağılmış bulunan Uygur Türklerinin Türkiye’ye davet edilmesi gereklidir. Osman Batur için uzatamadığımız yardım elini, geç kalmadan bugün uzatmalıyız.

Türkiye artık bir Türk devleti olduğunu hatırlamalı ve Çin’in işlediği insanlık suçlarını kınamakla yetinmek yerine Doğu Türkistan için harekete geçmelidir.

İsa Yusuf Alptekin’in sözlerini hatırlayalım: “Gönül arzu eder ki, Türkistan meselesinin halledilmesi davasında öncülük şerefi, Türkiye’nin hakkı olsun.


Kategorisi: Basın Açıklamaları

Sosyal Ağlarda Paylaş:

DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter