Ülkücü Hareket

Türk Milletinin tarih sahnesine çıkmasıyla beraber her Türkün zihninde ve bedeninde yer tutan Türk Milletini sevme, onun yücelmesi, gelişmesi için çalışma ve ona karşı yönelmiş her türlü tehlikeyle mücadele etme duygusu aradan geçen binlerce yılda katlanarak artmış ve bugün milyonlarca Türk-İslam ülkücüsü tarafından vazgeçilmez bir yaşam felsefesi haline getirilmiştir.

Yüce Türk Milletinin ilk defa siyasi bir teşekkül olarak ortaya çıkmasında, bu siyasi teşekkülün önce devletlere, ardından da imparatorluklara dönüşerek tüm dünyayı Türk?ün cesareti ve yeteneğiyle tanıştırmasında da işte bu sönmez duygu en büyük etken olmuştur. Asya?nın ortalarından önce güneşin doğduğu yöne ilerleyip Çin Denizi?ne ulaşan, ardından da Tanrı?nın verdiği Kut?la güneşin battığı yönde at sürüp Türk?ü cihanda hakim kılmaya çalışan bu ülkü, bugün Türk Milletinin birliği ve önderliğiyle dünyaya nizam verme gayesinde olan Türk-İslam ülkücülerinin en büyük ideolojik mirası olmuştur.

Türklerin Asya?nın batısında yer tutup cesaret ve yeteneklerini tek hak din olan İslamiyet?le birleştirmeleriyle Türk-İslam Ülkücülüğü felsefi alt yapısını bütünüyle tamamlamıştır. İslamiyet?in kabulüyle beraber bütün Türk Devletlerinin sahip oldukları Türk?ün sancaktarlığında İslam?ın tanıtılıp yayılması ülküsüyle yüzlerce yıl Yüce Türk Milleti cihanda hakimiyet kurmuş ve binlerce yılda geliştirdiği yüksek medeniyetini tüm insanlığa aktarmıştır.

Türk Devletlerinin bu şekilde siyasi yapılarını geliştirip yaygınlaştırmalarının temelinde yatan toplumsal kabulü belirtmek belki de daha öncelikli olan konu olacaktır. Türklerin İslamiyeti kabulüyle beraber İslamın temel prensiplerini Türk kültür öğeleriyle birleştirerek, İslamiyetin Türkler arasında hızla yayılmasında ve bunun bir hayat felsefesine dönüşmesinde etkili olan gönül erenlerinin etkisi tartışılmazdır. Bu etkiyi bırakanlar arasında şüphesiz Hoca Ahmet Yesevi?nin yeri çok ayrıdır. Hoca Ahmet Yesevi İslamiyeti sade ve anlaşılır bir dille Türk kültür öğeleriyle özdeşleştirerek etrafına anlatmış, dergahlarında yetiştirdiği alperenlerle Anadolu?nun Türk yurdu haline gelmesinde ve Anadolu?da Türk Devletlerinin kök salmasında büyük hizmet vermiştir. Hoca Ahmet Yesevi hiçbir şahsi ve siyasi çıkar gözetmeden Türk Milletinin menfaati ve sadece Cenabı Allah?ın rızasını kazanma amacıyla ömrü boyunca bu ülkü yolunda mücadele vermiştir. İşte bu ülkü Müslüman Türk Ülkücülüğünün en önemli tarihsel temelini oluşturmaktadır. Yesevi ile beraber atılan bu tohumlar Anadolu?da, Asya?da, Balkanlar?da, Kafkaslar?da, Kutsal Topraklar?da velhasıl dünyanın birçok yerinde yüzlerce yıl sürecek olan Türk Devletlerinin hakimiyetini ve bu hakimiyetle beraber birçok milletin refah ve huzur içinde yaşamasını sağlamıştır.

İşte bu ülküyle bezenmiş Anadolu coğrafyasında kök salıp üç kıtaya yayılan Osmanlı İmparatorluğu Türk ve İslam aleminin merkezi haline gelerek, yüzlerce yıl bu fikirlerin uygulayıcısı olmuştur. Başta Osmanlı Devleti olmak üzere, Anadolu ve çevresinde kurulmuş olan Türk Devletleri yüzlerce yıl Türklere ve İslama yapılan her türlü saldırının karşısında durmuş, Türklerin liderliğini İslamiyetin sancaktarlığını yapmışlardır. Türkleri İslama sancaktar yapan, dünyaya hakim kılan işte bu ülkücü düşünce olmuştur.

Osmanlı?nın doğal sınırlara dayanıp ardından kademeli olarak kök salıp doğduğu Anadolu coğrafyasına çekilmeye başlaması ve sonunda 20. yüzyılın başında Birinci Cihan Harbi?nden yenilerek ayrılmasının neticesinde Türk İslam aleminin kalbi olan bu coğrafyanın haçlı zihniyetini taşıyan batılı devletlerce işgaliyle beraber insanlık tarihinin bugüne kadar dahi benzerine rastlamadığını topyekun bir direnişin ve dirilişin kahramanları olan Başbuğ Gazi Mustafa Kemal önderliğindeki Türk Milletinin her ferdinin ortaya koyduğu mücadele ülkücü duruşun en büyük timsali olmuştur. Gazi Mustafa Kemal de, onunla beraber bu coğrafyada küllenen ocağı alevlendiren ve yeni bir medeniyetin yaratıcısı olan kahraman Türk Milletin her biri de birer ülkücüydü.

Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti?nin bütün siyası yapısı ve devleti oluşturan toplumun sosyal yaşam biçimi Türk Milliyetçiliği fikri çizgisinde oluşturulmuştur. Türk Milliyetçiliği ekseninde kurulan bu yeni devlet, Müslüman Türk?ün ayakta kalan ve direnen son kalesiydi. Gazi Mustafa Kemal?in devletin kuruluşuyla beraber uygulamaya koyduğu ilk icraati; Türk inkılâbının esaslarına bağlı, Türklük şuurunu taşıyan bir gençlik yetiştirmeye çalışmak olmuştur. Uygulanan program neticesinde daha önceleri adı ?Darü?l-Fünun Talebe Cemiyeti? olan öğrenci hareketi 1924 yılında fakültelerin talebe birliklerinin ortak kararı ile ?Milli Türk Talebe Birliği? adını almıştır. MTTB fikri anlamda bugün Ülkü Ocaklarının sahip olduğu kırılmaz çizgiyi temsil eden önemli bir yapı olmuştur. Başbuğ Atatürk?ün vefatıyla beraber geri plana itilen Türk Milliyetçiliğinin 20. Yüzyıl Türk Siyasi Tarihine damgasını vuran asil başkaldırısı 3 Mayıs 1944?te vuku bulmuş ve binlerce Türk genci Ankara sokaklarında ?Yaşasın Türk Milliyetçiliği? sloganlarıyla Türk Milliyetçiliğine yönelen her türlü baskı ve zorluğa karşı direneceklerini bir kez daha göstermişlerdir. 3 Mayıs 1944 tarihi Türk milliyetçilerine bir Başbuğ armağan etmiştir. 3 Mayıs 1944?teki Turancılık Davası?nın mağdurlarından Alparslan Türkeş ilerleyen dönemlerde Türk Milliyetçiliğini sosyal bir direniş olmaktan çıkarıp aynı zamanda siyasal bir temsil mekanizması haline de dönüştürecektir. İşte bu dönüşüm süreci Başbuğ Alparslan Türkeş?in 1960 ihtilalı sonrası sürgüne gönderildiği Hindistan?dan yurda dönüp Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi?nde siyasete girmesiyle başlamıştır. CKMP Başbuğ?un önderliğinde 1969 kongresinde ismini ?Milliyetçi Hareket Partisi?, amblemini de ?Üç Hilal? olarak değiştirirken; Ülkücü Hareketin mutlak iktidarının sadece siyasi bir zaferle elde edilemeyeceği aynı zamanda toplumsal bir fikri zeminin de oluşturulması gerektiğine inanan Başbuğ, toplumun önderi konumundaki gençliğin de bu iktidar yürüyüşünde aktif bir sorumluluk üstlenmesi gerektiğini düşünerek Ülkücü Türk Gençliğini de ?Ülkü Ocakları? çatısı altına toplamıştır. Artık Ülkücü Hareket hem siyasi hem de toplumsal temsil yeteneği olan bir hayat felsefisi haline gelmiştir. Türk Milletine çağlar üstünden bir sıçrama yaptırarak dünyanın en güçlü devleti ve toplumu haline getirecek olan Ülkücü Hareket?in mutlak zafer yolculuğunun son aşaması böylece başlamıştır. 1970li yıllar Ülkücü Hareket?in zafere giden yolda en büyük bedeli ödediği yıllar olmuştur. Türk Devletini ve Milletini kuzeyden esen kızıl rüzgara karşı koruma uğruna beş binden fazla Ülkücü genç kahpe kurşunlara göğüs gererek toprağın kara bağrına bir gül bahçesine girercesine düşmüştür. Binlerce Ülkücü gazi olmuş, birçoğu bu asil mücadelenin cefasını zindanlarda çekmiştir. Ama Müslüman Türk Ülkücüleri, Türk Milliyetçileri, binlerce yıldır olduğu gibi yine yılmamışlar, yıkılmamışlardır. Bozkurtlar zafere giden yolun uzun ve çetin olduğunun farkındadırlar. Ülkücü Türk Gençliğinin asil mücadelesi sayesinde püskürtülen kızıl rüzgarın kesilmesi ve 1980li yılların büyük bölümünün cezaevlerinde geçmesinin ardından 1990lı yıllar Ülkücü Hareket?in 21. yüzyılda Türk Milletinin dünyaya liderliği için hazırlanacak strateji ve kadroların oluşturulduğu yıllar olmuştur. Fakat ne büyük bir hazindir ki hiç beklenmedik bir anda Türk Dünyasının bilge lideri, Ülkücü Hareket?in Başbuğu Alparslan Türkeş 1997 yılında Hakk?ın rahmetine kavuşmuştur. Ardında yetişmiş milyonlarca bozkurt bırakan Başbuğ, Ülkücü Hareketin binlerce yıllık tarihinin en zorlu mücadelesini veren kahramanlarından biri olarak ebediyen yetiştirdiği bozkurtlarının gönlünde yaşamaya devam edecektir. Başbuğun vefatının ardından Ülkücü Türk Gençliğine bir başka bilge lider  Dr. Devlet Bahçeli önderlik etmeye başlamıştır. Başbuğun ışık tuttuğu yolda lider Dr. Devlet Bahçeli, bozkurtlara ilk hatırlatmasını yapmıştır; Ülkücü Gençlik, Türk Gençliğinin tamamına öncü, örnek ve önder olacaktır. Lider, bozkurtlara ve millete yakın siyasi hedefi de göstermiştir; Cumhuriyetin kuruluşunun 100. yılı olan 2023 yılında Türkiye bölgesinde, İstanbul?un fethinin 600. Yılı olan 2053 yılında da dünyada lider ülke olacaktır. İşte bu hedefler doğrultusunda binlerce yıllık şanlı tarihinden aldığı güçle, taşıdığı azim ve kararlılıkla, tarihte olduğu gibi bugün de, Ülkücü Gençliğin önderliğinde Müslüman Türk Milletinin dünyaya nizam verecek iktidar yürüyüşü devam etmektedir.

Ülkücü Hareket ve onun yılmaz gençliği dün olduğu gibi bugün de Türk Milletinin menfaatleri uğruna her türlü fedakarlığı yapmaya, mücadeleyi vermeye kararlı bir şekilde bu iktidar yürüyüşünde yerlerini almıştır ve almaya da devam edecektir.