Millet Şuurundan Milliyetçiliğe

Millet kavramı, mazide büyük bir hakikat olmasına rağmen, duygu bütünlüğünden sıyrılırıp, ideoloji mahiyetinde ele alınıp incelenmesi çok yeni olan bir kavramdır. Hal böyle olunca üzerinde kat?i bir mutabakata varılan bir olgu olmayı başaramamıştır. Kültürlerin değişmesi, millet ve milliyetçilik kavramlarının da değişmesine neden olmuştur. Alman örneği incelendiğinde ırk ve dil, Fransız örneğinde ortak yaşama arzusu ve bu arzunun iradesini görmekteyiz. Türk Milleti kavramı ise daha köklü bir gelişim sergilemektedir. Nevi şahsına münhasır bir millet anlayışı geliştirilmiştir.

Son zamanlarda, bunların daha ötesinde tanımlamalar yapılmıştır. Özellikle Benedict Anderson?un milleti ?hayal edilmiş siyasi bir topluluk? olarak görmesi birçok düşünce sistemini de peşi sıra getirecektir. Milletleşme süreçlerinin farklı işlemesi, ulus-millet kavramlarının sıklıkla ve bilinçli olarak aynı işlevde kullanılması aslında dimağlarımızın sistematik bir şekilde kirlenmek istenmesinin bir ürünüdür.

Millet bilinci veyahut duygusu insanlık tarihi kadar eski bir olgudur. Toplumsal bir süreçte ortak değerler ekseninde bütünleşmiş değerler bütünü olarak da kabul edebiliriz. İnsanlığın toplumsal yaşama ihtiyaç duyması ile birlik ve bütünlük gereksinimlerinin doğal bir tezahürü olarak doğmuş bir bilinçtir. Eğer son zamanlarda sanıldığı gibi hayal edilen bir topluluk ise aklımıza şöyle bir soru gelmesi kaçınılmazdır; ?Millet eğer ?hayal edilmiş bir siyasal topluluk? ise onlara bu hayali veren nedir? Bir milletin üyeleri nasıl oluyor da tanımadığı, hakkında hiçbir şey duymadığı ulusunun diğer üyelerini zihninde hayal edebiliyor? Bu ve buna benzeri sorulara ancak eşyaya, yaşama ve dünyaya yüklenen ortak anlam esas alınarak cevap verilebilir.?

Yalnızca üst yapısal kültür kavramına bağlı kalarak değil bununla birlikte iktisadi alt yapıdaki değişimler de ?millet? kavramında değişik algılamalara ve bu aksiyomda ortaya çıkısını yansıtmaktadır. Millet kavramı üzerindeki bu değişik yaklaşımlar, paradigma kullanımındaki farklılıklar doğal olarak ?milliyetçilik? kavramını da çok yakın bir derecede etkileyecektir. Bunun aksi zaten mümkün değildir. Toplum dediğimiz kavramı bireylerin toplamı olarak değil de ?ki doğru olan da budur- bir etkileşim sistemi olarak aldığımızda toplumsal kavramdaki değişiklik bir üst tezahürü olarak milliyetçilik kavramı üzerinde de değişimi veyahut gelişimi beraberinde getirecektir.

Türk Milliyetçiliğinin doğuşu ve gelişmesi, liberal, yayılmacı vb. gibi Batılı milliyetçilik türlerinden ciddi biçimde farklıdır. Sanayi toplumlarında ortaya çıkan milliyetçiliklerden kimisi milli ruh ve şuur temin ederek devlet inşaa ederken, Amerika örneğinde olduğu gibi kimisi de devlet eliyle millet inşaa etme çabasına girmiştir. Bunların haricinde ise bakıldığında, olmayan mitoslarla başkalaşımını tamamlayamamış milletçikler ve devletçikler oluşturulmaya çalışılıyor.

Millet olabilmenin şartlarından en önemlisi, ortak değer birikimidir. Ortaklaşmanın olmadığı bir koşulda millet varlığından söz edemeyiz. Ortak mazi, manevi değerler kodlaması, gelecek tahayyülü, duygu hassasiyeti ve mefkureler birlikteliği ile bir millet… Bir ve bütün olmanın gerekliliğini bilen ve bu minvalde de Batı kökenli maddenin manaya üstün getirilmeye çalışıldığı bir millet değil, bütünleştirici yaşatıcı bir millet şuuru…

Bu değerler bütünü ile Prof. Dr. Erol Güngör?ün dediği gibi ümmet içinde millet olmayı başarabilmişizdir. Bu şekilde millet varlığının dayanak noktası olarak milliyet varlığını alıp, bu minvalde gelişme kaydeder ise o zaman millet olmanın kapsayıcılığı ve bütünleştiriciliği daha çok artacaktır. Hamdi Yazır ise bu konuyla ilgili ?Milliyet, bir toplumun bir araya gelmesine sebep olan içtimai bir nefs, bir vicdan demektir. Irk ve kan, milletin kabiliyeti değil, bu kabiliyetin meydana çıkmasına yarayan vasıtalardır…/… Lisan dahi, ırk ve kandan ziyade bu vicdanın ifadesidir.?Bu gelişmeler neticesinde büyük bir Milli Kültür ve büyük bir Türk-İslam Medeniyeti oluşturulmuştur.

Kelimeleri sözde sadeleştirmek, nasıl olduğunu anlayamadığımız bir Türkçeleştirme ile içlerinin boşaltıldığını görebilmekteyiz. Gerçek geldi ve hakikati kaybettik, değil ki realiteden bahsedelim. Milletimizi, milliyetimizi unutturmak için ulus, ulusal gibi kelimeler ürettik. Düşününüz ki, Cumhuriyetten önceki nesiller seksen-doksan senelik bir tarihin değil de, kitapların bahsetmediği kadar uzak bir geçmişin mirası üzerinde oturuyorlar. Ya Biz? Mazimiz unutturularak, değerlerimizin idrakinden yoksun hale getiriliyoruz. Kendimizi, öz kelimelerimiz değil de, özellikle Batı?dan aldığımız hazır kelime yapıları ile ifade ediyoruz. Tarih ve dil, işte bu ortak değerlerinin değerler hazinesinin omurgasını oluşturmaktadır. Bu omurgadan yoksun olanlar ise milletleşmeleri şöyle dursun hala sürüngen olarak yaşamlarını idame ettirirler.

Bir millet, ancak tarih-dil müşterekliği ve idraki ile milli hafızaya sahip olabilir. Bu hafızandan yoksun olunması tehlikenin eşiğinde olduğunun habercisidir. Sosyolog Karl Manheim ?İnsan, cemiyetin sosyal ve tarihi yapısı hakkındaki en vazıh görüşe ya o cemiyet içinde yükselirken, ya da düşerken ulaşır? diyerek aslında durumun özetini anlatmaktadır.

Sosyal ve kökü çok eskilerde olan duygu bağlamında millet, milliyet olgularından milliyetçilik olgusuna değinmek gerekecektir. Lakin Türkiye, her dönemde ve her konuda olduğu gibi bugün de ?uç?ları tartışmakta ve her bir uca taraf olan dernekler, sendikalar, siyasal partiler kendi savundukları, mücadelesini verdikleri ucun dışındaki kesimlerle değil demokrasi sınırları içerisinde tartışmak, bu kesimlerin toplumda var olmasından bile rahatsızlık duymaktadır. Hal böyle iken yapılması gereken açıktır ki, bu da hiç şüphesiz her konuda, tüm kesimlerin kaygılarını giderebilecek çözüm yollarını bulmak ve toplumun onayına sunmaktır. Yani toplumun istemlerinin tamamını içine alan bir ?uygun değer formülü? oluşturmak ve bu formülü her türlü dini ve ideolojik saplantıların saldırılarından koruyarak uygulamaya sokmak gençliğin en büyük davası olmalıdır. Artık ?laf değil çözüm istiyoruz? diyorsak; ideolojilerini dinleştiren ve dinlerini siyasallaştıran gruplardan bıktıysak; değişmeyen tek şeyin değişimin kendisi olduğu dünyamızda, değişmekten kökümüzden kopmayı değil, gelişmeyi yani kökümüze bağlı kalarak göğe doğru yükselmeyi anlıyorsak; Türkiye?nin bu heterojen toplum yapısı içinde yeni bir kesim oluşmuş ve harekete geçmeyi bekliyor demektir. İşte bizim bu yola çıkarken ki nihai hedefimiz bu genç ve düşünen, sorgulayan kitledir; bizim gözünü kâr bürümüş, rasyonelliğin dozunu fazla kaçırarak sapıtmış zengin kulüplerine, yalnızca kendi cemaatinden olanı ?Müslüman? sayacak kadar aklını yitiren taassup sahiplerine, bu ülkenin huzurunu kaçırmayı kendine amaç edinmiş PKK yandaşlarına ve dünyayı ?demokrasi ve özgürlük? sloganı altında zulme mahkûm eden ABD ve onun uşaklarına söyleyecek sözümüz yoktur!

Hedefimiz, toplumun büyük bir kesimi tarafından kabul görmeyen, dışlanan mevcut milliyetçilik anlayışlarının, yeni bir milliyetçilikle ikame edilerek aşılmasını sağlamak ve bu sayede ?milliyetçilik? kavramı menşeli sorunların çözümüne katkıda bulunmaktır. Milliyetçiliğin fıtrattan gelen her olgu gibi yok edilemez oluşu, bize böyle bir ikame yolunu seçmeyi zorunlu kılmıştır. Çünkü din, siyaset, felsefe, milliyetçilik-asabiyet gibi olgular fıtridir ve yok edilemez olmalarından ötürü ancak yeni bir yorumlamayla, ikame prensibiyle aşılabilirler.

Milliyetçiliğin de fıtri bir olgu olmasından ötürü değişik perspektiflerle ele alınması ve değerlendirilmesi gerekir. ?Milliyetçilik olmalı mı olmamalı mı?? sorusunun kısır tartışmalarında boğulmak yerine; ?Neden ve nasıl bir milliyetçilik?? sorusu sorulmalı ve bulunan cevap teoride bırakılmayıp tez elden pratiğe dökülmelidir.

Milliyetçilik kavramının siyasi arenada, klasik çağını yaşadığı dönem büyük bir ölçüde Başbuğumuz Alparslan Türkeş ile gerçekleşmiştir. Başbuğ, milliyetçiliğin duygudan davaya geçişin bir öyküsüdür. Milliyetçiliğin, madde ve mana ile kanatlanarak havalandığı süreci anlatmaktadır.

Milliyetçilik, 9 Işık Doktrininde Başbuğ?un belirttiği gibi, ?milli bir duruş?a karşı olan kesimlere karşı yalnız reaksiyoner olarak ani tepkiler vermek değil, aynı zamanda siyasette, iktisatta, eğitimde, uluslar arası ilişkilerde ?en milli?yi bulmaya çalışan aksiyoner bir anlayışa sahip olmalıdır. Bugün geldiğimiz noktada Ülkücüler olarak en büyük gafletimiz, eksikliğimiz; romantikliğin dozunu fazla kaçırmış, bilgi ve teknoloji de, geliştirilen iktisadi ve idari organizasyon teorilerini uygulamada ve bu teorilere katkıda bulunmada, tıpkı 20. yüzyılın başında yıkılan Osmanlı İmparatorluğu gibi geri kalmış olmamızdır.

Bu gaflet uykusundan uyanmanın vakti elbette gelmiştir. Ülkülerimizi, umutlarımızı faaliyete geçirmek için boşa geçecek bir anımız dahi yoktur. Titreyip kendimize dönüp, yarınlarımızı ?Milli Devlet, Güçlü İktidar? düsturuna uygun bir şekilde inşaa etmemiz için bir takım yöntemler izlememiz gerekmektedir.

?Vatan için ölmek de var fakat borcun yaşamaktır? sözü ışığında aksiyon bir hayatı kurma ihtiyaç vardır. Vatanın sevmenin sorumluluğu, icap ederse uğruna ölümü göze almaktan ibaret değildir; vatanı mamur, milleti müreffeh hale getirebilmek için daha çok yaşamaya gayret etmek ve herkesten çok çalışmayı, herkesten erken kalkmayı göze almak ve herkesten daha iyi işler, dostun değil düşmanın bile beğeneceği kadar iyi işler yapabilmektir!

Milli zenginlikleri milletler arası markalara, milli değerleri evrensel kriterlere dönüştürebilmek milliyetçiliğin en büyük ödülüdür.

Milliyetçilik, her nevi usulsüz kaidesiz işe tabiat olarak müsait ?ayak takımının başını çektiği lümpen bir sokak hareketi değil, medeni ve yüksek seciyeli insanların söz ve sıfat sahibi olduğu bir millet ve memleket davasıdır!

Ya ?şiddet?le tepki vermek, ya da büsbütün pasif kalmak dışında başka hiçbir pozisyon düşünememek, milliyetçilik değil yeteneksizliktir.

Milliyetçiliğin, fikri ve fiili programının en kuytu köşesine dahi ?askeri yayılmacılık? hevesleri sokulamaz. Türk dünyası ve İslam âlemiyle münasebetlerimizin kalıcı ilkeleri, askeri yayılma değil, kültürel derinleşme, iktisadi bütünleşme ve siyasi dayanışma çerçevesini aşamaz!

Bu bağlamda biz milliyetçilere düşen görev çok açık bi şekilde dile getirilmiştir. Milliyetçilik anlayışımızın başka bölgelerdeki anlayışından bir kez daha vurgusunu yapmak istiyorum. Bunun en önemli sebeplerinden birisi, eleştirel bakış açısı ile bakabilmeyi denememiz gerekliliğidir. Milliyetçilik haricinde ki kısmen burada bile gerçekleşmiştir, dünyada gerçekleşen hemen hemen tüm gelişmelerden ya habersiz kaldık, ya da sadece Türkçe?ye çevirmelerle kabul ettik.

Özümüzü unutturmak istedikleri için olacak ki özümsemeyi unutturdular, hazmettirmeye çalıştılar. Tarihsel süreç içinde emperyalizm karşısında ?milliyetçilik? doğal bir refleks olarak bu lokmaları hazmetmeden atacaktır. Milli ekonomi kavramları geliştirilecektir, en azından milli ve manevi bütünlüğe uyarlanacaktır.

Bizim milliyetçilik anlayışımız tarihin hiçbir döneminde ayrıştırıcı olmamış, bilakis birleştirici ve bütünleştirici rol oynamıştır. Aidiyet şuuruna sahip olan herkese, iman dolu sinesini açmıştır. Pozitif bilimler ve sosyal bilimlerin alt dallarında olduğu gibi emperyalist virüsler, milliyetçiliğe de sirayet etmek istemiştir ancak yüzlerce yılların verdiği birikim ile bu virüs büyük ölçüde atılmıştır.

Milliyetçilik anlayışımızın bilimsel anlamda şahlandığı yüzyıl olarak alabileceğimiz 20. Yüzyılda bir takım gelişimleri görmekteyiz. Özellikle Yusuf Akçura?nın ?Demokratik Milliyetçilik? yaklaşımı, yeni bir evre oluşturmaktadır. Bu kavramı 16 Eylül 1919?da İstanbul Türk Ocağında, ?Cihan harbine iştirakimiz ve istikbalimiz? adlı nutkunda kullanan Yusuf Akçura: (?) Demokratik milliyetçilik hakka müstenit ve sırf savunmaya dayalıdır. Gasp edilen hakkı almaya, gasp edilmek istenilen hakkı müdafaaya çalışır; emperyalist milliyetçilik ise taarruzidir, diğerlerinin hukukuna tecavüzü bile uygun bularak kendi milliyetini takviyeye çalışır. Taarruzi milliyetçilik, dünyada henüz bitmiş değildir. Fakat zannediyorum ki bu nevi milliyetçilik, er geç zevale mahkûmdur; Rus?ların, Avusturyalıların, Alman?ların başına gelen, bir gün olup diğer emperyalistlerin de başına gelecektir?

Efendiler, Türk?lerin Taarruzi ve emperyalist milliyetçiliği hatadır. Bugün bu sözleri söyleyen, eline kalem aldığı, mektepte, medresede veya böyle serbest bir kürsüde söz söylemeye başladığı andan beri daima Demokratik Türkçülüğü müdafaa etmiştir.

(?) Biz, Demokrat Türkçülük, gayet haklı, gayet insani, her türlü taarruzu arzu ve emellerden uzak olan fikirlerimizi ve gayelerimizi anlatmaya çalışmalıyız. Bunu hakkıyla anlatabilirsek, doğruluk ve samimilik sahibi hiçbir Türk?ün buna muhalif olacağını, olabileceğini zannetmem.

Türkiye?nin milli iktisat, milli siyaset, milli eğitim, milli dış politika hedeflerinden hiçbirinde ?milliyetçilik menşeli bir yol kat etme? yıllardan beri sağlanamamıştır. Sözde muhafazakar,  ılımlı, milliyetçi kesimlerin halkın manevi duygularından kalleşçe getirim elde ettiği yıllarda, ülkemizin tek değişmez milli(!) politikası Avrupa Birliği olmuş; yani ?gayri millilik? milli bir politika olarak benimsenmiştir.

Böylesine derin bir milliyetçilik şuuruna sahip olan milletimiz, elbette ki yeni yüzyıla damgasını vuracaktır. Yönü tayin edilen değil, yönü tayin eden bir millet olacaktır. Bunun ise tek çaresi, ne olduğumuzun farkında olup, her şey de milli düşünebilen, dünyayı Türkçe okuyabilen, demokratik milliyetçilerdir. Bizim inandığımız demokratik Türk milliyetçiliği ise, Türk milletine duyulan derin sevginin yanında, diğer milletlerin de milliyetlerine duyulan derin saygının olduğu bir anlayıştır.

SPOTLAR: Türk milliyetçiliği, Türk milletine duyulan derin sevginin yanında, diğer milletlerin de milliyetlerine duyulan derin saygıdır

Özümüzü unutturmak istedikleri için olacak ki özümsemeyi unutturdular, hazmettirmeye çalıştılar. Tarihsel süreç içinde emperyalizm karşısında ?milliyetçilik? doğal bir refleks olarak bu lokmaları hazmetmeden atacaktır

KAYNAKÇA

Durmuş Hacıoğlu ile Milliyetçilik Üzerine Söyleşi, Siyaset Ekseni Dergisi, Sayı 7, 17-23 Ekim 2003 Özcan Yeniçeri, Millet Kavramı ve Etnisite, 22 Nisan 2009 Milli doktrin: 9 Işık, Alparslan Türkeş, Hamle Yayınevi, 1996 Statükodan Değişime Milliyetçilik Ufku, Selçuklu Vakfı Yayınları, Şubat 2008 İktisat ve siyaset, Yusuf Akçura, Sinemis Yayınları, Temmuz 2006 Maurice Duverger, Siyaset Sosyolojisi, Varlık Yayınları, 2004 Andrew Heywood, Siyaset, Liberte Yayınları, 2006 Erol Güngör, Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik, Ötüken Neşriyat, 1986 Erol Güngör, Dünden Bugünden Tarih-Kültür ve Milliyetçilik, Ötüken Neşriyat, 2005 Erol Güngör, Türk Kültürü ve Milliyetçilik, Ötüken Neşriyat, 2005