Türk Dünyası: 21. Yüzyılda Devletlerarası Bütünleşme Modeli

Türk milliyetçiliği fikir sisteminin en büyük projelerinden birisi Türk Dünyası’nda birlik projesidir. Projenin oluşumu sürecinde kavramsal değerlendirmeleri 20. yy.?ın başlarına kadar götürmek mümkündür. Nitekim ortada henüz devletler ve toplumlar arası hiçbir bütünleşme örneği söz konusu değilken tarihe ?dilde, fikirde, işte birlik? şiarı not bırakılmıştı.

Türk dünyasında birlik fikri ve özlemi 100 yılı aşkın bir tarihe sahipken kavramın Türk siyasal hayatında da tartışılmaya başlandığı dönemde 1940?lı yıllar kara bir tarih olarak anılmaktadır. 1940?lı yıllarda Türkçü-Turancı fikir Türkiye?de Kemalist Batıcı kesim tarafından şiddetle itham ve tahkirlere maruz bırakılmıştır. Zihinsel bir baskı oluşturmak suretiyle ötekileştirilen bu düşünce akımıyla Batıcı hegemonyalarını meşrulaştıran zihin özellikle 1944 Olayları neticesinde Türkiye?de Türkçü-Turancı algısını ırkçılık ithamıyla özdeşleştirmiştir. Bu şekilde Turan ve Türk Dünyasında Birlik fikri 20. yy.?ın ikinci yarısı itibariyle Türkiye?de olumsuz bir yargı ile değerlendirilmeye tabi tutulmuştur ve toplumsal tabana yayılması engellenmiştir.

Bir zamanlar yargılanan ve suçlanan bu fikir 1990?lı yılların başında Sovyetlerin çöküşü ile realite olmuştur ve doğal bir süreç olarak algılanmaya başlanmıştır. Ancak 1940?lı yıllarla başlayan olumsuz tutum 1990?lı yılların o ilk günlerinin ardından yine sahneye çıkmıştır.

Dönemin başlangıcında Sovyet Bloğunun çöküşü ve yeni Türk Cumhuriyetleri’nin bağımsızlıklarını kazanmaları ile birlikte geçmişin kutlu özlemi ve bir dönemin ütopyası Dünya siyasetinde yerini almıştır. Yeni Türk devletlerinin sahip oldukları ekonomik değerler tüm Dünyanın gözünü bir anda bölgeye döndürürken kültürel bağları sebebiyle Türkiye Cumhuriyeti bölgesel bir güç olma potansiyelini gördü. Yeni devletleri ilk tanıyan ülke olmak bölgede Türkiye?nin imajını arttırmıştır ve bir model ülke olarak kabul edilmiştir.

Türkiye?de Türk Dünyası gerçeğine ilgisiz kalan ve hasmane bir tutum içerisinde olan toplumsal kesimler de süreci yakından incelemeye ve değerlendirmeye başlamışlardır. Sovyet Bloğunun dağılması ile ortaya çıkan bu büyük olayı yalnızca coğrafi betimlemelerle ifade etmenin hataları bugün hala Türkiye?nin Türk Dünyası politikasında kendisini hissettirmektedir. Yaşanan gelişmelerin her şeyden önce kültür, dil, din gibi boyutları vardı ve bunlar göz ardı edilerek yapılan çalışmalar eksik kalmıştır.

Türk Dünyasında birlik projesi temelde kültürel bir projedir. Bir kere projenin nihai aşaması her ne kadar siyasi bir boyut ifade etse de bu siyasi boyutun unsurları içerisine yerleştirmekte zorlanacağımız kadar büyük bir Türk nüfusu hâkimdir. Siyasi boyutun unsurları 1991?de bağımsızlarını kazanan Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Azerbaycan, Kırgızistan ile Türkiye Cumhuriyeti ve KKTC?dir. Öte yandan Tatar, Başkırd, Ahıska, Gagauz, Altay, Çuvaş, Tuva, Balkar, Saha, Karaçay gibi muhtar cumhuriyetler ile Uygur Türklerinin yaşadığı Doğu Türkistan bölgesi de siyasi boyutun unsurlarıdır.

Türk Dünyasında Birlik Fikrinin Kültürel Boyutu Türk Dünyasında birlik fikrinin siyasi boyutu aslında coğrafi bir bütünleşmeyi ifade etmektedir. Birlik fikrinin tarihi her ne kadar 19. yy.?ın sonları ve 20. yy.?ın başlarına kadar gitmekte ise de bu anlamda ortaya projenin adımlarını gösteren bir çalışma konamamıştır. İnsanların gönüllerinde özlem noktasına varan bir ideal ile ifade edilse de birlik somut ve karşılıklı adımların atılması ile mümkün olabilecek bir gelişmeydi.

İşin başlangıcında siyasi bir birlik oluşturma amacını ifade etmek projenin geleceği açısından sakıncalı bir durum ortaya koyabilecektir. Bugün siyasi, kültürel, ekonomik bir dönüşümün yaşandığı 21. yy.?ın başlarında devletler arası sistem içerisinde yeni ve daha güçlü bir unsur olarak çıkmak sistemin diğer öğeleri tarafından tepkiyle karşılanabilir bir gelişme olacaktır. Devletler arası ve toplumlar arası ilişkilerin bu derece birbirlerine bağlandıkları günümüzde bu tepki göz ardı edilemez.

İkinci olarak işin başlangıcında siyasi birlik fikrinin zikredilmesi bütünleşmeye taraf olacak ülkeler açısından da çekinceyle karşılanabilir. Devletler kendi egemenlik yetki ve güçlerini başka bir unsura devretmekte ilk aşamada gönüllü olamayabilirler. Bu nedenle gerek bütünleşmeye taraf olabilecek devletler arasında gerekse uluslararası sistemin diğer unsurları tarafından daha kabul edilebilir alanlarda bütünleşme çalışmalarına başlamak gerekmektedir.

1950?li yıllarla birlikte ortaya çıkan Avrupa Bütünleşme hareketi sürecin işleyişi bakımından önemli bir örnektir. Avrupa bütünleşme hareketi Kömür-Çelik Birliği gibi her taraf ülkenin ortak çıkarlarının olduğu ve çıkarların kesişmediği bir alanda başlamıştır. Dönemin ekonomik ve toplumsal şartları da göz önüne alındığında 10 yıl öncesine kadar birbirleriyle savaş halinde olan devletlerin ekonomik çıkarları sebebiyle bir birlikte hareket etme şiarına ulaşabildiler. Avrupa?daki bütünleşme hareketinin Türk Birliği fikrine örnek olabilmesi temelde teorik bir özellikten kaynaklanmaktadır. Avrupa bütünleşmesinin üzerine inşa edildiği teoride 4 temel argüman vardır: Birincisi, her siyasal toplumda farklı çıkar grupları vardır. İkinci olarak, ulus devletlerdeki bu çıkar grupları ulus ötesi bağlantılar ararlar. Üçüncüsü, Yine bu teoride Yüksek siyaset-düşük siyaset? ayrımı vardır. ?Düşük siyaset? ticaret, teknik işbirliği gibi alanları kapsar. Son olarak, yayılma kavramı da bu teorinin diğer bir önemli varsayımıdır. Buna ulus ötesi örgüt yarattığı hukukla toplumlar ve devletler ilişkiler geliştirecektir ve diğer teknik alanlara bu işbirliği yayılacaktır.

Bugün Avrupa Bütünleşmesi örneğini birebir olarak Türk Dünyasında birlik fikrinin merkezine koymak gerçekçi değildir. Bir kere, Türk Dünyası devletleri arasındaki ekonomik ilişkiler ve ekonomik çıkarlarda birliktelik istenilen seviyeye ulaşamamıştır. Misal vermek gerekirse Türkiye?nin bugün en büyük ticaret ortağı Avrupa ülkeleridir. Türk dünyası ile ekonomik ilişkilerin geliştiği enerji sektöründe bile Türkiye büyük oranda Rusya Federasyonu’na bağlı bir haldedir.

Bu halde Avrupa bütünleşmesinin teorik yapısına ekonomi dışında yeni bir alandan başlamak gerekmektedir. Tespit edilecek bu alanlar Türk Dünyası birliği için vazgeçilmez alt sistemler olacaktır. Kültür ve eğitim alanları Türk Dünyasında Avrupa Birliği tarzı bir örgütlenme için ilk başlangıç noktası olabilecek niteliktedir. Eğitim alanında yapılacak ortak çalışmalar ve öğrenci transferleri ile dil ya da alfabe birlikteliği ?düşük siyaset? diyebileceğimiz alanların içerisinde kabul edilebilir. Elbette ki kültür ve eğitim birliğinin bir Kömür Çelik Birliği gibi açık bir ekonomik yanı ve ekonomik çıkarları ifade etme durumu yoktur. Ancak Türk Dünyası devletleri arasındaki ilişkiler temelde devlet düzeyinde değil toplumlar arası ilişkiler düzeyinde başlayacaktır. Devlet sürecin ilk aşamada destekçisi olabilecektir.

Türk Dünyası devletleri ve toplumları arasındaki bağlar kültür ortaklığı ile oluşmaktadır. Aynı tarihin getirdiği ortak kültür değerleri toplumları birbirine yakınlaştıran en önemli unsurdur. Türkiye?deki Batıcı eğilimler ile Orta Asya ve Kafkasya Türk devletlerinin Sovyet egemenliğinde geçen yılları ortak tarihin ve ortak kültür değerlerinin izlerini silememiştir. 1990?lı yıllardan günümüze kadar diğer Türk devletleri ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki ilişkilerin yakınlaşması kültür ortaklığının bir neticesidir.

Türk Dünyasında birlik projesi temelde devletler arası ve siyasi bir proje olsa da Türk Dünyası’nın kendi devletinde yaşamayan Türklerini de kapsamak mecburiyetindedir. Kültür ve eğitim alanlarının seçimi bu çerçeveden bakıldığında daha da anlamlı olmaktadır.

Kültür ve eğitim alanlarında sürdürülen projeler başlangıçta büyük bir heyecanla da başlasa 1990?lı yıllar bu iki alanın Türk Dünyasında birlik için gerekli iki alan olduğu fikrinin sosyolojik altyapıda hazırlanamaması ile geçmiştir. Dolayısıyla bugün de Türkiye Cumhuriyeti devleti iktidarının diğer Türk Cumhuriyetleri olan ilişkilere bakışı tek taraflı ve ekonomik çıkar çerçevesinden yürütülmektedir. Kamuoyunda da değerlendirmelerin bu yönde olmasının nedeni 1990?lı yıllarda hedeflenen sonucun elde edilemeyişinin sosyal alanda oluşturduğu çelişkiler üzerinedir.

Kültürün unsurları tarihsel bir anlam ifade etse de kültür gelecek kurgusunu da ifade etmektedir. Bu anlamda kültür ortak duygular olduğu kadar aynı zamanda ortak hedeflerdir. İnsanların gelecek kurgularını belirleyen kavramlar da kültürün geçmişten geleceğe aktarımının unsurlarıdır. Türk Dünyası coğrafyasında son zamanlarda ortaya çıkan bir diğer ciddi sorun da kavramların ifade ettikleri anlamlarda farklılaşmada görülmektedir. Kavramların anlamlarında gözlenen bu değişimler meselelere ortak bakamamak sorununu ortaya çıkarıyor ki bu halde ortak bir gelecek düşüncesinden de bahsetmek imkânsızdır.

Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ve Türk toplulukları ile geliştirilecek ilişkiler ortak gelecek kurgusu ile bakıldığında geçmişe değil geleceğe dair bir ülküdür. Türk Dünyasında birlik fikri tarihsel sorumluluğun ötesinde bir boyut taşımaktadır. Bütünleşme amacı çerçevesinde geliştirilecek dış politika açılımları bütün unsurları ile birlikte stratejik bir temelde tanımlanmalı ve vazgeçilmezleri olan bir Türk Dünyası politikası devletin tüm kademelerinde yerleşmelidir.

Süreklilik arz eden bir Türk Dünyası politikasını üretmek ve bu yönde temel stratejileri Türk siyasetine ve Türk devlet yaşamına hâkim kılınmalıdır. Güvenlik ve savunma konuları, kültürel unsurlar, ekonomik faaliyetler, nüfusun ve işgücünün serbest dolaşımı gibi alanlarda ortak anlayış ve işbirliği geliştirilmesine yönelik elverişli bir iklim oluşturulabilecektir.

20. yy.?dan 21. yy.?a Türk Dünyası’nda Birlik Fikri Türk Dünyasında birlik fikriyatı 19. yy.?ın sonları ve 20. yy.?ın başlarında sağlam argümanlarla realize edilmişti. 21. yy.?ın bu ilk günlerinde o dönemin şartlarını ifade eden kültürel, ekonomik, siyasi ve düşünsel ortam hâkimdir. Bu bağlamda Türk Dünyasında birlik fikri yeniden yorumlanmıştır ve siyasi birlik hedefinin 20. yy.?da ortaya çıkan diğer örnekleriyle birlikte karşılaştırmalı bir değerlendirmesi yapılmıştır.

Tarihin bu gerçeklikleri bu derece gözler önündeyken Türkiye Cumhuriyeti iktidarı tarihin bu çok önemli dönüm noktasında hadiseleri geçiştirme çabası ve telaşındadır. Türk Dünyası devletleri ile ilişkiler toplumsal alanın dışında devlet düzeyinde ekonomik sahada tarihin en yüksek seviyesine çıkmışken dahi Türk Dünyası hakkında bilgi birikimi sağlayacak ve Türkiye?nin önceliklerini belirleyecek, siyasi kurum ve kuruluşlara yön verecek bir yapılanma mevcut değildir. Bu alanda daha önce gerçekleştirilen yapılanmalar da devletin geniş imkânlarına rağmen yeterli seviyede kullanılmamaktadır. Dünyadaki hızlı dönüşüm neticesinde Türkiye?nin önündeki en gerçekçi yol diğer Türk Devletleri ve toplumlarıyla birlik hedefini ortaya koyabilecek nitelikte ilişkilerin geliştirilmesidir. Sovyet Bloğunun dağılmasının ardından ortaya çıkan Türk devletlerinin bağımsızlıklarını ilk tanıyan ülke olmanın sağladığı saygınlık ile başlayan sıkı ilişkiler ağının gevşemeye başladığı günümüzde arada derin bağlar kurmanın yolları aranmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti?nin o ilk dönemde ortaya çıkan saygınlığının tükenme noktasına geldiği bugün ilişkileri o dönemin enstrümanlarıyla yönlendirmek gerçekçi değildir. 1990?lı yılların başında söz konusu edilen ?ağabeylik? müessesesi günümüz için geçerli değildir. Bugün karşılıklı olarak bilgi, tecrübe ve imkânları kullanarak belirlenecek alanlarda çalışmalar yapmak ilk gerekliliktir.

20. yy. Türk Dünyası için bir kara yüzyıl olmuştur. Göçlerin, sürgünlerin çoğu bu yüzyılda yaşanmıştır. Şimdi ?21. yy. Türk Yüzyılı olacaktır.? ülküsü dile getirilmektedir. 21. yy.?ın Türk yüzyılı olabilmesi için Türk devletleri ve toplumları arasında birlikteliğin sağlanması şarttır.