2023 Hedefi

TÜRK GENÇLİĞİNİN 2023 VİZYONU ve ÜLKÜCÜ GENÇLİĞİN ÜSTLENECEĞİ ROLLER

Bir insanın hem fizikî hem de fikrî ve ruhî bakımdan potansiyelinin en üst seviyesinde olduğu dönem genel olarak gençlik dönemi olarak nitelendirilmektedir. Ancak gençlik döneminin hangi yaşları kapsadığı konusunda -birbirine yakın olmakla birlikte farklı görüşler mevcuttur. Kimileri 18?22, kimileri 18?25, kimileri 12?24,  kimileri 15?25 ve kimileri de daha farklı yaş gruplarını ?gençlik? kapsamında değerlendirmişlerdir. Bu çalışmada ise gençlik tanımlamasındaki yaş aralığı 15?24 yaş grubu olarak ele alınacak ve gençlik yaklaşımı bu eksende dile getirilecektir.

İnsan hayatının en kuvvetli, en hareketli ve en üretken yıllarını ifade eden gençlik çağı, bir yandan kişisel gelişim diğer yandan ise toplumsal kalkınmaya etki edebilecek her türlü fikrî faaliyetin potansiyel alt yapısını oluşturmaktadır. Ancak bu potansiyelin, toplumdan topluma farklılık gösterdiği gözlenmektedir. Bu farklılıklar, sayı bakımından olduğu gibi gençliğin donanımı ve toplum hayatına doğrudan veya dolaylı yollarla yaptığı etkiler bakımından da dikkat çekmektedir. Her ne kadar bütün toplumlarda farklı gençlik fotoğrafları ortaya çıksa da gençliğin her toplum için aynı derecede önelidir. ?2023?te Lider Türkiye? hedefine ulaşmayı amaçlayan Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk Milleti için de gençliğin ne derece önemli olduğu her geçen gün daha da fazla anlaşılmaktadır.

?Ülke ve ulusların bugünü için ve yarını için umut kaynağı olan gençlik, aynı zamanda, bir devletin devamlılık konusundaki güvenidir. Önemi büyüktür, yücedir? Türk Gençliği, Türk Milletinin geleceğinin biricik ümidi ve kurtuluş kaynağıdır. Bu görüşlü gençleri teşkilatlandırmak, memleket kalkınmasında başarılı hizmetler yapmaları için hazırlamak ve yetiştirmek gereklidir.?[1][1]

1. Türk Gençliğinin Tarihsel Analizi

Gençleri milli ülküler doğrultusunda eğitip onları geleceğin yönetim kadroları haline getirmek için öncelikle sağlam bir siyasi irade lazım gelmektedir. Türk siyasi tarihinde dönemsel şartlar gereği köklü bir gençlik politikasının uygulandığı görülmemiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti?ne kadar var olan Türk devletlerinde siyasi yapı gereği yönetici kesimin hanedanlık usulünce belirlenmiş olması, gelecekte yönetici olacaklar için köklü bir politika uygulanmasını engellemiştir ki gelecekte yönetici olacakların sayısı daima sınırlı kalmıştır. Bu durum Osmanlı Devleti?nin son dönemlerinde biraz farklılık göstermiştir. Fransız İhtilali sonrası tüm dünyada gelişen gençlik hareketleri, yıkılmaya doğru hızla ilerleyen Osmanlı?da da kendini göstermiştir. Gelişen bu gençlik hareketleri devletin politikalarında bile değişikliklere sebep olmuş hatta padişahın tahtan indirilmesine ve rejim değişikliğine kadar gitmiştir.[1][2]

Sultan Abdülaziz?in meşrutiyeti kabul etmemesi üzerine zaten ordu içerisinde var olan huzursuzluk medrese/üniversite öğrencilerine de yansımış, nihayetinde 10 Mayıs 1876?da tarihe ?Talebe-i Ulum Mitingi? olarak geçen büyük bir öğrenci nümayişi İstanbul?da patlak vermiştir. Olayların neticesinde 29 Mayıs 1876?da Sultan Abdülaziz tahttan indirilip yerine V. Murat geçirilmiştir.[1][3] V. Murat da Meşrutiyet?i ilan etmeyince 23 Aralık 1876?da tahttan indirilmiş ve yerine meşrutiyeti ilan edeceğini beyan eden ??. Abdülhamit geçirilmiştir.[1][4]

Böylece Türk tarihinde ilk defa siyasi amaçlı geniş kapsamlı bir gençlik hareketi vuku bulmuştur. Bu tarihten itibaren giderek artan dozlarda gençlik hareketleri görülmüştür. Bunlardan bazılarının siyasal ve toplumsal etkileri büyük olmuştur.

Osmanlı?da görülen ve yine padişah ve rejim değişikliğiyle sonuçlanan Jön Türk İhtilali?nde de yine genç öğrenciler ön planda yer almışlardır.[1][5] ??.  Abdülhamit 1876?da Meşrutiyet?i kabul ettikten sonra 1877?1878 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) sebebiyle rejimi askıya almış ve mutlaki rejimi tekrar devreye sokmuştur.[1][6] Devamında gelişen olaylar neticesinde ordu ve öğrenciler hareketlenmiş ve Resneli Niyazi ve Enver Paşa önderliğinde başlayan Makedonya İhtilali neticesinde II. Abdülhamit II. Meşrutiyet?i ilan etmek zorunda kalmıştır (Temmuz 1908).[1][7]

Osmanlı?da meydana gelen bu iki olay ve akabinde yaşananlar, büyük oranda bir gençlik hareketidir. Zira özellikle II. Meşrutiyet?in ilanına sebep olan Makedonya İhtilali genç subaylar tarafından başlatılmış olmakla beraber, bu ihtilal ordunun doğrudan bir hareketi veya darbesi değil, tamamen genç subayların inisiyatifi ile şekillenmiştir. Harbiye?de, Tıbbiye?de vs yerlerde eğitim aldıktan sonra devlet kademelerine yerleşen aydın Türk gençleri, yıkılmakta olan devleti kurtarmak için çağdaş siyasal fikirleri etkin hale getirme çabasına girmişlerdir. Bu dönemde gençliği örgütleyen ve olaylara yön veren Jön Türkler, İttihatçılar hakkında günümüzde farklı görüşler ileri sürülse de bunların olayları yönlendiren bir gençlik hareketi olması, gençliğin ne derece etkin bir konumda bulunduğunu göstermesi bakımından önemlidir.

Osmanlı?nın ardından yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti?nde gençlik oluşumları daha da farklı ve bilinçli bir şekilde gerçekleştirilmiştir. Bu defa gençleri bilinçli şekilde eğitip örgütleme işini bizzat devlet üstlenmiştir. Gençleri milli şuurla donatarak geleceğe hazırlama ideali devlet politikası haline getirilmiştir.[1][8] Bu politika eğitimin her safhasında işlenmiş, özellikle Osmanlı Devleti döneminde çeşitli sebeplerden ihmal edilmiş Türk dili, Türk kültürü ve Türk tarihi konularında etkili bir eğitim ve öğretim programı takip edilmiştir. Böylece Türk inkılâbının esaslarına bağlı, Türklük şuurunu taşıyan bir gençlik yetiştirilmeye çalışılmıştır.[1][9]

Uygulanan program neticesinde daha önceleri adı ?Darü?l-fünun Talebe Cemiyeti? olan öğrenci hareketi 1924 yılında fakültelerin talebe birliklerinin ortak kararı ile ?Milli Türk Talebe Birliği? adını almıştır. MTTB daha sonraları birçok milli konuda tepkisini ortaya koymuş, hatta bu tepkilerden bazıları aşırıya kaçtığı için bazı öğrenciler tutuklanıp yargılanmışlardır. Bu dönem Türk Gençliğinin üzerinde en fazla durduğu konu ?Türkçe? olmuştur. Yurt genelinde MTTB?nin önderliğinde Türkçe konuşma kampanyaları düzenlenmiş, bazı azınlık kurumlarının ısrarla Türkçe konuşmamaları protesto edilmiştir.

Türk Gençliği, Cumhuriyet?in ilk dönemlerinde milli bilinçlenme yolunda önemli adımlar atmış ve toplumsal düzeyde az da olsa destek bulmuştur. Atatürk döneminin ardından Türk Gençliği, hükümet edenler tarafından siyasal zemine çekilmeye çalışılmıştır. Böylece gençliğin potansiyelinden ve toplum üzerindeki etkisinden yararlanılarak siyasal kazanım elde edilmeye çalışılmıştır. Atatürk döneminin ardından değişen iç ve dış politika neticesinde milli konulardan da taviz verilmeye başlanmış ve gençlik, gayrı milli ideolojilerin pençesine doğru itilmiştir. 1940?lı yıllarda üniversite gençliği içinde komünizm düşüncesinin hızla yayılmaya/yaydırılmaya başladığı görülmüştür. Birtakım siyasiler ve akademisyenler, gençleri yoğun bir şekilde komünist propangandaya tabi tutmuş sonucunda da gençlik içinde bölünmeler baş göstermiştir. Özellikle gençlik, komünist ve sol düşünceye sahip olanlar ile milli duygulara sahip olanlar diye iki saf tutmuş ve uzun yıllar sürecek olan, sonunda 20. yüzyıl Türk Siyasi Tarihinde büyük etki bırakacak bir mücadelenin ilk adımını atmıştır.

?Bu sıralarda Hasan Ali Yücel Milli Eğitim Bakanı bulunuyordu. Memlekette ise teröre ve baskıya dayanan bir dikta rejimi bütün şiddetiyle hüküm sürmekteydi. Bayramlarda bütün şehirlerimizin sokaklarına ?tek parti, tek şef, tek millet? gibi vecizeler taşıyan dövizler asılıyordu. İşte bu hava içinde birçok komünist ve solcular yüksek makam sahiplerinin çeşitli zaaflarını kullanarak üniversitelere, okullara ve önemli müesseselere sızmışlardı. Başbakan Şükrü Saraçoğlu da TBMM?de yapmış olduğu konuşma ile ?Ben Türkçü bir Başbakanım. Türkçülük bizim için bir kültür meselesi olduğu kadar, bir kan meselesidir? demiştir.

Tanınmış Türk düşünürü şair ve yazar Nihal Atsız bu sıralarda Boğaziçi Lisesinde edebiyat öğretmeni bulunuyordu ve Orhun Dergisini yayınlamaktaydı. Milliyetçi bir dergi olan Orhun, Başbakanın bu Milliyetçilik anlayışına kayıtsız kalmadı. Ve Nihal Atsız, Şükrü Saraçoğlu?na hitap eden iki açık mektup yayınladı.?[1][10]

Nihal Atsız bu mektuplarında, okullara ve üniversitelere sızmış olan ve gençlerin beyinlerini komünist ideolojiyle yıkayan şahsiyetlere dikkat çekmiş ve Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel?in istifasını istemiştir.  Atsız?ın dikkat çektiği ve gençleri komünist düşüncenin tesiri altında bıraktığını söylediği isimlerin başında Ankara?da Devlet Konservatuarı?nda öğretmen olan Sabahattin Ali gelmektedir. Bu gelişmeler neticesinde ve hükümetin de etkisiyle Sabahattin Ali, Atsız aleyhinde, Atsız?ın kendisine hakaret ettiği gerekçesiyle dava açmıştır. Dava, 3 Mayıs 1944 günü Ankara?da görülmüştür. Mahkemeye katılmak için İstanbul?dan Ankara?ya gelen Atsız?ı büyük bir öğrenci kitlesi karşılamış ve mahkeme binasına kadar Atsız eşliğinde Türk Milliyetçiliği lehinde sloganlar atarak yürümüşlerdir. Bu olay Atatürk döneminin ardından üniversite gençliğinde görülen ilk büyük milli tepki olmuştur.

1950?de Demokrat Parti?nin iktidara gelmesiyle ülke içinde kızgınlaşan siyaset gençleri de içine çekmeye devam etmiş, başta İnönü olmak üzere siyasetçiler de gençleri eğitime yönlendirmek yerine bu kargaşanın içine sürüklemiştir. On yıl devam eden siyasi çekişmede özellikle gençler ön plana sürülmüş böylece ülke genelinde bir buhran yaratılmıştır. Özellikle Demokrat Parti iktidarının son yıllarında gençlik içinde bölünmeler artmış, İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlerde üniversite olayları patlak vermiştir. İnönü ve taraftarları Demokrat Parti?yi dikta rejimi kurmakla, Demokrat Parti?ye karşı olan gençleri gizli infazlarla susturmakla suçlamakta; Demokrat Parti ve taraftarları ise İnönü ve CHP?nin gençleri ve orduyu kışkırttığını, böylece ülkeyi gerdiğini isnat etmekteydi. Neticede öğrenci olayları hızla artmış/arttırılmış, olayların sonucunda meydana gelenler siyasi arenada malzeme olarak kullanılmıştır. Artık, İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerde ?öğrenci gösterileri? bütün yüksek okullarda, hatta liselerde her günün mutad olayları haline gelmiş, İstanbul?da işin içine kan da karışmış, hukuk fakültesi öğrencisi Turan Emeksiz gösteriler sırasında faili meçhuller tarafından açılan ateş sonunda ölmüştü.[1][11] Bütün bu olayların sonunda 27 Mayıs 1960 tarihinde Ordu, ülke içinde akan kardeşkanını durmak için yönetime el koymuştur. Bu olayda da görülmüştür ki; gençler, siyasetin en büyük kozu ve amaçlara ulaşma noktasında en önemli silahı haline gelmiştir.

1961?de yeni anayasa kabul edilmiş ve aynı yıl yapılan genel seçimlerle ülke yönetimi sivillere bırakılmıştır. Yapılan ihtilalle ülke içindeki kargaşanın biteceği düşünülürken, 1961 anayasasının aşırı özgürlükçü bir anayasa olması dolayısıyla gelişen yeni olaylar, böyle düşünülmesinin yanlış olduğunu ortaya çıkarmıştır.

61 Anayasasının özellikle üniversitelere sağladığı özerkliklerden yararlanan solcu kesim ve bunların hamileri, üniversitelerde komünist yapılanmalar ve kurtarılmış bölgeler oluşturmuş, kendilerinden olmayanlara hayat ve okuma hakkı tanımamaya başlamışlardır.

Küresel olarak gelişen iki kutuplu dünyanın ortasında kalan Türkiye üzerinde SSCB?nin yayılma politikasını uygulamak istediği bu dönemde, SSCB Türkiye içinde kendisine taraftar bulmaya çalışmış ve basın, üniversite ve siyaset çevrelerinden bazı taraftarlar bulmuştur. Komünist zihniyete sahip bu insanlar fikir açılımlarını ilk olarak gençlik üzerinde denemişlerdir. Üniversitelerin özerkliğinden yararlanan bu kişiler, okullarda basının da yardımıyla komünist propagandaya başlamışlardır.

60?lı yılların ikinci yarısında üniversitelerde dersleri boykot etme, meydanlarda izinsiz gösteriler ve polisle çatışma olayları yaşanmaya başlamış ve gençlik milli kültüründen ve amaçlarından uzaklaştırılmıştır. Bu dönemin en büyük özelliklerinden biri de; gençliğin büyük bir manevi buhrana itilmiş olmasıdır. Tarihini, kültürünü, benliğini bilmeyen bunun yanında dini inançlarından izole edilmiş bir gençlik ortaya çıkarılmıştır. Gençlik, kendi kültürüne ait düşünce ve yaşayıştan uzaklaştırılmış, gayri milli ideolojiler kurtuluş reçetesi olarak gençliğin önüne sürülmüştür. Lakin bütün bu olup bitenler karşısında 1944 Mayısından beri suskunluğunu koruyan öz değerlerine bağlı maneviyatçı Türk Gençliği de harekete geçmiş, kurulan oyun karşısında milli kültürü gençliğe yeniden kazandırma hususunda kendine görev üstlenmiştir.

?Ülkücü Türk Gençliği? olarak adlandırılan bu genç kesim Türkiye ve Türk Gençliği üzerinde oynanan oyunlara dikkat çekmek amacıyla uzun yıllar mücadelesini vermiş, birçok defa hain kurşunların adresi olmuştur. 1970?li yıllarda Türk Gençliğinin hızla uçurumun kenarına itildiği bir süreç yaşanmış, Ülkücü Türk Gençliği de bu gidişatı durdurma adına canları pahasına yeniden şuurlanma mücadelesini vermiştir. Bir tarafta uçuruma sürüklenen gençlik, bir tarafta harsına sarılmış Ülkücü gençlik?

Gençlik içerisindeki bu mücadele Türk Milletini her yönden etkilemiş; siyasi iktidarlar, okullar, mahalleler hatta kıraathaneler bile buna göre şekillenmiştir. Toplum, hayatını bu mücadeleye göre yapılandırmıştır. Bu bölünme öyle bir hal almıştır ki; Ülkücü Türk Gençliği beş binden fazla evladını şehit vermiş, dış güçler tarafından aldatılan Türk gençlerinden de hayatlarını kaybedenler olmuştur. Bütün bu olanların ardından 12 Eylül 1980?de Türk Silahlı Kuvvetleri ülke yönetimine el koymuş ve olaylardan baş sorumlu olarak yine çoğunlukla gençler gösterilmiştir. Ve maalesef olayların sorumlusu olarak gösterilen, milli hassasiyetler uğruna topluma örnek ve önder olmak isteyen Ülkücü Gençlik olmuştur.

1980 sonrası oluşturulan yeni siyasi ve toplumsal düzen de ne yazık ki başta gençlik olmak üzere tüm toplumu yeni bir buhrana sürüklemiştir. Tüm dünyada etkisini yitirmeye başlayan komünizm Türkiye?de neredeyse tamamen bitmiş yerini küresel sermayenin silahı ?anamalcı? zihniyet almaya başlamıştır. 80?li yıllarda Türk Gençliği, 70?li yılların aksine apolitik çizgiye çekilmeye çalışılmış, ülke ve dünya gerçeklerinden soyutlandırılmış, sadece şahsını düşünen, maddi kazanımlar uğruna her şeyini reddedebilen hale getirilmiştir. Bu dönemde gençliğin başta siyaset olmak üzere toplumu ilgilendiren ve şekillendiren meselelere dâhil olmaması için iktidarlar çaba sarf etmiş ve ülke yönetimi bir avuç sermaye sahibinin ve onlarının dış hamilerinin etkisine bırakılmıştır. Bu çabalar 90?lı yıllarda meyvesini vermeye başlamış Türk Gençliği neredeyse tamamen apolitize olmuştur. Türk Gençliği bu dönemde çok farklı çizgilere çekilmiştir. Ama gençliğin büyük bir bölümü sadece gününü yaşayan, maziden habersiz, atiyi şekillendiremeyecek hale gelmiştir.

Özellikle 90?lı yıllarda gençlik, sözde eğitime yönlendirilmiş ve geleceğe hazırlanmıştır. Lakin bahsedilen bu eğitim sadece sınırlı akademik düzeyde olmuş, milli ve manevi eksende ilerleyememiştir. Gençlik yoğun sınav maratonları arasına hapsedilmiş, çevresinden ve dünyadan bihaber şekilde toplum huzuruna sunulmuştur. ?Üniversiteyi kazanmak? olmazsa olmaz sıfatına bürünmüş ve gençlik bu düşünce içerisinde kendini dar kalıplara hapsetmiştir. Küreselleşmenin hızını daha da arttırdığı bu dönemde, milli ve manevi şuurdan yoksun olan gençlik topluma yabancı tavır ve davranışlara yönelmiş, başta aileleri olmak üzere toplumun geneliyle bağlarını koparmıştır.

?Kuşak Çatışması? diye de adlandırılan bu durum Türk toplumunda özellikle 90?lı yıllarda kendini daha da hissettirmiştir. Böylece geleceğin teminatı olan gençler sistemli ve yavaş bir şekilde yabancılaştırılmıştır. Milli duygulardan yoksun, başta ailesi olmak üzere topluma yabancılaşmış gençlik, genel olarak kişisel gelişimini de tamamlayamamış ve büyük bir buhrana sürüklenmiştir. Sıkıntılarını aile ve toplum nazarında çözemeyen gençlik, çözümü çok farklı yerlerde aramış, saplandığı bataklığa daha da gömülmüştür. Uyuşturucu ve madde bağımlılığı artmış; sigara ve alkol kullanımı doruk noktasına ulaşmış; fuhuş, hırsızlık, kapkaç vs. gibi yasadışı ve gayri ahlaki işler gençler tarafından maddi ve manevi sıkıntıların çıkışı olarak görülmüştür.

2. Türk Gençliğinin Bugünü

Bu durum günümüze kadar gelmiş ve gençlik saplandığı bataklıktan hala kurtulamamıştır. Günümüz gençliğinin en büyük derdi ?gelecek kaygısı? olmuştur. Buradaki gelecek kaygısı ise tamamıyla gencin şahsi geleceği ile ilgilidir. Gençlik, toplumun sıkıntıları konusunda üç maymunu oynar hale gelmiş, salt şahsını kurtarma derdine düşmüştür. Neticesinde ortaya çıkan sıkıntılarda maalesef gençlik kendini yine içinden çıkılmaz kör bir kuyuya atmıştır.

Türk Gençliği günümüzde fiziksel manada zararlı alışkanlıkların batağına saplandığı gibi psikolojik, zihinsel ve manen de bir takım sonu çıkmaz yollara sürüklenmektedir. Daha önce de belirtildiği gibi artık gençlik çoğunlukla benlik duygusuna yenik düşmekte, yapacaklarını çok fazla millet yararı gözetmeden yapmakta ve kendini kurtarma düşüncesine yenik düşmektedir. İnsan ve millet sevgisi, toplumsal yardımlaşma ve dayanışma gibi kavramlar gün geçtikçe gençlerin bilinçaltlarından dahi silinmektedir.

Günümüz Türk Gençliğini ve doğal olarak Türk Milletini gelecek adına kaygıya düşüren çok daha farklı bir konu daha vardır. Türk Gençliğinin tamamı zararlı alışkanlıkların pençesinde değildir. Gençliğin tamamı sadece şahsını düşünen, ?bana dokunmayan yılan bin yaşasın? zihniyetine sahip değildir. Türk Gençliği içerisinde her zaman olduğu gibi günümüzde de saf niyetli; yüreğinde insan, millet, vatan sevgisi olan, çevresindekilere ve devletine hizmet etmek isteyen bir gurup genç vardır. İşte Türk Gençliği üzerindeki asıl oyun bu noktada başlamaktadır. Tarihinin en sıkıntılı dönemini yaşayan, dört bir yanı içerden ve dışarıdan sarılmış olan Türk Milleti ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti üzerine plan yapanlar bu noktada, manevi hassasiyeti olan Türk Gençliğini büyük bir anaforun içine hapsetmeye çalışmaktadırlar.

Özellikle dini inanç söylemiyle yapılanmış ve gençleri bu duyguları ile ağına çeken ?cemaatleşmeler? bu oyunların başat unsurudur. Türk Gençliğine İslam?ı anlatma ve yaşatma görevini ?sözde? üstlenen bu cemaatler, gençleri yanlış dini bilgiler doğrultusunda, küresel bir oyunun içine çekmeye çalışmaktadırlar. Bu cemaatler gençlere, önemli olanın dini inancı yaşamak olduğunu, gerisinin ise çok fazla önem taşımadığını vermektedirler. Burada geçen ?din? ise aslında kendileri tarafından çizilmiş bir çerçeveden başka bir şey değildir. Dinimizin temel esasları gençlere öğretilmeden küresel siyasi çıkarları doğrultusunda bilgiler ve yaşam tarzı verilmektedir. Özellikle gençler milli duygularından soyutlanmakta ve tarihine yabancılaştırılmaktadır. Gençler salt ?ümmet? anlayışına yönlendirilmekte, mensubu oldukları milletin çıkarlarını savunmaktan ve örfünü yaşamaktan alıkoyulmaktadır.

Dinimizin emrettiği vatan ve millet sevgisi ve müdafaası bu cemaatlerin beyinlerini yıkadığı gençler tarafından adeta ?ırkçılıkla? eşdeğer sanılmaktadır. Böylece gençlere evrensel tek tip bir kimlik verilmekte ve milli kültürümüz yok edilmeye çalışılmaktadır. Tüm Türkiye?de ve dünyanın birçok yerinde belirli güç unsurlarınca teşkilatlandırılan bu cemaatler, özellikle Türkiye?de görevlerini yoğun bir şekilde yerine getirmeye çalışmaktadırlar. Türkiye?nin merkezinde olduğu coğrafyayı yeniden şekillendirmeye çalışan güç odakları bu noktada oluşturdukları cemaatler sayesinde bugünün gençlerinin yarının yetişkinlerinin yani yöneticilerinin milli hissiyatlarını zayıflatmaktadırlar.

Bu cemaatler, gençlerin milli duygularına zarar verdikleri gibi İslam anlayışını da farklılaştırmaktadırlar. Allah?ın ?İslam?ı yayma emri?, bu cemaatler tarafından, dinimizce bozuldukları beyan edilen diğer dinlerle ?diyalog? şekline dönüştürülerek dinler arasında ortak bir çizgi belirlenmeye çalışılmakta ve İslam?ın temel felsefesi bozulmaktadır. Bütün bunların neticesinde, tarihe Türklük ve Müslümanlığı ile mühür vurmuş olan Türk Milleti ve onun yegâne geleceği gençler dar kalıplara hapsedilmekte ve etkisizleştirilmektedir.

Gençleri dini inanç noktasında ağına çeken bir diğer yapılanma ise Hıristiyan cemaatleşmelerdir. Türklerin Anadolu?ya gelişiyle birlikte başlayan misyoner faaliyetler özellikle son yıllarda artmıştır. Türk Gençliği, Hıristiyan misyonerlerce farklı yaklaşımlarla etkilenmekte ve Hıristiyanlaştırılmaktadır. ?Diyalogcuların? faaliyetleri sebebiyle etkisizleştirilmeye çalışılan Türk Kültürü misyonerlere karşı savunmasını gün geçtikçe yitirmektedir. Sonuçta son yıllarda binlerce Türk genci Hıristiyanlaşmıştır.

Görülmektedir ki; Türk Gençliği maddi ve manevi büyük bir buhrana doğru sürüklenmektedir. Türk Milleti tarihin her safhasında dış güçlerin oyunlarıyla uğraşmak zorunda kalmış ve tarihi tecrübe göstermiştir ki; hepsinde başarılı olmuştur. Günümüzde de aynı oyunlar farklı tarzlarda devam etmektedir. Bu oyunlar ana eksende gençler üzerinden yürütülmektedir. Türk Gençliğinin milli ve manevi duyguları yok edilmekte böylece Türk Milleti geleceğe umutla bakamaz hale getirilmektedir.

Günümüz Türk Gençliğinin içerisinde milli ve manevi hassasiyetlerini tam anlamıyla koruyan; Türkiye ve Türk Milleti üzerindeki oyunların farkında olan; geleceğin Türkiye?sini şekillendirmede kendini baş sorumlu görüp o doğrultuda çalışan; Türk Gençliğinin sorunlarının çözümünde öncü, önder ve örnek olacak olan bir tek gurup vardır:

Ülkücü Gençlik?

Ülkücü Türk Gençliği misyonunun ve vizyonunun farkında bir şekilde her zaman olduğu gibi bugün de Türk Milletinin geleceği adına çabalamaktadır. ?Ülkü Ocakları? Müslüman Türk Gencinin milli-manevi şuurlanmaya ulaşabildiği yegâne yapılardır. Müslüman Türk Genci, yemeğin ocakta piştiği gibi, ?Ocaklarda? pişmekte maddi ve manevi donanımını kazanmaktadır. Ülkücü gençlik donanımlarıyla diğer gençlik kesimine liderlik vazifesini üstlenmiştir. Türkiye Cumhuriyeti?nin kuruluşunun yüzüncü yılı olan 2023 yılında ?Lider Ülke Türkiye??ye ulaşmak için Ülkücü gençlik her türlü çabayı sarf etmeye hazır görünmektedir. Fakat bununla beraber Türk Gençliğinin tamamını topyekûn bir kalkınma ve bilinçlenmeye götürebilmek için sadece bunlar yeterli değildir. Her şeyden önce gençliği eğitme konusunda sağlam bir siyasi iradeye ihtiyaç duyulmaktadır.

Son yüz elli yıl içerisindeki tarihi tecrübeler göstermiştir ki; Türk Gençliği Türk siyasi tarihine büyük etkiler bırakmıştır. Gençliğin hareketlenmeleri daima Türk Milletinde ilgi uyandırmış ve toplum genel olarak bu yönde şekillenmiştir. Bazı dönemlerde gençlik, iktidar hırslılarının hedefi olmuş ve onların çıkarları doğrultusunda kullanılmıştır. Ama bazen de devletin yönlendirmeleri ve gençliğe önem vermesi neticesinde Türk Devletinin ve Milletinin geleceği adına büyük işler başarmışlardır. Atatürk dönemindeki uygulamalar göstermiştir ki; istenildiği vakit Türk Gençliği milli ülküler etrafında teşkilatlandırılıp devletin ve milletin geleceğine hazırlanabilir.  Yine özellikle İnönü döneminde de görülmüştür ki; gençliğin potansiyeli bazı dönemlerde siyasi çıkarlar doğrultusunda kullanılmıştır.

2023 Türkiye?sini şekillendirmede ve de Türkiye?yi lider ülke yapmada Türk Gençliğinin üstleneceği görev ve sorumluluklar büyüktür. Fakat bununla beraber devletin de gençliğin eğitimi ve teşkilatlandırılmasındaki rolü tartışılmazdır.

3. Türk Gençliğinin Sosyo-Ekonomik Tasnifi, Sorunları ve Çözüm Önerileri

Öncelikle ülkeyi yönetenler mevcut gençlik profilini çıkartıp buna göre nasıl politika yürütülmesi gerektiğini belirlemelidirler. Gençliğin mevcut donanımı, fiziksel ve zihinsel alt yapısı, ilgi alanları, eğitim durumları, toplum içindeki statüleri devlet tarafından geniş bir çalışmayla ortaya konulmalıdır. Çıkan sonuçlar neticesinde gençliğin öncelikle sorunlarını giderici önlemler alınmalı ve akabinde milli ülküler doğrultusunda topyekûn bir eğitime tabi tutulmalıdırlar.

Ülkemizde, 2000 yılı nüfus sayımına göre 15?24 yaş gurubunda 13.339.085 kişi bulunmaktadır. Yapılan istatistiklere göre 2007 yılı itibariyle bu sayının 14 milyon sınırına yaklaştığı görülmektedir. Bununla beraber ülke nüfusunun yaklaşık yarısı 25 yaş sınırının altındadır. Buradan anlaşılmaktadır ki Türk Milletinin geleceği ve umudu tamamen gençlerdir. Türk Gençliği, Türk Milleti ve onu hükümet edenler tarafından ihmal edilemeyecek, ihmal edilmemesi gereken bir güçtür.

Bugün 14 milyona yaklaşan 15?24 yaş aralığındaki Türk Gençliği tek tip bir gençlik değildir. Fiziksel ve ruhsal yapıları, aldıkları eğitim ve donanımlarıyla birbirlerinden farklıdırlar. Bu ölçülerde Türk Gençliğini belirli kategoriler çerçevesinde değerlendirmek ve o ölçüde gençlik politikası yürütmek faydalı olacaktır. Bugün Türk Gençliğini;

Ø  Ortaöğretim Gençliği

Ø  Üniversite Gençliği

Ø  Çalışan Gençlik

Ø  Çalışmayan Gençlik

Ø  Özürlü Gençlik

Ø  Yurt dışındaki Gençlik

şeklinde genel bir kategoride değerlendirmek uygun olacaktır.

Ortaöğretim gençliği gerek kişiliğini oturtma gerekse akademik geleceğini belirleme döneminde olduğu için üzerinde hassas bir şekilde durulması gerekmektedir. Genellikle 15-18 yaş gurubu arasında bulunan orta öğretim gençliği, ilgi, yetenek ve becerileri doğrultusunda yetiştirilmelidir. Orta öğretim gençliği üzerinde birebir ve kapsamlı rehberlik çalışmaları yapılmalı, gençlerin ilgi ve becerileri belirlenmelidir. Esasında bu rehberlik çalışmaları daha düşük yaşlarda yapılmaya başlanmalı ve lise döneminde kesin yönlendirme oluşturulmalıdır. Özellikle teknik eğitime önem verilmeli ve bu konuda yetenekli gençler teknik ve mesleki eğitim veren liselerde eğitim ve öğretime tabi tutulmalıdırlar. Bunun için de ilk olarak teknik ve mesleki eğitim veren liselerin içeriği düzenlenmelidir. Teknik ve mesleki eğitim veren liseler derslerinde başarısız gençlerin meslek edinme umuduyla akın ettikleri okullar olma özelliğinde kurtarılmalıdır.

Ortaöğretim gençliğinin günümüzde en önemli sorunlarının başında üniversite sınavları gelmektedir. Gençler üniversiteyi kazanmanın olmazsa olmaz olduğu düşüncesine bürünmüşlerdir. Üniversite okumak adeta geleceğin teminat altına alınması olarak düşünülmekte ve gençler bu sebeple kendilerini her şeyden soyutlayarak sınavlara hazırlanmaktadırlar. Böylece zihinsel ve bedensel olarak yıpranmış bir gençlik karşımıza çıkmaktadır. Gençler bu düşünceden arındırılarak kendilerinin faydalı olabilecekleri alanlara yönlendirilmelidirler. Çıraklık eğitim merkezleri yaygınlaştırılmalı ve gençlere buralardan maksimum faydalanma imkânı sağlanmalıdır.

Ülkemizde maalesef maddi imkânsızlar nedeniyle okuyamayan gençlerin varlığı söz konusudur. İlköğretimin ardından ilgi ve becerisi olduğu halde ekonomik yetersizliği bulunan gençlerin bütün eğitim masrafları devlet tarafından karşılanmalıdır. Böylece gençlerin hayatlarını kazanmaları için istenmeyen davranışlara yönelmesi de engellenmiş olacaktır. Fakat bu devlet desteği cüzi miktarlarda kalmamalı gençlerin sağlıklı bir eğitim almaları için yeterli olabilecek düzeye çıkarılmalıdır.

Ortaöğretimden mezun olan öğrencilerin bir kısmı eğitim ve öğretimlerine üniversitelerde devam etmektedirler. Üniversitede okuyan gençler ise genellikle 18?24 yaş aralığındadır. Son yıllarda ülkemizde üniversite gençliği ne yazık ki sahip olduğu vizyon ve misyonun farkında olmadan hayatına devam etmektedir. Çoğu üniversite genci bir şekilde okulu bitirip iş sahibi olmak suretiyle kendince rahat bir hayat yaşama arayışındadır. Üniversite hayatı boyunca akademik olarak kendini geliştirme, şahsına, milletine ve devletine faydalı olabilme düşüncesinde değildir. Bu sorunun temelinde asıl yatan sebep ise özellikle 1980 sonrası uygulanan üniversite politikalarıdır. Bu politikalar neticesinde üniversite gençliği sadece kendini düşünen bir düşünce zinciri oluşturmuştur. Bu sistemde üniversite gençliğine salt akademik eğitim verilmeye çalışılmış, gençlerin sosyal toplum içerisindeki yeri ihmal edilerek manevi eğitimden yoksun bırakılmıştır. Üniversite gençliği neredeyse yakın tarihini dahi hatırlayamaz hale gelmiş, milli kültüründen habersiz yaşamaya başlamıştır. Küresel düzenin de etkisiyle üniversite gençliği içinden çıkılmaz bir manevi boşluğa itilmek üzeredir.

Üniversite gençliğinin içinde bulunduğu sorunların esas olarak temelinde ekonomik sıkıntılar bulunmaktadır. Üniversitede okuyan gençlerin çoğunluğu ailesinden uzakta başka bir şehirde bulunmaktadır. Dolayısıyla eğitim masraflarının yanında barınma, giyinme ve beslenme gibi temel ihtiyaçlar noktasında ekstra harcamalar ortaya çıkmaktadır. Devletin bu konudaki desteğinin sınırlı düzeyde olması, maddi yetersizliği olan gençler üzerinde fiziksel ve ruhsal sorunlar oluşturmaktadır.

Tarihi tecrübelerden hareketle diyebiliriz ki; üniversite gençliği Türk Milletine önder olabilecek, toplum hayatını etkileyebilecek bir özelliğe sahiptir. Fakat günümüzde durum bu çizgiden uzaklaşmıştır. Üniversite gençliği bir anaforun içinde sürüklenmektedir. Bu sebeple acilen devletin üniversite politikalarını gözden geçirmesi gerekmektedir. Üniversite gençliği eğitim hayatını sıkıntısız ve sağlıklı bir şekilde devam ettirebilecek maddi imkânlara kavuşturulmalıdır. Bu konuda devlet direkt destek verebileceği gibi hayırsever kişilerle üniversite gençliğini bir havuzda buluşturmalı ve bunu bir sisteme oturtmalıdır. Üniversitelerin eğitim programları da gözden geçirilmeli ve bilimsel niteliği arttırılmalıdır. ?Beyin Göçü?nün önüne geçilmeli ve üniversite gençliği aldığı eğitimi milli menfaatler doğrultusunda kullanabilecek bir anlayışa kavuşturulmalıdır.

Üniversitelerde eğitimin maddi unsurlarının yanında manevi yönüne de ağırlık verilmelidir. Gençler milli ve manevi değerlerinin farkında ve bu değerleri yaşar hale getirilmelidir. Gençler yabancı kültür ve yaşayışların etkisinden kurtarılmalı, kendi tarihimizden ve milli kültürümüzün zenginliğinden haberdar olabilecek manevi eğitime tabi tutulmalıdır.

Ülkemizin sahip olduğu gençlik potansiyelinin bir bölüme de iş hayatında aktif haldedir. İş hayatındaki gençler ilköğretim veya ortaöğretim eğitimlerinin ardından iş hayatına atılmışlardır. Bazıları ise hiç okul yüzü görmeden iş hayatının içerisine atılmıştır. Yani çalışan gençliğimizin büyük bir bölümünün eğitim düzeyi düşük seviyededir. Ülkemizin şartları gereği gençlerimizin bir bölümü maddi kazanım sağlamak amacıyla iş hayatına atılmışlardır.

Çalışan gençlerimiz iş stresi, maaş düşüklüğü, sosyal güvenceyle ilgili yetersizlikler gibi sıkıntılarla uğraşmakta ve sosyal konularda zayıf kalmaktadırlar. Çalışan gençlerimizin de çoğunluğu milli kültür, milli tarih ve Türk Gençliğinin etki gücünden habersiz bulunmaktadır.

Çalışan gençlerle alakalı olarak öncelikle eğitim çalışmaları yapılmalıdır. Gençlerin eğitim eksiklerini kapatmaları için uygulanacak bir programla gençler hafta sonu veya akşam okullarına yönlendirilmelidir. Bununla beraber çalışan gençlerin sahip oldukları iş koluyla ilgili mesleki gelişim eğitimleri verilmeli ve ilerleyen dönemlerde bu gençlerden daha fazla verim alınmalıdır. Çalışan gençler geniş sosyal güvencelere sahip olmalı ve psikolojik ve fiziksel rahatsızlıkları devletin sağladığı imkânlarla tedavi edilmelidir.

Ülkemizdeki gençlerin maalesef bir bölümü de ne okula gitmekte ne de çalışmaktadır. Bu gençler hiçbir meşguliyet sahibi değildirler. Türk Gençliği içerisinde bugün ve gelecek adına başat kaygıyı bu gençler oluşturmaktadır. Bedenlerini ve beyinlerini bir iş üzerinde yoğunlaştıramayan bu gençler gün geçtikçe istenmeyen davranışlara yönelmektedirler. Kötü alışkanlıklar edinme oranı bu gençlerde diğerlerine göre daha fazladır. Bu durumun sebep olduğu fiziksel ve ruhsal tahribat başta bu gençler olmak üzere toplumun tüm kesimlerini derinden etkilemektedir. Bu gençler bir an evvel devletin ve toplumun yönlendirmesiyle eğitime veya iş hayatına yönlendirilmelidirler. Devlet bu gençlere eğitim imkânları ve yeni iş sahaları oluşturmalıdır. Bu gençler içerisinde kötü alışkanlıklara sahip olanlar da hızlı bir şekilde tedavi edilmelidir.

Toplumumuzda belki de en az isimleri zikredilenler özürlü insanlardır. Türk gençliği içerisinde de sayısı azımsanamayacak derecede özürlü genç vardır. Bugün yaklaşık 15?24 yaş gurubu içerisinde üç yüz bine yakın özürlü genç bulunmaktadır. Özürlü gençlerin neredeyse tamamına yakını toplumdan soyutlanmış durumdadırlar. Az sayıda özürlü genç eğitim veya iş hayatında aktif haldedir. Özürlü gençlerin büyük bölümü evlerine ve iyileştirme merkezlerine kapanmış durumdadırlar. Yine maalesef özürlü gençlerin büyük bölümü iyileştirme imkânlarına da sahip değildirler.

Bu gençler üzerinde sağlıklı bir rehberlik çalışması yapılmalı ve özürleri belirlenerek bu özürler doğrultusunda gelişimleri sağlanmalı ve toplum hayatına kazandırılmalıdırlar. Ülkemizde mevcut bulunan özürlü okullarının sayısı ve eğitim kadroları arttırılmalı, sosyal imkânları genişletilmelidir. Özürlü gençler belirli bir eğitim seviyesine ulaştıkları andan itibaren de kendilerine sağlanan iş kollarına yönlendirilmeli ve toplumdan kopmaları engellenmelidir.

Türk Gençliğinin bir bölümü de yurt dışında hayatlarına devam etmektedir. Gerek ailelerinin göçüyle gerekse eğitim amacıyla yurt dışında bulunan bu gençler de Türk Milletinin geleceği adına önem taşımaktadırlar. Devletimizin yurt dışındaki gençlere yönelik yeni politikalar da üretmesi gerekmektedir. Devlet, bu geçliğimizin milli kültür ve benliğini kavrayarak, içinde bulundukları topluma uyum sağlamalarını amaçlayan bir politika takip etmelidir. Yurt dışındaki gençliğimizin eğitim problemleri çok önemlidir. Okul öncesi eğitimin Türk dil ve kültürüne göre düzenlenmesi, hizmet veren kurumlarda Türk uzman ve personelinin bulundurulması üzerinde önemle durulmalıdır. Türk çocuklarının okul öncesi eğitimi kiliselerin etkisinden kurtarılmalıdır. Türk çocuklarının eğitimi, yerli çocuklarla aynı sınıflarda Türk kültürü dikkate alınarak yapılmalıdır. İlgili ülkelerle işbirliği yapılarak, eğitim ve diğer hizmetlerden yararlanmada fırsat eşitliği sağlanmalıdır. Türkçe, Türk kültürü, din kültürü ve ahlak bilgisi derleri zorunlu hale getirilerek ders saatlerinin arttırılmasına çalışılmalıdır. Yurt dışında her seviyede özel Türk okullarının açılması için girişimde bulunulmalıdır.[1][12]

4. Türk Gençliğinin 2023 Vizyonu, Ülkücü Gençliğin Üstleneceği Roller

Türk Gençliğinin mevcut hali genel hatlarıyla bu şekilde karşımıza çıkmaktadır. Türk Gençliği, Türk Milleti ve Devleti için büyük önem taşımaktadır. Cumhuriyetimizin kuruluşunun yüzüncü yılı olan 2023 yılına doğru hızla ilerken Türk Gençliğinin hali maalesef içler acısıdır. 2023?te ?Lider Ülke Türkiye? ülküsüne ulaşmak için öncelikle Türk Gençliğinin milli ve manevi ülküler doğrultusunda eğitilip teşkilatlandırılması gerekmektedir.

Türk Gençliğinin neler yapabileceği, yaptıklarının ne kadar büyük etkiler doğurduğu son yüz elli senelik tarihimizde görülmüştür. Türk Gençliği kimi zaman milli ülküler doğrultusunda topyekûn teşkilatlanmış, kimi zaman da bazı güçlerin etkisinde kalarak potansiyelini farklı amaçlarda kullanmıştır. Ama her şartta Türk Gençliğinin hareketleri büyük etkiler doğurmuştur.

21. yüzyılda yeniden şekillenecek ve başta Türk Dünyası olmak üzere İslam âlemine ve tüm dünyaya liderlik edecek olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti?nin lokomotif gücünün Türk Gençliği olması gerekmektedir. Toplam nüfusun yarısına yakınını oluşturan bugünün Türk Gençliği geleceğin yönetim kadrolarını oluşturacaktır. Yetişen bu yeni nesil milli ülküler çerçevesinde eğitilip teşkilatlandırıldığı sürece Türk Milleti atiye umutla bakmaya devam edecektir. Ruhu, karakteri, ahlaki meziyetleri, milli-manevi değerleriyle Türk kalmak, ama ilimde, fende, teknikte ileri olmak için, milli kültürümüz eğitimin temel ilkeleri arasında vazgeçilemez bir öğe olmalıdır. Milli kültürün muhtevası, eğitimin oturduğu en sağlam temellerden biri sayılmalıdır. Böylece gençler, milli kültürümüze karşı ilgi, sevgi ve saygı duyacak, ruhlarındaki boşluk milli ülküler ve duygularla dolacak, milli tarih şuurunu alarak, sadece geçmişiyle öğünen değil, geleceğine de güvenle, ümitle bakan yapıcı ve yaratıcı kişiler olarak yetişecek, vatanın kutsallığı şuuruna ererek, vatanını sevecek, devletini sayacak, çağdaş medeniyet ve insanlık değerlerini tanıyarak ilgi duyacak, ilmi faaliyetlerde bulunacak, milli tarih ve milli kültür hazinelerimizi, kültür ve medeniyet çevrelerimizi, kültür elçilerimizi ve bunların Türklüğe ve insanlığa hizmetlerini öğrenmek suretiyle aşağılık duygusuna düşmeyerek, yabancı kültürlere hayranlık duymayacak, eğilmez ahlakı ve bükülmez hür iradesiyle ilmi menfaatler yanında yer alarak; milletini, vatanını, devletini, bayrağını, istiklalini, tarihini, coğrafyasını, milli ve manevi değerlerini Türk Milliyetçiliği esasları çerçevesinde severek öğrenen, koruyan ve kollayan milli birlik ve beraberlik içinde Milli Kültür ile iç içe bir Türk Gençliği yetişecek ve istikbalimize hâkim olacaktır.[1][13]

Bu gayeye ulaşabilmenin yegâne yolu, devletin, gençlik politikasında sürekli ve sağlam bir irade sergilemesinden geçmektedir. Uygulanacak olan bu politikalar neticesinde Türk Gençliği, tarihi vazifesini yerine getirecek ve Türkiye?yi 2023 yılında ?Lider Ülke? yapacaktır.

Türk Gençliğinin geleceğin yönetim kadrolarına hazırlanması ve milli ülküler etrafında eğitilip teşkilatlandırılması hususunda sergilenecek sağlam bir siyasi iradenin yanında toplumsal anlamda da bir zeminin oluşturulması gerekmektedir. Gençlerin ilk ve çoğunlukla kalıcı olan eğitimi aldıkları yer kutsal aile kurumudur. Geleneksel Türk aile yapısının korunması ve yetişen yeni neslin örf, adet, gelenek ve görenekler çerçevesinde ilk eğitimlerini almaları sağlanmalıdır.

Bütün bunların yanında, Türk Gençliği içerinde halde var olan ve milli ülküler ışığında ati ile mazi arasında köprü kurma kabiliyeti olan Ülkücü Türk Gençliğine de büyük görevler düşmektedir. ?2023 Lider Ülke Türkiye? ülküsüne bugün en fazla inanan ve bu gayeyle çalışan Ülkücü Türk Gençliği diğer bütün gençlere milli ülküler etrafında birleşme ve çalışma konusunda öncü, örnek ve önder olmak zorunluluğundadır. Ülkücü Türk Gençliği öncelikle kirli, karmaşık ve zararlı düşüncelerden kafasını korumalı, sağlam bir imam ve inançla kalbini doldurmalı ve bütün zararlı alışkanlıklardan kolunu uzak tutmalıdır. Böylece sağlam kafa, kalp ve kola sahip olan Ülkücü Türk Gençliği, Türk Gençliğinin tamamını kucaklamalıdır.

Ülkücü Türk Gençliği, Türk Gençliğinin mevcut tablosunu iyi okumalı ve ona göre politika üretmelidir. Ülkücü Türk Gençliği bu anlamda üstlendiği sorumluluğun farkında bir şekilde öncelikle kendi kişisel gelişimi sağlamalı, diğer gençlere örnek olmalı ve onları 2023?te Türkiye?yi ?Lider Ülke? yapma ülküsünde peşinden sürüklemelidir.

Sonuç olarak denilebilir ki; Türk Gençliği, Talebe-i Ulum Mitingi ile başlayan ve günümüze kadar gelen tarihi süreçte etki gücünü ve yapabileceklerini göstermiştir. 21. asra Türk mührünü vurup 2023?te Türkiye?yi Lider Ülke yapacak olan Türk Milletinin öncü gücü yine Türk Gençliği olacaktır. Bugün 14 milyona yakın sayısı olan Türk Gençliği 2023?te Türk Milletinin ve Devletinin yöneticileri olacaktır. Türk Gençliğinin yaptıkları yapacaklarının teminatı niteliğindedir. Yeter ki bu konuda Türk Gençliği bilinçlendirilsin ve teşkilatlandırılsın. Türk Gençliğinin başarabileceklerinin hududu yoktur.

?2023 Lider Ülke Türkiye? ülküsünün gerçekleşmesi için asıl sorumluluk Türk Gençliğinde, Türk Gençliğinin muhtaç olduğu kudret ise ?damarlarındaki asil kandadır.?

Dipnotlar

[1][1] Alparslan Türkeş, Türkiye?nin Meseleleri, s.112, İstanbul

[1][2] Ayrıntılı bilgi için bkz., Şerif Mardin, Yeni Osmanlı Düşüncesinin Doğuşu, İstanbul, 1998.; M. Şükrü Hanioğlu, Bir Siyasi Örgüt Olarak Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti ve Jön Türklük (1889-1902), İstanbul 1985

[1][3] Ayrıntılı bilgi için bkz., Yılmaz Öztuna, Bir Darbenin Anatomisi, İstanbul, 1987.

[1][4] Selde Kaya Kılıç, “1876 Osmanlı Kanun-ı Esasisi?nin Hazırlanışı”, Osmanlı, VII, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 1999, s.355-360

[1][5] Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi, VII, Ankara, 1995, s.102-112.

[1][6] Sina Akşin, ?I. Meşrutiyeti Son Verilmesinin Sebepleri?, Hac.Ün.Ed.Fak.Dergisi, IV/1 (1986), Ankara, s. 96-105

[1][7] Şevket Süreyya Aydemir, Makedonya?dan Ortaasya?ya Enver Paşa, I, İstanbul 1973, s. 513 vd.; Ernest Edmond Ramsour, Jön Türkler ve 1908 İhtilali, Türkçesi: Nuran Yavuz, 2. baskı, İstanbul 1982; Erkan Göksu, ?Birinci Cihan Harbi Öncesinde Türkiye?, Askerî Tarih Bülteni, Genel Kurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yay., Yıl:26, Ağustos 2001, Sayı.51.

[1][8] Erkan Göksu, ??Millî? Gençliğin İlk Eylemleri?, İks- Belge-Araştırma, Analiz, Kültür ve Spor Dergisi, Sayı.2, Ocak-Şubat 2003., İstanbul, s.52-56.

[1][9] Ayfer Özçelik, ?Atatürk ve Tarih Şuuru?, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, XII/35, Ankara 1996.; Cumhuriyetin ilk yıllarında okullarda yürütülen bu çalışmalar ve özellikle bu yıllarda okutulan ders kitapları için bkz., Ersanlı Behar, İktidar ve Tarih, Türkiye?de Resmi Tarih Tezinin Oluşması 1929-1937, İstanbul, 1992, s.98-118.

[1][10] Alparslan Türkeş, 1944 Milliyetçilik Olayı, s.29?30, İstanbul

[1][11] Süleyman Kocabaş, Türkiye?de Politikada Şiddetin Perde Arkası, s. 69, 1996, İstanbul

[1][12] ?Türk Gençliğinin Meseleleri Beklentileri ve Önerilen Çözüm Yolları?, http://www.ulkuocaklari.org.tr/ arastr/ tgmeseleleri.htm

[1][13] Kemal Göde, ?Mili Kültür ve Gençlik?, http://www.ulkuocaklari.org.tr/arastr/millikultur.htm

KAYNAKÇA

?Türk Gençliğinin Meseleleri Beklentileri ve Önerilen Çözüm Yolları?, http://www.ulkuocaklari.org.tr/ arastr/ tgmeseleleri.htm

Akşin, Sina, ?I. Meşrutiyeti Son Verilmesinin Sebepleri?, Hac.Ün.Ed.Fak.Dergisi, IV/1 (1986).

Aydemir, Şevket Süreyya, Makedonya?dan Ortaasya?ya Enver Paşa, I, İstanbul 1973

Behar, Ersanlı, İktidar ve Tarih, Türkiye?de Resmi Tarih Tezinin Oluşması 1929-1937, İstanbul, 1992.

Göde, Kemal, ?Mili Kültür ve Gençlik?, http://www.ulkuocaklari.org.tr/arastr/millikultur. htm

Göksu, Erkan, ??Millî? Gençliğin İlk Eylemleri?, İks- Belge-Araştırma, Analiz, Kültür ve Spor Dergisi, Sayı.2, Ocak-Şubat 2003., İstanbul 2003

Göksu, Erkan, ?Birinci Cihan Harbi Öncesinde Türkiye?, Askerî Tarih Bülteni, Genel Kurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yay., Yıl:26, Ağustos 2001, Sayı.51.

Hanioğlu, M. Şükrü, Bir Siyasi Örgüt Olarak Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti ve Jön Türklük (1889-1902), İstanbul 1985

Karal, Enver Ziya, Osmanlı Tarihi, VII, Ankara, 1995.

Kılıç, Selde Kaya, “1876 Osmanlı Kanun-ı Esasisi?nin Hazırlanışı”, Osmanlı, VII, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 1999.

Kocabaş, Süleyman, Türkiye?de Politikada Şiddetin Perde Arkası, İstanbul, 1996

Mardin, Şerif, Yeni Osmanlı Düşüncesinin Doğuşu, İstanbul, 1998.

Özçelik, Ayfer, ?Atatürk ve Tarih Şuuru?, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, XII/35, Ankara 1996.

Öztuna, Yılmaz, Bir Darbenin Anatomisi, İstanbul, 1987.

Ramsour, Ernest Edmond, Jön Türkler ve 1908 İhtilali, Türkçesi: Nuran Yavuz, İstanbul 1982

Türkeş, Alparslan, 1944 Milliyetçilik Olayı, İstanbul

Türkeş, Alparslan, Türkiye?nin Meseleleri, İstanbul