12 Mart 1971 Muhtırası

Prof. Dr. E.Semih Yalçın

12 MART MUHTIRASI

1950 yılı, Türk siyasî hayatında yeni bir dönemin başlangıcıdır. Demokrat Parti’nin iktidara gelmesi yaklaşık 30 yıl kadar Türkiye’de tek parti konumunda olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin ana muhalefet partisi olmasına sebep olmuş, bu durum Türkiye’nin sosyal ve siyasî hayatında yeni gelişmelere zemin hazırlamıştır.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin ana muhalefet partisi olmayı hazmedememesi, demokrasi anlayışındaki olumsuz tavırları ayrıca Demokrat Parti’nin yönetiminden dolayı meydana gelen bazı olumsuz şartlar Türkiye’yi 27 Mayıs 1960 askerî darbesine götürmüştü.

Demokrat Parti iktidarı sırasında ekonominin bozulması, iktidarla muhalefetin birbirine karşı sert mücadeleye girişmeleri, adalet mekanizmasının işleyişinde aksaklıkların meydana gelmesi, gençlik hareketleri ve özellikle üniversite gençliğinin faaliyetleri, imtiyazlı zümrelerin ortaya çıkması, kanunların vatandaşların siyasî kanaatleri veya eğilimlerine göre farklı bir anlayışla yürütülmesi, israfa dayanan iktisadi siyaset, seçim yatırımları, partiler arasındaki münasebetleri, ihtilâli hazırlayan sebepler arasında gösterilebilir.

1961 yılında hazırlanan anayasa ise 12 Mart 1971 muhtırasının zeminini hazırlamıştır.

Çünkü, 1961 Anayasası sayesinde, fikir hayatımızın kavuşmuş olduğu serbestlik, aşırı sol çevrelerin, anayasanın tanıdığı düşünce ve bilim alanında tanınan özgürlükleri, dernek kurma hak ve hürriyeti gibi demokratik gelişmeleri amacından saptırarak kullanmalarına zemin hazırlamıştı.

Bu durum, 1965 yılından sonra iyice yoğunlaşmış, 1961 Anayasası’nı beğenmeyenler ve değişik beklentiler içerisinde olanlar, mücadeleye başlamışlardır. Düşüncelerini zor kullanarak gerçekleştirebileceklerine inanan özellikle sol ağırlıklı örgütler, Türkiye’de bölücü faaliyetler içerisine girmişler ve ülkeyi uçurumun eşiğine getirmişlerdi. Bu tür faaliyetlerdeki gerekçeleri ise, 1965 yılından sonraki hükûmetlerin tutarsız ve olumsuz yönetimleridir.

Kendilerine göre; 1961 Anayasası’nda kabul edilen hiçbir reform gerçekleşmemiş, eğitimde fırsat eşitliğine yer verilmemiş, sosyal devletin gerçekleşmesini sağlayıcı tedbirlerin üzerinde yeterince durulmamış olması nedeniyle demokratik düzene karşı olan ve bütün bu meselelerin demokratik yoldan çözülemeyeceğine inananlar, rejimi değiştirmek amacıyla illegal faaliyetler içerisinde yer almışlardır.

Bunu gerçekleştirebilmek için de daima Mustafa Kemal Atatürk maskesini kullanmayı tercih etmişler, sosyalizm ile Atatürkçü düşünceyi uzlaştırma gayreti içerisinde olmuşlardır.

Sosyalist karakterli ve ihtilâlci bir düşünceye sahip kimseler amaçlarına ulaşabilmek için de, önce bilinçli ve örgütlü bir halk desteğini temin etmek maksadıyla çalışmalar yapmışlardır. Bu çabaları sonucunda da kısmen başarılı olduklarını söylemek mümkündür.

1. 12 Mart Öncesi Türkiye’nin Durumu

27 Mayıs 1960 askerî darbesi ve hemen arkasından kabul edilen 1961 Anayasası’nın hazırlanması, Türkiye’de yeni bir oluşumun ortaya çıkmasına sebep olmuştur.

Özgür tartışma imkânlarının ortaya çıkması, düşünce ve bilim alanındaki özgürlükler, dernek kurma, toplantı hak ve hürriyetlerine sahip olunması,sol akıma büyük bir canlılık kazandırmıştı. Çünkü, 27 Mayıs öncesi kendilerini gizleme zorunluluğu duyan sol, bu serbest ortamda, hemen hemen bütün toplumsal meselelerle ilgili, kendilerine değişik ve yeni bir istikamet belirlemişlerdi (Süleyman Takkeci, Madanoğlu Cuntası, 27 Mart Belgeleri, İstanbul 1973, s.18-19., Enver Ziya Karal, 27 Mayıs İnkılâbının Sebepleri ve Oluşu, İstanbul 1960, s.11-15. ( Ayrıca Bu konu hakkında geniş bilgi için bkz.,Selahattin Tansel, 27 Mayıs İnkılâbını Hazırlayan Sebepler, İstanbul 1960.; Şevket Süreyya Aydemir, İhtilâlin Mantığı ve 27 Mayıs İhtilâli, İstanbul 1973.; Ali Fuat Başgil, 27 Mayıs İhtilâli ve Sebepleri, İstanbul 1966.,)). Özellikle iki dinamik güç olan öğrenci ve işçi kitlelerinin direniş ve eylemleri ülkede istikrarın sarsılmasında en büyük etken olarak göze çarpmaktadır.

1965 yılından itibaren sivil hükûmetlere karşı örgütler kurulmaya başlamış, hatta bazı örgütlerin 1961 Anayasa-sı’nın kabulünden hemen sonra yani 1961-1962 yıllarında ortaya çıktığı görülmüştür.

Bu örgütleri sivil, asker kökenli ve asker olmak üzere üç grupta sınıflandırabilmek mümkündür. Örgütler, birbirlerinden tamamen ayrı, bazen de iş birliği içerisinde olmuşlardır. Bunlar, 12 Mart öncesi fikrî hazırlığını oluşturmaya başlamışlardı.[1]

Sosyalist düşünceli, sivil grup, anayasanın gölgesinde ve Mustafa Kemal Atatürk maskesinin koruyuculuğunda, bilinçli ve örgütlü bir halk desteği temin edebilmek için harekete geçmiştir. Bu arada yeni birtakım kuruluşlar ortaya çıkmış, aşırı akımlar teşkilâtlanma sürelerini, başarılı ve hızlı bir şekilde gerçekleştirmeye başlamışlardı (Marksist ve Leninist düşünceyi savunan kimseler, hem kurmuş oldukları teşkilâtlarla hem de basın yoluyla faaliyetlerde bulunmuşlardır. 12 Mart öncesi kurulan teşkilatlar ve yayın organları şunlardır; Dev-Genç (Mahir Çayan grubu), Türk Halk Kurtuluş Ordusu (Deniz Gezmiş grubu), Proleter Devrimci Aydınlık Grubu ve Aydınlık Dergisi (Doğu Perinçek grubu), Sosyalist Aydınlık Çevresi, Ant Dergisi grubu (Doğan Özgüden grubu), Türkiye İşçi Partisi (Behiçe Boran), Sosyalist Gazetesi grubu (Hikmet Kıvılcımlı).[2]

Ayrıca birtakım yazarlar, aşırı ideolojilerin propaganda ve eğitimini yapabilmek amacıyla, yıllardır devam ettirdikleri, bazı sloganlarını tekrarlayarak militanların yetişmesine sebep olmuşlardır. Bu yazarlar, günlük gazetelerdeki yazılarından başka piyasaya bol miktarda Marksist fikirler ihtiva eden yayınlar sürmüşlerdir. Çağdaş ihtilâlcilerin fikirleriyle, tehdişçilik, gerilla ve sabotaj teknik ve taktiklerini öğrenmişlerdir.[3]

Daha sonraki dönemlerde yetiştirdikleri yeni neslin faaliyetlerini görmüşler, pek çok masum insanın ölmesine veya yaralanmasına, devlet kurum ve kuruluşlarına zarar vermelerine sebep olmuşlardır.

Bu dönemde “Yön Grubu” adı verilen örgütün faaliyetleri de oldukça etkili olmuştu (Yön grubu içerisinde, Doğan Avcıoğlu, İlhan Selçuk, İlhami Soysal, Reşit Eyüboğlu bulunmaktadır. Ayrıca Devrim, Ant, Barış gibi dergi ve gazetelerde çıkarmışlardır. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel de, Orduda Devrim Devrim gazetesinin çok okunduğunu belirtmektedir.[4]

Haklarını savunduklarını iddia ettikleri işçi sınıfının, devrim yapabilecek şartların oluşmadığını ileri sürerek orduyu da yanlarına almaları gerektiğine inanmışlardır. Ayrıca ODTÜ, DEV-GENÇ ve TÖS ile de birtakım ilişkiler içerisinde olmuşlardır.[5]

1961 Anayasası’ndan hemen sonra ortaya çıkan örgütlerden biri de asker kökenli kimseler tarafından oluşturulan gruptur. Bu grubun liderliğini Emekli Orgeneral Cemal Madanoğlu yapmıştır (Asker kökenli bu grubun içinde Osman Köksal, Nejat Düvencioğlu, Hıfzı Kaçar gibi şahıslarda bulunmaktadır.[6]

Madanoğlu ve arkadaşları önceleri bir parti kurmayı plânlamış olmalarına rağmen daha sonra bu düşüncelerinden vazgeçerek bir cunta oluşturmuşlardır. Bazı albaylar, bu düşünceyi benimsememiş, ancak 1969 yılından itibaren değişik başka grupların ortaya çıkmasıyla birlikte bu grupta sivil unsurun egemen duruma geçtiği görülmüştür. Ordu içinde oluşan cuntalar, belirli bir dönem Madanoğlu’nun etrafında kümelenmiştir.

Bundan dolayı da Madanoğlu, hem askerlerin, hem de sivillerin lideri konumundadır.[7]

Daha sonraki dönemlerde başta Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler ve Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur ve çevresindekiler de Madanoğlu’ndan ayrı cunta hareketleri içerisinde yer almışlardır. Ancak, başlangıçta, Madanoğlu ile de sürekli ilişkiler içerisinde olmuşlardır. Buna rağmen bütün gruplar, bir şekilde birbirleriyle olan ilişkilerini sürdürmüşler; bunun yanı sıra birbirlerini sürekli kontrol etmişlerdir.[8]

1969 yılına gelindiğinde ise oldukça ilgi çekici bir başka hadisenin ortaya çıktığı görülmektedir. Bu mesele Orgeneral Cemal Tural’ın darbe teşebbüsüdür;

Cemal Tural’ın, darbe yapacağı ihtimalinden şüphelenilerek buna mani olmaya çalışılmış, dönemin Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay ve Başbakan Süleyman Demirel’in iş birliği ile Cemal Tural, Askeri Şura Üyesi yapılmış, yerine, Genel kurmay Başkanlığına, Sunay’a yakınlığı ile bilinen Memduh Tağmaç getirilmişti.[9]

12 Mart 1969′da yapılan genel seçim sonucu Adalet Partisi, çoğunluğu kazanmış ve Süleyman Demirel, başbakan olmuştu. Bu dönemde yukarıda sebeplerini izah etmeye çalıştığımız meselelerden dolayı, Türkiye, siyasî, sosyal ve ekonomik bunalımın en yüksek seviyesine ulaşmış durumdadır.

Bütün bu iç siyasî istikrarsızlığa bir de dış politikadaki Türkiye’nin çıkmazları eklenince ülkenin içinde bulunduğu durum tamamen içinden çıkılmaz bir hâl almaya başlamıştı.

Adalet Partisi iktidarının izlemiş olduğu Orta Doğu politikası, Sovyetler Birliği ile Türkiye arasında oluşturulmaya çalışılan geniş çaptaki iş birliği,[10] ayrıca U-2 Uçakları ve Haşhaş (Afyon) meselesinden dolayı, Amerika Birleşik Devletleri ile Türkiye’nin arasındaki ilişkinin gerginleşmesi, ülkenin içinde bulunduğu durumu iyice zorlaştırmıştı. Zaten Amerikan yönetimi, Adalet Partisi iktidarını yeterli derecede kendisine yakın bulmamıştır. Amerikan yönetiminin Türkiye’ye mesafeli davranmasında, Demirel iktidarının dış politikadaki tavrı etkili olmuştur. [11]

Hükûmetin, bütün bunların yanında, ülke içinde önlenemeyen ve her gün biraz daha tırmanan anarşi karşısındaki tutumu, Türkiye’yi hızla 12 Mart’a doğru sürüklemeye başlamıştır. Ayrıca Türkiye’nin içinde bulunduğu istikrarsızlığın devamı ve daha da kötüye gitmesi hususunda dış güçlerin de desteğinin olduğu görüşü giderek ağırlık kazanmıştır. [12]

1970′li yıllara gelindiğinde ise Türkiye’nin içinde bulunduğu durum hiçte iç açıcı bir şekilde değildir. Ocak ayından itibaren şiddet olaylarının artması ve Adalet Partisi’nin gelişmelerle ilgili kesin bir düzenlemeye gidememesi üzerine karışıklıklar ve kargaşalar iyice artmıştı. Türkiye’nin siyasî ve sosyal alanlardaki istikrarsızlığı Ocak 1970′de Milli Güvenlik Kurulunun gündemine gelmiştir. Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Muhsin Batur, 1961 Anayasası’nın öngördüğü reformların hiçbirinin yapılmadığını, halkın içinde bulunduğu şartlardan dolayı son derece huzursuz olduğunu ve iktidarın tutumunun değerlendirildiği 35 sayfalık raporunu sunmuştur.[13]

Bu rapor, Silâhlı Kuvvetlerin 12 Mart öncesinde, müdahale edeceklerine dair ilk işaret olarak kabul edilmektedir. Ancak, rapor, özellikle hükûmet tarafından pek fazla dikkate alınmamıştır. Ordu, hükûmetin bu tavrı karşısında, daha yoğun bir şekilde harekete geçebilmek için faaliyetlerini artırarak devam ettirecektir. Bu doğrultuda harekete geçen Milli Güvenlik Kurulu 22 Ocak 1971′de, 8.5 saatlik bir toplantı sonucunda bir bildiri yayımlamıştır.[14]

Hemen arkasından şubat ayında da, Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay ve Kuvvet Komutanları, Eskişehir’de bir toplantı yaptılar. 12 Mart Muhtırası ile ilgili hususların bu toplantıda görüşüldüğü ve kararlaştırıldığı savunulmaktadır.[15]

Bu arada ülkedeki şiddet olayları da iyice tırmanmış durumdaydı.[16]

Ayrıca Adalet Partisi’nin iktidardan çekilmesi ve Süleyman Demirel’in istifa etmesi doğrultusunda kamuoyunda kanaat artmıştır. Hatta Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, bizzat Süleyman Demirel’den istifa etmesini istemişse de, Demirel, bu talep karşısında direnmiştir.[17]

Türkiye’nin durumunu değerlendirirken de, muhalif görüşlerin aksine, ülkenin sakin ve huzur içinde olduğunu, anarşik olayların sadece büyük şehirlerde var olduğundan ve bunun da kontrol altına alınmaya çalışıldığını, ekonominin en istikrarlı dönemini yaşadığını ifade etmiştir. [18]

Diğer taraftan, Başbakan Süleyman Demirel’in bu açıklamalarına rağmen ordu, bütünüyle ağırlığını hissettirmeye başlamıştır. 9 Mart 1971′de, komutanlar ve üst düzey askerî yetkililer, Hava Kuvvetlerinde bir araya gelerek bir toplantı yapmışlar, toplantıda komutanlar ve özellikle Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Faruk Gürler, ülkenin durumunun kötüye gittiğini ve bir şeylerin yapılması zamanının geldiğini savunmuşlardır. Ancak Orgeneral Faruk Gürler bunu gerçekleştirirken de büyük bir hiyerarşi içinde olunması gerektiğini belirtmiştir. Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç, bu hususta önceleri direnmişse de, daha sonraları işin içinde, Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay olursa kabul edeceğini bildirmiştir. Toplantının sonunda müdahale kararı alınmıştır.[19]

10 Mart 1971′de ise Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç, Ankara’da, kuvvet komutanlarının yanı sıra bütün oramiral, orgeneral, korgeneral ve koramiralleri, Genişletilmiş Komite Konseyi adı verilen olağanüstü bir toplantıya çağırmıştır. [20]

Türkiye’nin içinde bulunduğu durumun değerlendirilmesi yapılmıştır (Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç, nasıl bir müdahale yapılması hususunda komutanların fikirlerini sormuş “Hükûmeti devirip yönetime el koyalım mı? Yoksa sert bir uyarıda bulunmakla mı yetinelim” şeklinde düşüncelerini belirtmiştir.[21] Ayrıca TAĞMAÇ, “durum tehlikededir ama yarın çöküyormuşuz gibide bir sorun yoktur” demektedir.[22]

Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç, 11 Mart 1971′de de, Çankaya’da Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’la da konuyla ilgili olarak bir görüşme yapmıştır.[23]

Bu toplantı Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları açısından müdahale hazırlıklarını tamamlayan ihtilâl öncesi yapılan son toplantı mahiyetindedir.

2. 12 Mart 1971 Muhtırası

12 Mart 1971 Cuma günü öğle üzeri Silâhlı Kuvvetler hazırlamış olduğu muhtırayı, saat 13:00′de TRT aracılığıyla halka duyurmuş, aynı anda Cumhurbaşkanına, Senato ve Millet Meclisi başkanlığına da vermişlerdir.[24]

12 Mart 1971 Muhtıra metni şöyledir;

1- Parlâmento ve hükûmet, süregelen tutum, görüş ve icraatı ile, yurdumuzu anarşi, kardeş kavgası, sosyal ve ekonomik huzursuzluklar içine sokmuştur. Atatürk’ün bize hedef gösterdiği, çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmak ümidini kamuoyunda yitirmiştir. Ve anayasanın öngördüğü reformları tahakkuk ettirememiş olup, Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği ağır bir tehlike içine düşürülmüştür.

2- Türk milleti ve sinesinden çıkan Silâhlı Kuvvetlerinin, bu vahim ortam hakkında duyduğu üzüntü ve ümitsizliği giderecek çarelerin, Partiler üstü bir anlayışla, Meclisimizce değerlendirilerek, Mevcut anarşik durumu giderecek ve anayasanın ön gördüğü reformları Atatürkçü bir görüşle ele alacak ve inkılap kanunlarını uygulayacak, kuvvetli ve inandırıcı bir hükûmetin, demokratik kurallar içinde teşkili zarurî görülmektedir.

3- Bu husus sür’atle tahakkuk ettirilemediği takdirde, Türk Silâhlı Kuvvetleri kanunların kendine vermiş olduğu, Türkiye Cumhuriyeti’ni korumak ve kollamak görevini yerine getirerek, idareyi doğrudan doğruya üzerine almaya kararlıdır.

İmzalar

Memduh Tağmaç : Orgeneral, Genelkurmay Başkanı ve Milli Güvenlik Kurulu Üyesi

Faruk Gürler :Orgeneral, Kara Kuvvetleri Komutanı ve Milli Güvenlik Kurulu Üyesi

Celal Eyicioğlu : Oramiral, Deniz Kuvvetleri Komutanı ve Milli Güvenlik Kurulu Üyesi

Muhsin Batur : Orgeneral, Hava Kuvvetleri Komutanı ve Milli Güvenlik Kurulu Üyesi[25]

3. 12 Mart Sonrası Türkiye’nin Durumu

Muhtıra karşısında Başbakan Süleyman Demirel, Bakanlar Kurulunu olağanüstü toplantıya çağırmıştır. Bakanlar Kurulu 4 saatlik toplantılarının sonucunda istifaya karar vermiş ve Süleyman Demirel, istifasını, Cumhurbaşkanlığına göndermiştir. [26]

Aynı günün akşamında da TRT hükûmetin istifasını yayımlamıştır. Hükûmet de kısa bir bildiri yayımlayarak “Silâhlı Kuvvetlerin muhtırasını Anayasa ile bağdaştıramadıkları” için istifa ettiklerini açıklamışlardır.[27]

Adalet Partisi, hükûmetten çekildikten iki gün sonra meclis grubunu toplayarak durumu değerlendirmiştir. Bu arada, Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay da, yeni hükûmetin kurulabilmesi için ilgili parti liderleriyle görüşerek düşüncelerini belirtmiş ve tekliflerde bulunmuştur. Siyasî parti grupları, Cumhurbaşkanının teklif ve düşüncelerini görüşmüşlerdir.[28]

Cumhurbaşkanı, 19 Mart 1971′de siyasî parti liderlerine aşağıdaki mektubu göndermiştir.

“Yeni Bakanlar Kurulunun, Anayasa’nın 102.maddesine göre, siyasî partilerimizin iştiraki ile teşkili için, Kocaeli Milletvekili (Bağımsız) Prof.Dr. Nihat Erim’i başbakan olarak görevlendirdim. Partiler üstü bir anlayış ve cari durumun şartlarına uygun bir tutumla çalışmasını istediğim Yeni Bakanlar Kurulunun Prof.Dr. Nihat Erim tarafından teşkiline bir şart ileri sürmeden, partinizin iştirakini ve güven oyuna mahzar kılınmak suretiyle, anayasa gerekleri çerçevesinde, yapılacak yürütme görevlerinin partinizce desteklenmesini rica ederim”.[29]

Böylece CHP Kocaeli Milletvekili Nihat Erim’in başbakanlığı resmen ilân edilmiştir. Ancak, Cumhurbaşkanı, Erim’in başbakanlığa tayininden önce mensubu olduğu partiden istifasını şart koşmuştur. Nihat Erim de, Parti Genel Başkanı İsmet İnönü ile yaptığı konuşmadan sonra istifa etmiştir.[30]

Nihat Erim’in başbakanlığa neden getirildiği hususunda ise çeşitli iddialar soz konusudur. Her şeyden önce CHP’nin bir milletvekili seçilerek CHP’nin tutumu kontrol altına alınmaya çalışılmış, kendisinin anayasa profesörü olması da etkili olmuştur. Bir başka iddia da 12 Mart’tan üç ay önce ülkemizdeki yabancı misyonların, Nihat Erim’in başbakanlığından bahsetmiş olmalarıdır.[31]

Nihat Erim başbakanlığındaki kabinede; AP’ye 5, CHP’ye 2 ve MGP’ye 1 kişilik kontenjan ayrılmıştır (Yeni kabinenin oluşturulmasında, CHP Genel Başkanı İsmet İnönü problem çıkarmamış ancak AP Genel Başanı Süleyman Demirel, liste istemiş ve problem çıkarmıştır.[32]

Hazırlanan hükûmet programı, 26 Mart 1971′de TBMM’de okunmuştur. Hükûmet programı; toprak, eğitim, enerji ve doğal kaynaklarla ilgili çeşitli reformların gerçekleşmesini amaçlayan bir programdır. 7 Nisan 1971′de 321 oyla güven oyu alan hükûmet çalışmalara başlamıştır.

Günümüzdeki değerlendirmeyle bir ara rejim hükûmeti olarak kabul edilen partiler üstü Nihat Erim Hükûmeti, samimî, iyi niyetli ve istikrarlı bir çizgi takip etmeye çalışmışsa da bunda başarılı olamamıştır.

Ülke içinde asayiş ve huzur sağlanamamış; siyasî partilerin ve dolaylı da olsa Erim hükümetinde ordunun ağırlığı, her zaman söz konusu olmuştur. Beklenilen reformlar da gerçekleştirilememiştir.

Muhtıranın verilişinden sonra siyasî partilerin bir kısmı, başlangıçta sessiz kalmışlar ve herhangi bir şekilde yorum yapmamışlardır. Daha sonraki günlerde ise düşüncelerini açıklama fırsatı bulan siyasî partiler farklı tepkiler göstermişlerdir. Adalet Partisi Genel Başkan Süleyman Demirel, “silâhlı kuvvetlerin muhtırasının Anayasa ile bağdaşmadığı”nı belirtmiştir. Muhtıra ile de silâhlı kuvvetlerin, memleketi bir hükûmet buhranı içerisine soktuğunu, bu buhrandan çıkılmasının yegâne ümitleri olduğunu belirtmiştir.[33]

Geçici bir hükûmet kurulmasına taraftar değildir. Anayasa kuralları içinde bir hükümet kurulmalıdır. Adalet Partisi, bu hükûmeti içinde veya dışında da olsa destekleyecektir. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı İnönü, muhtırayı hiç tasvip etmemiştir. İsmet İnönü’ye göre, muhtıranın verilmesiyle Parlâmento hayatının fiilen işlemesine imkân kalmamış ve Parlâmento baskı altına alınmıştır. Komutanların takdirine göre hükûmetlerin görevde kalma imkanına sahip olduğu bir rejim demokratik bir rejim olamaz demektedir. Ayrıca reformların emirle değil, reformcu bir partinin seçimle iktidara gelmesiyle gerçekleşebileceğini belirtmiş; ayrıca aşırı sağ ve sol hareketlerin de bir an önce önlenmesini savunmuştur. Muhtıraya ve Erim hükûmetine en yoğun tepkiyi CHP Genel Sekreteri Bülent Ecevit göstermiştir.

Düşüncelerini sert bir şekilde belirten Ecevit, genel sekreterlikten istifa etmiştir.

Demokratik Parti Genel Başkanı Ferruh Bozbeyli, hükûmetin çekilişinin önemli olmadığını, asıl önemli olanın parlâmentonun göreve devam etmesi olduğunu belirtmiştir. Seçimin değil, kuvvetli bir hükûmetin gerekli olduğunu savunmuşlardır. Türkiye İşçi Partisi Genel Başkan Behice Boran, devrilen iktidarın anayasanın dışına çıktığını ifade ederek, seçim kanunun değişmesini ve derhâl seçime gidilmesini savunmuştur.

Birlik Partisi, genel seçime gidilmesini teklif etmiş, Güven Partisi ise herhangi bir yorum yapmamıştır. Milliyetçi Hareket Partisi, erken seçime lüzum olmadığını, milliyetçi bir hükûmetin kurulmasının gerekliliğini savunmuştur. Cumhuriyet Senatosu Milli Birlik Grubu, muhtıranın bir hukukî ihtilâl olduğunu ifade etmiştir.[34]

Atatürk kişisel olmaktan daha ziyade devleti, kurumlara dayanan siyasî bir yapı hâline getirmeye çalışmış, halka dayanan bir yapı oluşturmuştu. Ancak 1950′li yıllardan itibaren ülkemizde demokrasinin gelişme seyrinin istikrarlı bir çizgi takip ettiği söylenemez. Bu durumun en önemli sebebi ise kanaatimizce ordunun siyasî iktidar üzerindeki tesiri ve halka dayanan hükûmetlerin olmamasıdır. Ayrıca, siyasî iktidarların kurumsallaştırılamaması, yetersiz yönetici ve politikacıların Türkiye’yi bunalımdan bunalıma sürüklemeleri de etkili olmuştur.

12 Mart Muhtırası, Türkiye’nin demokrasi hayatına indirilmiş bir darbe olduğu hususunda şüphe olmamakla birlikte, dönemin hükûmetinin olduğu kadar, ordunun kendi bünyesinde yükselen muhalefete karşı bir iç darbe niteliğindedir. Diğer bir ifade ile 12 Mart Muhtırası ordudaki cuntalar savaşıdır.

12 Mart, sol ağırlıklı bir muhtıra olup sağ kanadı temizleyebilmek için gerçekleştirilmiştir. Bunun yanında aşırı uçlar, özellikle sol kanat kendi düşüncelerinin hâkim olduğu bir düzeni kurabilmek için faaliyetlerde bulunmuş, ancak arzu ettikleri başarıyı elde edememişlerdir.

12 Mart Muhtırası’nı gerçekleştiren komutanların ilk işlerinden biri, sosyalist eğilimli Türkiye İşçi Partisi’ni ve İslâmî eğilimli Millî Nizam Partisi ile zararlı görülen bütün siyasî ve sivil teşkilâtların faaliyetlerine son vermesidir.

12 Mart müdahalesini, toplum, ekonomi ve siyaset alanlarında muhafazakâr yapıdaki Türk parlâmento çizgisinde rejimin pekiştirilmesi şekliyle yorumlamak ve hükûmet değişikliğini hâkim güçlerin yönetici seçkinleri arasında nöbet değişimi olarak anlamak gerekmektedir. 12 Mart müdahalesi, hak ve özgürlüklerin kısıtlandığı başarısız bir girişim ve demokrasinin askıya alındığı bir ara rejim oluşturmuştur.[35]

Ayrıca muhtıra sonrasında 30 Haziran 1971 tarih ve 1421 sayılı 20 Eylül 1971 tarih ve 1488 sayılı ve 15 Mart 1973 tarih ve 1999 sayılı kararlarla gerçekleştirilen anayasa değişiklikleri ile temel hak ve özgürlüklerinin kullanılmasına yeni sınırlamalar getirilmiştir. Bununla birlikte memurların sendika üyesi olma hakkı ve TRT’nin özerkliği kaldırılmıştır. Bütün bu tedbirlerle yapılmak istenen ise güçlü bir devlet otoritesinin sağlanmasından başka bir şey değildir.

12 Mart yönetiminin getirdiği anayasa değişiklikleriyle devlet otoritesinin katı bir şekilde tesis edilmeye çalışılmasındaki temel sebep, ülkedeki Marksist terörün hat safhaya ulaşmış olmasıdır.

12 Mart öncesi ve sonrasında Marksist terörün stratejisi bakımından fevkalâde önemli bir fark vardır.12 Mart öncesindeki Marksizm, terör uygulaması sırasında birçok teoriler ve metotlar geliştirmişti. Terör, büyük çapta ve öncelikle devlete karşı yönelmişti. Aynı zamanda sivil hedeflere ve komünist tehlike karşısında önemli bir engel durumunda olan Ülkücü gençliğe de saldırmıştır. Ancak gerçek hedef daima devlet güçleri olmuştur. Devletin, 12 Mart ile ortaya koyduğu tepki komünizme önemli bir darbe indirmiş, bu tecrübeden sonra komünistler 12 Mart sonrası dönemde öncelikle devlete değil Ülkücü gençliğe saldırmaya başlamışlardır. Böylece devleti pasifleştirmek suratiyle tepkisini geciktirmişler ve hatta etkisizleştirmişlerdi. [36]

Komünistler böyle bir strateji oluşturma çabası içindeyken CHP’nin de desteğini alarak sun’î bir”faşizm” kampanyası tezgâhlanmıştır. Yine aynı dönemde Türkiye’deki aydınların ya da aydın geçinenlerin büyük bir kısmında anlayamadıkları veya anlamak istemedikleri Atatürk’ün adının koruyuculuğu altına sığınarak sosyalist bir rejimi gerçekleştirebilmek hevesine düşmüşler, aynı zamanda faşizm oyununa destek vermişlerdir. Netice itibariyle solcu siyasîlerin, sosyalist aydınların ve Marksistlerin el birliği ile yürüttüğü “faşizm” kampanyası Türkiye’de büyümeye çalışan sol harekete devletin tepkisi çekmeden yeni mevziler kazandırmıştır.

12 Mart Muhtırası, bir başka yönden de çelişkili bir hadisedir. Çünkü, muhtıra, bir yandan cumhurbaşkanına, parlâmentoya, iktidara ültimatom verirken diğer taraftan da yeni güven verici hükûmetin, parlâmentodan çıkarılmasını istemişlerdir. Ayrıca, muhtırada da yer aldığı gibi yeni hükûmeti ve icraatlarını da her zaman kontrol altında tutmuşlardır.

12 Mart Muhtırası kendinden bekleneni vermedi ve hiçbir mesele kalıcı olarak çözümlenmedi. 12 Mart ile başlayan süreç 12 Eylül’de tamamlandı. 1950′lerden bu yana demokratik rejimi tam anlamıyla gerçekleştirebilmek, kesintisiz demokrasiyi yaşayabilmek için çabalayan Türkiye’de değişen bir şey olmadı.

Ülkemizde yenileşme ve gelişme fikrinin önündeki engeller bertaraf edilmedikçe ve halka dayanan bir idare kurulmadıkça, demokratik rejimin gerçekleşebileceğini beklemek fazla iyimserlik olur kanaatindeyiz.

 Dipnotlar

[1] Nazlı ILICAK, 12 Mart Cuntaları, İstanbul 1986, s.95., Muhsin Batur, Anılar ve Görüşler “Üç Dönemin Perde Arkası”, İstanbul 1985, s.455-458

[2] bkz., Türkiye Gerçekleri ve Terörizm, (Beyaz Kitap), Ankara 1973, s.15-32,; AYDEMİR, s.417

[3] İsmet Giritli, 12 Mart ve Eski, İstanbul 1971, s.10-11, ; Beyaz Kitap, s.32-44

[4] ILICAK, s.95.

[5] Milliyet, 8.2.1973, ; Beyaz Kitap s.32-45

[6] Milliyet, 8.2.1973

[7] Madanoğlu İddianamesi için bkz., Milliyet, 8.2.1973-18.2.1973, ;Ayrıca bkz.,Cemal Madanoğlu, Anılar, İstanbul 1982

[8] Kurtul Altuğ, 27 Mayıs’tan 12 Mart’a, Ankara 1975, s.389

[9] Cüneyt Arcayürek, Darbeler ve Gizli Servisler, İstanbul 1989, s.106-107. ; ILICAK, s.91

[10] İsmail Cem, Tarih Açısından 12 Mart, İstanbul 1973, s.49-50. ; Mehmet Kemal, 12 Mart Öfkeli Generaller ve İşkence, İstanbul 1974, s.12,13. ; ARCAYÜREK,s.122-124,140,143,145,146

[11] CEM, s.51,52, 66-77. ; 12 Mart Sonrası Hükûmet Faaliyetleri (12 Mart 1971- 12 Mart 1973) Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Basın Merkezi, s.150-153

[12] CEM, Cilt II, s.49,51.; ARCAYÜREK, s.122,124.; Sadi KOÇAŞ, 12 Mart Anıları, İstanbul 1978, s.688-690.; BATUR, s.455-458

[13] KEMAL, s.17-18, GİRİTLİ, s.11

[14] GİRİTLİ, s.7. ;KEMAL, s.50

[15] ARCAYÜ-REK, s.133

[16] Ali Gevgili, Yükseliş ve Düşüş, İstanbul 1987, s.501-508.; Beyaz Kitap, s.32-42

[17] GEVGİLİ, s.508, Hıfzı Veldet, Velidedeoğlu, Türkiye’de Üç Devir, İstanbul 1974, s.191-193.; Cumhuriyet, 22.1.1973

[18] ILICAK, s.91

[19] ILICAK, s.61

[20] Celil Gürkan, 12 Mart’a 5 Kala, İstanbul 1986, s.109

[21] GÜRKAN, s.109-110,160

[22] GEVGİLİ, s.508

[23] GEVGİLİ, s.508

[24] Kazım Özcan, 12 Mart 1971 Öncesi Suçlular Kimdi?, İstanbul, 1973, s.164-166.

[25] Süleyman Demirel, 1971 Buhranı ve Aydınlığa Doğru Ankara, 1973, s.1-2.; Kurtul Altuğ, 12 Mart ve Nihat Erim Olayı, İstanbul 1973, s.19,22,23,; Gürkan, S.87,89. ; KOÇAŞ, S.27,28.; ALTUĞ, 27 Mayıs’tan 12 Mart’a, Ankara 1975, s.389.; GİRİTLİ, s.5,6.; CEM, s.53-54. ; KEMAL, s.12-13.; Fahri Belen, Ordu ve Politika, İstanbul 1971, s.3.; VELİDEDEOĞLU, s.421-425.; Milliyet, 13.3.1971.; Cumhuriyet, 13.3.1971

[26] DEMİREL, s.3.; ÖZCAN, s.166

[27] KOÇAŞ, s.32. ; Oniki Mart ve Sonrası, AP Genel Merkezi Yayınları, No:41 s.5

[28] DEMİREL, s.3,4,8,9

[29] DEMİREL, s.5-10

[30] ALTUĞ, 12 Mart ….. s.19

[31] KEMAL, s.26, Nurşen Mazıcı, Türkiye’de Askeri Darbeler ve Sivil Rejime Etkileri, İstanbul 1990, s.162-172

[32] ALTUĞ, s.43

[33] KOÇAŞ, s.32.; Milliyet, 14.3.1971. ; Milliyet, 17 Mart 1971

[34] KOÇAŞ, s.32.; Milliyet, 17.3.1971

[35] Şevki Özdemir, Askerî Darbeler Üzerine Sosyolojik Bir İnceleme ve Türkiye Örneği, Ankara,1994, s.50

[36] Alparslan Türkeş, Savunma, İstanbul 1994, s.45-46

Kaynaklar:

Abdullah Uras, 12 Mart Sonrası Hükûmet Faaliyetleri (12 Mart 1971 – 12 Mart 1973)

Abdullah Uras, 12 Mart’a Doğru Devlet Organları ve Demokratik Kuruluşlar, İstanbul, 1973.

Ali Fuat BAŞGİL, 27 Mayıs İhtilâli ve Sebepleri, İstanbul, 1966.

Ali Gevgili, Yükseliş ve Düşüş, İstanbul 1987, s.501-508.; Beyaz Kitap, s.32-42

Ali GEVGİLİ, Yükseliş ve Düşüş, İstanbul, 1987.

Ali SİRMEN, 12′den 12′ye Türkiye, İstanbul, 1986.

Alparslan Türkeş, Savunma, İstanbul 1994, s.45-46

Celil Gürkan, 12 Mart’a 5 Kala, İstanbul 1986, s.109

CEM, Cilt II, s.49,51.; ARCAYÜREK, s.122,124.; Sadi KOÇAŞ, 12 Mart Anıları, İstanbul 1978, s.688-690.; BATUR, s.455-458

CEM, s.51,52, 66-77. ; 12 Mart Sonrası Hükûmet Faaliyetleri (12 Mart 1971- 12 Mart 1973) Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Basın Merkezi, s.150-153

Cemal MADANOĞLU, Anılar, İstanbul, 1982.

Cemal MADANOĞLU, Oniki Mart ve Sonrası, (AP. Genel Merkezi Yayınları), No:41.;

Cüneyt Arcayürek, Darbeler ve Gizli Servisler, İstanbul 1989, s.106-107. ; ILICAK, s.91

Cüneyt ARCAYÜREK, Darbeler ve Gizli Servisler, İstanbul, 1989.

Enver Ziya KARAL, 27 Mayıs İnkılabının Sebepleri ve Oluşu, İstanbul, 1960.

Fahri BELEN, Ordu ve Politika, İstanbul, 1971.

GEVGİLİ, s.508, Hıfzı Veldet, Velidedeoğlu, Türkiye’de Üç Devir, İstanbul 1974, s.191-193.; Cumhuriyet, 22.1.1973

Hıfzı Velet VELİDEDEOĞLU, Türkiye’de Üç Devir, İstanbul, 1974.

İsmail Cem, Tarih Açısından 12 Mart, İstanbul 1973, s.49-50. ; Mehmet Kemal, 12 Mart Öfkeli Generaller ve İşkence, İstanbul 1974, s.12,13. ; ARCAYÜREK,s.122-124,140,143,145,146

İsmail CEM, Tarih Açısından 12 Mart, İstanbul, 1973.

İsmet Giritli, 12 Mart ve Eski, İstanbul 1971,

İsmet Giritli, 12 Mart ve Ötesi, İstanbul, 1971.

Kazım Özcan, 12 Mart 1971 Öncesi Suçlular Kimdi?, İstanbul, 1973, s.164-166.

Kazım ÖZCAN, 12 Mart 1971 Öncesi Suçlular Kimdi?, İstanbul, 1973.

Kurtul ALTUĞ, 12 Mart ve Nihat Erim Olayı, İstanbul, 1973.

Kurtul Altuğ, 27 Mayıs’tan 12 Mart’a, Ankara 1975, s.389

Kurtul ALTUĞ, 27 Mayıs’tan 12 Mart’a, Ankara, 1975.

Madanoğlu İddianamesi için bkz., Milliyet, 8.2.1973-18.2.1973, ;Ayrıca bkz.,Cemal Madanoğlu, Anılar, İstanbul 1982

Mehmet Ali AYBAR, 12 Mart’tan Sonra Meclis Konuşmaları, İstanbul, 1973.

Mehmet Kemal, 12 Mart Öfkeli Generaller ve İşkence, İstanbul, 1974.

Metin TOKER, Solda ve Sağda Vuruşanlar, Ankara, 1971.

Milliyet, 8.2.1973

Milliyet, 8.2.1973, ; Beyaz Kitap s.32-45

Muhsin BATUR, Anılar ve Görüşler “Üç Dönemin Perde Arkası”, İstanbul, 1985.

Nadir NADİ, 27 Mayıs’tan 12 Mart’a, İstanbul, 1971.; Celil GÜRKAN, 12 Mart’a 5 Kala, İstanbul, 1987.

Nazlı ILICAK, 12 Mart Cuntaları, İstanbul 1986, s.95., Muhsin Batur, Anılar ve Görüşler “Üç Dönemin Perde Arkası”, İstanbul 1985, s.455-458

Nazlı ILICAK, 12 Mart Cuntaları, İstanbul, 1986.

Nurşen MAZICI, Türkiye’de Askeri Darbeler ve Sivil Rejime Etkileri, İstanbul, 1990.

Nusret KİRİŞÇİOĞLU, 12 Mart (İnönü-Ecevit), İstanbul, 1973.

Orhan ERKANLI, Anılar, Sorunlar, Sorumlular (27 Mayıs 1960-12 Mart 1971 Türkiyesi), İstanbul, 1972.;

Sadi KOÇAŞ, 12 Mart Anıları, İstanbul, 1978.

Selahattin TANSEL, 27 Mayıs İnkılabını Hazırlayan Sebepler, İstanbul, 1960.

Süleyman Demirel, 1971 Buhranı ve Aydınlığa Doğru Ankara, 1973, s.1-2.;

Süleyman DEMİREL, 1971 Buhranı ve Aydınlığa Doğru, Ankara, 1973.

Süleyman GENÇ, 12 Mart’a Nasıl Gelindi, Bir Devrin Perde Arkası, Ankara, 1971.;

Süleyman TAKKECİ, Madanoğlu Cuntası, 12 Mart Belgeleri, İstanbul, 1973.

Şevket Süreyya AYDEMİR , Türkiye Gerçekleri ve Terörizm (Beyaz Kitap), Ankara, 1973.

Şevket Süreyya AYDEMİR, İhtilâlin Mantığı ve 27 Mayıs İhtilâli, İstanbul, 1973.

Şevki Özdemir, Askerî Darbeler Üzerine Sosyolojik Bir İnceleme ve Türkiye Örneği, Ankara,1994, s.50

T.C. Başbakanlık Basın Merkezi.; Milliyet gazetesi; Cumhuriyet gazetesi.