İhtilâli Hazırlayan Sebepler

1957 milletvekili seçimlerinden sonra gerek ortamın sosyo-psikolojik durumu gerekse iktisadî sıkıntılar iktidar ve muhalefetin dengeli bir politika izleyememesi ihtilâli hazırlayan sebepleri ortaya çıkarmıştır. Bu sebepleri iktidarın tutumu, bunların altında tahkikat encümeni, aleyhte propaganda, ordunun durumu olarak incelemek mümkündür.

a. İktidarın Tavrı İktidar, 1957 seçimlerinden sonra muhalefete karşı daha sert bir tutum içerisine girmiştir. Yeni dönemin başlangıcında TBMM iç tüzüğünde yapılan değişiklikler muhalefetin gelişmesine engel olmak niyetiyle yapılmış düzenlemelerdi (1)  Bu düzenlemeler, özetle milletvekillerinin denetim haklarının kısıtlanması, dokunulmazlıkların kaldırılmasının kolaylaştırılması ve verilebilecek cezaların artırılmasıdır.

İktidarın adlî konuda yaptığı tasfiye kamuoyunda büyük tepkiye yol açmıştı. CHP, meclis tahkikatı istemiş ve Ankara barosu toplantı yapmıştır. Hâkimler çevresinde de DP iktidarına karşı güvensizlik yayılmıştı (2)

Mevcut basın kanunu zaten antidemokratik hükümler taşıyordu. Basına özgürlük vaadleriyle gelen DP, bu hükümleri kaldırmak yerine yeni kısıtlamalar getirdi. Bu durumu Celâl Bayar:

“En iyi niyetlerle demokrasiyi tesis etmeye gelmiş bir parti, basından vatandaş haklarına kadar bütün anayasa alanlarında en geniş kapıları açmış fakat bu hürriyetlerin suiistimali karşısında tedbir ala ala, dar hürriyetli bir idare hâline gelmiştir” (2) diyerek açıklamaktadır. Muhalefetin propaganda boyutlarını göz önüne alırsak, açıklamanın bir anlamda doğru olduğunu düşünülebiliriz.

DP, basını sıkı bir şekilde kontrol altına aldı. Üniversitelere de yeni yükümlülükler getirildi. 1954′de memurlar hakkında çıkarılan kanun üniversite personeline de uygulanmıştı. 1956′da Ankara Üniversitesi’nde görevli bir fakülte dekanı küçük bir sebepten üniversitedeki görevinden uzaklaştırılarak vekâlet emrine verildi. Bu durum protesto edildi ve bazı öğretim üyeleri görevlerinden istifa ettiler. Böylece üniversitelerde iktidar aleyhine hava yaratıldı.

20 Nisan 1957′de işçi sendikaları konfederasyonu kapatıldı. Arkasından büyük şehirlerde 5 sendika birliği daha kapatıldı.

Aynı zamanda muhalif partilere karşı sert tedbirler alındı. Partilerin seçim sebebiyle propaganda dönemi dışında açık hava toplantısı yapmaları yasaklandı. Kapalı yerlerdeki toplantılar da yörenin en büyük mülkî amirinin iznine bağlandı. Hatta aynı kanunun 13. maddesi “hedef göstermeksizin ateş açmak” yetkisini veriyordu.

İktidarın muhalefete katlanamadığının bir delili de 1954seçimlerinden sonra kendilerine oy vermeyen şehirleri cezalandırma yoluna gitmesiydi. Bu dönemde Malatya ikiye ayrılmış ve ayrılan bölge Adıyaman adını almıştı. Kırşehir ise ilçe yapılmıştı.(3)

DP iktidarı dış politikada bloklar arası soğuk savaşı körükleyerek Türkiye’ye yapılan dış yardımı artırmayı amaçlıyordu. Ancak bu durum 1958 Temmuz’unda Türkiye’yi sıcak savaşa sokma noktasına getirmişti.

1959 yazı sonunda, on bir yıldır sabit tutulan Türk lirasının değeri dış piyasalarda düşürüldü. Batıdan alınan yeni kredi taleplerine karşılık bir dizi istikrar önlemi uygulandı.4 Ağustos’ta yapılan devalüasyon ile Amerikan doları birden bire 2.80′den 5 Liraya çıktı. Enflâsyon yüzde yirmilere fırladı. İhtilâle kadarki dönemde iktisadî durum gün geçtikçe daha kötüye gidiyordu. Enflâsyon sabit gelirli kesimleri korkutuyor, CHP ise bu durumu kullanıyordu.

İhtilâlin arifesinde Türkiye’nin gergin bir ortam içinde bulunduğu bir gerçekti. Partiler arası münasebetler tamamıyla bozulmuştu. İktidar, gittikçe artan tansiyonu, uygun tedbirler almak suretiyle düşürmeyi başaramadı.

DP’nin en önemli hatalarından birisi olarak kabul edilen bu tedbirsizlik, CHP’nin işine yaramış, silâhlı kuvvetleri, üniversiteyi ve basını iktidar aleyhine harekete geçirmeyi başarmıştır. Türkiye’de iktidar ve muhalefet çekişmesinin tırmandığı bu noktada gerginliği ortadan kaldırma görevi birinci derecede iktidarın vazifesi olmakla birlikte ikinci derecede sorumlu muhalefettir. CHP’nin de aynı yönde gayret sarf etmesi gerekirken bunu yapmamıştır. Dolayısıyla Avni Doğan’ın da belirttiği gibi; “27 Mayıs ihtilâlini CHP yapmamış ancak ihtilâli hazırlamıştır”

b. Muhalefetin Tavrı CHP tek parti dönemini ekonomik ve dış baskılar sonucu iktidarı bırakmak zorunda kalmasına rağmen hem demokratikleşmeyi hem de iktidarı elinde tutmaya devam edeceğini umuyordu. Bu yüzden 1946 seçimlerinde kendi eliyle içinden bir parti kurmuş, ancak güçlendiğini görünce karalama politikasına geçmişti. Amacı demokratik görünüm altında iktidarını sürdürmekti dersek iddialı ama doğru bir tahmin olur.

CHP’nin DP hükümetine karşı ilk günden yönelttiği, on yıl boyunca giderek dozunu arttırarak devam ettirdiği propaganda İsmet İnönü’nün 1931 tarihli konuşmasında sözünü ettiği düzenli ve daimî bir propaganda idi. Ulu orta yapılan karalama ve kötüleme Türk demokrasisine pahalıya mal oldu ve rejimde yaralar açtı. Bu hâl askerî ayaklanma ile devrilmesinde birinci derecede rol oynadı.

27 Mayıs darbesini gerçekleştirenler işte bu yoğun propagandanın etkisi altında kalınca saldırdılar (4) R.S. Burçak’ın bu tezinde öne sürdüğü gibi muhalefetin yapmış olduğu aleyhte propagandayı, 27 Mayıs hareketini hazırlayan yegane sebep olarak göstermesi isabetli bir tespit değildir. Ancak bu tip bir propaganda şeklinin ihtilâlin oluşumunda etkisi olduğu açıktır. Bunun yanı sıra ordu içindeki İnönü hayranlığının olayın seyrinde yapmış olduğu etkiyi de göz ardı etmemek gerekir. Nitekim İnönü de ordu üzerindeki tesirini kendisi ve partisi lehine kullanmasını bilmiştir. Ancak İnönü’nün ihtilâl ile doğrudan bağlantısı olup olmadığı kesin olarak ortaya çıkmadığından bu konuda kesin bir hükme varmak mümkün değildir.

1957 seçimlerinden önce engellenen muhalefetin güç birliği 1958 sonbaharında gerçekleşti. Ekim ayında Türkiye Köylü Partisi, Cumhuriyetçi Millet Partisine, kasımda Hürriyet Partisi CHP’ye katıldı. CMP, CKMP oldu. CHP’nin ise adı değişmedi. 1959 Ocak ortalarında toplanan 14. CHP kurultayı bir “İlk Hedefler Beyannamesi”ni kabul etti. Beyannameyle sağlanmak istenen güç birliği platformunun amaçları ise şu şekilde tespit edildi;

Partizanlığın kaldırılması, ikinci meclisin kurulması, seçim güvenliği, anayasa mahkemesinin kurulması, yüksek hakimler kurulu oluşturulması, Memurlara mahkemeye başvurma hakkının tanınması, basın özgürlüğünün anayasa güvencesine bağlanması, üniversite özerkliği, yüksek iktisat şurasının kurulması, sosyal adalet kavramının anayasaya girmesi.

Dikkat edilecek olursa CHP’nin muhalefet olarak istekleri iktidarında kendisinden istenilen şeylerdir. Başka bir açıdan bakıldığında DP’nin iktidara gelirken kullandığı sloganlardır.

DP’nin güç birliğine cevabı Vatan Cephesi’ni kurmak oldu. 1959 Ocak ayı içinde kurulan Vatan Cephesi Ocakları ile iktidara partinin verebileceğinden fazla taban bulunmaya çalışıldı. Vatan Cephesi’ne katılımlar teşvik ediliyor, belli kesimlerden belli konumlardaki kişiler buna zorlanıyordu

c. Tahkikat Encümeni 1960 yılı Nisan ayındaki İnönü’nün Kayseri gezisi iktidar-muhalefet gerginliğinin doruğa çıkmasına sebep olmuştu. İnönü’yü Kayseri’ye götüren tren yetkililerce durduruldu ve İnönü’den Ankara’ya dönmesi istendi. Geri dönmeyi kabul etmeyen İnönü üç saatlik bir gecikmeyle yoluna devam etti. Ertesi gün DP meclis grubu, muhalefeti bir askerî ayaklanma ve kargaşa tezgahlamakla suçladı ve muhalefetin faaliyetleriyle ilgili gerçekleri ortaya çıkarmak için bir Meclis tahkikat encümeninin kurulmasını istedi. Bu teklifi benimseyen TBMM, CHP’nin yıkıcı, gayrîmeşru ve kanun dışı faaliyetlerinin ülke genelinde meydana geliş tarzı ve bunların mahiyetinin nelerden ibaret olduğunu tahkik, tespit ve ülkenin her tarafında yaygın bir hâlde görülen kanun dışı siyasî faaliyetlerin çeşitli sebeplerine intikal etmek, matbuat meselesi ile adlî ve idarî mevzuatın ne suretle tatbik edilmekte olduğunu tetkik etmek üzere meclis tahkikatı açılmasını kabul ederek 18 Nisan 1960′ta “Tahkikat Encümeni” 15 kişiden meydana gelen Tahkikat Encümeni, meclisin bütün yetkilerini üzerinde toplayarak bir zümre yönetimine doğru gitti.

Encümen üyeleri, cumhuriyet savcısına, sorgu hâkimine, sulh hâkimine ve askerî amirlere ait bütün haklara sahiptiler. Hükûmetin sahip olduğu bütün vasıflardan istifa etmeye hakları vardı.(5)  kuruluşuna imkân veren yasayı onayladı.

Tamamıyla Demokrat Partililerin yer aldığı ve tarafsız olması mümkün olmayan bu komisyon, kanun tasarısında da belirtildiği gibi CHP’nin işlediği öne sürülen birtakım fiillere karşı görevlendirilmiştir. Bu fiiller arasında, halkı kanunlara karşı gelmeye teşvik etmek, parti mensuplarını silâhlandırmak, orduyu siyasete karıştırmak, basınla iş birliği yaparak komünizm propagandası yapmak ve halkı hükümetin meşruiyeti konusunda şüphe ve endişeye düşürmek yer almaktadır. Bu komisyonun kuruluşu ve ortaya çıkışı yasal olmakla birlikte, faaliyetleri sırasında uyguladığı yöntemlerin aynı ölçüde yasal olduğu söylenemez. Komisyon gerektiğinde Meclis dışında faaliyette bulunmaya yetkili kılınmış ve görev süresinin üç ay sonunda bitirilmesine karar verilmiştir.(6) Kanuna göre Tahkikat Encümenine cezaî yetkiler dahil bütün yetkiler tanınıyordu. Bir anlamda artık devlet demek, Tahkikat Encümeni demek olacaktı. Bu durum Türkiye’de demokratik rejimin ve anayasal müstakil düzenin tahrip edilmesi anlamına gelmekteydi (7)

Tahkikat Encümeni’nin kuruluşuyla Meclis İnönü’ye “Halkı isyana ve kanunlara karşı gelmeye teşvik eden sözler sarf ettiği ve Türk Milletine, orduya ve TBMM’nin birliğine açıkça saldırdığı” için Meclis çalışmalarına 12 oturum katılmama cezasının verilmesi kararını aldı. CHP gençlik örgütleri Ankara ve İstanbul’da gösteriler düzenleyerek bu karara tepki gösterdiler.  Hükümet bu iki ilde sıkıyönetim ilân etmek zorunda kaldı. (8) Ayrıca gösterilerin yapıldığı illerde üniversiteler tatil edildi. Üniversitelerden gelen bu tepkiyi daha sonra ordudan gelen tepki takip edecektir.

d. Silâhlı Kuvvetlerin Tavrı Çok partili hayata geçiş ile birlikte Silâhlı Kuvvetlerin pozisyonu Demokrat Partililer için daima önemli bir mesele olarak görülmüştür. Demokrat Partililer, İnönü’nün CHP lideri olarak kaldığı süre içinde ordunun CHP’ye sempati duyacağı ve hatta destekleyeceği yönündeki kanaatlerini iktidarları boyunca üzerlerinden atamadılar. DP ordudan bu denli uzak olmalarının getireceği muhtemel sıkıntıları aşmak amacıyla emekli Mareşal Fevzi Çakmak’ı kendi saflarına çekmeye çalıştılar. CHP’nden gelen teklifleri reddeden F.Çakmak 1946 seçimleri öncesinde 14 generalle birlikte DP listelerinden seçime girdi. Çakmak’ı saflarına katan DP böylece İnönü’nün ordu üzerindeki tesirini Fevzi Çakmak ile dengelemeye çalıştı.

1946 seçimlerinden sonra CHP yönetiminden memnun olmayan alt rütbeli subaylar DP saflarından siyasete girdiler. Savaş ekonomisinin etkilerini en fazla hisseden küçük memurlardan olan alt rütbeli subaylar büyük yoksulluk çektiler. Bu yüzden CHP rejiminin yıkılmasını, DP yönetiminin daha iyi günler getireceğini umdular. Oysa daha sonra aynı konudaki şikayetlerini DP iktidarı hakkında dile getirmeye başlamışlardı.

Hatta 1946 seçimlerinden sonra birkaç genç DP’li parti üyesi, kendi saflarından hareket etmeye istekli genç subaylarla ilişkiye girecek kadar ileri gittiler. Celâl Bayar’ın engel olmasıyla CHP’ye karşı muhtemel bir darbe önlenmiş oldu.

DP’liler 1950 genel seçimlerini kazandıktan sonra, askerlerin tepkisi konusunda endişeliydiler. Hatta seçimlerden hemen sonra bütün generaller toplanarak İnönü’yü ziyaret etmiş ve seçim sonuçlarına müdahale etmeyi teklif etmişlerdi. İnönü bunu reddetmiştir.

Bu olaydan yaklaşık bir ay sonra Menderes hükûmeti güvenoyu alır almaz yeni hükûmet, sadakatlerinden kuşku duyulan diğer generallerle birlikte Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarını görevden alarak geniş çaplı tasfiye hareketi gerçekleştirdi.(9)  Tasfiyenin doğrudan nedeni olarak bir albayın darbe girişimini Menderes’e bildirmesi gösterilir. Ancak İnönü’nün sınıf arkadaşı Abdurrahman Nazif Gürman, Genelkurmay Başkanı iken Menderes’in iktidarda kendini rahat hissetmemesi normaldir.

CHP yanlısı basın, bu olayı siyasî istismar konusu yaptı, Silâhlı Kuvvetler de DP karşıtı bir kampanyaya girişti. DP yapılması normal bir hareketin istismar edilmemesi gerektiğini bildirerek CHP’ye uyarıda bulundu.

DP, yüksek komutanlardan gelebilecek ilk tehlikeyi bertaraf etmişti. Fakat Silâhlı Kuvvetler içindeki huzursuzluk bu olaydan sonra da devam etti.

1955′den sonraki sosyoekonomik koşulların baskısı yüzünden orduda rahatsızlık belirginleşti. CHP’nin baskıcı yönetimi görünüşte yıkılmış fakat yerine gelen yeni iktidarla fazla bir şey değişmemişti.

Çok partili sistemde ordu önceden sahip olduğu prestije sahip değildi. DP’liler ekonomik büyümeye her şeyden fazla önem verdiklerinden Silâhlı Kuvvetleri ihmal ettikleri doğruydu. Orduya ayrılan bütçeden devamlı şikayet ediyorlar ve ordu giderlerini NATO’nun karşılamasını istiyordu. 1957 Eylülünde basında bazı subayların emekliye ayrılıp CHP’ye gireceklerine dair haberler çıktı. DP böylelikle ordudaki gidişatı öğrenmiş oldu. Aynı yıl aralık ayında dokuz subay tutuklandı. Savunma bakanlığı geniş çaplı bir komplodan dolayı bu tutuklamaların olduğunu duyurdu. Subaylar mahkemeye çıkarıldılar ve aleyhlerine hiçbir delil bulunmadığından beraat ettiler. Celâl Bayar konu hakkında soruşturma istediyse de meselenin hemen kapatılmasına isteyen hükümet olayı kapattı.

Ancak tehlike ortadan kalkınca gizli örgüt yeniden çalışmaya başladı. General Necati Tacan hareketin liderliğini kabul ettiği günlerde kalp krizi geçirerek öldü. Tacan’ın yerini alan Gürsel hareketin liderliğini kabul etti. Gizli ihtilâl örgütü önemli stratejik görevleri tutmaya başladılar. 1960 başlarında askerî istihbarat durumu sezdi ve Cemal Gürsel 4 Mayıs’ta İzmir’re tatile gitti.

Alt rütbeli subaylar bu durumdan paniğe kapıldılar. Yeni bir lider arayışı Genelkurmay Lojistik Daire Başkanı Cemal Madanoğlu’nun kabul etmesiyle son buldu.

DP, askerî tehdidin daima farkındaydı. 5 Mart 1959 da ABDile iç tehdit söz konusu olduğunda yardım istemek üzere anlaşmaya varmıştı. Fakat ilginç olan, darbe gerçekleştiği zaman Amerika yardım etmeyi düşünmemiştir. Mete Tunçay bunu DP iktidarını Sovyet Rusya ile ilişkilerini düzeltmeye çalışmasına bağlar.