| KAFKASYA
; ETNİK , SOSYAL ve SİYASİ PROBLEMLER | | UFUK
TAVKUL | | | platolara
kadar yayılmaktadır. Bölgenin diğer asli halkları olan Kabardey ve Besleney Çerkesleri
ile Abazalar ise Zelençuk vadisinin ovaya açıldığı kısımlar ile Kuban ırmağının
düzlüğe ulaştığı bölgedeki köylerde yaşamaktadırlar. Dolayısıyla bölgenin güneyinde
Kafkas dağları üzerindeki dağlık arazi Karaçay bölgesini oluştururken kuzeydeki
düzlükler Çerkes- Abaza bölgesini meydana getirmektedir. Bölgenin kuzeyindeki
geniş düzlüklere XVIII. yüzyılda getirilip yerleştirilen Nogaylar, XIX. yüzyıl
ortalarında Karaçaylıların dağlardan ovalara yayılmalarını engellemek ve bölgeyi
Çarlık Rusyasının kolonisi haline getirmek amacıyla düzlüklere yerleştirilen Ruslar
ve Kazaklar, yine XIX. yüzyılda Osetya'dan kaçarak Karaçay bölgesine yerleşip
köy kuran Osetler bölgeye sonradan yerleşen etnik grupları oluşturmaktadırlar.
1918 yılında kurulan Birleşik Kafkasya Cumhuriyetinde yer alan Karaçay-Malkarlılar
bu cumhuriyetin Sovyetler tarafından yıkılmasından sonra ikiye ayrıldılar. Karaçaylılar
12 Ocak 1922'de kurulan Karaçay - Çerkes özerk bölgesi içinde yer alırken, Malkarlılar
da 16 Ocak 1922'de kurulan Kabardin-Balkar Özerk Cumhuriyeti idaresi altına alındılar.
Bu iki cumhuriyetin kurulması sırasında Sovyetler "böl ve yönet"
politikasını uygulamay dikkat ettiler. Dil, tarih, kültür ve etnik köken açısından
aynı halk olan Karaçay-Malkarlılar sun'i bir biçimde ikiye parçalandılar. Sovyetler
aynı şekilde kendilerine adige adını veren Çerkes halkını da üç ayrı özerk cumhuriyet
ve bölgeye ayrırarak onların da ileride birleşme tehlikesini önlemeyi plânladı.
Böylece Çerkeslerin iki kabilesi olan Kabardey ve Besleneyler Karaçay-Çerkes özerk
bölgesi idaresi altına alınırken, Karaçaylıların bir parçası olan Malkarlılar
da Kabardeylerin büyük kısmı ile birleştirilerek kurulan Kabardin-Balkar Özerk
Cumhuriyetine bağlandılar. 1926 yılında Karaçaylılara özerklik verilerek Kafkas
dağları üzerinde Karaçay Özerk Bölgesi kuruldu. 1943 yılına kadar Sovyet
rejimine karşı defalarca ayaklanan Karaçaylılar özellikle 1920-30'lu yıllarda
kollektifleşme hareketine karşı çıkarak kurdukları çetelerle Sovyet ordusuna karşı
aylarca Kafkas dağlarında silahlı mücadeleye giriştiler. Sovyetlerin kollektifleşme
hareketleri Kafkasya'nın diğer bölgelerine göre Karaçay'da çok kanlı savaşlarla
geçti. Karaçylılar Sovyet rejimine karşı sürdürdükleri bu silahlı mücadeleler
yüzünden Sovyet hükümeti ve özellikle Stalin tarafından "komünist rejimin
amansız düşmanları" olarak nitelendiriyorlardı. İkinci Dünya Savaşı sırasında
Kafkas dağlarında ayaklanarak milli direnişe geçen birliklerini imha ederek Almanların
yanında Sovyetlere karşı savaştılar. 1943 yılı yazında Almanların yenilerek Rusya'dan
çekilmelerinin ardında 12 Ekim 1943 günü toplanan Sovyetler Birliği Yüksek Prezidyumu
Karaçaylıları vatan haini ve düşman işbirlikçisi ilan ederek topyekün Kafkasya'dan
Orta Asya ve Sibirya'ya sürülmelerini kararlaştırdı. 2 Kasım 1943 günü Karaçaylılar
yediden yetmişe hayvan vagonlarına topyekün sürülen ilk halktılar. Onları 1944
yılında Malkarlıların, Çeçen-İnguşların, Kırım Tatarlarının ve Ahıskalıların sürgünü
izledi. Karaçaylılar sürgüne gönderildikten sonra toprakları Gürcüler
ve Çerkesler arasında paylaştırıldı. Özerk bölge sınırları yeniden çizildi. Karaçaylıların
bir daha asla Kafkasya'ya dönmeyecekleri düşünülerek yer adları bile değiştirildi.
14 yıl boyunca Kafkasya'dan uzakta sürgünde yaşayan Karaçay halkı Stalin'in
ölümünden sonra 1957 yılında Kruşçev tarafından affedilerek vatanlarına geri dönmelerine
izin verildi. Karaçay halkının bir kısmı Kırgızistan, Kazakistan ve Özbekistan'daki
sürgün yerlerinde kalırken büyük çoğunluğu Kafkasya'ya geri döndü. Ancak bu geri
dönüş çözülmesi güç sosyal, siyasî, ekonomik ve manevi durumları çok kötü şartlardaydı.
Sürgün sonrasında Gürcü-Svanların ve Çerkeslerin talanına uğrayan eski Karaçay
köylerinde tek bir sağlam ev bırakılmamıştı. Sürgün öncesinde özerk bölge
statüsünde olan Karaçay'ın özerkliği geri verilmedi ve 1922 yılında olduğu gibi
Karaçay bölgesi Çerkes ve Abazalarla birleştirilerek yeniden Karaçay-Çerkes özerk
bölgesi kuruldu. Özerk bölgenin kurulmasıyla birlikte Karaçaylılar ile Çerkes-Abaza,
Rus-Kazak etnik grupları arasında etnik ve siyasî problemler yeniden ortaya çıkmaya
başladı. Karaçay halkı sürgünden döndüğü halde Sovyet hükümeti tarafından
itibari iade edilmemiş ve siyasî hakları geri verilmemişti. Sürgün sonrasında
Karaçaylılar otuz yıl boyunca Sovyet resmi belgelerinde hala "vatan haini",
"haydut-çeteci" olarak tanımlanıyorlardı. Kimlik kartının ve pasaportunun
milliyet hanesine "Karaçaylı" yazan bir kimsenin devlet kademelerinde
yükselmesine imkan yoktu. Kendi özerk bölgesindeki hiçbir idari kadroya Karaçaylılar
tayin edilmiyordu. 1982 yılında Bölge Parti Komitesi tarafından yayımlanan bir
kitapta Karaçaylıların vatan haini oldukları vurgulanarak komünist rejime karşı
olan düşmanlık ve sadakatsizlik anlatılıyor ve Çerkeslerle Rusların Karaçaylılara
kaşr tavır almaları isteniyordu. 1976-1982 yılları arasında Karaçay-Çerkes
Özerk bölgesinde yayımlanan Rusça "Leninskoe Znamya" gazetesinde Karaçaylıların
güvenilmez, rejime karşı, vatan haini bir halk oldukları konusunda birçok makale
yazılarak bölgede yaşayan Çerkes, Abaza ve Rusların bütün Karaçay halkına karşı
olumsuz tavır almaları sağlandı. Sovyet basını da Karaçaylıların rejim düşmanı
ve vatan haini oldukları hakkında asılsız iddialar yayımlanarak bu propagandaya
yardımcı oldu. Karaçaylılar üzerlerine sürülen bu lekeyi temizlemek ve
siyasî haklarını elde edebilmek amacıyla Azret Orus önderliğinde "Camagat"
adı verilen siyasî örgütü kurdular. Camagat örgütünün çalışmaları sonucunda Sovyet
resmi makamları 12 Ekim 1943 yılında Karaçaylıların sürgüne gönderilmeleri ilgili
kararın hatalı olduğunu kabul ettiler ve Karaçaylılara atılan iftiraların haksız
olduğunu Karaçay halkı sürgünden döndükten ancak 32 yıl sonra, 14 Kasım 1989 tarihinde
açıkladılar. Azret Orus liderliğindeki Camagat örgütü bununla yetinmedi
ve Karaçay'ın Çerkes ve Ruslardan ayrılarak müstakil özerk cumhuriyet olması yolunda
bir mücadele başlattı. Karaçay Halk Temsilciler Meclisinin 17 Kasım 1990'da düzenlediği
kongrede Karaçay Cumhuriyeti ilan edildi. Ancak bu karar Sovyet hükümeti tarafından
resmen kabul edilmedi. Karaçaylıların bağımsızlık ilan etmeleri yalnızca bölgede
yaşayan Çerkes ve Abazalar arasında değil, Rus ve Ukrayna Kazakları arasında da
gerginlik yarattı. Sovyetler Birliği'nin dağılmasiyla birlikte Rusya
Federasyonu sınırları içinde kalan Karaçay-Çerkes Özerk Bölgesine Özerk Cumhuriyet
statüsü verilmesi de Kararçaylıların bağımsızlık isteklerini yatıştırmadı.
1992 Ağustos ayı içinde Karaçay Halk Meclisi toplanarak Rusya'dan bağımsızlık
kararı aldı. Bağımsız Karaçay Cumhuriyetinin meclisini kurma çalışmalarını başlatan
Karaçaylılara ilk destek Çeçen Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Cohar Dudayev'den geldi.
Karaçay'a gelerek Karaçayevks şehrinde halk meclisinin toplantısında bir konuşma
yapan Dudayev, Çeçenlerin her zaman Karaçaylıların yanında olduklarını bildirdi.
1993 yılından itibaren Karaçay bölgesinde yer alan Rus köylerinin ahalisi
köylerini terkederek Rusya'ya göç etmeye başladılar. Boşalan köylere dağlık bölgelerdeki
köylerde yaşayan Karaçaylılar yerleştiler ve birkaç yıl içinde Karaçay nüfusu
Kafkas dağlarından Çerkesk şehri sınırlarına kadar uzanan bölgeye yayıldı. Doğal
nüfus artışları Çerkes ve Abazalardan fazla olan Karaçaylılar bölgenin nüfus oranlarını
da kendi lehlerine çevirmeye başladılar. Örneğin 1979-1989 yılları arasında Abaza
nüfusu yüzde 14.6, Çerkes nüfusu yüzde 12.7 artarken Karaçay nüfusu yaklaşık yüzde
20 artışa sahipti. 1989 sonrası bu durumun Karaçaylıların lehine artarak devam
ettiği gözlemlenmiştir. 1991 yılında kurulan Dünya Çerkes Birliği adlı
teşkilatın Adige, Karaçay-Çerkes ve Kabardin-Balkar Cumhuriyetlerinde yaşamakta
olan Çerkeslerin tek cumhuriyet ve ortak sınırlar içinde toplanarak Kabardey'den
Karadeniz'e kadar uzanan bölgede Adige devleti kurma çalışmalarına girişmesi Karaçaylılar
ile Çerkesler arasındaki etnik gerilimi artırdı. Dünya Çerkes Birliği
adlı teşkilatın merkezi Çerkeslerin yüzde on nüfusa sahip olduğu Karaçay-Çerkes
Özerk Cumhuriyetin başkenti Çerkessk'e taşınarak buradaki Çerkeslere Adige ve
Kabardin-Balkar Cumhuriyetlerinde yaşamakta olan Çerkesler tarafından destek verilirken,
Abazaların da Çerkeslerle kaynaşması amaçlandı. Karaçay-Çerkes Özerk
Cumhuriyetinde Karaçaylılar ile Çerkes-Abaza-Rus-Kazak etnik grupları arasında
henüz silahlı etnik çatışma yaşanmamakla birlikte, etnik gerilimin ileride bir
çatışmaya sebep olması sürpriz olmayacaktır. Kabardin-Balkar Özerk
Cumhuriyetinde Etnik Problemler Tarih, kültür, etnik köken ve dil
açısından Karaçaylıların bir parçası olan Malkarlılar Sovyet döneminde Karaçaylılardan
ayrılarak sun'i ve uydurma bir etnik isim olan Balkar adıyla Kabardin-Balkar Özerk
Cumhuriyetine bağlandılar. 8 Mart 1944'te Karaçylılar ve Çeçen-İnguşlar gibi Kafkasya'dan
sürülen Malkarlılar 1957 yılından itibaren Kafkasya'ya dönerek eski topraklarına
yerleştiler. Sürgün sonrasında birçok köyleri ve dağlardaki yaylaları Kabardeylere
verilen Malkarlılar bu toprakları geri alamadılar. 1991 yılında kurulan bir komisyon
Kabardeyler ile Malkarlılar arasındaki toprak meselesini çözmek için çeşitli çalışmalar
yaptılar. Bu komisyonunun başkanı olan Ruslar Boziyev Malkarlılara ait olan toprakların
tesbit edilerek geri verilmesi gerektiğini bildirdi. Ancak komisyonun bu kararı
Kabardeyler tarafından kabul edilmedi. Kabardeylerle Malkarlılar arasındaki
etnik gerilimi alevlendiren bir başka konu da Kabardin-Balkar Cumhuriyetine bir
cumhurbaşkanı seçilmesi meselesiydi. Malkarlıların bu seçime karşı çıkmasına rağmen
Kabardeyler 16 Kasım 1991'de bir kongre düzenleyerek cumhurbaşkanlığı seçimlerini
bir oldu-bittiye getirmek istediler. Bu gelişmeler sonucunda 17 Kasım 1991'de
toplanan Malkar Halk Temsilcileri Kongresi Kabardeylerden ayrılarak Müstakil ve
Bağımsız Malkar Cumhuriyetinin kurulduğunu ilan ettiler. Cumhuriyetlerinin
sınırlarını 1944 yılında sürgüne gönderilmeden önceki sınırlar olarak ilan eden
Malkarlılar Kabardeylerin büyük tepkisi ile karşılaştılar. Kabardey 10 Ocak 1992
tarihinde Kabardin-Balkar Cumhuriyetinin başkenti Nalçık şehrinde Büyük Kurultay
adıyla bir kurultay düzenlediler. Bu kurultayda Kabardey'den ayrılarak müstakil
ve bağımsız bir cumhuriyet kurduklarını ilan eden Malkarlılara bir karış dahi
toprak verilmemesi kararlaştırıldı. Kabardey Cumhuriyetinin kurulduğunun ilan
edildiği kurultayda Kabardey'den Karadeniz'e kadar bütün Çerkeslerin ve Abhaz-Abazaların
bir arada hareket edecekleri vurgulanırken Malkarlıların 1863 yılında sahip oldukları
sınırlara geri çekilmeleri gerektiği bildirildi. Kabardeyler Malkar topraklarının
yalnızca Kafkas dağları üzerinde bulunduğuü, kuzeydeki verimli düzlüklerin ise
kendilerine ait olduğunu ileri sürüyorlardı. Malkarlılar'ın sahip oldukları toprakların
sınırlarının 1863 yılında Çarlık Rsuyası döneminde tespit edildiğini iddie eden
Karadeyler, Malkarlıların düzlüklerdeki köylerini terkederek Kafkas dağları üzerindeki
topraklarına çekilmelerini istediler. Bu duruma bir çözüm bulmak için Moskova'dan
bölgeye gelen bir komisyonun Malkarlıları haklı bulması sonucunda Kabardey Cumhuriyeti
Meclis Başkanı Yuri Kalmukov, Malkarlıların dağlara çekilmemeleri durumunda iki
halk arasında bir savaşın çıkacağını açıkladı. 1992 Temmuz ayında, sürgün dönüşünde
Kabardey toprakları içine kurulmuş olan Cangı Malkar adlı köy 500 kadar silahlı
Kabardey tarafından basıldı ve kanlı olaylar meydana geldi. Rus güvenlik güçleri
çatışmayı zor önlediler. Bu arada ağustos ayında özel bir ordu kurduklarını ilan
eden Kabardeyler bölgedeki gerginliği yine artırdılar. Özel ordularını Malkar
köyleri arasındaki bir bölgeye yerleştirileceğini açıklayan Kabardeylere karşılık
Malkarlıların bağımsızlık örgütü "Töre" bunu bir savaş sebebi sayacaklarını
ilan etti. Kabardin-Balkar Cumhuriyetinin nüfusunun %45'ini meydana getiren
Kabardeyler, nüfusun % 10'unu oluşturan Malkarlıların sahip oldukları toprakların
cumhuriyet yüzölçümünün yaklaşık yarısını oluşturmasını kabul edememektedirler.
Ancak Malkar topraklarının büyük bölümü sarp kayalar ve buzullarla kaplı Kafkas
dağlarından oluşmaktadır. Malkarlıların dağ eteklerindeki köylerini terkederek
sarp dağlık araziye yerleştirilmeleri sonucunda ekonomik durumu zaten çok zayıf
olan bu halk iyice açlık ve yoksulluğa mahkum edilecektir. Bugün Kabardin-Balkar
Cumhuriyetinde eşit statüye sahip oldukları iddia edilen Kabardey ve Malkar halkları
arasında tam bir eşitsizlik söz konusudur. Kabardin-Balkar Cumhuriyetinin yüzde
45'ini oluşturan Kabardeyler Kabardin-Balkar meclisinin yüzde 70'ine sahiptiler
ve kendi halklarının lehindeki her türlü karar ve kanunu kolayca çıkartmaktadırlar.
Cumhuriyetteki otuz bakanlıktan yalnızca dördü Malkarlıların elindedir. İçişleri
Bakanlığı ve buna bağlı polis-asker teşkilatı tamamen Kabardeylerden seçilmiştir.
Cumhuriyetin önemli devlet teşkilatlarının tamamı Kabardeylerin elinde ve kontrolü
altındadır. Malkarlılar arasında işsizlik kazançları 2 ile 7 Amerikan doları arasındadır.
Malkarlılar sürgüne gönderilmeden önce, 1944 yılı başlarında 92 köye sahipken,
sürgün sonrasında ancak 30'a yakın köy kurabilmişlerdir. Eski Malkar köyleri terkedilmiş
ve harabeye dönmüştür. Malkarlılar Kabardey'den Karadeniz'e kadar Çerkes
devleti kurma ideali peşinde olan Kabardeylerin diğer Çerkeslerle siyasî, kültürel
ve etnik birlik kurmaları karşısında Karaçaylılar ile siyasî etnik birliği oluşturma
çalışmalarına girdiler. Bu arada Kabardeylerin baskısı karşısında Çeçenlerin desteğini
yanlarında buldular. Bölgelerinin doğusundaki bazı toprakların Osetler tarafından
işgal edilmesi üzerine Osetlerle çatışan Malkarlıların yardımına İnguşların koşması
Karaçay-Malkarlılar ile Çeçen-İnguşlar arasındaki dayanışmayı güçlendirdi.
Malkar Töre teşkilatının çalışmalarından rahatsız olan Kabardey yönetimi
1996 yılında teşkilatı kapattı ve yöneticilerini tutukladı. Kabardin-Balkar
Cumhuriyetinde yaşamakta olan iki bin civarındaki Ahıska Türkü de Kabardeylerin
ağır siyasî, ekonomik ve etnik baskısı altında yaşamaktadır. Sovyet hükümeti tarafından
verilen topraklar ya da bu topraklarda yetiştirdikleri ürünler zorla Kabardeyler
tarafından ellerinden alınmaktadır. Bugün Ahıska Türkleri zaten çaresiz durumunda
olan Malkar Türklerinin hümayesine sığınmaktan başka çıkar yol bulunmamaktadır.
Kabardin-Balkar Cumhuriyetindeki etnik ve siyasî gerilimin yakın gelecekte çözüme
kavuşması zor görünmektedir. Kafkasya ve Türkiye Türkiye
dünyanın dikkatini Kafkasya üzerine çekmede ve Avrupa devletlerinin Kafkasya'ya
yardım etmelerini sağlamada özel bir sorumluluğa sahiptir. Türkiye Kafkasya ülkelerine
yardım edebilecek bir kapasiteye ve bu işte geniş çıkara sahip olmanın getirdiği
bilinçle Kafkasya'da ikinci derece politikalar oynamamalı ve Rusya yüzünden sorumluluklarından
vazgeçilmemelidir. Rusya ile sahip olduğu 500 yıllık komşuluk tecrübesiyle Türkiye,
Amerike ve Avrupayı Kafkasya'ya yönlendirmede önderlik yapmalıdır. Kafkasya
ve Kafkas ötesinde yer alan devlet ve devlet olmayı arzulayan özerk cumhuriyetlerin
hiç biri tamamen demokratk yapıda ve istikrar içinde değildir. Bölgedeki devlet
ve özerk cumhuriyetler kendi askerî güçleri üzerinde siyasî kontrol ve otorite
sağlayamamaktadırlar. Örneğin Çeçenistan'da meydanan gelen terörist girişimler
ve adam kaçırma olayları devlet başkanı Aslan Mashadov'un diğer silahlı gruplar
üzerinde henüz kontrol sağlayamadığını göstermektedir. Kafkasya'da büyük devletleri
de içine çekebilecek bir savaşa sebep olabilecek tehlikeli denetim dışı gruplar
vardır. Silahlı kuvvetler üzerinde etkili kontrolün olmaması bölgesel etnik çatışmaların
yayaılmasına imkan vermektedir. Rusya Kafkasya'daki eski nüfuzuna kavuşmak
için istikrardan değil, tam aksine istikrarsızlıktan ve etnik çatışmalardan medet
ummaktadır. Rusya hükümetinin etnik ilişkilerinden sorumlu komitesinin başkanı,
Başbakan Yardımcısı Sergey Şahray'ın 1993 yılı başlarında verdiği bir demeçte
"Rusyanın toprağı olan Kafkasya'da silahın gücünü göstereceklerini"
açıklaması Rusya'nın Kafkasya politikasına ışık tutmaktadır. Rusya'nın Kafkasya'daki
etnik çatışmalarda tarafsız arabulucu olamayacağını belirten Şahray'ın "Biz
burada uzlaşma arayışı içinde değil, düzen arayışı içindeyiz" şeklinde ifadesi
Rusya'nın Kafkasya'ya müdahale için etnik çatışmalardan ve istikrarsızlıktan yararlanmayı
plânladığı göstermektedir. Moskova'nın istikrarsızlık yaratma ve şiddet
kullanarak nüfuz elde etme politikası karşısında Türkiye'nin Kafkasya konusunda
yeni jeopolitik ve jeostratejik politikalar belirlemesi gerekmektedir. Türkiye
Kafkasya halklarını her yönüyle yakından tanımak ve aralarındaki etnik, tarihi,
sosyo-kültürel ilişki ve akrabalıkları ayrıntılı bir biçimde analiz ederek değerlendirmek
zorundadır. Bu bakımdan Türkiye'nin Kafkasya konusunda masa başı araştırmacılarına
değil, bölgeyi her yönüyle gerçekten tanıyan ve etnik, sosyo- kültürel yapısını
değerlendirebilen gerçek "bölge uzmanları"na ihtiyacı vardır. |