Ülkü Ocakları Eğitim Kültü Vakfı Genel Merkezi Anasayfa Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi

Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
16-03-2005
Tarihinden itibaren

kez ziyaret edilmistir.
 
Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi
KAFKASYA ; ETNİK , SOSYAL ve SİYASİ PROBLEMLER
UFUK TAVKUL
Sayfa1234

platolara kadar yayılmaktadır. Bölgenin diğer asli halkları olan Kabardey ve Besleney Çerkesleri ile Abazalar ise Zelençuk vadisinin ovaya açıldığı kısımlar ile Kuban ırmağının düzlüğe ulaştığı bölgedeki köylerde yaşamaktadırlar. Dolayısıyla bölgenin güneyinde Kafkas dağları üzerindeki dağlık arazi Karaçay bölgesini oluştururken kuzeydeki düzlükler Çerkes- Abaza bölgesini meydana getirmektedir.

Bölgenin kuzeyindeki geniş düzlüklere XVIII. yüzyılda getirilip yerleştirilen Nogaylar, XIX. yüzyıl ortalarında Karaçaylıların dağlardan ovalara yayılmalarını engellemek ve bölgeyi Çarlık Rusyasının kolonisi haline getirmek amacıyla düzlüklere yerleştirilen Ruslar ve Kazaklar, yine XIX. yüzyılda Osetya'dan kaçarak Karaçay bölgesine yerleşip köy kuran Osetler bölgeye sonradan yerleşen etnik grupları oluşturmaktadırlar.

1918 yılında kurulan Birleşik Kafkasya Cumhuriyetinde yer alan Karaçay-Malkarlılar bu cumhuriyetin Sovyetler tarafından yıkılmasından sonra ikiye ayrıldılar. Karaçaylılar 12 Ocak 1922'de kurulan Karaçay - Çerkes özerk bölgesi içinde yer alırken, Malkarlılar da 16 Ocak 1922'de kurulan Kabardin-Balkar Özerk Cumhuriyeti idaresi altına alındılar.

Bu iki cumhuriyetin kurulması sırasında Sovyetler "böl ve yönet" politikasını uygulamay dikkat ettiler. Dil, tarih, kültür ve etnik köken açısından aynı halk olan Karaçay-Malkarlılar sun'i bir biçimde ikiye parçalandılar. Sovyetler aynı şekilde kendilerine adige adını veren Çerkes halkını da üç ayrı özerk cumhuriyet ve bölgeye ayrırarak onların da ileride birleşme tehlikesini önlemeyi plânladı. Böylece Çerkeslerin iki kabilesi olan Kabardey ve Besleneyler Karaçay-Çerkes özerk bölgesi idaresi altına alınırken, Karaçaylıların bir parçası olan Malkarlılar da Kabardeylerin büyük kısmı ile birleştirilerek kurulan Kabardin-Balkar Özerk Cumhuriyetine bağlandılar. 1926 yılında Karaçaylılara özerklik verilerek Kafkas dağları üzerinde Karaçay Özerk Bölgesi kuruldu.

1943 yılına kadar Sovyet rejimine karşı defalarca ayaklanan Karaçaylılar özellikle 1920-30'lu yıllarda kollektifleşme hareketine karşı çıkarak kurdukları çetelerle Sovyet ordusuna karşı aylarca Kafkas dağlarında silahlı mücadeleye giriştiler. Sovyetlerin kollektifleşme hareketleri Kafkasya'nın diğer bölgelerine göre Karaçay'da çok kanlı savaşlarla geçti. Karaçylılar Sovyet rejimine karşı sürdürdükleri bu silahlı mücadeleler yüzünden Sovyet hükümeti ve özellikle Stalin tarafından "komünist rejimin amansız düşmanları" olarak nitelendiriyorlardı. İkinci Dünya Savaşı sırasında Kafkas dağlarında ayaklanarak milli direnişe geçen birliklerini imha ederek Almanların yanında Sovyetlere karşı savaştılar. 1943 yılı yazında Almanların yenilerek Rusya'dan çekilmelerinin ardında 12 Ekim 1943 günü toplanan Sovyetler Birliği Yüksek Prezidyumu Karaçaylıları vatan haini ve düşman işbirlikçisi ilan ederek topyekün Kafkasya'dan Orta Asya ve Sibirya'ya sürülmelerini kararlaştırdı. 2 Kasım 1943 günü Karaçaylılar yediden yetmişe hayvan vagonlarına topyekün sürülen ilk halktılar. Onları 1944 yılında Malkarlıların, Çeçen-İnguşların, Kırım Tatarlarının ve Ahıskalıların sürgünü izledi.

Karaçaylılar sürgüne gönderildikten sonra toprakları Gürcüler ve Çerkesler arasında paylaştırıldı. Özerk bölge sınırları yeniden çizildi. Karaçaylıların bir daha asla Kafkasya'ya dönmeyecekleri düşünülerek yer adları bile değiştirildi.

14 yıl boyunca Kafkasya'dan uzakta sürgünde yaşayan Karaçay halkı Stalin'in ölümünden sonra 1957 yılında Kruşçev tarafından affedilerek vatanlarına geri dönmelerine izin verildi. Karaçay halkının bir kısmı Kırgızistan, Kazakistan ve Özbekistan'daki sürgün yerlerinde kalırken büyük çoğunluğu Kafkasya'ya geri döndü. Ancak bu geri dönüş çözülmesi güç sosyal, siyasî, ekonomik ve manevi durumları çok kötü şartlardaydı. Sürgün sonrasında Gürcü-Svanların ve Çerkeslerin talanına uğrayan eski Karaçay köylerinde tek bir sağlam ev bırakılmamıştı.

Sürgün öncesinde özerk bölge statüsünde olan Karaçay'ın özerkliği geri verilmedi ve 1922 yılında olduğu gibi Karaçay bölgesi Çerkes ve Abazalarla birleştirilerek yeniden Karaçay-Çerkes özerk bölgesi kuruldu. Özerk bölgenin kurulmasıyla birlikte Karaçaylılar ile Çerkes-Abaza, Rus-Kazak etnik grupları arasında etnik ve siyasî problemler yeniden ortaya çıkmaya başladı.

Karaçay halkı sürgünden döndüğü halde Sovyet hükümeti tarafından itibari iade edilmemiş ve siyasî hakları geri verilmemişti. Sürgün sonrasında Karaçaylılar otuz yıl boyunca Sovyet resmi belgelerinde hala "vatan haini", "haydut-çeteci" olarak tanımlanıyorlardı. Kimlik kartının ve pasaportunun milliyet hanesine "Karaçaylı" yazan bir kimsenin devlet kademelerinde yükselmesine imkan yoktu. Kendi özerk bölgesindeki hiçbir idari kadroya Karaçaylılar tayin edilmiyordu. 1982 yılında Bölge Parti Komitesi tarafından yayımlanan bir kitapta Karaçaylıların vatan haini oldukları vurgulanarak komünist rejime karşı olan düşmanlık ve sadakatsizlik anlatılıyor ve Çerkeslerle Rusların Karaçaylılara kaşr tavır almaları isteniyordu.

1976-1982 yılları arasında Karaçay-Çerkes Özerk bölgesinde yayımlanan Rusça "Leninskoe Znamya" gazetesinde Karaçaylıların güvenilmez, rejime karşı, vatan haini bir halk oldukları konusunda birçok makale yazılarak bölgede yaşayan Çerkes, Abaza ve Rusların bütün Karaçay halkına karşı olumsuz tavır almaları sağlandı. Sovyet basını da Karaçaylıların rejim düşmanı ve vatan haini oldukları hakkında asılsız iddialar yayımlanarak bu propagandaya yardımcı oldu.

Karaçaylılar üzerlerine sürülen bu lekeyi temizlemek ve siyasî haklarını elde edebilmek amacıyla Azret Orus önderliğinde "Camagat" adı verilen siyasî örgütü kurdular. Camagat örgütünün çalışmaları sonucunda Sovyet resmi makamları 12 Ekim 1943 yılında Karaçaylıların sürgüne gönderilmeleri ilgili kararın hatalı olduğunu kabul ettiler ve Karaçaylılara atılan iftiraların haksız olduğunu Karaçay halkı sürgünden döndükten ancak 32 yıl sonra, 14 Kasım 1989 tarihinde açıkladılar.

Azret Orus liderliğindeki Camagat örgütü bununla yetinmedi ve Karaçay'ın Çerkes ve Ruslardan ayrılarak müstakil özerk cumhuriyet olması yolunda bir mücadele başlattı. Karaçay Halk Temsilciler Meclisinin 17 Kasım 1990'da düzenlediği kongrede Karaçay Cumhuriyeti ilan edildi. Ancak bu karar Sovyet hükümeti tarafından resmen kabul edilmedi. Karaçaylıların bağımsızlık ilan etmeleri yalnızca bölgede yaşayan Çerkes ve Abazalar arasında değil, Rus ve Ukrayna Kazakları arasında da gerginlik yarattı.

Sovyetler Birliği'nin dağılmasiyla birlikte Rusya Federasyonu sınırları içinde kalan Karaçay-Çerkes Özerk Bölgesine Özerk Cumhuriyet statüsü verilmesi de Kararçaylıların bağımsızlık isteklerini yatıştırmadı.

1992 Ağustos ayı içinde Karaçay Halk Meclisi toplanarak Rusya'dan bağımsızlık kararı aldı. Bağımsız Karaçay Cumhuriyetinin meclisini kurma çalışmalarını başlatan Karaçaylılara ilk destek Çeçen Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Cohar Dudayev'den geldi. Karaçay'a gelerek Karaçayevks şehrinde halk meclisinin toplantısında bir konuşma yapan Dudayev, Çeçenlerin her zaman Karaçaylıların yanında olduklarını bildirdi.

1993 yılından itibaren Karaçay bölgesinde yer alan Rus köylerinin ahalisi köylerini terkederek Rusya'ya göç etmeye başladılar. Boşalan köylere dağlık bölgelerdeki köylerde yaşayan Karaçaylılar yerleştiler ve birkaç yıl içinde Karaçay nüfusu Kafkas dağlarından Çerkesk şehri sınırlarına kadar uzanan bölgeye yayıldı. Doğal nüfus artışları Çerkes ve Abazalardan fazla olan Karaçaylılar bölgenin nüfus oranlarını da kendi lehlerine çevirmeye başladılar. Örneğin 1979-1989 yılları arasında Abaza nüfusu yüzde 14.6, Çerkes nüfusu yüzde 12.7 artarken Karaçay nüfusu yaklaşık yüzde 20 artışa sahipti. 1989 sonrası bu durumun Karaçaylıların lehine artarak devam ettiği gözlemlenmiştir.

1991 yılında kurulan Dünya Çerkes Birliği adlı teşkilatın Adige, Karaçay-Çerkes ve Kabardin-Balkar Cumhuriyetlerinde yaşamakta olan Çerkeslerin tek cumhuriyet ve ortak sınırlar içinde toplanarak Kabardey'den Karadeniz'e kadar uzanan bölgede Adige devleti kurma çalışmalarına girişmesi Karaçaylılar ile Çerkesler arasındaki etnik gerilimi artırdı.

Dünya Çerkes Birliği adlı teşkilatın merkezi Çerkeslerin yüzde on nüfusa sahip olduğu Karaçay-Çerkes Özerk Cumhuriyetin başkenti Çerkessk'e taşınarak buradaki Çerkeslere Adige ve Kabardin-Balkar Cumhuriyetlerinde yaşamakta olan Çerkesler tarafından destek verilirken, Abazaların da Çerkeslerle kaynaşması amaçlandı.

Karaçay-Çerkes Özerk Cumhuriyetinde Karaçaylılar ile Çerkes-Abaza-Rus-Kazak etnik grupları arasında henüz silahlı etnik çatışma yaşanmamakla birlikte, etnik gerilimin ileride bir çatışmaya sebep olması sürpriz olmayacaktır.

Kabardin-Balkar Özerk Cumhuriyetinde Etnik Problemler


Tarih, kültür, etnik köken ve dil açısından Karaçaylıların bir parçası olan Malkarlılar Sovyet döneminde Karaçaylılardan ayrılarak sun'i ve uydurma bir etnik isim olan Balkar adıyla Kabardin-Balkar Özerk Cumhuriyetine bağlandılar. 8 Mart 1944'te Karaçylılar ve Çeçen-İnguşlar gibi Kafkasya'dan sürülen Malkarlılar 1957 yılından itibaren Kafkasya'ya dönerek eski topraklarına yerleştiler. Sürgün sonrasında birçok köyleri ve dağlardaki yaylaları Kabardeylere verilen Malkarlılar bu toprakları geri alamadılar. 1991 yılında kurulan bir komisyon Kabardeyler ile Malkarlılar arasındaki toprak meselesini çözmek için çeşitli çalışmalar yaptılar. Bu komisyonunun başkanı olan Ruslar Boziyev Malkarlılara ait olan toprakların tesbit edilerek geri verilmesi gerektiğini bildirdi. Ancak komisyonun bu kararı Kabardeyler tarafından kabul edilmedi.

Kabardeylerle Malkarlılar arasındaki etnik gerilimi alevlendiren bir başka konu da Kabardin-Balkar Cumhuriyetine bir cumhurbaşkanı seçilmesi meselesiydi. Malkarlıların bu seçime karşı çıkmasına rağmen Kabardeyler 16 Kasım 1991'de bir kongre düzenleyerek cumhurbaşkanlığı seçimlerini bir oldu-bittiye getirmek istediler. Bu gelişmeler sonucunda 17 Kasım 1991'de toplanan Malkar Halk Temsilcileri Kongresi Kabardeylerden ayrılarak Müstakil ve Bağımsız Malkar Cumhuriyetinin kurulduğunu ilan ettiler.

Cumhuriyetlerinin sınırlarını 1944 yılında sürgüne gönderilmeden önceki sınırlar olarak ilan eden Malkarlılar Kabardeylerin büyük tepkisi ile karşılaştılar. Kabardey 10 Ocak 1992 tarihinde Kabardin-Balkar Cumhuriyetinin başkenti Nalçık şehrinde Büyük Kurultay adıyla bir kurultay düzenlediler. Bu kurultayda Kabardey'den ayrılarak müstakil ve bağımsız bir cumhuriyet kurduklarını ilan eden Malkarlılara bir karış dahi toprak verilmemesi kararlaştırıldı. Kabardey Cumhuriyetinin kurulduğunun ilan edildiği kurultayda Kabardey'den Karadeniz'e kadar bütün Çerkeslerin ve Abhaz-Abazaların bir arada hareket edecekleri vurgulanırken Malkarlıların 1863 yılında sahip oldukları sınırlara geri çekilmeleri gerektiği bildirildi.

Kabardeyler Malkar topraklarının yalnızca Kafkas dağları üzerinde bulunduğuü, kuzeydeki verimli düzlüklerin ise kendilerine ait olduğunu ileri sürüyorlardı. Malkarlılar'ın sahip oldukları toprakların sınırlarının 1863 yılında Çarlık Rsuyası döneminde tespit edildiğini iddie eden Karadeyler, Malkarlıların düzlüklerdeki köylerini terkederek Kafkas dağları üzerindeki topraklarına çekilmelerini istediler. Bu duruma bir çözüm bulmak için Moskova'dan bölgeye gelen bir komisyonun Malkarlıları haklı bulması sonucunda Kabardey Cumhuriyeti Meclis Başkanı Yuri Kalmukov, Malkarlıların dağlara çekilmemeleri durumunda iki halk arasında bir savaşın çıkacağını açıkladı. 1992 Temmuz ayında, sürgün dönüşünde Kabardey toprakları içine kurulmuş olan Cangı Malkar adlı köy 500 kadar silahlı Kabardey tarafından basıldı ve kanlı olaylar meydana geldi. Rus güvenlik güçleri çatışmayı zor önlediler. Bu arada ağustos ayında özel bir ordu kurduklarını ilan eden Kabardeyler bölgedeki gerginliği yine artırdılar. Özel ordularını Malkar köyleri arasındaki bir bölgeye yerleştirileceğini açıklayan Kabardeylere karşılık Malkarlıların bağımsızlık örgütü "Töre" bunu bir savaş sebebi sayacaklarını ilan etti.

Kabardin-Balkar Cumhuriyetinin nüfusunun %45'ini meydana getiren Kabardeyler, nüfusun % 10'unu oluşturan Malkarlıların sahip oldukları toprakların cumhuriyet yüzölçümünün yaklaşık yarısını oluşturmasını kabul edememektedirler. Ancak Malkar topraklarının büyük bölümü sarp kayalar ve buzullarla kaplı Kafkas dağlarından oluşmaktadır. Malkarlıların dağ eteklerindeki köylerini terkederek sarp dağlık araziye yerleştirilmeleri sonucunda ekonomik durumu zaten çok zayıf olan bu halk iyice açlık ve yoksulluğa mahkum edilecektir.

Bugün Kabardin-Balkar Cumhuriyetinde eşit statüye sahip oldukları iddia edilen Kabardey ve Malkar halkları arasında tam bir eşitsizlik söz konusudur. Kabardin-Balkar Cumhuriyetinin yüzde 45'ini oluşturan Kabardeyler Kabardin-Balkar meclisinin yüzde 70'ine sahiptiler ve kendi halklarının lehindeki her türlü karar ve kanunu kolayca çıkartmaktadırlar. Cumhuriyetteki otuz bakanlıktan yalnızca dördü Malkarlıların elindedir. İçişleri Bakanlığı ve buna bağlı polis-asker teşkilatı tamamen Kabardeylerden seçilmiştir. Cumhuriyetin önemli devlet teşkilatlarının tamamı Kabardeylerin elinde ve kontrolü altındadır. Malkarlılar arasında işsizlik kazançları 2 ile 7 Amerikan doları arasındadır. Malkarlılar sürgüne gönderilmeden önce, 1944 yılı başlarında 92 köye sahipken, sürgün sonrasında ancak 30'a yakın köy kurabilmişlerdir. Eski Malkar köyleri terkedilmiş ve harabeye dönmüştür.

Malkarlılar Kabardey'den Karadeniz'e kadar Çerkes devleti kurma ideali peşinde olan Kabardeylerin diğer Çerkeslerle siyasî, kültürel ve etnik birlik kurmaları karşısında Karaçaylılar ile siyasî etnik birliği oluşturma çalışmalarına girdiler. Bu arada Kabardeylerin baskısı karşısında Çeçenlerin desteğini yanlarında buldular. Bölgelerinin doğusundaki bazı toprakların Osetler tarafından işgal edilmesi üzerine Osetlerle çatışan Malkarlıların yardımına İnguşların koşması Karaçay-Malkarlılar ile Çeçen-İnguşlar arasındaki dayanışmayı güçlendirdi.

Malkar Töre teşkilatının çalışmalarından rahatsız olan Kabardey yönetimi 1996 yılında teşkilatı kapattı ve yöneticilerini tutukladı.

Kabardin-Balkar Cumhuriyetinde yaşamakta olan iki bin civarındaki Ahıska Türkü de Kabardeylerin ağır siyasî, ekonomik ve etnik baskısı altında yaşamaktadır. Sovyet hükümeti tarafından verilen topraklar ya da bu topraklarda yetiştirdikleri ürünler zorla Kabardeyler tarafından ellerinden alınmaktadır. Bugün Ahıska Türkleri zaten çaresiz durumunda olan Malkar Türklerinin hümayesine sığınmaktan başka çıkar yol bulunmamaktadır. Kabardin-Balkar Cumhuriyetindeki etnik ve siyasî gerilimin yakın gelecekte çözüme kavuşması zor görünmektedir.

Kafkasya ve Türkiye

Türkiye dünyanın dikkatini Kafkasya üzerine çekmede ve Avrupa devletlerinin Kafkasya'ya yardım etmelerini sağlamada özel bir sorumluluğa sahiptir. Türkiye Kafkasya ülkelerine yardım edebilecek bir kapasiteye ve bu işte geniş çıkara sahip olmanın getirdiği bilinçle Kafkasya'da ikinci derece politikalar oynamamalı ve Rusya yüzünden sorumluluklarından vazgeçilmemelidir. Rusya ile sahip olduğu 500 yıllık komşuluk tecrübesiyle Türkiye, Amerike ve Avrupayı Kafkasya'ya yönlendirmede önderlik yapmalıdır.

Kafkasya ve Kafkas ötesinde yer alan devlet ve devlet olmayı arzulayan özerk cumhuriyetlerin hiç biri tamamen demokratk yapıda ve istikrar içinde değildir. Bölgedeki devlet ve özerk cumhuriyetler kendi askerî güçleri üzerinde siyasî kontrol ve otorite sağlayamamaktadırlar. Örneğin Çeçenistan'da meydanan gelen terörist girişimler ve adam kaçırma olayları devlet başkanı Aslan Mashadov'un diğer silahlı gruplar üzerinde henüz kontrol sağlayamadığını göstermektedir. Kafkasya'da büyük devletleri de içine çekebilecek bir savaşa sebep olabilecek tehlikeli denetim dışı gruplar vardır. Silahlı kuvvetler üzerinde etkili kontrolün olmaması bölgesel etnik çatışmaların yayaılmasına imkan vermektedir.

Rusya Kafkasya'daki eski nüfuzuna kavuşmak için istikrardan değil, tam aksine istikrarsızlıktan ve etnik çatışmalardan medet ummaktadır. Rusya hükümetinin etnik ilişkilerinden sorumlu komitesinin başkanı, Başbakan Yardımcısı Sergey Şahray'ın 1993 yılı başlarında verdiği bir demeçte "Rusyanın toprağı olan Kafkasya'da silahın gücünü göstereceklerini" açıklaması Rusya'nın Kafkasya politikasına ışık tutmaktadır. Rusya'nın Kafkasya'daki etnik çatışmalarda tarafsız arabulucu olamayacağını belirten Şahray'ın "Biz burada uzlaşma arayışı içinde değil, düzen arayışı içindeyiz" şeklinde ifadesi Rusya'nın Kafkasya'ya müdahale için etnik çatışmalardan ve istikrarsızlıktan yararlanmayı plânladığı göstermektedir.

Moskova'nın istikrarsızlık yaratma ve şiddet kullanarak nüfuz elde etme politikası karşısında Türkiye'nin Kafkasya konusunda yeni jeopolitik ve jeostratejik politikalar belirlemesi gerekmektedir. Türkiye Kafkasya halklarını her yönüyle yakından tanımak ve aralarındaki etnik, tarihi, sosyo-kültürel ilişki ve akrabalıkları ayrıntılı bir biçimde analiz ederek değerlendirmek zorundadır. Bu bakımdan Türkiye'nin Kafkasya konusunda masa başı araştırmacılarına değil, bölgeyi her yönüyle gerçekten tanıyan ve etnik, sosyo- kültürel yapısını değerlendirebilen gerçek "bölge uzmanları"na ihtiyacı vardır.

Sayfa1234

Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi
Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi
Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi
Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi
Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi
Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi
Sitemizle ilgili Görüş ve Önerilerinizi yazabilirsiniz...