Ülkü Ocakları Eğitim Kültü Vakfı Genel Merkezi Anasayfa Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi

Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
16-03-2005
Tarihinden itibaren

kez ziyaret edilmistir.
 
Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi
DÜNYADA ve TÜRKİYE'DE YÜKSELEN MİLLİYETÇİLİK
DR. FAHRİ ATASOY
Sayfa123

tanımladıkça, farklı din ve etnik yapılara mensup insanlarla kendileri arasında birbirine karşı "biz" ve "onlar" ilişkisinin var olduğunu görmekteyiz (1995: 20). Böyle bir tanımlama medeniyetler arasında iki cepheli bir çatışmanın habercisidir. Bir taraftan birbirine yakın kültürlere sahip devletlerin oluşturdukları ittifaklar arası çatışma, diğer taraftan mikro seviyede meydana gelen bölünmelerin ortaya çıkardığı "biz" ve "onlar" tanımlamasının sonucu doğacak çatışmalar. Bunlar ise etnik çatışmaları gündeme getirmektedir.

Etnik ayırımcılıkla ilgili "Türkiye, İngiltere, Fransa, İspanya" örneklerini ele alan bir başka çalışmada ise etniklik, siyasal şiddetle birlikte ele alınmaktadır. Toplumsal bütün içindeki ortak simgelerin gittikçe zayıflaması sonucu yalnızlığa itilen bazı alt gruplar, kendi grup kimliklerini ön plana çıkartarak yalnızlıktan kurtulma çabası göstermektedirler. Derinden gelen ve bir süreklilik taşıyan etnik ciddiyet bilinci, tarihin bazı dönemlerinde ve farklı kuşaklar arasında farklı düzeylerde ortaya çıkabilmektedir (Yılmaz 1994: 21). Türkiye'de ve dünyanın bazı ülkelerinde ortaya çıkan etnik ayırımcılık ve mikro milliyetçilik, farklı temellerde gelişmektedir. Örneğin Türkiye ve İngiltere'de ortaya çıkan etnik temelli terör hareketlerine bakacak olursak bazı benzerlikler görmemize rağmen, önemli farklılıklar vardır. İngiltere'de IRA örgütünün liderliğinde gelişmiş olan etnik hareketin hem etnik hem dinî ayrılıklara dayandığı görülmektedir. Aynı zamanda İngiltere'de kurulmuş bir devletle bütünleşme isteği vardır. Türkiye'de ise dinîn toplumsal yapıda oluşturduğu bütünleştirici fonksiyonuna dayalı olarak yüzyıllardır beraber yaşayan bir toplum karşımızdadır (Yılmaz 1994: 110). En son noktada ayrılıkçı bir terör hareketine dönüşmesinde başka sosyo-kültürel ve ekonomik nedenler vardır. Konu Türkiye'nin yüzyıllardır geçirmekte olduğu sosyal değişme çizgisiyle ilgilidir. Bu esnada insanları toplum olarak bir arada tutan kültürel kodların ve simgelerin ortadan kalkması ve yerine daha güçlülerinin ikame edilememesi en önemli nedentir. Bu anlamda Türkiye'nin bütünü bakımından da birtakım sıkıntılar yaşandığı gözlenmektedir.

Dünya üzerindeki etnik çatışmaların artması, etnikliğin tanımına göre farklı boyutlarda yorumlanabilmektedir. Etniklik soy faktörüne göre tanımlanırsa farklı, alt kültür faktörüne göre tanımlanırsa farklı, din faktörüne göre tanımlanırsa farklı manzaralar karşımıza çıkmaktadır. Meselâ, Türkiye'de devlet sınırları içinde ırk ve din bakımından farklı olan bazı gruplar etnik unsurlar olarak kabul edilebilirken, kültürel ve tarihsel olarak birbirine kaynaşmış ve farklılıkları alt kültür olarak görülebilecek olanlar ise bunun dışında tutulabilir. Zaten alt kültürleri etniklik belirleyicisi olarak aldığımızda mahalli farklılıkların belirgin özellikleri toplumun parça parça olmasına yol açabilecektir. Fakat böyle bir şeyin sosyal gerçeklikle ve bilimsel bilgilerle ilişkisi yoktur. Son zamanlarda dünya üzerinde özellikle Sovyetlerin ve Yugoslavya'nın dağılmasıyla ortaya çıkan manzarada karşılaşılan farklı grup kimlikleri etnik olmaktan çıkıp milliyet esasına dayalı kabul edilebilir. Çünkü kimliklerini tanımlamakta bu grupların sadece ırk faktörüyle değil, fazlasıyla din ve kültürel farklılıklara davalı olarak yaptıkları söylenebilir. O zaman 20. yüzyılın sonunda dördüncü dalga olarak yükselen bir millîyetçilikten bahsetmek mümkündür.

Yirminci Yüzyılın Sonunda Yükselen Milliyetçilik

İkinci Dünya Savaşından sonra dünya iki kutuplu bir kamplaşmaya girmiştir. Bir tarafta kapitalizmin kalesi durumunda Amerika, diğer tarafta komünist ideolojinin temsilcisi Sovyetler Birliği. Bunların dışında kalan ülkeler güçler dengesi bakımından dikkate fazla alınmayan Üçüncü Dünya Ülkeleri olarak anılmaktaydı. Bu kamplaşmanın doğurduğu gerginlik ise Soğuk Savaş olarak adlandırılmıştır. Bu dönemde milliyetçiliğin uzun bir süre gerilediği söylenebilir. Enternasyonel komünizmin milliyet farklarını reddetmesi ve dünyada tek sınıf hakimiyetine dayalı bir komünist toplumsal yapı oluşturmayı hedeflemesi. Sovyetlerin hasım milletler üzerinde baskı yoluyla hâkimiyet kurmasına gerekçe oluşturmaktaydı. Bu anlamda Sovyet Bloku içinde yer almak zorunda kalan ülkelerde milliyetçi akımlar boy gösteremiyor veya şiddetle bastırılıyordu. Amerika'nın öncülüğündeki hür dünya ülkeleri ise, kendi konumlarını bir Sovyet tehdidine göre ayarladıkları ve birbirine muhtaç oldukları için milliyetçilik duygularını fazla ön plana çıkarmıyorlardı.

Milliyetçiliği bastırmaya tipik örnek Sovyetlerin Macaristan'da silâhlı müdahaleyle rejimini bütün muhalefete rağmen yerleştirme girişimidir. Bu yıllarda henüz dünya konjonktürü milliyetçi akımları güçlendirecek durumda değildi ve Macar gençlerinin Sovyet tankları altında ezilmelerine seyirci kalındı. Bu aynı zamanda diğer millî unsurların bastırılması için büyük bir gözdağı olmuştur. Çünkü Sovyet Bloku farklı din ve milliyet dokusunu yok ederek oluşturmaya çalıştığı tek sınıflı toplum için bunu şart görmektedir. Bu yüzden de Isaiah Berlin'in belirttiği gibi milliyetçilik üzerine en şiddetli baskıyı kırk milyon insanı katlederek Stalin yapmıştır, ama yine de öldürememiştir. "Milliyetçilik mezar taşı yerinden oynar oynamaz bütün kiniyle hortlayıverdi" (1992: 8). Bunun dışında karşı paktta yer alan Almanya ilk fırsatta Berlin duvarını yıkarak birleşme yoluna gitmiştir. O zamana kadar Batı Almanya milliyetçi duygularını hür dünya bloku içinde kontrol altında tutuyorken, zamanı gelince yavaş yavaş tırmandırmaya başlamıştır. Dünya politikasında daha etkin rol alma girişimleri ve siyasi olmayan toplumsal olarak takdim edilen yabancı düşmanlığının artması, bastırılmış milliyetçilik duygularının yükselmesini göstermektedir.

Sovyetler Birliğinin güttüğü küresel entegrasyon projesi, 1970'li yıllarda sıkıntıya girmeye başlamış ve 1980'li yıllarda dağılma sürecine girmiştir. Özellikle Afganistan'da kurmaya çalıştıkları komünist yönetimin pekişmesi için yaptıkları silâhlı müdahale, iç sıkıntılarının açığa çıkmasına vesile olmuştur. Afganistan'daki gelişen tepki hareketi ise dinî temelli millîyetçilik hareketidir. Ülkelerini ve geleneksel kültürlerini koruyarak kendi kaderlerini tayin etme iradeleri bu mücadelenin motoru olmuştur. Sonradan içinden çıkılmaz bir kaosa sürüklenmiş olmaları ise farklı bir problemdir. Sovyetlerin evrensellik iddiası içeren totaliter komünist rejimi, köklü millî kültürleri yok edemediği ve hem siyasi hem ekonomik olarak düzlüğe çıkamadığı zaman, bunu rasyonel bir biçimde tasfiye yoluna gitmiştir. Bu noktada Gorbaçov'un fonksiyonu ve Rus milliyetçiliğinin etkisi önemlidir. Çünkü komünist sistemi de kendi millî çıkarları doğrultusunda kullanmış olan komünist Rus entellektüelleri, artık kendilerine külfet olmaya başlayan diğer toplumlardan kurtulmayı tercih etmişlerdir. Eğer zoraki bir ayrılma veya beraberlik isteği olsaydı, kan dökmeye alışkın olan Sovyetlerin bundan sakınmayacağı şüphesizdir. Bunun için soğukkanlı dağılma işleminin, ancak rasyonel değerlendirmeler üzerine yapılabileceği kanaatini taşıyoruz.

1990'lı yıllarda bu yüzyılın her hangi bir zamanından daha fazla sayıda yeni milli devlet kurulmuştur. SSCB ile Yugoslavya'nın dağılışı şimdiye kadar milletler arası düzeyde tanınan egemen birimlerin sayısına on altı devlet daha eklemiştir (Hobsbawm 1993- 192). Özellikle Orta Asya'da bağımsızlıklarını çok garip bir şekilde kazanan ülkelerin durumu, oldukça ilginçtir. Bir taraftan uzun yıllar komünist evrenselci ideolojinin silmeye çalıştığı millî bilincin tekrardan canlandırılması: diğer taraftan kendi kültürel kaderlerini tayin edebilecek, iradelerini kullanabilecekleri bir güvenlik imkânından mahrum kalmaları büyük problem doğurmaktadır (Raşid 1996: 272). Milliyetçilik rüzgârının yükselmesi millî kimliklerin hemen kabullenilmesini ve huzurun kazanılmasını sağlıyor değildir. Aksine birçok faktörün etkisinde gelişen dünya olayları, yükselen milliyetçiliklerin birtakım ihtilâflarla çatışmalarına neden olmaktadır. Özellikle dinî ve kültürel farklılık taşıyan gruplar arasındaki ihtilâflar çabuk bir şekilde çatışmaya dönüşmektedir.

Milliyetçiliğin bu yükselişi artık milletlerin kimliklerini yok etmeye yönelik olarak baskı altında tutulamayacağını göstermektedir. Carr'ın ve Hobsbawm'ın tespitiyle milletler ve millîyetçiliğin en parlak dönemi şüphesiz, XIX. yüzyıldır. Orta çağdan sonra modernleşmeyle beraber ulus- devlet bilincinin yükselmesiyle birlikte ikinci dönemi oluşturan geçen asır, çok sayıda milletin bağımsız devletler olarak örgütlenmelerine sahne olmuştur. Özellikle imparatorlukların zayıflaması ve dağılması sonucunda buralarda yer alan millî topluluklar bu yükselen milliyetçilik rüzgârından etkilenmiş ve çok istifade etmişlerdir. Milliyetçiliğin ikinci büyük harbe doğru daha totaliter ve ırkçı bir yapıya bürünmesi yine milletler camiasına zararı olmuştur. Dünya bunun doğurduğu acıların ve ıstırapların sonucunda ister istemez milliyetçi hareketlere mesafeli durmuştur. Aynı zamanda evrenselci-kozmopolit sistemlerin kendilerine zemin bulması, milletlerin kimliğini yok etmeye ve baskı altında tutmaya yönelik çabalarını artırmıştır. Bunu hem kapitalist hem de komünist sistemler için söylemek mümkündür. Son noktada dünyada meydana gelen gelişmeler milletlerin kendi iradelerini kullanmalarına ve kimliklerini korumalarına bir imkân sağlamış ve dünya yeni bir milliyetçilik rüzgârı ile karşı karşıya gelmiştir.

Sonuç

Dünyamızda ekonomik ve kültürel globalleşmenin artmakta olduğu yüzyılımızın, hatta bin yılımızın sonunda milliyetçilik akımlarının öldürülemediği de bir taraftan gözlenmektedir. Kitle iletişim araçlarının saygınlaşması ve etki gücünün artması, insanların hayat tarzlarında ve tüketim ihtiyaçlarında giderek benzerlikler ve aynılaşmaların görülmesi gittikçe farklılıkları ortadan kalkacağına yönelik bir beklenti doğurmuştur. Genelde milliyetçiliğe karşı olan anlayışlar evrenselciliği savunan anlayışlardır. Bu anlamda Sovyetlerin uygulamaya koyduğu komünist ideoloji milli kimlikleri silmek için elinden geleni yapmış olsa da sonunda geri çekilmek durumunda kalmıştır. Bunların iflâs bayrağını çekmeleri diğer kozmopolit bir anlayışın iştahını kabartmış ve kapitalist sistemin zaferini ilân eden çıkışlara neden olmuştur. Fakat her şeye rağmen kültürlerin küllenmiş olsalar da ölmedikleri ve yeniden dirilebilecekleri ortaya çıkmıştır.

Dünya tarihi inişli çıkışlı geleceğe doğru devam eden bir süreç olarak birçok olayı içinde saklamaktadır. Însanlar bu gelişmeleri doğru değerlendirerek kendilerine çıkış yolu bulma imkânına sahiptir. Her ne kadar Karl R. Popper, sosyal olayların gelişmesinde geleceğe yönelik öndeyilerde bulunulamayacağını iddia etmekte ve büyük oranda haklı olsa da: geçmişe doğru baktığımızda bu olaylarda da bir düzenlilik ve devamlılık görmekteyiz. Milliyetçilik de bunu gösteren bir örnektir. Tarihin belli bir döneminde ortaya çıkan milliyetçilik zamanın ve mekânın şartlarına göre şekil almış, etkili olmuş ve zaman zaman yükselmiştir. Üzerinde birçok faktörün etkisi vardır. Hatta kozmopolit sistemleri kendilerine maske yapan bazı ülkelerin alttan alta kendi milli çıkarları doğrultusunda hareket ettikleri; görülebilir. Buna hem Rusya'yı hem de Amerika'yı örnek olarak verebiliriz.

Milliyetçiliğin Türkiye'yi ilgilendiren yönü dünya tarihinin gelişimi açısından son derece önemlidir. Belli bir süre milliyetçiliğin batıda olduğundan daha gecikmeli ortaya çıktığı ve zor geliştiği söz konusuysa da, bunun çeşitli nedenleri vardır. Nihai olarak Osmanlı'nın dağılması ve Türk millî kimliğinin bilinç düzeyinde yükselmeye başlaması, imparatorluktan bir milli devlet çıkartılmasına neden olmuştur. Birinci Dünya Savaşı sonunda fiili olarak yok olma tehlikesi taşıyan Türk millî varlığı, büyük bir mücadele sonunda korunabilmiştir. Fakat bundan sonra devam eden kültürel hücumlar Türklerin kendi kültürleriyle ilgili birtakım zaafların doğmasına neden olmuştur. Bunda da evrenselciliği savunan Batılı akımların Türkiye'yle kendilerine uygun zemin bulması etkili olmuştur. Milliyetçiliğin bu anlamda tekrardan sekteye uğradığını söyleyebiliriz. İşte son milliyetçilik rüzgârlarının Türkiye'yi çok ilgilendirmesine rağmen beklenen tepkilerin gelişmemesinde bunun etkisi vardır. Milliyetçilikten özenle uzak duran bazı entellektüellerimiz ve siyasilerimiz, karşılarına çıkan bu sosyal gerçekle yüz yüze geldiklerinde şaşkınlıklarını gizleyememektedirler. Kırım Türklerinin lideri Mustafa Cemiloğlu Türkiye'ye geldiğinde onun da Türkçe konuştuğunu gören bir parlamenter, şaşkınlığını gizlemeyerek bu kadar güzel Türkçe konuşmayı nereden öğrendiğini sorabilmiştir.

Milliyetçiliğin çağımızın bir sosyal gerçeği olduğunda ve gücünün tahmin edilenin çok üstünde olduğunda genelde bir ittifak vardır. Pek çok uluslararası olayın meydana gelmesinde önemli bir etken olarak karşımızda durmaktadır. Milliyetçilik temeline dayalı hareketler dünya siyasal yapılaşmasını değiştirebilmektedir. Bunun dinamikleri, ancak toplumları oluşturan unsurların iyi bilinmesinden geçer. Bir toplumdaki etnik, kültürel, dinî unsurlar ve birbirine etkileri iyi bilindiği takdirde karşılaşılan problemler buna göre çözümlenebilir. Bir toplumun dünya üzerinde kendini kabul ettirebilmesi ve güçlenebilmesi de bu dengeleri iyi ayarlamasına bağlıdır. Bunun farkında olan batılılar ve özellikle Amerikalılar ilişkili oldukları bütün devletlerin içindeki bu tür unsurlarını tahlil eden araştırmalar yapmaktadırlar. Bu onların siyasi ve ekonomik çıkarlarına hizmet etmeye yöneliktir. Türkiye gibi ülkelerin bunun farkına varamayışı gerçeklerden uzak hayali bir ortamda yaşayan insanların durumuna benzer.

Kaynaklar

ANDREWS, Peter, (1992). Türkiye'de Etnik Gruplar, Çev. Mustafa Küpüşoğlu, Ant Yayınları, İstanbul.
BERLIN, Isaiah, (1992). "Volksgeist'ın Dönüşü", Çev. İ.Hakkı Yılmaz, NPQ Türkiye Dergisi, Kış-1992.
CARR, Edward H, (1990). Milliyetçilik ve Sonrası, Çev. Osman Akın, İletişim Yayınları, İstanbul.
CASSIRER, Ernst, (1984). Devlet Efsanesi, Çev. Necla Arat, Remzi Kitabevi, İstanbul.
GOLDSCHEIDER, Calvin, (1995). Population, Etnicity and Nation-Building, Westview Press, San Fransisco.
GÖKÇE, Birsen, (1996). Türkiye'nin Toplumsal Yapısı, Ankara.
GÜNGÖR, Erol, (1981). İslâmın Bugünkü Meseleleri, Ötüken Yayınları, İstanbul.
HAYES, Carlton, (1995). Milliyetçilik: Bir Din, Çev. Murat Çiftkaya, İz Yayıncılık, İstanbul.
HOBSBAWM, Eric, (1993). 1780'den Günümüze Milletler ve Milliyetçilik, Çev. Osman Akınhay, Ayrıntı Yayınları, İstanbul.
HOCAOĞLU Durmuş, (1996). "Ulus-Devlet, Millet-Milliyetçilik Üzerine Bir Tahlil", Türk Yurdu Dergisi, 109. Sayı, Eylül-1996.
HUNGINGTON, Samuel P, (1993). Üçüncü Dalga, Çev. Ergun Özbudun, Türk Demokrasi Vakfı Yayınları, Ankara.
---, (1995). Medeniyetler Çatışması mı?, Çev. Mustafa Çalık, Vadi Yayınları, Ankara.
MACHIAVELLI, Nicollo, (1994). Hükümdar, Çev. Selahattin Bağdatlı, Sosyal Yayınlar, İstanbul.
MILLER, David, (1995). On Nationality, Clarendon Press, Oxford.
OBA, Ali Engin, (1995). Türk Milliyetçiliğinin Doğuşu, İmge Kitabevi, Ankara.
POPPER, K.Raymond, (1989). Açık Toplum ve Düşmanları, II. Cilt. Çev. H.Rızatepe, 2.b., İstanbul.
RAŞİD, Ahmed, (1996). Orta Asyanın Dirilişi, Çev. Osman Deniztekin, Cep Kitapları, İstanbul.
ROUSSEAU, Jean Jacques, (1982). Toplum Sözleşmesi, Çev. Vedat Günyol, Adam Yayıncılık, İstanbul.
SARINAY, Yusuf, (1994). Türk Milliyetçiliğinin Gelişimi ve Türk Ocakları (1912-1931), Ötüken Yayınları, İstanbul.
SMITH, Anthony D., (1992). Ethnicity and Nationalism, Newyork.
---, (1995). Nations and Nationalism in a Global Era, Polity Press, Cambridge.
SOROKIN, Pitirim, (1962). Social and Culturel Dynamics, V. I, New York.
TAYLOR, Charles, (1996). Çok Kültürcülük: Tanınma Politikası, Çev. Yurdanur Salman, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul.
TÜRKDOĞAN, Orhan, (1997). Etnik Sosyoloji, Timaş Yayınları, İstanbul.
ÜLKEN, H.Ziya, (1976). Millet ve Tarih Şuuru, Dergah Yayınları, İstanbul.
---, (1979). Türkiye'de Çağdaş Düşünce Tarihi, Ülken Yayınları, İstanbul.
WALLERSTEIN, Immanuel, (1993). Jeopolitik ve Jeokültür, Çev. Mustafa Özel, İz Yayıncılık, İstanbul.
YILMAZ, Aytekin, (1994). Etnik Ayırımcılık, Vadi Yayınları, Ankara.

Sayfa123


Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi
Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi
Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi
Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi
Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi
Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi
Sitemizle ilgili Görüş ve Önerilerinizi yazabilirsiniz...