Ülkü Ocakları Eğitim Kültü Vakfı Genel Merkezi Anasayfa Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi

Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
16-03-2005
Tarihinden itibaren

kez ziyaret edilmistir.
 
Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi
TANZİMAT'TAN CUMHURİYET'E
TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ
DOÇ. DR. YUSUF SARINAY
Sayfa123

program mahiyetini taşıyordu41. C.W. Hoster'e göre, 1848 "Komünist Manifestosu" komünistler için nasıl bir rol oynamışsa, Akçura'nın makalesi de Türkçüler için benzer bir rol oynamıştır(42).

Bütün bu çalışmalar ve ortaya konulan eserlerin sonucunda, Türk kavramı artık şerefli ve gurur duyulan bir kavram olarak değişmiştir. Türk tarihinden bölümler gün ışığına çıkarılmış, Osmanlı devleti dışında Türkçe konuşan Müslümanlar ırkdaş olarak kabul edilmiş, Anadolu, Türklerin vatanı olarak önem kazanmaya başlamıştır. Türk milliyetçiliğinin temeli olarak dili ve kültürünün rolü ve bunları canlandırmak ve geliştirmek ihtiyacı da kuvvetlenmiştir.

Milliyetçi Teşkilâtlar ve Etkileri


Türk milliyetçiliğinin II. Meşrutiyet öncesinde dil, tarih ve edebiyat sahalarındaki çalışmalarla temelleri atılmış ve milletin hayatında din kadar önemli ikinci bir faktör olan milliyet duygusu da önem kazanmaya başlamıştır. Bununla beraber, II. Meşrutiyetten önce Türkçülük; siyasî bir akım haline getirilememişti. Bu sebeple II. Meşrutiyet ilân edildiği zaman ülkede Türkçülük akımı henüz kendini gösterememişti. Fakat bir taraftan Rusya'dan gelen Türk aydınlarının savunduğu siyasî Türkçülük, diğer taraftan temelleri atılan kültürel Türkçülük, Türk milliyetçiliğini sistem haline getirmeye ihtiyaç duyulan unsurları kısmen hazırlamıştır. Böylece temelleri atılan Türk milliyetçiliği fikri II. Meşrutiyetin getirdiği hürriyet ortamı içinde belli cemiyetler ve dergiler etrafında canlanmaya ve teşkilâtlanmaya başlamıştır. Türk milliyetçiliği gelişen iç ve dış olaylara bağlı olarak gittikçe güçlenen bir siyasî akım haline gelmiştir.

Türk Derneği

Osmanlı devletinde Türkçülük fikrine dayanan ilk teşkilât 25 Aralık 1908 tarihinde Türk Derneği adıyla kurulmuştur. Türk Derneği Yusuf Akçura, Necip Asım ve Veled Çelebi'nin öncülüğünde, Ahmed Mithat, Emrullah Efendi, Bursalı Mehmed Tahir, Ahmed Hikmet Bey, Korkmazoğlu Celal, Akyiğitzâde Musa, Fuad Raif Bey tarafından kurulmuştur(43). Daha sonra derneğe Mehmed Emin (Yurdakul), İsmail Gaspıralı, Ağaoğlu Ahmed gibi ünlü kişilerin yanı sıra, Martin Hartmann, Vladimir Gordlevskiy gibi Türkoloğlar ile Osmanlı vatandaşı gayr-i müslimler de üye olmuştur(44). Türk Derneği'nin fahri başkanı ve hamisi Veliaht Yusuf İzzettin Efendi, Başkanı Fuad Raif Bey, sekreteri de Yusuf Akçura'dır. İstanbul'da faaliyete başlayan Türk Derneğinin yurt içinde Rusçuk, İzmir ve Kastamonu, yurt dışında ise Budapeşte şubeleri açılmıştır(45).

Çeşitli konferanslar düzenleyen ve birkaç kitap yayımlayan Türk Derneğinin en önemli faaliyeti kendi adıyla yedi sayı yayımlanabilen dergisidir. Türk Derneği dergisi, Türkiye'de Türkoloji çalışmalarının, sistemli olmasa bile, dağınıklıktan topluluğa giden önemli bir evresi sayılabilir.

Türk Derneğinin amaç ve faaliyetlerini topluca değerlendirdiğimiz zaman ağırlıklı olarak Türkoloji çalışmaları yapmak üzere kurulduğunu görmekteyiz. İdeolojik açıdan Türk Derneği mensupları kültürel mânâda Türkçü olmakla beraber, siyasî açıdan Osmanlıcılık geleneğini ağırlıklı olarak taşımaktadırlar. Derneğin nizamnamesi, beyannamesi ve dergideki yazılar bu durumu açıkça ortaya koymaktadır. Bu bakımdan dernek içinde yer alan Yusuf Akçura gibi siyasî Türkçülüğü savunan bir kişinin fikirlerinin dernek faaliyetleri üzerinde fazla etkili olamadığı görülmekteidr. Türk Derneğindeki Türkçülerin Türkçeyi millî dil haline getirerek Osmanlı devletini teşkil eden unsurları dil yoluyla bütünleştirme amacını taşıdıkları açıkça anlaşılmaktadır.

Genç Kalemler Hareketi


İstanbul'daki Türk Derneği'nin faaliyetlerine paralel olarak Selanik'te çıkmaya başlayan Genç Kalemler Dergisi dilde Türkçülük akımına yeni bir hız vererek milliyetçi ideolojinin oluşması bakımından çok önemli bir gelişmeye öncülük etmiştir. Selanik'in Türk milliyetçiliğini teşvik eden kozmopolit yapısı içinde şekillenen Genç Kalemler Hareketinin temel amacı "yazı dilini sadeleştirmek ve halk diline yaklaştırmaktı". Bu, amacı "Yeni lisan" olarak savunan Genç Kalemler Hareketinin öncülüğünü ve birleştiriciliğini Ali Canip, Ömer Seyfettin ve daha sonra onlara katılan Ziya Gökalp yapar.

Genç Kalemler dergisinde başlatılan "yeni lisan" davası ile halk ve aydın kültürleri arasında birlik kurmak üzere millî kültürün temeli sayılan Türk dili yeni bir zihniyetle işlenmeye başlandı(46). Genç Kalemler dergisinde ağırlıklı olarak Türkçenin sadeleştirilmesi ve edebiyat yazılarına yer verilmesine rağmen, birçok makalede milliyetçilik apma dil akımının dışına taşmıştır. Dergide dilin sadece bir edebiyat problemi değil, aynı zamanda Türklerin hayatıyla yakından ilgili olduğu ve 100 milyon kan kardeşini birbirine bağlayan bir bağ olduğu, bu sebeple İstanbul Türkçesini bütün Türklere yaymak gerektiği vurgulanır(47). Gene bir başka makalede, içinde yaşanılan zamanın devrimler çağı olduğu vurgulanarak eski değerlerin kaybolduğu, yenilerinin geldiği belirtilerek, yenilik Türklük adı altında tanımlanır ve doğulu milletlerin batının sömürgeciliğinden Türklük sayesinde kurtulabileceği vurgulanır(48). Genç Kalemler dergisinde Ömer Seyfettin'in millî dil ve edebiyat anlayışının ürünleri olan "Pamuk İpliği", "Bomba" ve "Primo Türk Çocuğu" gibi hikâyelerinde gayrî müslimlerdeki milliyetçilik hareketlerine karşılık Türklük düşüncesini uyandırma ve millî benliğe dönüş gibi konular işlenir. Diğer taraftan Ziya Gökalp'in; Demirtaş, Tevfik Sedat ve Gökalp imzalarıyla yazdığı ideolojik şiir ve makaleleri önemli bir yer tutar. Bu yazıları içinde "Turan" şiiri Osmanlı devletinin bunalımlı döneminde Türk gençleri üzerinde derin tesirler yapmıştır. Ayrıca Gökalp'in en önemli makalesi olan "Yeni Hayat ve Yeni Kıymetler" adlı yazısında, "Yeni Hayat"ı II. Meşrutiyetin ilânı ile gerçekleştirilen siyasî inkılâbı sosyal bir inkılâpla tamamlayacak ilkeler bütünü ve eski hayata alternatif bir model olarak görüyordu(49).

Genç Kalemlerde başlatılan ve daha sonra millî edebiyat cereyanının doğuşuna öncülük eden II. Meşrutiyet devri Türkçecilik hareketini Türk milliyetçiliğinin başarılı bir hamlesi olarak değerlendirmek gerekir. Çünkü dil bir milletin en önemli yapıcı unsurudur. Bu sebeple toplumumuzun ümmet halinden millet haline geçiş sürecinde başlatılan bu hareketin önemi büyüktür.

Türkiye Dışında Kurulan Türk Yurdları

Osmanlı devletinde Türk milliyetçiliği esası üzerine kurulan derneklere paralel olarak, çeşitli Avrupa ülkelerine eğitim amacıyla giden Türk gençleri de aynı amaçla Türk Yurdu adı altında bir takım dernekler kurmuşlardır. Bu derneklerin önemlileri Lozan, Cenevre, Nöşatel, Paris ve Berlin gibi Avrupa şehirlerinde kurulmuştur(50).

Avrupa'nn çeşitli şehirlerinde kurulan Türk Yurdları arasındaki işbirliğini geliştirmek ve ortak bir mefkûre belirlemek amacıyla birincisi Lozan'da, ikincisi de Cenevre'de olmak üzere iki büyük kongre yapılmıştır. Bu kongrelerde yurdçuluğun mefkûresi "Türklük aleminde içtimaî inkılâp esasları hazırlamak ve onu mazisine, ananesine, milliyetine müdrik bir hale getirmeye çalışmak" olarak belirlenmiştir(51). Bu mefkûreye ulaşmak için, Türkçenin geliştirilmesi, eğitimin Türkler arasında yaygınlaştırılması, millî servetin muhafazası için Türklerin iktisadî faaliyetlere teşvik edilmesi, Avrupa'da okuyan bütün Türk öğrencileri millî maksada hizmet etmeye çağırmak, hanımları eğitime ve sosyal hayata çekmek, cahillikten kurtarmak ve aynı gayeye hizmet eden diğer derneklerle işbirliğine girişmek gibi hususlar tespit edilmiştir. Ayrıca Türk Yurdlarının hiçbir şekilde siyasetle uğraşmayacağı belirtilen yasada, Türklüğe büyük hizmetleri olmuş kişilere "bir ulu ad" verilmesi de kararlaştırılmıştır.
Avrupa'da kurulmuş bulunan bir çeşit Türk öğrenci organizasyonları olarak görebileceğimiz Türk Yurdları tamamen Türkçülük fikrini benimsemiş olup, İstanbul'da kurulan Türk Yurdu ve Türk Ocağı ile paralel çalışmalar içinde bulunmaktadırlar(52). Bu dernekler Avrupa'da okuyan Türk öğrencileri arasında Türklük şuurunun uyandırılması ve ülkeye dönüşlerinde birer idealist genç olarak hizmetlerde bulunmalarında rol oynamışlardır. Bu gençler içinde Yusuf Kemal (Tengirşenk) (Paris Türk yurdu), Mahmut Esat (Bozkurt) (Lozan Türk Yurdu), Şükrü (Saraçoğlu) (Cenevre Türk Yurdu) Bey vb. birçok ünlü isimlere rastlamaktayız(53).
Bu dernekler etrafında toplanan öğrenciler özellikle İsviçre'de Mondros Mütarekesinin imzalanmasına paralel olarak Türk milletinin haklılığını dünya kamuoyuna duyurmak ve Millî Mücadeleye yardımcı olmak amacıyla başta "Türk Menfaatlerini Koruma Cemiyeti" ve "İsviçre Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti" olmak üzere çeşitli cemiyetler kurmuşlar ve yayınlar yapmışlardır(54).

Türk Yurdu Cemiyeti

Türk Yurdu Cemiyeti 31 Ağustos 1911 tarihinde Mehmed Emin (Yurdakul), Ahmed Hikmet (Müftüoğlu), Ahmed Ağaoğlu, Hüseyinzade Ali, Dr. Akif Muhtar (Özden) ve Yusuf Akçura gibi Türkçülük hareketinin önde gelen kişileri tarafından kurulmuştur(55).

Türk Yurdu Cemiyeti; "... Türklerin zekâ ve irfanca seviyelerinin yükselmesine, varidat ve teşebbüs sahibi olmalarına hizmet etmek üzere" bir gazete çıkarmayı ve Türk çocukları için bir pansiyon açmayı amaçlamıştır. Bu cemiyet Türk Ocaklarının kuruluş hazırlıklarının yapıldığı bir zamanda ortaya çıktığı için, cemiyet olarak fazla bir varlık gösterememiş, kurucuları Türk Ocakları içinde yer almıştır. Ancak cemiyetin en büyük hizmeti daha sonra Türk Ocaklarının yayın organı haline gelecek olan Türk Yurdu Dergisi'ni çıkarmasıdır ki, bu dergi Türk milliyetçiliği fikrinin oluşturulması, sistemleştirilmesi ve yaygınlık kazanmasında çok önemli bir rol oynayacaktır.

Türk Yurdu Dergisi'nin imtiyazı Mehmed Emin (Yurdakul) üzerine alınmasına rağmen, kısa süre sonra O'nun Erzurum Valiliğine tayin edilmesi üzerine, derginin imtiyaz ve müdürlüğü Yusuf Akçura'ya devrolunmuştur(56). İlk çıkış sermayesi Orenburglu Mahmud Bay Hasanof tarafından sağlanan "Türklerin faidesine çalışır" serlevhası ile ilk sayısı 30 Kasım 1911'de yayımlanan Türk Yurdu Dergisi amacını şöyle açıklamaktadır:

"Türklüğe hizmet etmek, Türklere faide dokundurmak istiyoruz. Maksadımız işte budur. Maksada erişmek için hangi yollardan yürüyeceğimizi mecmuamızın münderecatı göstereceğinden, mesleğimizin teşrikini fazla buluyoruz. Tanrı yardımcımız olsun."(57)

1911 yılında yapılan toplantıda Türk Yurdunun yayın politikası da şu esaslar dahilinde belirlenmiştir.

1- Risale Türk ırkının mümkün olduğu kadar çoğunluğu tarafından okunup anlanarak istifade olunacak bir tarzda yazılacaktır. Dili sade olacaktır. Kavmin ekseriyetine faydalı mevzular seçilecektir.

2- Risale, bütün Türklerce makul olabilecek bir ideal ortaya koymaya çalışacaktır.

3- Risalede Türklerin tanışmalarına, iktisat ve ahlâkça yükselmelerine ve fen bilgileriyle zenginleşmelerine hizmet eden mevzular en ziyade yer alacak, siyaset bunlardan sonra gelecektir.

4- Risale Osmanlı devletinin iç siyasetinden bahsederken, hiçbir siyasî fırkaya taraftarlık etmeyecek, ancak Türklüğün, Türk unsurlarının siyasî ve iktisadî menfaatlerini müdafaa edecektir.

5- Risalenin devletlerarası siyasette esas fikri, Türk aleminin menfaatlerini müdafaa etmektir(58).

Bu amaç ve program doğrultusunda Yusuf Akçura'nın yönetiminde 32 sayfalık iki forma halinde 15 günde bir yayımlanan Türk Yurdu Dergisi büyük bir kültür dergisi olmasının yanı sıra, Türk fikir hayatının en uzun ömürlü yayın organı olma özelliğini de taşımaktadır. F. Georgeon'un deyimiyle temel çizgisi "Pantürkizm ve ilerlemecilik" olan Türk Yurdu Dergisi; milliyetçilik fikrine halkçı bir muhteva kazandırılmasında, millî iktisat fikrinin oluşmasına da öncülük etmiş, çağdaşlaşmayı Türkler için bir hayat davası olarak görmüştür. Ayrıca mümkün oldğu kadar Türklerin çoğu tarafından anlaşılabilecek sade bir Türkçeyi savunuyor ve kullanıyordu. Diğer taraftan eğitimin modernleşmesi, kadın haklarının geliştirilmesi, Türklerin kültürel mânâda birliğine önem vermesi, her sahada millî konuları ele almasıyla, bütün Türklerce makbul olabilecek bir ideal yaratmaya çalışmıştır(59).

Türk Ocakları

XX. yüzyıl başlarında Türk milliyetçiliği esası üzerinde kurulan en önemli teşkilât hiç şüphesiz Türk Ocaklarıdır.

Kendisinden önce kurulan Türk Derneği, Genç Kalemler Hareketi ve Türk Yurdu Cemiyeti gibi kuruluşlar doğrudan aydınların öncülüğünde kültürel ve ilmî amaçlı oluşturulurken Türk Ocağının kurulma düşüncesi ve inisiyatifin Askerî Tıbbiye öğrencilerinden, yani gençlerden geldiği görülmektedir. Bunun temel sebebi, örgütlenme geleneğinin yanı sıra, tıbbiye öğrencilerinin modern eğitim görmesi sebebiyle müspet ilim zihniyetiyle yetişmeleri sonucu karşılaşılan siyasî ve sosyal meselelere rahatlıkla teşhis koyabilmeleri ve harekete geçmeleridir(60). Ayrıca okuldaki Türklerin dışındaki öğrencilerin beraber hareketlerine bir tepki olarak birleşmek gereğini hissetmeleridir(61). Öğrenciler arasında yapılan gizli toplantılarla milliyet esasına dayanan bir cemiyet kurma düşüncesi olgunlaşmış ve bir program hazırlamışlardır62. Bu program esasları dahilinde hazırladıkları 11 Mayıs 1911 tarihli bir bildiriyi, bu konuda kendilerine yardımcı olacağına inandıkları devrin önemli aydınlarına sunmuşlardır(63).

"190 Tıbbiyeli Türk Evladı"(64) adına kaleme alınan bu bildiride; 1908 siyasî reformunun ardından "hayatı inkıraz" yaşayan Türklerin her yönüyle geliştirilmesi için sosyal bir reform yapılması gereği dile getiriliyor ve bu amaçla çalışacak "millî ve içtimaî bir cemiyet teşkil etmek" lüzumu vurgulanıyordu. Tıbbiyeli öğrenciler bildiriyi verdikleri Türkçü aydınlarla yaptıkları görüşme ve toplantılardan sonra, Türk Ocakları 3 Temmuz 1911 (20 Haziran 1327) tarihinde fiilen, 25 Mart 1912'de resmen kurulmuştur(65).

Fiili kuruluşundan yaklaşık 9 ay sonra resmî kuruluşunu tamamlayan Türk Ocaklarının ilk yönetim kurulu şu kişilerden oluşmuştur. Ahmet Ferid (Tek) (Reis), Yusuf Akçura, (II. Reis), Mehmed Ali Tevfik (Umumî Katip), Dr. Fuad Sabit (Veznedar)'dır(66). İlk toplantılarını Akbıyık'ta Türk Yurdu Dergisi idarehanesinde yapan ve daha sonra Divanyolu'nda üç odalı bir binada faaliyete geçen Türk Ocağı 1912 sonbaharında önemli bir sarsıntı geçirmiştir. Bu sarsıntının birkaç sebebi vardır. Birincisi Balkan savaşlarının yarattığı kaos içinde Türk milliyetçiliğine karşı olanların Türk Ocağını imparatorluğun çeşitli unsurları arasına ayrılık sokmakla suçlamalarıdır. Halbuki bu sıralarda, Arnavutların, Arapların, Yahudilerin, Rumların ve Ermenilerin gizli ya da açık bir çok cemiyetleri çoktan faaliyete geçmişlerdi. İkinci önemli sebep de maddî imkânsızlık ve Ahmed Ferid Bey'in Millî Meşrutiyet Fırkasını kurmak üzere ocağın başkanlığından ayrılmış olmasıdır.

Kuruluşundan sonra tepkilerle karşılaşan Türk Ocakları 18 Mayıs 1913'de Hamdullah Suphi (Tanrıöver)'in başkan seçilmesi ile sarsıntıları atlatmış ve büyük bir canlılık içine girmiştir. Bu canlanmayı devrin şartları içinde aramak gerekir. Her şeyden önce bu sırada yaşanmakta olan balkanf elaketinin yarattığı şok, Türk aydınları ve gençliğinde bir ümid ve azim doğurmuş, imparatorluk içinde Türklüğe dönüşü hızlandırmıştır(67). İşte böyle bir ortamda Türk Ocakları devrin ihtiyaç ve heyecanlarını temsil etmiştir. Diğer bir ifade ile devletin Osmanlıcı politikası gereği siyasî, sosyal, kültürel ve ekonomik açıdan birçok bunaltıcı olaylar yaşayan Türk unsurunun kimlik bunalımına cevap vermeye çalışmıştır. Diğer taraftan Balkan yenilgisi sonucu İttihat Terakkinin Türkçülük politikasını benimsemeye başlaması da Türk Ocaklarının faaliyetlerini artırabilmesi için uygun bir ortam hazırladığı gibi, maddî problemlerinin çözümüne de yardımcı olmuştur(68). Ayrıca, başta Ziya Gökalp olmak üzere, Selanik'teki Genç Kalemler Hareketini yürütenlerin de İstanbul'a gelerek Türk Ocağına katılmaları fikri açıdan büyük bir güç kaynağı olmuştur. Türk Ocaklarının gerçek doğuşu ve imparatorluktaki fonksiyonlarını yerine getirmeye başlaması bu gelişmelerden sonra başlamıştır. Türk Ocaklarının Balkan Savaşları ile I. Dünya Savaşı arasında üye sayısı arttığı gibi; İstanbul dışında da şubeler açılmıştır(69).

Türk Ocaklarının amacı; 1912 Nizamnamesinin 2. maddesinde "... Akvam-ı İslâmiye'nin bir rükn-ü mühimi olan Türklerin millî terbiye ve ilmî, içtimaî, iktisadî seviyelerinin terakki ve ilâsıyla Türk ırk ve dilinin kemaline çalışmaktadır"(70) şeklinde ifade edilirken, 1918 yılında yapılan değişiklikle "Ocağın maksadı Türklerin harsi birliğine ve medeni kemaline çalışmaktır"(71) şeklinde değiştirilmiştir. Ayrıca ocağın amaçlarını gerçekleştirmeye çalışırken "sırf millî ve içtimaî bir vaziyette" kalacağı asla siyasetle uğraşmayacağı da vurgulanmaktadır.

Nizamnamedeki amaç maddesinden de anlaşılacağı gibi, Türk Ocaklarını kuran aydın ve gençler Türkleri gelişmiş ve sağlam bir millet haline getirmeyi hedeflemektedirler. Kısaca bu aydınlar Ziya Gökalp'in "Yeni Hayat" olarak adlandırdığı toplumun tüm kıymet sahalarında milliyet esasına dayanan, siyasî reformu tamamlayacak sosyal bir reform yapmayı amaçlamışlardır.

Bu amaç doğrultusunda Türk Ocaklarının devrin şartları gereği temelde millî duygulardan kaynaklanan milliyetçilik fikrini "heyecan ve telkin" yoluyla uyandırmak ve canlı tutmak faaliyetlerinin odak noktasını oluşturmaktadır. Özellikle ocağın başta İstanbul olmak üzere, yürüttüğü organize faaliyetler çerçevesinde yapılan sistemli konferanslar, sohbeler, müsamereler, konser ve serbest derslerle bir halk üniversitesi gibi çalışmıştır(72). Bu faaliyetlerde işlenen konuların hemen hemen tamamını Türklüğe ait meselelerin teşkil etmesi millî ruhun etkili bir kaynağı olmuştur(73). Türk Ocakları bu faaliyetler sonucu ülkede Türklük-Türk milliyetçiliği şuuruna sahip geniş bir kadro oluşmasında önemli bir rol oynamıştır. Nitekim Türk Ocağı çevresindeki düşünce atmosferi içinde yetişen veya bu düşüncelerden etkilenen asker-sivil Türk aydınları I. Dünya Savaşı sonunda Anadolu'daki Millî Mücadeleyi yürüten ve Türkiye Cumhuriyetini kuran kadroların önemli bir bölümünü oluşturmuşlardır.

Türk Ocaklarının fiili olarak yürüttüğü faaliyetlerden birisi de bünyesinde çeşitli dernekler kurması veya benzer amaçlar doğrultusunda kurulmuş olan derneklerle işbirliği yapmasıdır. Bunlar içinde doğrudan Türk Ocakları bünyesinde gençler için kurulan Türk Gücü Derneği(74), halka doğru hareketini fiilen uygulama safhasına koymak için kurulan Köycüler Cemiyeti(75) İhtiyat Zabitleri Teavün Cemiyeti ve Darülfünun Talebe Cemiyetini sayabiliriz.

Diğer taraftan kitap yayıncılığında pek başarılı olamayan Türk Ocakları, dergi yayıncılığında oldukça başarılıdır. Bu dergiler içinde daha önce bahsedilen Türk Yurdu Cemiyeti tarafından 1911 yılında yayımlanmaya başlayan ve Türk Ocaklarının kuruluşundan itibaren onun yayın organı haline gelen Türk Yurdu şüphesiz en önemlisidir. Bu dergi Türkçülük fikrini oluşturulması, sistemleştirilmesi ve yaygınlık kazanmasında çok önemli bir rol oynayacaktır. Türk Yurdunun yanı sıra, Türk halkı ile aydınlar arasında bağ kurmayı amaçlayan Halka Doğru Dergisi ile Türk Sözü Dergisi doğrudan Türk Ocakları tarafından yayımlanmışlardır.

Osmanlı İmparatorluğu bünyesindeki çeşitli unsurların milliyetçilik hareketleri karşısında Türk milliyetçiliğinin öncüsü olma gibi bir fonksiyonu üstlenen Türk Ocakları kısa zamanda devrin önemli birçok ilim ve fikir adamını bünyesinde toplamıştır. Ocak çevresinde toplanan bu aydınlar günlük siyasî çekişmelerin dışında kalmaya çaba sarfederek çalışmalarını Türk milliyetçiliğinin teorisini kurma konusunda yoğunlaştırmışlardır. Bu sebeple Türk Ocağı çevresindeki aydınların çalışmaları sayesinde Türkçülük akımı siyasî, sosyal, iktisadî ve kültürel hayata bakışlar getirmiş, dönemin etkili fikir akımı haline gelmiştir.

Türk Ocakları çevresinde savunulan milliyetçilik anlayışının temeli, millî kültür yaratma ve bu yolla mütecanis bir millet oluşturma yönündedir. Böylece İmparatorluk içindeki Türkler her bakımdan gelişmiş, sağlam bir millet haline gelecek ondan sonra da dağınık bir şekilde yaşayan bütün Türkler arasında kültürel birlik sağlanacaktı(76). Bu temel yaklaşıma rağmen, Türk Ocakları, Türkçülerin bütün eğilimlerinin toplandığı bir merkez görünümündedir. Bütün aydınlar Tanzimatın "İttihad-ı Anasır" politikası ile Osmanlı milleti yaratmanın mümkün olamayacağı konusunda hemfikir olup temel bağlılık odağı olarak Türklüğü görmektedirler. Ancak bu konuda takip edilmesi gereken politikada farklı yaklaşımlar ileri sürmektedirler. Bu temel farklılığın devleti koruma endişesi ile hareket eden Osmanlı Türkçüleri ile Rusya'dan gelen Türk aydınlarının soydaşlarının bağımsızlık kazanması ve Türk birliğinin gerçekleşmesi yolundaki fikirlere öncelik vermesinden kaynaklandığı söylenebilir.

Başta Ziya Gökalp olmak üzere, Osmanlı Türkçüleri kültürel mânâda Türkçülüğü savunurken, siyasî anlamda Osmanlıcılık(77) geleneğini belirli bir süre aşamamışlar ve milliyetçilik anlayışlarını Osmanlılık ve İslâmcılıkla uyumlu göstermeye özen göstermişlerdir. Çünkü onların esas davası yeni bir devlet kurmak değil, yapısı çok değişmiş olmakla beraber, Türk-Müslüman benliğini muhafaza eden ve halen ayakta duran Osmanlı devletini millî bir devlet haline getirmektir. Bu sebeple Osmanlı Türkçüleri başlangıçta Osmanlıcılık ve daha sonra ağırlıklı olarak İslâmiyete bağlı milliyetçilik anlayışı ortaya koymuşlardır. Ortaya koydukları milliyetçilik anlayışının Osmanlılık ve İslâm'ın zararna olmadığını aksine bu iki unsuru da güçlendirici mahiyette olduğunu savunmuşlardır. Onlara göre bir Türk ve İslâm devleti olan Osmanlının ayakta kalabilmesi ve diğer unsurları idaresi ancak, millî benliğe sahip bir Türklüğün onun merkezinde bulunması ile mümkün olabilirdi." Aynı şekilde milliyetçiliğin İslâmiyete yeni bir canlılık kazandıracağını savunmuşlardır(78). Bu tartışmaları bilindiği gibi Ziya Gökalp "Türkleşmek, İslâmlaşmak, Muasırlaşmak" şeklinde formüle etmiştir(79). İmparatorluğun dağılmanın eşiğine geldiği bir sırada, siyasî endişelerin de ağır bastığı bu üçlü formülde asıl yapıcı unsurun Türk kültürü olduğunu belirtmek gerekir.

Buna karşılık Osmanlı devletine Rusya'dan gelen Türk aydınları Türk milliyetçiliğinin siyasî düşünce bilincine içinde yaşadıkları siyasî, ekonomik ve kültürel ortamın etkisiyle daha çabuk varmışlardır(80)". Bu aydınlari çinde Yusuf Akçura, Türklüğün daha çok siyasî yönü ile ilgilenmiş, 1904 gibi erken bir tarihte yayımladığı Üç Tarz-ı Siyaset adlı makalesi ile Türklüğe yeni bakış açıları getirmiştir. Akçura, Türk dünyası için öngördüğü siyasî projenin merkezine tek bağımsız siyasî bütünü temsil eden Osmanlı devletini yerleştirir. Bu sebeple bütün Türklerin millî menfaatlerini Osmanlı devletinin istikbali ve muhafazasında görür(81)". Bir bakıma Osmanlı devletini Türklerin çıkarlarını koruyacak bir araç olarak gören Akçura, aynı zamanda Rusya Türkleri'nin birlik sağlama isteği ile Osmanlılar'ın devleti koruma çabalarını bir senteze ulaştırmaya çalışmıştır."(82)

Diğer taraftan Akçura'nın Türk birliği fikrini Osmanlı anlayışının dışında Türk-Tatar ortak mirasına da yönelttiği dikkati çekmektedir. Ayrıca Türklerin büyük çoğunluğunun Müslüman olması sebebiyle ortak bir bağlılık temeli oluşturan Halife-Sultanın karizmatik gücünü ön plâna çıkarmak ister(83).

Genel olarak başta Ziya Gökalp olmak üzere Osmanlı Türkçüleri Balkan Savaşları sırasında çok milletli imparatorluğa taraftardırlar. Ancak çok milletli imparatorluk apısından hakim nüfusu Türklerin oluşturmaya başladığı millet yapısına geçişte, Bakan savaşlarının dönüm noktası olması Anadolu Türklüğünün önemini artırmıştır. Diğer taraftan Osmanlı tarihinin Türklük öğesine göre yeniden yorumlanmasına ve gittikçe küçülme psikolojisinin verdiği telaşla da I. Dünya Savaşına paralel olarak, Osmanlı sınırları dışındaki Türklerle de yakından ilgilenmeye başlamışlardır. Böylece Osmanlı devletinin sınırlarından vazgeçmeksizin milliyetçilik anlayışlarını siyasî anlamda Osmanlılık ve İslâmcılığın dışında temellendirmeye başlamışlardır. Böylece Osmanlı devletinin sınırlarından vazgeçmeksizin milliyetçilik anlayışlarını siyasî anlamda Osmanlılık ve İslâmcılığın dışında temellendirmeye başlamışlardır. Kısaca Türk Ocağı çevresindeki aydınların milliyetçilik anlayışlarının Osmanlı topluluğunun Türk millî topluluğu haline gelmesine paralel olarak değiştiğini söylemek mümkündür. Bu değişmeye paralel olarak Türkçülerde etnik-linguistik bir milliyetçilik anlayışının belirginleşmeye başladığını görüyoruz. Bu milliyetçilik anlayışı başta Yusuf Akçura olmak üzere özellikle Rusya kökenli Türkçülerde daha belirgin olarak ortaya çıkmaktadır.

Diğer taraftan milletin coğrafî ve siyasî sınırlara bağlı olmadığını savunan bu aydınlar Türklüğü bir bütün olarak görmektedirler. Bu sebeple ister kültürel, ister siyasî anlamda ele alınsın bütün Türklük anlayışı Türk Ocaklarının temel dinamik fikirlerinin birini teşkil
etmektedir. Bu anlayışa bağlı olarak Turancılık-Pantürkizm

Sayfa123


Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi
Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi
Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi
Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi
Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi
Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi
Sitemizle ilgili Görüş ve Önerilerinizi yazabilirsiniz...