TANZİMAT'TAN
CUMHURİYET'E TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ | | DOÇ.
DR. YUSUF SARINAY | |
| program
mahiyetini taşıyordu41. C.W. Hoster'e göre, 1848 "Komünist Manifestosu"
komünistler için nasıl bir rol oynamışsa, Akçura'nın makalesi de Türkçüler için
benzer bir rol oynamıştır(42).
Bütün bu çalışmalar ve ortaya konulan eserlerin sonucunda, Türk kavramı artık
şerefli ve gurur duyulan bir kavram olarak değişmiştir. Türk tarihinden bölümler
gün ışığına çıkarılmış, Osmanlı devleti dışında Türkçe konuşan Müslümanlar ırkdaş
olarak kabul edilmiş, Anadolu, Türklerin vatanı olarak önem kazanmaya başlamıştır.
Türk milliyetçiliğinin temeli olarak dili ve kültürünün rolü ve bunları canlandırmak
ve geliştirmek ihtiyacı da kuvvetlenmiştir. Milliyetçi Teşkilâtlar
ve Etkileri Türk milliyetçiliğinin II. Meşrutiyet öncesinde dil,
tarih ve edebiyat sahalarındaki çalışmalarla temelleri atılmış ve milletin hayatında
din kadar önemli ikinci bir faktör olan milliyet duygusu da önem kazanmaya başlamıştır.
Bununla beraber, II. Meşrutiyetten önce Türkçülük; siyasî bir akım haline getirilememişti.
Bu sebeple II. Meşrutiyet ilân edildiği zaman ülkede Türkçülük akımı henüz kendini
gösterememişti. Fakat bir taraftan Rusya'dan gelen Türk aydınlarının savunduğu
siyasî Türkçülük, diğer taraftan temelleri atılan kültürel Türkçülük, Türk milliyetçiliğini
sistem haline getirmeye ihtiyaç duyulan unsurları kısmen hazırlamıştır. Böylece
temelleri atılan Türk milliyetçiliği fikri II. Meşrutiyetin getirdiği hürriyet
ortamı içinde belli cemiyetler ve dergiler etrafında canlanmaya ve teşkilâtlanmaya
başlamıştır. Türk milliyetçiliği gelişen iç ve dış olaylara bağlı olarak gittikçe
güçlenen bir siyasî akım haline gelmiştir. Türk Derneği
Osmanlı devletinde Türkçülük fikrine dayanan ilk teşkilât 25 Aralık 1908 tarihinde
Türk Derneği adıyla kurulmuştur. Türk Derneği Yusuf Akçura, Necip Asım ve Veled
Çelebi'nin öncülüğünde, Ahmed Mithat, Emrullah Efendi, Bursalı Mehmed Tahir, Ahmed
Hikmet Bey, Korkmazoğlu Celal, Akyiğitzâde Musa, Fuad Raif Bey tarafından kurulmuştur(43).
Daha sonra derneğe Mehmed Emin (Yurdakul), İsmail Gaspıralı, Ağaoğlu Ahmed gibi
ünlü kişilerin yanı sıra, Martin Hartmann, Vladimir Gordlevskiy gibi Türkoloğlar
ile Osmanlı vatandaşı gayr-i müslimler de üye olmuştur(44).
Türk Derneği'nin fahri başkanı ve hamisi Veliaht Yusuf İzzettin Efendi, Başkanı
Fuad Raif Bey, sekreteri de Yusuf Akçura'dır. İstanbul'da faaliyete başlayan Türk
Derneğinin yurt içinde Rusçuk, İzmir ve Kastamonu, yurt dışında ise Budapeşte
şubeleri açılmıştır(45).
Çeşitli konferanslar düzenleyen ve birkaç kitap yayımlayan Türk Derneğinin en
önemli faaliyeti kendi adıyla yedi sayı yayımlanabilen dergisidir. Türk Derneği
dergisi, Türkiye'de Türkoloji çalışmalarının, sistemli olmasa bile, dağınıklıktan
topluluğa giden önemli bir evresi sayılabilir. Türk Derneğinin amaç ve
faaliyetlerini topluca değerlendirdiğimiz zaman ağırlıklı olarak Türkoloji çalışmaları
yapmak üzere kurulduğunu görmekteyiz. İdeolojik açıdan Türk Derneği mensupları
kültürel mânâda Türkçü olmakla beraber, siyasî açıdan Osmanlıcılık geleneğini
ağırlıklı olarak taşımaktadırlar. Derneğin nizamnamesi, beyannamesi ve dergideki
yazılar bu durumu açıkça ortaya koymaktadır. Bu bakımdan dernek içinde yer alan
Yusuf Akçura gibi siyasî Türkçülüğü savunan bir kişinin fikirlerinin dernek faaliyetleri
üzerinde fazla etkili olamadığı görülmekteidr. Türk Derneğindeki Türkçülerin Türkçeyi
millî dil haline getirerek Osmanlı devletini teşkil eden unsurları dil yoluyla
bütünleştirme amacını taşıdıkları açıkça anlaşılmaktadır. Genç Kalemler
Hareketi İstanbul'daki Türk Derneği'nin faaliyetlerine paralel olarak
Selanik'te çıkmaya başlayan Genç Kalemler Dergisi dilde Türkçülük akımına yeni
bir hız vererek milliyetçi ideolojinin oluşması bakımından çok önemli bir gelişmeye
öncülük etmiştir. Selanik'in Türk milliyetçiliğini teşvik eden kozmopolit yapısı
içinde şekillenen Genç Kalemler Hareketinin temel amacı "yazı dilini sadeleştirmek
ve halk diline yaklaştırmaktı". Bu, amacı "Yeni lisan" olarak savunan
Genç Kalemler Hareketinin öncülüğünü ve birleştiriciliğini Ali Canip, Ömer Seyfettin
ve daha sonra onlara katılan Ziya Gökalp yapar. Genç Kalemler dergisinde
başlatılan "yeni lisan" davası ile halk ve aydın kültürleri arasında
birlik kurmak üzere millî kültürün temeli sayılan Türk dili yeni bir zihniyetle
işlenmeye başlandı(46). Genç Kalemler
dergisinde ağırlıklı olarak Türkçenin sadeleştirilmesi ve edebiyat yazılarına
yer verilmesine rağmen, birçok makalede milliyetçilik apma dil akımının dışına
taşmıştır. Dergide dilin sadece bir edebiyat problemi değil, aynı zamanda Türklerin
hayatıyla yakından ilgili olduğu ve 100 milyon kan kardeşini birbirine bağlayan
bir bağ olduğu, bu sebeple İstanbul Türkçesini bütün Türklere yaymak gerektiği
vurgulanır(47). Gene bir başka makalede,
içinde yaşanılan zamanın devrimler çağı olduğu vurgulanarak eski değerlerin kaybolduğu,
yenilerinin geldiği belirtilerek, yenilik Türklük adı altında tanımlanır ve doğulu
milletlerin batının sömürgeciliğinden Türklük sayesinde kurtulabileceği vurgulanır(48).
Genç Kalemler dergisinde Ömer Seyfettin'in millî dil ve edebiyat anlayışının ürünleri
olan "Pamuk İpliği", "Bomba" ve "Primo Türk Çocuğu"
gibi hikâyelerinde gayrî müslimlerdeki milliyetçilik hareketlerine karşılık Türklük
düşüncesini uyandırma ve millî benliğe dönüş gibi konular işlenir. Diğer taraftan
Ziya Gökalp'in; Demirtaş, Tevfik Sedat ve Gökalp imzalarıyla yazdığı ideolojik
şiir ve makaleleri önemli bir yer tutar. Bu yazıları içinde "Turan"
şiiri Osmanlı devletinin bunalımlı döneminde Türk gençleri üzerinde derin tesirler
yapmıştır. Ayrıca Gökalp'in en önemli makalesi olan "Yeni Hayat ve Yeni Kıymetler"
adlı yazısında, "Yeni Hayat"ı II. Meşrutiyetin ilânı ile gerçekleştirilen
siyasî inkılâbı sosyal bir inkılâpla tamamlayacak ilkeler bütünü ve eski hayata
alternatif bir model olarak görüyordu(49).
Genç Kalemlerde başlatılan ve daha sonra millî edebiyat cereyanının doğuşuna
öncülük eden II. Meşrutiyet devri Türkçecilik hareketini Türk milliyetçiliğinin
başarılı bir hamlesi olarak değerlendirmek gerekir. Çünkü dil bir milletin en
önemli yapıcı unsurudur. Bu sebeple toplumumuzun ümmet halinden millet haline
geçiş sürecinde başlatılan bu hareketin önemi büyüktür. Türkiye Dışında
Kurulan Türk Yurdları Osmanlı devletinde Türk milliyetçiliği esası
üzerine kurulan derneklere paralel olarak, çeşitli Avrupa ülkelerine eğitim amacıyla
giden Türk gençleri de aynı amaçla Türk Yurdu adı altında bir takım dernekler
kurmuşlardır. Bu derneklerin önemlileri Lozan, Cenevre, Nöşatel, Paris ve Berlin
gibi Avrupa şehirlerinde kurulmuştur(50).
Avrupa'nn çeşitli şehirlerinde kurulan Türk Yurdları arasındaki işbirliğini
geliştirmek ve ortak bir mefkûre belirlemek amacıyla birincisi Lozan'da, ikincisi
de Cenevre'de olmak üzere iki büyük kongre yapılmıştır. Bu kongrelerde yurdçuluğun
mefkûresi "Türklük aleminde içtimaî inkılâp esasları hazırlamak ve onu mazisine,
ananesine, milliyetine müdrik bir hale getirmeye çalışmak" olarak belirlenmiştir(51).
Bu mefkûreye ulaşmak için, Türkçenin geliştirilmesi, eğitimin Türkler arasında
yaygınlaştırılması, millî servetin muhafazası için Türklerin iktisadî faaliyetlere
teşvik edilmesi, Avrupa'da okuyan bütün Türk öğrencileri millî maksada hizmet
etmeye çağırmak, hanımları eğitime ve sosyal hayata çekmek, cahillikten kurtarmak
ve aynı gayeye hizmet eden diğer derneklerle işbirliğine girişmek gibi hususlar
tespit edilmiştir. Ayrıca Türk Yurdlarının hiçbir şekilde siyasetle uğraşmayacağı
belirtilen yasada, Türklüğe büyük hizmetleri olmuş kişilere "bir ulu ad"
verilmesi de kararlaştırılmıştır. Avrupa'da kurulmuş bulunan bir çeşit Türk
öğrenci organizasyonları olarak görebileceğimiz Türk Yurdları tamamen Türkçülük
fikrini benimsemiş olup, İstanbul'da kurulan Türk Yurdu ve Türk Ocağı ile paralel
çalışmalar içinde bulunmaktadırlar(52).
Bu dernekler Avrupa'da okuyan Türk öğrencileri arasında Türklük şuurunun uyandırılması
ve ülkeye dönüşlerinde birer idealist genç olarak hizmetlerde bulunmalarında rol
oynamışlardır. Bu gençler içinde Yusuf Kemal (Tengirşenk) (Paris Türk yurdu),
Mahmut Esat (Bozkurt) (Lozan Türk Yurdu), Şükrü (Saraçoğlu) (Cenevre Türk Yurdu)
Bey vb. birçok ünlü isimlere rastlamaktayız(53).
Bu dernekler etrafında toplanan öğrenciler özellikle İsviçre'de Mondros Mütarekesinin
imzalanmasına paralel olarak Türk milletinin haklılığını dünya kamuoyuna duyurmak
ve Millî Mücadeleye yardımcı olmak amacıyla başta "Türk Menfaatlerini Koruma
Cemiyeti" ve "İsviçre Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti" olmak üzere çeşitli
cemiyetler kurmuşlar ve yayınlar yapmışlardır(54).
Türk Yurdu Cemiyeti Türk Yurdu Cemiyeti 31 Ağustos 1911 tarihinde
Mehmed Emin (Yurdakul), Ahmed Hikmet (Müftüoğlu), Ahmed Ağaoğlu, Hüseyinzade Ali,
Dr. Akif Muhtar (Özden) ve Yusuf Akçura gibi Türkçülük hareketinin önde gelen
kişileri tarafından kurulmuştur(55).
Türk
Yurdu Cemiyeti; "... Türklerin zekâ ve irfanca seviyelerinin yükselmesine,
varidat ve teşebbüs sahibi olmalarına hizmet etmek üzere" bir gazete çıkarmayı
ve Türk çocukları için bir pansiyon açmayı amaçlamıştır. Bu cemiyet Türk Ocaklarının
kuruluş hazırlıklarının yapıldığı bir zamanda ortaya çıktığı için, cemiyet olarak
fazla bir varlık gösterememiş, kurucuları Türk Ocakları içinde yer almıştır. Ancak
cemiyetin en büyük hizmeti daha sonra Türk Ocaklarının yayın organı haline gelecek
olan Türk Yurdu Dergisi'ni çıkarmasıdır ki, bu dergi Türk milliyetçiliği fikrinin
oluşturulması, sistemleştirilmesi ve yaygınlık kazanmasında çok önemli bir rol
oynayacaktır. Türk Yurdu Dergisi'nin imtiyazı Mehmed Emin (Yurdakul)
üzerine alınmasına rağmen, kısa süre sonra O'nun Erzurum Valiliğine tayin edilmesi
üzerine, derginin imtiyaz ve müdürlüğü Yusuf Akçura'ya devrolunmuştur(56).
İlk çıkış sermayesi Orenburglu Mahmud Bay Hasanof tarafından sağlanan "Türklerin
faidesine çalışır" serlevhası ile ilk sayısı 30 Kasım 1911'de yayımlanan
Türk Yurdu Dergisi amacını şöyle açıklamaktadır: "Türklüğe hizmet
etmek, Türklere faide dokundurmak istiyoruz. Maksadımız işte budur. Maksada erişmek
için hangi yollardan yürüyeceğimizi mecmuamızın münderecatı göstereceğinden, mesleğimizin
teşrikini fazla buluyoruz. Tanrı yardımcımız olsun."(57)
1911 yılında yapılan toplantıda Türk Yurdunun yayın politikası da şu esaslar
dahilinde belirlenmiştir. 1- Risale Türk ırkının mümkün olduğu kadar
çoğunluğu tarafından okunup anlanarak istifade olunacak bir tarzda yazılacaktır.
Dili sade olacaktır. Kavmin ekseriyetine faydalı mevzular seçilecektir.
2- Risale, bütün Türklerce makul olabilecek bir ideal ortaya koymaya çalışacaktır.
3- Risalede Türklerin tanışmalarına, iktisat ve ahlâkça yükselmelerine ve
fen bilgileriyle zenginleşmelerine hizmet eden mevzular en ziyade yer alacak,
siyaset bunlardan sonra gelecektir. 4- Risale Osmanlı devletinin iç siyasetinden
bahsederken, hiçbir siyasî fırkaya taraftarlık etmeyecek, ancak Türklüğün, Türk
unsurlarının siyasî ve iktisadî menfaatlerini müdafaa edecektir. 5- Risalenin
devletlerarası siyasette esas fikri, Türk aleminin menfaatlerini müdafaa etmektir(58).
Bu amaç ve program doğrultusunda Yusuf Akçura'nın yönetiminde 32 sayfalık
iki forma halinde 15 günde bir yayımlanan Türk Yurdu Dergisi büyük bir kültür
dergisi olmasının yanı sıra, Türk fikir hayatının en uzun ömürlü yayın organı
olma özelliğini de taşımaktadır. F. Georgeon'un deyimiyle temel çizgisi "Pantürkizm
ve ilerlemecilik" olan Türk Yurdu Dergisi; milliyetçilik fikrine halkçı bir
muhteva kazandırılmasında, millî iktisat fikrinin oluşmasına da öncülük etmiş,
çağdaşlaşmayı Türkler için bir hayat davası olarak görmüştür. Ayrıca mümkün oldğu
kadar Türklerin çoğu tarafından anlaşılabilecek sade bir Türkçeyi savunuyor ve
kullanıyordu. Diğer taraftan eğitimin modernleşmesi, kadın haklarının geliştirilmesi,
Türklerin kültürel mânâda birliğine önem vermesi, her sahada millî konuları ele
almasıyla, bütün Türklerce makbul olabilecek bir ideal yaratmaya çalışmıştır(59).
Türk Ocakları XX. yüzyıl başlarında Türk milliyetçiliği esası
üzerinde kurulan en önemli teşkilât hiç şüphesiz Türk Ocaklarıdır. Kendisinden
önce kurulan Türk Derneği, Genç Kalemler Hareketi ve Türk Yurdu Cemiyeti gibi
kuruluşlar doğrudan aydınların öncülüğünde kültürel ve ilmî amaçlı oluşturulurken
Türk Ocağının kurulma düşüncesi ve inisiyatifin Askerî Tıbbiye öğrencilerinden,
yani gençlerden geldiği görülmektedir. Bunun temel sebebi, örgütlenme geleneğinin
yanı sıra, tıbbiye öğrencilerinin modern eğitim görmesi sebebiyle müspet ilim
zihniyetiyle yetişmeleri sonucu karşılaşılan siyasî ve sosyal meselelere rahatlıkla
teşhis koyabilmeleri ve harekete geçmeleridir(60).
Ayrıca okuldaki Türklerin dışındaki öğrencilerin beraber hareketlerine bir tepki
olarak birleşmek gereğini hissetmeleridir(61).
Öğrenciler arasında yapılan gizli toplantılarla milliyet esasına dayanan bir cemiyet
kurma düşüncesi olgunlaşmış ve bir program hazırlamışlardır62. Bu program esasları
dahilinde hazırladıkları 11 Mayıs 1911 tarihli bir bildiriyi, bu konuda kendilerine
yardımcı olacağına inandıkları devrin önemli aydınlarına sunmuşlardır(63).
"190 Tıbbiyeli Türk Evladı"(64)
adına kaleme alınan bu bildiride; 1908 siyasî reformunun ardından "hayatı
inkıraz" yaşayan Türklerin her yönüyle geliştirilmesi için sosyal bir reform
yapılması gereği dile getiriliyor ve bu amaçla çalışacak "millî ve içtimaî
bir cemiyet teşkil etmek" lüzumu vurgulanıyordu. Tıbbiyeli öğrenciler bildiriyi
verdikleri Türkçü aydınlarla yaptıkları görüşme ve toplantılardan sonra, Türk
Ocakları 3 Temmuz 1911 (20 Haziran 1327) tarihinde fiilen, 25 Mart 1912'de resmen
kurulmuştur(65). Fiili kuruluşundan
yaklaşık 9 ay sonra resmî kuruluşunu tamamlayan Türk Ocaklarının ilk yönetim kurulu
şu kişilerden oluşmuştur. Ahmet Ferid (Tek) (Reis), Yusuf Akçura, (II. Reis),
Mehmed Ali Tevfik (Umumî Katip), Dr. Fuad Sabit (Veznedar)'dır(66).
İlk toplantılarını Akbıyık'ta Türk Yurdu Dergisi idarehanesinde yapan ve daha
sonra Divanyolu'nda üç odalı bir binada faaliyete geçen Türk Ocağı 1912 sonbaharında
önemli bir sarsıntı geçirmiştir. Bu sarsıntının birkaç sebebi vardır. Birincisi
Balkan savaşlarının yarattığı kaos içinde Türk milliyetçiliğine karşı olanların
Türk Ocağını imparatorluğun çeşitli unsurları arasına ayrılık sokmakla suçlamalarıdır.
Halbuki bu sıralarda, Arnavutların, Arapların, Yahudilerin, Rumların ve Ermenilerin
gizli ya da açık bir çok cemiyetleri çoktan faaliyete geçmişlerdi. İkinci önemli
sebep de maddî imkânsızlık ve Ahmed Ferid Bey'in Millî Meşrutiyet Fırkasını kurmak
üzere ocağın başkanlığından ayrılmış olmasıdır. Kuruluşundan sonra tepkilerle
karşılaşan Türk Ocakları 18 Mayıs 1913'de Hamdullah Suphi (Tanrıöver)'in başkan
seçilmesi ile sarsıntıları atlatmış ve büyük bir canlılık içine girmiştir. Bu
canlanmayı devrin şartları içinde aramak gerekir. Her şeyden önce bu sırada yaşanmakta
olan balkanf elaketinin yarattığı şok, Türk aydınları ve gençliğinde bir ümid
ve azim doğurmuş, imparatorluk içinde Türklüğe dönüşü hızlandırmıştır(67).
İşte böyle bir ortamda Türk Ocakları devrin ihtiyaç ve heyecanlarını temsil etmiştir.
Diğer bir ifade ile devletin Osmanlıcı politikası gereği siyasî, sosyal, kültürel
ve ekonomik açıdan birçok bunaltıcı olaylar yaşayan Türk unsurunun kimlik bunalımına
cevap vermeye çalışmıştır. Diğer taraftan Balkan yenilgisi sonucu İttihat Terakkinin
Türkçülük politikasını benimsemeye başlaması da Türk Ocaklarının faaliyetlerini
artırabilmesi için uygun bir ortam hazırladığı gibi, maddî problemlerinin çözümüne
de yardımcı olmuştur(68). Ayrıca,
başta Ziya Gökalp olmak üzere, Selanik'teki Genç Kalemler Hareketini yürütenlerin
de İstanbul'a gelerek Türk Ocağına katılmaları fikri açıdan büyük bir güç kaynağı
olmuştur. Türk Ocaklarının gerçek doğuşu ve imparatorluktaki fonksiyonlarını yerine
getirmeye başlaması bu gelişmelerden sonra başlamıştır. Türk Ocaklarının Balkan
Savaşları ile I. Dünya Savaşı arasında üye sayısı arttığı gibi; İstanbul dışında
da şubeler açılmıştır(69).
Türk Ocaklarının amacı; 1912 Nizamnamesinin 2. maddesinde "... Akvam-ı İslâmiye'nin
bir rükn-ü mühimi olan Türklerin millî terbiye ve ilmî, içtimaî, iktisadî seviyelerinin
terakki ve ilâsıyla Türk ırk ve dilinin kemaline çalışmaktadır"(70)
şeklinde ifade edilirken, 1918 yılında yapılan değişiklikle "Ocağın maksadı
Türklerin harsi birliğine ve medeni kemaline çalışmaktır"(71)
şeklinde değiştirilmiştir. Ayrıca ocağın amaçlarını gerçekleştirmeye çalışırken
"sırf millî ve içtimaî bir vaziyette" kalacağı asla siyasetle uğraşmayacağı
da vurgulanmaktadır. Nizamnamedeki amaç maddesinden de anlaşılacağı gibi,
Türk Ocaklarını kuran aydın ve gençler Türkleri gelişmiş ve sağlam bir millet
haline getirmeyi hedeflemektedirler. Kısaca bu aydınlar Ziya Gökalp'in "Yeni
Hayat" olarak adlandırdığı toplumun tüm kıymet sahalarında milliyet esasına
dayanan, siyasî reformu tamamlayacak sosyal bir reform yapmayı amaçlamışlardır.
Bu amaç doğrultusunda Türk Ocaklarının devrin şartları gereği temelde millî
duygulardan kaynaklanan milliyetçilik fikrini "heyecan ve telkin" yoluyla
uyandırmak ve canlı tutmak faaliyetlerinin odak noktasını oluşturmaktadır. Özellikle
ocağın başta İstanbul olmak üzere, yürüttüğü organize faaliyetler çerçevesinde
yapılan sistemli konferanslar, sohbeler, müsamereler, konser ve serbest derslerle
bir halk üniversitesi gibi çalışmıştır(72).
Bu faaliyetlerde işlenen konuların hemen hemen tamamını Türklüğe ait meselelerin
teşkil etmesi millî ruhun etkili bir kaynağı olmuştur(73).
Türk Ocakları bu faaliyetler sonucu ülkede Türklük-Türk milliyetçiliği şuuruna
sahip geniş bir kadro oluşmasında önemli bir rol oynamıştır. Nitekim Türk Ocağı
çevresindeki düşünce atmosferi içinde yetişen veya bu düşüncelerden etkilenen
asker-sivil Türk aydınları I. Dünya Savaşı sonunda Anadolu'daki Millî Mücadeleyi
yürüten ve Türkiye Cumhuriyetini kuran kadroların önemli bir bölümünü oluşturmuşlardır.
Türk Ocaklarının fiili olarak yürüttüğü faaliyetlerden birisi de bünyesinde
çeşitli dernekler kurması veya benzer amaçlar doğrultusunda kurulmuş olan derneklerle
işbirliği yapmasıdır. Bunlar içinde doğrudan Türk Ocakları bünyesinde gençler
için kurulan Türk Gücü Derneği(74),
halka doğru hareketini fiilen uygulama safhasına koymak için kurulan Köycüler
Cemiyeti(75) İhtiyat Zabitleri Teavün
Cemiyeti ve Darülfünun Talebe Cemiyetini sayabiliriz. Diğer taraftan
kitap yayıncılığında pek başarılı olamayan Türk Ocakları, dergi yayıncılığında
oldukça başarılıdır. Bu dergiler içinde daha önce bahsedilen Türk Yurdu Cemiyeti
tarafından 1911 yılında yayımlanmaya başlayan ve Türk Ocaklarının kuruluşundan
itibaren onun yayın organı haline gelen Türk Yurdu şüphesiz en önemlisidir. Bu
dergi Türkçülük fikrini oluşturulması, sistemleştirilmesi ve yaygınlık kazanmasında
çok önemli bir rol oynayacaktır. Türk Yurdunun yanı sıra, Türk halkı ile aydınlar
arasında bağ kurmayı amaçlayan Halka Doğru Dergisi ile Türk Sözü Dergisi doğrudan
Türk Ocakları tarafından yayımlanmışlardır. Osmanlı İmparatorluğu bünyesindeki
çeşitli unsurların milliyetçilik hareketleri karşısında Türk milliyetçiliğinin
öncüsü olma gibi bir fonksiyonu üstlenen Türk Ocakları kısa zamanda devrin önemli
birçok ilim ve fikir adamını bünyesinde toplamıştır. Ocak çevresinde toplanan
bu aydınlar günlük siyasî çekişmelerin dışında kalmaya çaba sarfederek çalışmalarını
Türk milliyetçiliğinin teorisini kurma konusunda yoğunlaştırmışlardır. Bu sebeple
Türk Ocağı çevresindeki aydınların çalışmaları sayesinde Türkçülük akımı siyasî,
sosyal, iktisadî ve kültürel hayata bakışlar getirmiş, dönemin etkili fikir akımı
haline gelmiştir. Türk Ocakları çevresinde savunulan milliyetçilik anlayışının
temeli, millî kültür yaratma ve bu yolla mütecanis bir millet oluşturma yönündedir.
Böylece İmparatorluk içindeki Türkler her bakımdan gelişmiş, sağlam bir millet
haline gelecek ondan sonra da dağınık bir şekilde yaşayan bütün Türkler arasında
kültürel birlik sağlanacaktı(76).
Bu temel yaklaşıma rağmen, Türk Ocakları, Türkçülerin bütün eğilimlerinin toplandığı
bir merkez görünümündedir. Bütün aydınlar Tanzimatın "İttihad-ı Anasır"
politikası ile Osmanlı milleti yaratmanın mümkün olamayacağı konusunda hemfikir
olup temel bağlılık odağı olarak Türklüğü görmektedirler. Ancak bu konuda takip
edilmesi gereken politikada farklı yaklaşımlar ileri sürmektedirler. Bu temel
farklılığın devleti koruma endişesi ile hareket eden Osmanlı Türkçüleri ile Rusya'dan
gelen Türk aydınlarının soydaşlarının bağımsızlık kazanması ve Türk birliğinin
gerçekleşmesi yolundaki fikirlere öncelik vermesinden kaynaklandığı söylenebilir.
Başta Ziya Gökalp olmak üzere, Osmanlı Türkçüleri kültürel mânâda Türkçülüğü
savunurken, siyasî anlamda Osmanlıcılık(77)
geleneğini belirli bir süre aşamamışlar ve milliyetçilik anlayışlarını Osmanlılık
ve İslâmcılıkla uyumlu göstermeye özen göstermişlerdir. Çünkü onların esas davası
yeni bir devlet kurmak değil, yapısı çok değişmiş olmakla beraber, Türk-Müslüman
benliğini muhafaza eden ve halen ayakta duran Osmanlı devletini millî bir devlet
haline getirmektir. Bu sebeple Osmanlı Türkçüleri başlangıçta Osmanlıcılık ve
daha sonra ağırlıklı olarak İslâmiyete bağlı milliyetçilik anlayışı ortaya koymuşlardır.
Ortaya koydukları milliyetçilik anlayışının Osmanlılık ve İslâm'ın zararna olmadığını
aksine bu iki unsuru da güçlendirici mahiyette olduğunu savunmuşlardır. Onlara
göre bir Türk ve İslâm devleti olan Osmanlının ayakta kalabilmesi ve diğer unsurları
idaresi ancak, millî benliğe sahip bir Türklüğün onun merkezinde bulunması ile
mümkün olabilirdi." Aynı şekilde milliyetçiliğin İslâmiyete yeni bir canlılık
kazandıracağını savunmuşlardır(78).
Bu tartışmaları bilindiği gibi Ziya Gökalp "Türkleşmek, İslâmlaşmak, Muasırlaşmak"
şeklinde formüle etmiştir(79). İmparatorluğun
dağılmanın eşiğine geldiği bir sırada, siyasî endişelerin de ağır bastığı bu üçlü
formülde asıl yapıcı unsurun Türk kültürü olduğunu belirtmek gerekir.
Buna karşılık Osmanlı devletine Rusya'dan gelen Türk aydınları Türk milliyetçiliğinin
siyasî düşünce bilincine içinde yaşadıkları siyasî, ekonomik ve kültürel ortamın
etkisiyle daha çabuk varmışlardır(80)".
Bu aydınlari çinde Yusuf Akçura, Türklüğün daha çok siyasî yönü ile ilgilenmiş,
1904 gibi erken bir tarihte yayımladığı Üç Tarz-ı Siyaset adlı makalesi ile Türklüğe
yeni bakış açıları getirmiştir. Akçura, Türk dünyası için öngördüğü siyasî projenin
merkezine tek bağımsız siyasî bütünü temsil eden Osmanlı devletini yerleştirir.
Bu sebeple bütün Türklerin millî menfaatlerini Osmanlı devletinin istikbali ve
muhafazasında görür(81)". Bir
bakıma Osmanlı devletini Türklerin çıkarlarını koruyacak bir araç olarak gören
Akçura, aynı zamanda Rusya Türkleri'nin birlik sağlama isteği ile Osmanlılar'ın
devleti koruma çabalarını bir senteze ulaştırmaya çalışmıştır."(82)
Diğer taraftan Akçura'nın Türk birliği fikrini Osmanlı anlayışının dışında
Türk-Tatar ortak mirasına da yönelttiği dikkati çekmektedir. Ayrıca Türklerin
büyük çoğunluğunun Müslüman olması sebebiyle ortak bir bağlılık temeli oluşturan
Halife-Sultanın karizmatik gücünü ön plâna çıkarmak ister(83).
Genel olarak başta Ziya Gökalp olmak üzere Osmanlı Türkçüleri Balkan Savaşları
sırasında çok milletli imparatorluğa taraftardırlar. Ancak çok milletli imparatorluk
apısından hakim nüfusu Türklerin oluşturmaya başladığı millet yapısına geçişte,
Bakan savaşlarının dönüm noktası olması Anadolu Türklüğünün önemini artırmıştır.
Diğer taraftan Osmanlı tarihinin Türklük öğesine göre yeniden yorumlanmasına ve
gittikçe küçülme psikolojisinin verdiği telaşla da I. Dünya Savaşına paralel olarak,
Osmanlı sınırları dışındaki Türklerle de yakından ilgilenmeye başlamışlardır.
Böylece Osmanlı devletinin sınırlarından vazgeçmeksizin milliyetçilik anlayışlarını
siyasî anlamda Osmanlılık ve İslâmcılığın dışında temellendirmeye başlamışlardır.
Böylece Osmanlı devletinin sınırlarından vazgeçmeksizin milliyetçilik anlayışlarını
siyasî anlamda Osmanlılık ve İslâmcılığın dışında temellendirmeye başlamışlardır.
Kısaca Türk Ocağı çevresindeki aydınların milliyetçilik anlayışlarının Osmanlı
topluluğunun Türk millî topluluğu haline gelmesine paralel olarak değiştiğini
söylemek mümkündür. Bu değişmeye paralel olarak Türkçülerde etnik-linguistik bir
milliyetçilik anlayışının belirginleşmeye başladığını görüyoruz. Bu milliyetçilik
anlayışı başta Yusuf Akçura olmak üzere özellikle Rusya kökenli Türkçülerde daha
belirgin olarak ortaya çıkmaktadır. Diğer taraftan milletin coğrafî ve
siyasî sınırlara bağlı olmadığını savunan bu aydınlar Türklüğü bir bütün olarak
görmektedirler. Bu sebeple ister kültürel, ister siyasî anlamda ele alınsın bütün
Türklük anlayışı Türk Ocaklarının temel dinamik fikirlerinin birini teşkil etmektedir.
Bu anlayışa bağlı olarak Turancılık-Pantürkizm
|