| TÜRK
DESTANLARI | | ABDULKADİR
DONUK | | |
kahramanlarınkinden farksızdır. Oğuz gazileri eski Türk kâhinlerinin kopuzunu
kutlu sayıyor, "mere, kâfir, Dede Korkut kopuzu hürmetine çalmadım. Eğer
elinde kopuz bulunmaydı, ağam başı için, yen bir pare kılırdım" diyor. Bu
gazilerin yas törenleri VIII. yüzyılda Orhon boylarında yaşamış olan Göktürklerin
yas törenlerinden farksızdır. Kahramanların ölümünden sonra bindiği atın kuyruğu
kesilerek kurban edilir; yaslı kadınlar yüzlerini parçalayarak ağlarlar, erkekler
sarıklarını yere vururlardı... Elimizdeki Türk destanlarından anlaşıldığına göre
destan devri yaşamış Türklerde ana - babanın çocuklarına verdikleri ad gerçek
ad sayılmamıştır. Bir delikanlı savaşta ya da avda kahramanlık gösterdikten sonra
büyük düğün ve tören yapılır, soyun kâhini olan kam çocuğa ad vererek onu kabilenin
üyesi ilân ederdi. Bu törenin izini Dede Korkut'un III. hikâyesinde görüyoruz.
Korkut Ata "Sen oğlunu Basam diye ohşarsın, bunun adı Boz Aygırlık Bamsı
Beyrek olsun!" diyor. "Ol zamanda bir oğlan baş kesmese, kan dökmese
ad komazlardı." Yakut destanlarına göre Yakutlar çocuklarına ilk adını oturmaya
başladığı, gerçek adını ise yay çekmeye (ok atmaya) başladığı zaman verirlerdi
(Sereşevsky "Yakutı", 53). Müslüman Türklerden Kırgızların
400.000 mısra tutan Manas destanı bu bakımdan bir etnoloji hazinesidir. Bu destanın
bir faslı olan "Han Kögütey yoğu (mâtem töreni)" 1860 yılında Kazak
- Kırgız âlimi Ç. Velihanov tarafından tesbit eilmişti. Bu fasılda Han Kögütey'in
sözleri Orhon yazıtlarındaki Bilge Hakanın sözlerini hatırlatıyor. Bu rivayete
göre ölürken han kögütey halkına hitaben şöyle diyor: "Benim gözlerim yumulduğu
zaman vücudumu kımızla yıkayınız. Etlerimi keskin kılıçla kemiklerimden sıyırınız.
Bana zırhımı giydiriniz... Başımı doğuya doğru koyunuz. Mezarıma gelen kadınlara
kumaşlar dağıtınız. Karasart türbemi yapsın, kullandığı tuğlaları seksen keçi
yağıyle terbiyelesin, aşımı veriniz..." "Beylerim, ulusum, sözlerime
kulak veriniz: Sizlere sıçan kapanı ile kuş avlattım; serseri dolaşıyordunuz sizi
topladım; topluluk kurdum, dağılmış boyları topladım, il kıldım. Benim ölümümden
sonra tekrar dağılmasın. Ulusuma bakınız, toladığım il dağılmasın. Yaya gelenlere
at, çıplak gelenlere giyim veriniz..." "Manas" destanının
bu parçası İslâmdan çok önceki Türklerin defin ve yas törenlerini tasvir etmektedir.
XIX. asır Müslüman Kırgızlar için böyle defin ve yas töreni ancak çok eski destan
devrinin hatırasıdır. Altay ve Yenisey Türklerinin destanlarından eski
devrin hatıralarına daha çok rastlanır. Sagayların "Ay Mergen ve Altın Kuş"
destanında Ak Hanın atı ve karısiyle beraber gömüldüğü anlatılmaktadır. "Katay
Han ve Buzalay Mergen" destanında Katay hanın oğluna vasiyeti ve ölümünden
sonra atı ve karısı ile beraber gömülüşü tasvir ediliyor. Altay ve Yenisey
Türklerinin destanlarında tasvir edilen bu defin törenleri VI. asırda yaşamış
olan Göktürkler için bile çok eski bir devrin hatırası sayılmış olduğuna şüphe
yoktur. Destan kahramanlarının tanrı, peri kızlarıyle evlenmeleri motifi
de XVI. asırda teşekkül etmiş olan destanlarda bile görülmektedir. XV. asrın tarihî
şahıslarından olan Edige Beyin adı çevresinde meydana gelen destana göre onun
büyük atalarından Baba Tükles bir su perisi kız ile evlenmiştir. Bu Göktürk destanının
motifidir. Türklerin babası yaz ve kış tanrılarının kızlariyle evlenmişti. Oğuz
Kağan destanına göre Oğuz Han ışık içinden çıkan ilâhî bir kızla evlenmişti. Dede
Korkut hikâyelerinden birinde Salur Kazan'ın çobanı peri kızıyla evlenmiş, ondan
Tepegöz doğmuştur. Destanlara göre alplar çok eski çağlarda, dünya yaratıldığı
zamanda yaşamışlardır. Kırgızların "Manas" destanına göre bütün dünya
milletleri "yer, yer olduğu; su, su olduğu zaman" Müslüman ve kâfir
olarak iki bölüğe ayrılmışlar, Manas ve arkadaşları o devirde yaşamış ve ömür
sürmüşlerdir. Altaylı Kaç'ların Soyun alp destanı şöyle başlıyor: Yerin
ilk yaratıldığı, Akan kırmızı bakırın durulup sertleştiği çağda, akarsuların
ilk defa akmaya başladığı ak kavakların ilk defa bittiği çağda Ak denizin
kıyısındaki dağın yamacına Alp Soyun çadırını kurmuştu... Altaylı
Şor'ların "Kan Mergen" destanı bu alpın kavminin yaşadığı zamanı şöyle
anlatıyor: Pek eski çağda idi bu... Şimdiki nesilden önce, eski
nesilden sonra olmuştu bu... Kaşıkla yer bölündüğü kepçe ile su üleşildiği,
yer yer olup yaratıldığı, yer yarılıp ağaçlar bittiği ağaçlar yarılıp
tomurcuklandığı, kayın ağacı yapraklar açtığı çağda bir ulus yaşamıştı...
Destanlardan birinde "yağız yer yaratıldığı zaman Kır atlı Kır Cutay
türemişti" deniliyor. Destanlarda kalıplaşmış olarak sürüp gelen
bu sözler, Orhon yazıtlarındaki "üstte mavi gök, altta yağız yer yaratıldıkta,
ikisi arasında kişi oğulları yaratılmış, kişi oğulları üzerine babam ve dedem
Bumın Kağan ve İstemi Kağan (hükümdar olarak) oturmuşlar" parçasını hatırlatmaktadır.
Altay ve Kırgız destanlarında Orhon yazıtlarında geçen tasvir tarzı ve ifadelerini
andıran birçok parçalara rastlamak mümkündür ("alpların kanı suca aktı, kemikleri
dağca yattı...", "yoksulları zengin yaptı, yaya gelenlere at verdi,
çıplak gelenleri giyindirdi"... gibi). Alplar daha küçükken avlara,
savaşlara iştirak ederler. Altaylı Kaçlar'ın bir destanın kahramanı Kan
Mergen çocukken ava çıkmak ve kız kaçırmak istiyor. Ablası ona: "Boyun posun
gelişsin, ağzındaki süt temizlensin, sonra gidersin!" diyor. Kan Mergen şu
cevabı veriyor: Alpların boyu posu Alplarla çekişirken gelişir
Ağzındaki süt At üstünde seferlerde temizlenir. Alpların güçleri
çok mübalâğalı tasvir ediliyor. Alplar savaşa hazırlanıp ata binerken yalnız kişioğulları
değil, tabiat bile korkuyor. Kudretinden gün korktu Gün buluta sığındı
Heybetinden ay korktu Ay buluta sığındı ("Manas") Alplar
tanımadıkları bir kişi ile karşılaştıkları zaman "geyiğin ütyü olur, kişinin
adı, soyu olur. Adın ne?" diye sorarlar. Yabancı da kim olduğunu (meselâ,
"kır atlı Cotay Alp", "sarı atlı Salay Alp", "konut atlı
Alp Kony beg" olduğunu) söyler. Sagayların "Ay Möke" destanının
kahramanı Alp Ay Möke, babası Altun Ergin'in vediği dağda avlanırken, burada başka
bir yabancının avlandığını görür ve "geyiğin tüyü olur, kişinin adı olur.
Adın ne?" diye sorar. Yabancı "bana kan kızıl atlı Kan Kaygalak Alp
derler. Yukarıdaki Tanrı bana vız gelir. Ulu Alpları fiske vurup öldürmüşüm, küçük
Alpları kamçı sallayıp öldürmüşüm" der. Dede Korkut'un Oğuz Alpları
da aynı şekilde düşmanın adını, soyunu sorarlar: "Kalarda koparda yiğit yerin
ne yerdir, karangu dün içinde yol azsan umun nedir?.. Alp eren erden adın saklamak
ayıp olur" (Basat ve Depegöz hikâyesinde). Türk destanlarının kahramanları
alplarda mertlik (şövalyelik) geleneği hâkimdi. "Manas" destanında Hak
Han, düşmanı Yolay ile karşılaşırken şöyle diyor: bağırıp çağıran yiğit,
elma gibi başını kaldıran yiğit, ad sormak güzel âdettir, soy sormak töredir,
adın, soyun kim, yiğit? Alplar kendilerini düelloya çağıran düşmanlarını,
uzak yoldan gelmişse, misafir eder, silah seçmekte serbest bırakır. Alpların hile
ve ihanet yoluna saptıkları ancak masallaşmış destanlarda söylenir. Düelloya hazırlanırken
Alpların dostça konuştukları da olur. Meselâ Çinli kahraman Akıran Taş ile Altaylı
Alp Çes Möke karşılaşırlar. Selâmlaştıktan sonra Akıran Taş, "Ben ölürsem
Çin yurdu alpsız kalır. Çin'de benden başka alp yok" der. Çes Möke ona, "Ben
de ölsem sen de ölsen mavi gök yere düşmez, akar sular da çekilmez. Bu dünya yaatıldığı
gibi kalır, senin, benim ölümümle dünya değişmez" diye cevap verir.
Alplar uyuyan üşmanı öldürmezler; düşmanını hile ile öldürenler Alp sayılmazdı.
Uyuyan düşmanı öldürme, düelloda hile yapma, ancak masallaşmış destanlarda görülür.
Türkelrin halk edebiyatında destan şekli en önemli yeri alır. Bütün Türk
boylarının destanlarının büyük bir külliyatını meydana getirmenin zamanı gelmiştir.
Bu külliyat için yeterli belgeler mevcuttur. Radloff'un "Türk halk edebiyatı"
külliyatı muhtelif Türk boylarının destanlarını ihtiva etmektedir. Fin bilgini
Castren (1813 - 1852) tarafından Altay - Yenisey Türklerinden tesbit edilen onbeşten
fazla destan A. Schiefner tarafından, güzel bir tetkik olan önsöz ile, Almancaya
tercüme edilmiştir. Son yıllarda Altay - Yenisey folklorcuları, şimdiye kadar
Türkologlarca bilinmiştir. Son yıllarda Altay - Yenisey folklorcuları, şimdiye
kadar Türkologlarca bilinmeyen birçok destanlar neşrettiler. Bunlardan "Kögötey"
ve "Alp Manaş" destanları çok dikkati çeker. Altaylılardan Şor boyunun
folkloru Dırınkova tarafından "Şorskiy Folklor" adıyla neşredilmiştir.
Bu eserde bu boyun kahramanlık destanları vardır. Yakut Türklerinin halk edebiyatı
- destanlar (olongo) Jastremskiy, Pekarskiy ve Yakutlar'ın kendi aydınları tarafından
toplanıp neşredilmiştir. Müslüman Türk boylarında Kazan aydınları XIX. asrın otalarından
başlayarak folklorun, bilhassa destanların tesbitine ve neşrine başlamışlardır.
Kazak destanlarının neşrinde Kazanlı kitapçıların da hizmeti büyüktür. Bu folklor
mahsullerinin çoğu ilmî metoda uygun olarak toplanmamış, baskılarında da itina
gösterilmemişse de Türkologlar için değerli malzeme teşkil ederler. Bunlardan
bazıları Radloff'un "Türk Halk Edebiyatı Örnekleri" külliyatının III.
cildine alınmıştır. 1920 - 1923 yıllarında Kazakistan hükümeti tarafından "Batırlar"
serisi adiyle Kazak destanları neşredilmiştir. Bu seridekilerin hepsi çok önce
Kazan'da basılmış destanlar ve lirik şiirlerdir. Bu destanların kahramanları yalnız
Kazakların değil, bütün Kıpçak zümresi Türklerin de söylenen ortak destanlardır.
Bunlardan Koblandı, Alpamış, Çora Batır, Ertargın, Kamber Batır, Kuzu Körpeç destanı
1812 yılında bir Başkurt halk şairinden tesbit edilerek Rusçaya tercüme edilmiş,
Alpamça ise Oğuzlarda söylenen Alp Bamsı destanının değişik bir şekildir. Kazak
destanlarında adları geçen kahramanlar Altınordu devletinin belkemiğini teşkil
eden Nogay, Nogaylı yahut Kıpçak boylarındandır. Coğrafî isimlerden en çok Kazan,
Kırım, İdil (Volga), Cayık (Ural), İrtiş geçmektedir. Kırgızların 400 bin mısralı
destanlarının baş kahramanı da "Sarı Nogay Er Manas" Nogaylardandı.
Manas'la savaşa Yolay da Noğay oğludur. Ak Han ile karşılaştığında Yolay kendisini
şöyle tanıtıyor:
On
san Nogay yurtum var On san nogay içinde Nogay bay denen babam var
Nogay bayın yavrusu Han yolay denen ben özüm. diyor. Bugün Kırgızlara
mahsus millî destan sayılan "Manas" destanı XV - XVI. asırlarda bütün
Kıpçak - Nogay boylarının, yani Altınordu kavimlerinin, müşterek destanı olduğunu
son yıllarda bulunan ve XVI. asırda yazılmış "Mecmua-i Tevârih" adlı
Farsça eserden öğreniyoruz. Bu eserin verdiği bilgye göre Manas, Kıpçak boyunun
başbuğu Cakıp Hanın oğludur. Efsanevî rivayetlerle dolu olan bu eserde muhtelif
asırlarda yaşamış olan hanlar, hükümdarlar birbirine karıştırılmıştır. Sultan
Sencer, Oğuzlar, Moğolların Ong hanı, onun oğlu (!) Toktamış, Turgay oğlu Temür,
İlhan Argun Han, Hülâgü oğlu Abaka hep "Manas" destanının içinde zikrediliyor.
Manas'ın Yolay ile savaşı bugünkü Kırgız destanına uygundur. Kırım Hanı Nogay'dı.
Yolay Kalmuk hanı Çünkçen'in oğlu idi. Kırım Hanı Ak Hüseyin oğlu ak Nogay, Bulgar
Hanı Kara Hüseyin oğlu Kara Nogay idi. Toktamış'ın yeğeni Anga Tüe Manas'a yardım
ediyor. İdil boyundan dönüp Manas için "Manasiye" şehrini kuruyor. Kalmuklar
tarafından Mangıt Pulat Han karşı çıkıyor. Ona Yamgurçı Mirza yardım ediyor...
Toktamış Cayık (Ural) denizine gidiyor. Maksadı Pulad'ın ilini almaktır. Oradan
Kulzem denizine, oradan da Kırım'a gidiyor. Sonra dönüp Cayık'ta kışlıyor.
Bu
karmakarışık efsanevî hikâyelerden anlaşılıyor ki XV - XVI. asırlarda "Manas"
destanı bütün Kıpçak - Nogay zümresinde müşterek bir destan olmuştur.
Altın Ordu'nun yıkılışı devrinde Nogay boyunun İrtiş'ten Kırım'a, kırım'dan Altay'a
durmadan göç yaparak hareket halinde bulunması, tavâif-i mülükün biribiriyle mücadeleleri,
sonra XVI - XVIII. asırlarda Kalmuk istilâsına karşı savaşlar Orta Türk (Kıpçak
gurubu) destanlarında derin iz bırakmıştır. Orta Asya Türklerinin destanlarının
aşağı yukarı hepsinde Nogay'dan, Nogaylıdan ve Kalmuk savaşlarından bahis vardır.
Savaşçı Nogay göçebelerinin Kırım'dan, Dağıstan'dan Altaylar'a med ve cezir halinde
dalgalanması XVII. asrın sonlarına kadar devam etmiştir. Kazak destanlarından
Er Targın, Çora Batır, Koblandı'nın faaliyet sahaları Kırım, Kazan hanlığı, İdil
(Volga) ve Cayık (Ural) ve Altay'dır. Edige'nin ise bütün Altın Ordu, Orta Asya
ve Batı Sibirya sahasıdır. Bu destanlar da aynı sahada yayılmışlardır. Bu bakımdan
Türk destanları muhtelif Türk zümrelerini birleştirici edebî türdür.
Türk destanları, İslâmdan önceki eski adet, inanç, tören ve bütün hayat tarzlarını
öğrenmek için en önemli kaynaktır. Türkler asırlar boyu İslâm kültürü içinde yoğruldukları
halde terennüm ettikleri destanlarda eski Türk inanç ve törenlerini muhafaza etmişlerdir.
Meselâ, İslâm dininin sıkı kaidelere bağladığı defin töreni bile bu destanlarda
VII. asır Göktürk defin törenlerini hatırlatmaktadır. Dede Korkut hikayelerinde
kahramanların defin töreninde bindiği akboz (demir kır) atının kuyruğu kesiliyor.
Nogayların Aysıla destanına göre bu kahraman ölürken söylediği vasiyetinde "Nâşımı
sevgili boz atımın üzerinde taşıtınız. Ölümümden sonra kabrimi derin kazınız.
Altınlı sadakımı (okluğumu), edirne yayımı başım üzerindeki kazığa bağlayınız,
mezarımın çevresine oklarımı diziniz. Canım sıkıldığı zaman geyik avlayacağım"
diyor. Edige'nin torunlarından Mamay (XVI. asır) adına söylenen destanda
anlatıldığına göre bu kahraman şöyle vasiyet ediyor; "Ben öldükten sonra
yedi köy halkı yedi argımak (cins at) ile elbiselerini ters giyip ağlayarak gelsinler"
diyor. Onun cenaze töreni şöyle tasvir ediliyor: "Arabaya altı at koştular.
Atların üzerine kara çul örttüler. Atalıklar elbiselerinin yenlerini kestiler;
eyerlenmiş atlara silahlar astılar, atları yeden ala giyimli uşaklar "beğimiz
Mamay öldü!" deyip alınlarını parçaladılar. Elbiselerini ters giyip sığıtçı
(ağlayıcı) lar geldiler." Başkurtların XVIII. asra ait "Karas
Batır" destanında bu Karas Batır'ın Kazak akıncılarıyla çarpışması anlatılırken
Kazak alplarından Akça Batır ile yaptığı düello tasvir edilmektedir. Bu düelloda
Akça Batır öldürülüyor. Öldüren Başkurt batırı Karas onu "Büyük kahraman
alp idi" deyip törenle defnediyor, onun namına yüksek bir hüyük âbide yapıp
baş üstüne oklarla dolu bir sadak koyuyor. Ona ağıt olarak şöyle diyor:
"Bundan sonra senden alp görmez gözüm Yerinde öğünsen de her bir sözün
Od yürek arslan gibi akça batır Gömeyim saygı ile bunda özüm. Taş ile
korgan yapıp kazdım orun (çukurun) atalsın adın ile taykan yerin Bir sadak
ok baş üstüne dikip koydum Desinler: "Alp geçmiş bizden burun (= önce)".
Bu ağıttan da anlaşıldığına göre alpların mezarına ok dolu sadak asmak âdeti,
ta XIII. asra kadar, destanî gelenek olarak, devam etmiştir. Bu okluk koyma âdeti
İslâmdan önceki silahlarla beraber defin adetinin sembolik bir şekilde devamından
ibaret olsa gerek. Birçok Türk boyları arasında müşterek bazı destanlar
vardır. En eski Oğuz destanlarından Bamsı Beyrek destanı bunlardan biridir. Bu
destanın kahramanı olan Bamsı (Alp + Bamsı) Kazak, Özbek ve Başkurt rivayetlerinde
Alpamşa olmuştur. Köroğlu destanı bütün Oğuz zümresinde söylendiği gibi Özbek
ve Kazaklarda da meşhurdur. Türk destanlarında müşterek motiflerden en
önemlisi ve yaygını at konusu üzerinedir. Türkler atlı millet oldukları için bütün
destanları at sevgisi ve öğmesi ile doludur. Kahramanlar atlarını yalnız arkadaş
değil, kardeş sayarlar. Birçok kahramanlar atlarını severek, okşayarak "aslım
kara kişiydi, adımı sen çıkardın, yürüğüm!" derler. Dede Korkut hikâyelerinde
başlıca rolü kahramanın atı oynar. "At işler er öğünür; Kazan diyor: "Hüner
atın mıdır, erin midir?" "Hanım erindir" dediler. Han "yok,
at işlemese er öğünmez. Hüner atındır" diyor. "At işler er öğünür"
(Dede Korkut). At hakkındaki aynı sözleri Orta Türk destanlarında da buluyoruz.
Hattâ XVIII. asrın tarihî kahramanlarından Kötübar Batır'ın al atı da düşmanın
gelmekte olduğunu haber verdiği "Ayman - Çolpan" lirik şiirinde tasvir
edilmiştir. Altay - Yenisey destanlarında kahramanlar hep atlariyle beraber
zikredilir. Ak atlı Ak Han, Akboz atlı Ak Molot, Kara atlı Katay Han, Kök atlı
Kök Han ve başkaları gibi. Geçen asrın ilk yarısında Altay - Yenisey Türklerinin
destanları üzerine araştırmalar yapan V. Titov'a göre kahramanın atı yoksa adı
da olmaz. Kahramana ad, at aldığı gün verilir. Dede Korkut hikâyelerinde de kahramanlık
gösteren Bamsı Beyrek'e Dede Korkut, "bunun adı boz aygırlı Bamsı Beyrek
olsun" diyor. Salur kazan da "Konur atın sahibi" diye anılır. Destanlara
göre delikanlı kahramanlık gösterdikten sonra at ve ad alırdı. Yani bundan sonra
delikanlı kabilenin gerçek ferdi olur. Minusinsk Türklerinin destanlarını tetkik
eden V. Titov bu ad alma törenine çok önem vermiştir. Ona göre kahraman olmayan
adi insanların adı yoktur (demek bunlar kabile adı ile göbek adlarını taşımakla
yetinmiş olacaklar). Bu adet çok eski devrin hatırası olsa gerektir. Bazı
destanların bazı Türk boylarında yazı ile tesbit edildikten sonra kutlu kitap
sayıldığı dikkate değer. Kırgızlar Manas destanını, hastalandıkları zaman, Manasçılara
"şifa" için okuttukları etnograflar tarafından müşahede edilmiştir.
"Çingizname"yi Başkurtlar'ın kutlu kitap saydıklarını, akademisyen lepehin
1770 yıllarında tespit etmiştir. Yani millî destanlarımız milletimizce en değerli
millî miras sayılmakta devam etmiştir. Türk destanları arasında Kırgız
Türklerinin "Manas" destanından da kısaca bahsetmek gerektir.
Türk destanları arasında en büyüğü ve en ilgi çekeni Kırgızlar'ın Manas destanıdır.
Yukarıda da zikrettiğimiz gibi bu destanın bazı parçaları XV. asırda yazılan bir
tarih kitabına alınmıştır. "Manas" destanı, baş kahramanı Manas;
onun oğlu Semetey ve torunu Seytek'in hayatlarından bahseden üç şahıslı 400 bin
mısralık büyük bir eser teşkil etmektedir ve Firdevsî'nin Şehname'sinin iki mislinden,
Homer'in İliyada'sının onaltı mislinden büyüktür. Dünyada şimdiye kadar "Manas"
kadar büyük bir destan tesbit edilmemiştir. Bu destan hakkında ilk bilgi 1849
yılında Kazak - Kırgızlarda idare amirliği yapan Rus memuru Franel tarafından
hükümete verilen raporda görülmüştür. Franel'den yedi yıl sonra Kazak aydınlarından
Çokan Velihanov, 1856'da Kırgızlar arasında yaptığı seyahat sırasında Manas destanını
keşfetmişti. Sonra bu destanın (19.000 mısralık) bir kısmı meşhur Türkolog W.
Radloff tarafından, "Türk Halk Edebiyatı Numuneleri" külliyatının V.
cildi olarak 1885'de yayımlandı. Sovyet ihtilâlinden sonra "Manas"
destanının büyük bir kısmını Kırgızistan İlimler Akademisi yayımladı.
"Manas" destanının ilk teşekkülü, bazı bilginlere göre, IX. asırda kurulmuş
olan Kırgız İmparatorluğu devrine rastlamaktadır. O zamandan beri muhtelif devirlerdeki
olayların etkisiyle değişe değişe zamanımıza kadar ulaşmıştır. "Manas"
destanı Kırgızların asırlarca süren hayatlarının aynasıdır. Doğum, evlenme, ölüm
törenleri, savaşları, mücadeleleri, dinî inançları, ıstırap ve sevinçleri hep
bu destana aksetmiştir. Çokan Velihanov'un dediğine göre, Manas destanı Kırgız
boyunun ansiklopedisi sayılmalıdır. Bu destanın bir yerinde İslâm velilerine sığınmalardan
bahsedilirken birden bire önümüze şaman âyini çıkıverir. Bu büyük destanda muhtelif
devirlerin olaylarıyla beraber muhtelif ideolojiler de yer almıştır. Bu destan
üzerine en son çalışma "Sovyet halklarının destanlarını tetkik" külliyatının
2. cildini teşkil eden "Kırgız Destanı Manas" adlı onbir araştırmayı
içine alan büyük bir eserdir; 1961'de Moskova'da basılmıştır. |