Ülkü Ocakları Eğitim Kültü Vakfı Genel Merkezi Anasayfa Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi

Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
16-03-2005
Tarihinden itibaren

kez ziyaret edilmistir.
 
Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi
YENİ DÜNYA KARŞISINDA ALTERNATİF BİR İSLAM MEDENİYETİ KURMAK MÜMKÜN MÜ ?
SÖNMEZ KUTLU
Sayfa 1 2

insanlar için yaptığı fikir hürriyetinin esası şu çağrıya kulak vermeleri gerekmektedir: "Onlar ki, fikirleri (sözleri) dinlerler ve onun en güzeline uyarlar, işte onlar Allah'ın kendilerini doğru yola ilettiği kimselerdir ve onlar aklı selim sahipleridir."(22)

Eğer Müslümanlar, geçmişin düşünce kalıplarını kutsallaştırarak, Kur'an'ı onlar doğrultusunda anlamayı sürdürürse, Kilise babalarının Hıristiyanlığı, Hahamların Yahudiliği yozlaştırdığı ve bozduğu gibi, bu zihniyete saip olan da İslamı tahrif edeceler. Müslümanların Yahudi ve Hıristiyanların düştüğü duruma düşmemeleri için Allah'ın şu mesajını daima akıllarında tutmaları gerekmektedir: "İnananların gönülerinin titreyerek Allah'ı anması ve ondan gelen gerçeğe içten bağlanması zamanı hâla gelmedi mi? Onlar daha önce kendilerine kitap verilenler gibi olmasınlar. Onların üzerinden uzun zaman geçti de kalpleri katılaştı. Çoğu zaten fasık olmuş durumdadır."(23) Halbuki İslâmda Hıristiyanlıkta olduğu gibi akide esası koyabilecek ne bir şahıs, ne de bir mezhep, ne de bir kurum yoktur. İslamda akîde esası koyacak tek otorite Allah'tır, dolayısıyla Kur'andır. Hehangi bir mezhebin kendi döneminin sosyal bunalımlarına dair ortaya attığı görüşlerini ve yorumlarını akide veya iman esası olarak insanlara dayatmaya kimsenin yetkisi yoktur.

Ondört asırlık İslâm kültürü hatalarıyla sevaplarıyla bizimdi. Ancak bunun daha iyi anlaşılması ve daha faydalı hale getirilmes için Kur'an'a uygunluk açısından tenkide ve tahlile tabi tutulması şarttır(24). İslâm kültürünün kaynakları yeniden değerlendirildiği takdirde, geçmiş âlimlerin görüşleri tabulaştırılmaktan kurtarılacak, yeni oluşum ve anlayışların doğmasın imkân sağlayacaktır.

b) Kur'an'a dönülmelidir

Kur'an, insan aklına ve düşüncesine Allah tarafından yapılmış önemli bir katkıdır. O, bir fizik, astronomi, kimya, tıp kitabı değildir, fakat bütün bu bilimlerin ulaştığı kesin neticelerden hiç birisiyle de çelişmemektedir. Yirmi üç senede indirilen bu ilahî kitab, kendine tâbi olan kimseleri daima doğru ve adaletli davranmaya sevkedecektir. Allah, son din olarak insanlığa İslâmı seçmiş ve ilkelerini onda açıklamıştır. Allah, insanların din olarak inanmak zorunda olduğu akide ve inanç esasları topluca bildirmiş olduğundan ondan sonra hiç kimse böyle bir esası koyma iddiasında bulunamaz. Ancak geçmişte olduğu gibi bugün de pek çok kimse Kur'an'ı, mensubu olduğu mezhebin veya ideolojinin gözlüğünü takarak okumaktadır. Neticede Kur'an'dan ilkeler değil kendi ilkelerini onda arama yoluna gidilmektedir. İşte bu yüzden solc İslâm, sosyalist İslâm, Kaddafi islâmı ve saire adıyla pek çok görüşler ortaya atılmıştır. Halbuki tek bir İslâm vardır, o da Kur'an'da ortaya konulmuş İslâmdır.

Hiçbir Müslüman Kur'an'ı sadece Arap harfleriyle okumakla yetinmemeli, günümüz Türkçesiyle yapılmış tercümelerini de defalarca okumalıdır. Sadece Kur'andan hüküm çıkaracak olan alimlerin, Arapçayı en iyi bir şekilde bilmesi gerekir. Onların dışındakilerin Kur'an'dan öğüt almak için Arapça bilmesi şart değildir. Kur'an, adından da anlaşıldığı gibi okunmak ve anlaşılmak için indirilmiş bir kitaptır. Onu sırf Arapça okumakla, ona karşı saygımızı ve sorumluluğumuzu yerine getirmiş olamayız. Onu kim okursa okusun, herkes kendi kültür seviyesi ve bilgisine göre, ondan istifade edecektir. Böylece Kur'an bütün Müslümanlarca en çok okunan kitap olacaktır. Sorulabilir ki, o zaten bugün de, bütün Müslümanlarca en çok okunan bir kitap değil mi? Biz bunun aksini iddia etmiyoruz ancak şunu söylüyoruz: Kur'an bugün bütün Müslümanlar tarafından en çok okunan ancak en az anlaşılan bir kitap haline gelmiştir. Çünkü dana önce onun anlaşılmak için okunması ibadet iken şimdi sadece okunması ibadet kabul edildi. Neticede ölülerin arkasından okunan bir kitap haline getirildi. Oysaki Allah onu, ölüleri değil "dirileri uyarmak"(25) için göndermiştir.
Bazı kimseler onu anlayamayacakları gerekçesiyle, onun yerine diğer kitapları okumayı şart koşarlar. Halbuki Allah, pek çok ayette onun ayrıntılı bir kitap olduğunu(26) ve her şeyin onda açık seçik belirtildiğini(27) insanların üzerinde düşünmesi, anlaması ve öğüt alması için kolaylaştırıldığını(28) "And olsun biz Kur'an'ı öğüt alması (anlaşılması) için kolaylaştırdık. Öğüt alan(düşünen) yok mudur?" haber vermektedir. Bu nedenle Kur'an'ın anlaşılması için önüne engeller koymanın doğru olmadığı kanaatindeyiz. Kaldı ki Kur'an'ın anlaşılmasını kolaylaştıracağı iddia edilen kitapların anlaşılması da sanıldığı kadar kolay değildir. Bu yüce kitabımız, herkes tarafından okunur ve üzerinde düşünülürse, din olarak duyduğunun sağlamasını onunla yapacak, ona uygun olmayan görüşleri kabul etmeyecektir. Böylece Kur'an bütün Müslümanların üzerinde birleştiği ortak payda olacaktır. Aksi takdirde Kur'an dışında bazı otoriteler ortaya çıkacak ve kendi görüşlerini din olarak insanlara sunmaya devam edecektir. Her Müslümanın üzerine düşen en büyük görev, inandığı şeye bilerek inanmasıdır. Özellikle itikadî konularda taklide ve kontrolsüz bilgiye yer yoktur. Taklide, sadece ameli konularda bir öğrenme yolu olarak başvurulabilir. Kur'an'ın dışında mutlaka başka doğrular vardır, ancak bunlar insan ürünü olduğundan yanılma payı daima göz önünde bulundurulmalıdır. Bu yüzden ilimde bilgide mutlak otorite Allah'tır, ondan başkası mutlak otorite olamaz.

Günümüz Müslümanı, bugün Kur'an'ı yeniden keşfederek(29), böylece onun başta sosyal hayatla ilgili olmak üzere hayatın bütün yönleri için getirdiği esasları kurumlaştırmalıdır. Bunu da, geçmişte olduğu gibi ona getirilecek yen yorumlarla yapmak gerekmektedir. Ancak tarih boyunca ve şimdi yapılan yorumları hiç birisi Kur'an değerinde değildir, sadece onun yorumlarıdır. Bu yorumlar yanlış veya dğru olabilir, ayeti inkâr etmedikçe hiç kimse o görüşü dolayısıyla tekfir edilemez. Ebû Hanife'nin ifadesiyle, "âyeti inkâr etmedikçe, onun yorumunu inkar etmekle hiç kimse kâfir olmaz ve bundan dolayı tekfir edilemez." Bütün Müslümanlar bu kaideye uyarak, yüce kitabımızı tekrar tekrar yorumlayıp günümüz Müslümanlarının meselelerine çözümler üretmelidir. Akif'in deyimiyle, "Doğrudan doğruya Kur'an'dan alıp ilhamı / asrın idrakine söyletmeliyiz İslamı" Ancak bundan sonra yen bir İslam medeniyetinin inşası mümkün olabilecektir.

c) Akla ve bilimsel bilgiye önem verilmelidir


Allah'ın insanoğlu için verdiği, onu hatadan koruyacak en önemli iki esasın biri vahiy diğeri de akıldır(30). İnsanlar bu iki esasa birlikte bağlı kalırlarsa süreklilik içerisinde yenilenmeyi başarabilecek ve insanlığı mutlu kılacak yeni dünya görüşleri geliştirebileceklerdir. Bu nedenle Müslümanlar, vahyi yeniden anlamaya, ne kadar ihtiyaçları varsa, onu anlayabilecek olan aklı kullanmaya da o kadar ihtiyaçları vardır. Burada akıl ve nakil şeklinde bir ayrım yaparak, bibirine alternatif iki görüşünün varlığından bahsetmiyoruz. Bütün Müslüman filozoflar, felsefe ve dinin, metodları farklı olmaklaberaber, gerçeği ve hikmeti bilmeyi, kurtuluşa ve saadete ulaşmayı hedefleyen aynı şey olduklarında bileşmektedirler(31), aynı gayeye hizmet eden aynı şey olduğunda birleşmişlerdir. Çünkü Kur'an bütün emirlerini, yasaklarını ve kendi varlığı ile ilgili konuları izah ederken akla ve aklın ilkelerine göre izah etmektedir. Bunların her ikisi de birbirini tamamlayan iki değerdir. İnsanlığın felaketi bu ikisinden herhangi birini ihmal etmekle başlamıştır. Bu yüzden özellikle Müslümanlar, onlara itibarını tekrar iade etmelidir. Bu demek değil ki Müslümanlar aklını hiç kullanmıyorlar, tabiî ki kullanıyorlar ancak bilgi üreterek ve elde edilen bilgiler arasında ilişkiler kurarak yeni keşifler veya buluşlar gerçekleştiremiyorlar ve bilimsel bilgi üretemiyorlar. Bugün batı medeniyeti bu gelişmeyi aklını kullanarak sağlamıştır. Fakat Müslümanlar, aklın kullandıkları zaman, onların bulacağı teknoloji insan hayatının kutsallığına daha önem veren ve dünyada aşamı tehlikeye sokmayacak bir teknoloji olmalıdır. Onlar kuracaları medeniyetin ilâhi yönünü oluşturan vahyin ahlâkî kurallarına sırt çevirmeyeceklerdir. Onları buluşlarında esas alarak, geliştirilebilir bir teknoloji kurmaya çalışacaklardır. Eğer Müslümanlar bugün teknolojik üstünlüğe sahip olsalardı, onların teknolojisi bu dünyayı üzerindeki bütün canlıların hayatını tehlikeye sokacak her an patlamaya hazır bir barut fıçısı haline getirmezdi.

Yeni bir medeniyet kurmak için ilimlerin yeniden inşası şarttır(32). Bunun için aklî ve naklî ilimler şeklinde yapılan önceki tasnifler gözden geçirilip ilimlerin yeniden tasnif edilerek yeni metodolojilerin geliştirilmesi gerekmektedir. Bu yapılacak tasnifte ilimlerden herhangi birisini daha faziletli görme alışkanlığını bir kenara bırakarak, Müslümanların ve insanlığın çıkmazlarına çözüm getirecek bütün ilimlere yeterince önem verimelidir. İnsanlık düşüncesinin en olgun meyvelerini verdiği felsefeye yeniden ağırlık vererek, Müslümanlar kendi filozoflarını ve kelamcılarını yetiştirmelidir. Çünkü bir milletin medeniyet kurması filozof yetiştirmesine bağlıdır. Bir dinin düşünürü yoksa, o din medeniyet dini olamaz(33). Bu nedenle, Kâtip Çelebi, Osmanlı'da bilimsel bilgideki gerilemeli, medreselerden felsefe derslerinin kaldırılmasına bağlamaktadır. O halde Kur'an'ın evrensel ilkelerinin yüceliğin ortaya koyacak düşünürlere (felsefeci, kelâmcı ve mutasavvıfa) ihtiyaç vardır. Bunu örneklendirecek olursak Müslümanlar bugün yeni Ebû Hanifeler'e, Yeni Farabiler'e, İbn Bacce'lere, Mevlânalar'a, Yunuslar'a ve İbn Haldunlar'a ihtiyacı vardır. Ancak bu insanların fikirleri aşılması şarttır. Çünkü bir nehrin kaynağına olan saygısı onun okyanosu akmasındadır. Fikirlerini aynen tekrar yerine onları aşarak yeni fikirler üretmekle, onlar için en büyük saygıyı göstermiş olacağız.

Bütün bunlar geliştirecek yeni bilgi teorileri üzerine kurularak yapılmalıdır. Bu teorilerde tıpkı İslâmın ilk dönemlerinde olduğu gibi, bilimde Allah dışında hiç kimse mutlak bir otorite olarak kabul edilmemelidir(34). Çünkü bilimlerin gelişmesi bu nedenle kilitlenmektedir. Yunan medeniyetinin yıkılışı Aristo'nun yanılmaz otorite kabul edilmesine(35), İslâm medeniyetinin yıkılışını ise, sahabe ve tabiînin, mezhep imamlarının, filozofların veya mutasavvıfların ayrı ayrı otorite olarak benimsenmesine bağlamaktadır. O halde cevaplandırılması gereken soru şudur: Bu insanlar bugün yaşasaydı acaba aynı eserleri yazacaklar mıydı? Mesela Farabî ilimleri "İhsaü'l-Ulûm"daki gibi mi tasnif edecekti. Veya İbn-i Sina yaşasaydı, yine Şifa ve Necât'ı mı yazacaktı? Her halde aynı kitapları yazmayacaklardı. Netice itibariye, bilgi teorosinde otoriteler kabul eden sistemlerin, medeniyetlerin veya ideolojilerin uzun süre yaşama veya insanlara hükmetme şansı yoktur. Bu bakımdan gerek dinî bilginin gerekse bilimsel bilginin siyasetin sultasından kurtarılması şarttır.

Sonuç

Bugün İslâm dünyasında bir canlanma olduğu açıkça görülmektedir. Bunun bir medeniyete dönüşüp dönüşmeyeceği üzerinde dikkatle durmak gerekir. Burada en fazla dikkat edilecek husus herkese kendisi ifade etme hürriyetini tanımak ve ortaya atılan görüşleri kavga etmeden medenî usullerle tartışmaktır. Yeni bir İslâm medeniyeti bütün İslâm milletlerinin tabanına dayanması ve kendi iman anlayışı çerçevesinde gerçekleşmesi gerekir. Bütün İslâm milletleri bu konuda kendisini sorumlu kabul edip ona katkıda bulunması gerekir. İslâm ünyasında doğum sancısı çeken yeni bir medeniyetin, motivasyonu siyaset olmamalıdır. Onun bütün alanları bir bütünlük içerisinde ele alınmalıdır. Bunun için de Müslümanlar her sahada, düşünce plânında kendisini yenileyerek "İslâm düşüncesine itibarını yeniden kazandırması"(36) gerekmektedir. Bu yenilenmenin mahiyetinin nasıl gerçekleşeceğini, Hamdi Yazır aynen şöyle ifade etmiştir: "Yenilenme başkalaşma ve bozma değildir. İslâmda en büyük düstur vahdet olduğu için diğer bütün prensipler bu vahdet düsturnunu gelişmesi açısından etkili olacaktır. Yenilenmenin bütününde bu bakış açısı korunarak ümmetin kimliği muhaaza edilecektir... Nihayet akıllar ile duygular birleştirilerek vicdanlara yeni ihtiyaçları karşılayan yeni bir canlılık ve emniyet neşesi verilmesine özen gösterilecektir. Nas ile belirlenmiş ilkeler korunacak, fakat teferruat ve tatbikat açısından yenilikler meydana gelecektir"(37).

Yazır'ın bu yenilenmeye katkıda bulunacakların görevleri konusunda sözleriyl bu makaleyi bitirmek istiyorum: "Yenileyici'nin yapacağı şey birliği parçalamak, dağılmayı hızlandırmak, dinin asıl prensiplerini inkâr edip ikinci dereceden önemli prensipleri soyutlamak, doğru yoldan sapmak, soyut tutkulara kapılarak ümmetin vicdanın yabancı vicdanlara benzetmek, ümmetin kimliğini ortadan kaldırarak bidatlere yol açmak olmayacaktır. Yenilenme bize nefret değil, muhabbet aşılayacak, korku değil emniyet getirecektir. Her asrın tarihini güzelce yazmak ve o tarihde dinî illet ve sebeplerin amelhi değeri ve sosyal sonuçlarını araştırmak; bu şekilde geçmiş dönemin bir fezlekesini yapıp gelecek asrın ihtiyaçlarını belirlemek. İşte Peygamberin varisleri olan din alimlerinin vazifeleri bunlardır."(38)

Ancak bundan sonr bilgi-iman-amel prensibine uyan toplumlar ortaya çıkabilecek ve onların kurduğu medeniyet, batı medeniyetinin alternatifi olabilecektir. Müslümanlar potansiyel olarak bu güce sahiptir. Çünkü elinde kurulacak medeniyetin temel taşı olan Kur'an bulunmaktadır. Ayrıca tarihî tecrübesi vardır. İnsanlık üdşüncesine yapılan bu ilâhi katkıyla birlikte geriye aklını kullanmak kalmıştır. Batı, aklı kullandığı için ilerledi, biz ise ne aklı ne de ona önemli katkı olan ilâhi vahyi yeterince kullanamadığımız için geri kaldık.

DİPNOTLARI

1. Francis Fukuyama, Tarihin Sonu mu?, Çeviren: Yusuf Kaplan, Kayseri, s. 4.
2. Fukuyama, a.g.e., s. 17.
3. Tahâ el-Alvânî, Batı ile Anlaşmazlığın Sorumluluğunu İslâma Yüklemek Tarihî Bir Demogojidir. el-Ehrâm, 3.3.1993.
4. Hamdi Yazır, Dibâce, Sad. recep Kılıç, ??? s. 77. Elmalı Hamdi Yazır adlı kitabın 44-84 sayfaları arasında.
5. Ebû Davud, Sünen, Kitâbü'l-Melâhim, I. hadis.
6. Hamdi Yazır, Dibâce (Sad. Recep Kılıç), s. 77, Elmalı Hamdi Yazır4ın Teceddüd (Yenilenme) konusundaki değerli fikirleri için ayrıca bkz. Mehmed S. Aydın, "Elmalı'da Teceddüd Fikri", M.E.B. Din Öğretimi Dergisi, 34 (1992), s. 49-54.
7. Ethem Ruhi Fığlalı, Değişim Sürecinde İslâm, İslâm Araştırmalar, Cilt: 6, Sayı: 4, s. 223.
8. Mazharüddin Sıddıki, İslâm Dünyasında Modernist Düşünce (Çev. Murat Fırat - Göksel Korkmaz), İstanbul 1990, s. 12.
9. İslâmiyet ve Yeni Dünya Düzeni, (Çev. Şinasi Siber), Ankara 1959, s. 122, (Diyanet İşleri Reisliği Yayınları, Sayı: 71), O, 1940'larda yazdığı bu eserinde, içtimaî ve iktisadî sistemlerin ve büyük dinlerin insanlığı mutlu kılmak için geliştirdiği dünya görüşlerini tartışarak onların yetersizliğinden bahseder. Bu sistemlere alternatif Yen Dünya Nizamı olarak İslâmiyeti takdim etmektedir. Özellikle onun sosyal ve ekonomik ilkeleri üzerinde durarak, İslâmın bu konudaki üstünlüğünden bahseder.
10. Mirza Beşirüddin, aynı eser, s. 123.
11. "Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmet oldunuz. İyiliği emreder, kötülükten menedersiniz ve Allah'a inanırsınız..." 3 Âl-i İmrân 110.
12. Mehmet Aydın, "Manevi Değerler, Ahlak ve Bilim", Felsefe Dünyası, 6 (1992), s. 26.
13. Aydın, "Manevi Değerler, Ahlak ve Bilim", Felsefe Dünyası, 6 (1992), s. 27.
14. Hamdi Yazır, Dibâce, (Sad. Recep Kılıç), s. 72.
15. Batı medeniyetinin çökeceğine dair eser yazanlar da vardır. Bkz. Oswald Spengler, Batının Çöküşü, İstanbul 1978.
16. Bkz. 2 Bakara, 30.
17. Bağdâdî, Usûlü'd-Dîn, Beyrut 1981, s. 340-341.
18. M. şerafettin, "Selçuklular Devrinde Mezâhib", Darü'l-Fünûn İlahiyât Fakültesi mecmuası, s. 114.
19. Zühdî Carullah, el-Mu'tezile, Beyrut 1990, s. 260.
20. Hasan Onat, "Din Anlayışımızın Kaynakları Üzerine Bazı Düşünceler", Türk Yurdu, C. 13, 75 (1993), s. 48.
21. Turgut Özal, Değişim Sürecinde İslâm, İslâmi Araştırmalar, Cilt: 6, Sayı: 4, s. 231.
22. Turgut Özal, Değişim Sürecinde İslâm, İslâmî Araştırmalar, Cilt: 6, Sayı: 4, s. 231.
22. 39 Zümer 18.
23. 57 Hadid 16.
24. Bkz. Onat, aynı makale, s. 49.
25 36 Yasin 70.
26. 6 En'am 55, 119, 97, 98, 126; 7 A'raf 32, 174; Yunus 24; 30 Rum 28.
27. 15 Hicr 1; 17 İsrâ 89; 30 Rum 58; 39 Zümer 27.
28. ""Kur'ân-ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalplerinin üzerinde kilitleri mi var (ki hiç bir hakikat gönüllerine girmiyor" 47 Muhammed 24; 54 Kamer 17, 22, 32, 40.
29. Fığlalı, Değişim Sürecinde İslâm, İslâmî Araştırmalar, Cilt: 6, Sayı: 4, s. 22???.
30. Bkz. İbn Sina, en-Necât, Kahire 1983, s. 2-3.
31. Hasan hanefi, Nahve Felsefe İslâmî Cedîd (Yeni Bir İslâm Felsefesine Doğru), el-Mecelletü'l-Felsefiyye el Mısrıyye, II (1993), s. 63.
32. Hasan Hanefi, Nahve Felsefe İslâmî Cedîd (Yeni Bir İslâm Felsefesine Doğru), el-Mecelletü'l-Felsefeyye el-Mısrıyye, II (1993), s. 56.
33. Hüseyin Atay, İbn Sina'da Varlık Nazariyesi, Ankara 1983, s. III.
34. Atay yeni bir İslâm medeniyetinin bilgi teorisinin iki taşını şu şekilde belirler: "Birinci köşe taşına göre gerçek ilim Allah'ındır, insanın değildir. İnsan peygamber de olsa ancak izafi şekilde bir bilgi sahibi olabili. Bazan yanlış da yapabilir. İkinci köşe taşına göre de bilebileceği ilmi, kendisi yapmalıdır ve bir insan diğer bir insan için mutlak ve şaşmaz ilim otoritesi olamaz... İlk Müslümanlar böyle bildi, böyle inandı ve böyle davrandılar. Sonrakiler de öyle bildiler, öyle inandılar, ama öyle davranmadılar."
35. Hüseyin Atay, Medeniyet Tarihinde Yeni Bir İslâm Medeniyeti, İslâmî Araştırmalar, Cilt: 3, 3 (1989), s. 116-117.
36. Muhammed Arkun "İslâm Düşüncesine İtibarını Yeniden Kazandırması I-II" adıyla yazdığı makalesinde bu konuda önemli bazı görüşler ileri sürmektedir. Hepsine katılmadığımız bu görüşleri konusunda bkz. el-Kermî, 34 (1989), s. 5-40, 39 (1990), s. 22-38.
37. Dibâce, s. 78.
38. Dibâce, s. 78-79.

Sayfa 1 2

Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi
Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi
Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi
Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi
Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi
Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi
Sitemizle ilgili Görüş ve Önerilerinizi yazabilirsiniz...