|

| EN
MÜKEMMEL DİN EN GERİ İNSANLARIN ELİNDE |
|
DURMUŞ
HOCAOĞLU
|
Medyanın büyük kısmında İslâm üzerine hayli mürekkepler ve
nefesler tüketildi. Yazılan ve söylenenlerin hemen hemen tamamının
ortak noktasının, samimiyet, ehliyet ve liyâkat mertebesi
ve derecesi ne olursa olsun, İslâm dininin mükemmelliğinin
bir kere daha vurgulanması olduğunu söyleyebiliriz.
Bilinçli bir Müslüman olarak bu yazılanlara prensip itibariyle
katılmamaklığım elbette söz konusu olamaz; eksiği var fazlası
yok diyebilirim. Ancak, çok önemli addettiğim bu hususu burada
vurgulamak gerektiğini duymaktayım ki, bu kutlu ay Müslümanlar
arasında bir nefs murakabesine, bir "öz-eleştiri"ye
vesile olsaydı, çok daha hayırlı olurdu.
Vurgulayarak belirtmek istediğim husus şudur: "İslâm
dini" - ki ben bunu "Numenal İslâm" tabir etmekteyim-
ile onun yaşanan şekli olarak tanımlanabilecek olan "Müslümanlık(lar)"
-buna da "fenomenal İslâm(lar) tabir etmekteyim- arasında
çok büyük bir açı ve farklılaşma mevcuttur. Müslüman olmaktan
gurur duyan, dinini ciddiye alan bilinçli bir Müslüman olarak
bu vaziyetten olağanüstü bir rahatsızlık ve ızdırap duymaktayım;
ızdırabım adetâ somutlaşıyor ve bedenimi yakıyor.
Medeniyet Savaşında Mağlubiyet
Çünkü, öncelikle kabul edilmelidir ki, İslâm dini (numenal
İslâm) değil ama yaşanan (Fenomenal) İslâm(lar), veya Müslümanlık(lar),
Batının meydan okumasına cevap verememiş olduğu için, tarih
çapında büyük bir medeniyet savaşını kaybetmiştir, mağlûptur
ve her mağlûbiyet gibi onun da faturası çok ağırdır.
İmdi:
İslâm dünyası (veya daha sahih bir tabirle: Müslüman dünya)
yeterince bilinçli olmanın çok ötesindedir; "kritik"
nedir habersizdir; her kazancını kendi hanesine, her kaybını
başkasının hanesine fatura etmektedir.
Müslüman dünya -söylemekten hazer ediyorum- fevkalâde cahildir,
öyle ki, "Bilgi"ye, "Bizatihî Bilgi"ye
itibar etmemekte, hatta ona ihtiyaç duymaz, bilgisiz bir hayatın
da pekâlâ mümkün ve belki de dahası ve en dehşet vericisi,
müreccah olduğunu düşünüyor gibi bir görüntü vermektedir;
nitekim, fen, teknik, sosyal bilim alanlarının hemen hemen
hiçbirisinde Müslümanların adı yoktur; üzerinde Müslümanların
patentini, markasını, imzasını taşıyan ciddi bir zihin (ve
emek) ürünü bulmak imkânsız gibidir. İslâmî bilimlerin birçoğunda
da vaziyetin pek parlak olmadığını hatırlatmak gerektir.
Akletme ve Düşünme
Müslüman dünya, iyi düşünebilmekte değildir. Omuzların üstünde
duran "kafa'nın çiçek saksısı" değil Yaradan tarafından
düşünmek için bahşedilmiş en kıymetli ve eşsiz bir cihaz olduğu,
yerin ve göklerin hâlıkı ve sahibi Allah'ın kutsal kitapta
800'den fazla yerde düşünmeyi hatırlattığı, hatta emrettiği
unutalarak akletme,düşünme reddedilmektedir.
Müslüman dünya, cehaletini bazan o raddeye vardırmaktadır
ki, handiyse bir miktar abartma ile, Müslümanların büyük çoğunluğunun
bilinç-altlarında, sadece ve yalnız, Müslüman olmalarından
dolayı Allah'ın kendilerine "özel hizmet" ile memur,
hattâ icap ederse bu maksatla eşyanın kanunlarını dahi değiştirmekle
mükellef olduğu gibi çarpık ve sakat bir düşünce yattığı dahi
söylenebilir.
İktisadî Gerilik...
Hemen hemen bütün Müslüman ülkeler iktisaden geridir, bazıları
fukaralığın en alt düzeyindedir. Bütün Müslüman dünyanın ekonomik
üretiminin tamamı meselâ bir Almanya'nın topuklarına çıkamamaktadır.
Bir kısımları zengindir; ama bunun da menbâ-ı artık git gide
değeri düşen Tanrı vergisi petrolden başkası değildir; Batının
zenginliğinin arkasında emek, üretim, bilgi, zekâ, matematik,
fizik, Kant, Gauss, Newton, Einstein ilh.. yatarken, emek
ve zekâ ürünü, üretim sonucu olmayan bu zenginlik ise dünkü
deve çobanlarını mide bulandıran görgüsüzce bir israfa sürüklemekten
başka bir sonuç vermemektedir.
Antidemokrasi
Hemen hemen bütün Müslüman ülkeler, anti-demokratiktir ve
zulüm idarelerinin pençesindedir. Müslümanlar, bu en güzel
dinin, bu özgürlükler dininin müminleri, kendi ülkelerinde
siyasi erk konusunda söz sahibi değildirler; hepsinin tepesinde
şu veya bu şekilde despotlar, tiranlar, hanedanlar, oligarşiler
bulunmakta ve insanlarını adeta kendilerine secde ettirmektedirler.
İslâm ünyasında Saddam tek değildir, neredeyse her Müslüman
ülkede birer özel Saddam veya Saddamlar vardır; öyle ki, İslâm
dünyasındaki rejimin genel adının "Saddamokrasi"
olarak patent altına alınması dahi kâbildir. Fakat belki de
en vahimi, Müslümanların kahir ekseriyetinin bu hali meşrûlaştırmış
olmasıdır; bu, İslâm dünyasında "özgürlük bilinci"nin
çok alt düzeylerde olmasından başka bir anlam taşımaz. Yani
şöyle de diyebiliriz:
Müslümanların özgürlüksüzlüğü 'hariçte' olmaktan ziyade 'dahilde',
zihinlerin içinde
başlamaktadır.
Bütün bunların neticesi olarak, hemen hemen bütün Müslüman
ülkeler, siyaseten güdümlüdür ve hiçbirisinin -bölgesel entrikalar
haricinde- dünyada dikkatle kaale alınması zarûrî olan, dünya
çapında bir ağırlığı, itibarı ve ciddiyeti yoktur.
İslâm, Müslümanlara göre algılanıyor...
Müslümanlar hiç düşünmemektedirler ki, diğer insanlar, İslâm
dini hakkındaki hükümlerini, bütün komplekslerinden arınmış
olarak, safi platonik hakimâne bir hakikat araştırmacılığı
ile tetkik ederek vermekte değildirler; Dünyada kaç gayrimüslim
böylesine yürekli ve zahmetli bir cehdi göze almakta ve vardığı
neticeleri de dürüsçe itiraf edebilmektedir. Hayır! Dünya,
"İslâm" hakkındaki hükmünü "bizlerden gördükleri"
ile vermektedir. Yani bizler nasıl bir manzara resmetmekte
isek, diğer tabirle Müslüman dünyanın Müslümanlığı ne ise,
dünya onu görmekte, onu bilmekte ve gördüğü bu "Müslümanlık"ı
asıl "İslâm" olarak algılamaktadır. Daha açık bir
ifadeyle; Müslüman ne hâl üzre ise, dünyanın gözündeki "İslâm"
da odur.
Halbuki, Müslümanlığın manzarası hiç de iç açıcı değildir.
Müslümanlar, bütün dünyada çok kötü bir İslâm manzarası resmetmekte,
çok kötü bir İslâm tanıtımı yapmaktadırlar. Müslüman dünya,
iyi hâl üzre bulunmamaktadır, o sebeple de İslâm'ı temsil
etmeye tam olarak ehil değildir.
Müslüman
Dünya, İslâm'a yakışmıyor...
Hasılı: Müslüman dünya, İslâma yakışmamakta, O'na yazık
etmektedir. Çünkü, dünyanın en mükemmel dini dünyanın en mükemmel
insanlarının elinde bulunması icap ederken -haydi en geri
demeyelim ama- çok geri insanlarının elinde bulunmaktadır.
Bu hal, "Müslümanlığın Paradoksu"dur.
Bu mudur adı güzel kendi güzel Muhammed'in -salât ve selâm
O'na olsun- ümmeti!
Müslüman dünya, kendisinden utanmıyorsa Allah'tan ve Resûlünden
utanmalı, İslâma yakışmanın, ona lâyık olmanın yollarını keşfetmelidir.
İlk teklif benden:
1) Geliniz önce şu aksiyomu kabul edelim: "Kişinin başına
ne gelirse hepsi kendi eseridir."
2) Sonra da şu tespiti reddetmeyelim: "İslâma yakışmıyoruz."
3) Ve şu suale kemali ciddiyetle cevap arayalım: "Nerede
hata yaptık ve yapmaya devam ediyoruz?"
Not: Buradaki tenkidin muhatabının içinde çok değerli
birey Müslümanların bulunmasına rağmen bütünü tedvîr ve temsîl
etmesi mümkün olmayan genel Müslüman dünya olduğuna dikkat
edilmesi hasseten rica olunur.
|