Ülkü Ocakları Eğitim Kültü Vakfı Genel Merkezi Anasayfa Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi

Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
16-03-2005
Tarihinden itibaren

kez ziyaret edilmistir.
 
Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi
BİLGİ TOPLUMUNDA DİNİN YÜKSELEN DEĞERİ
KAZIM ÜTÜK

 

Toplumsal gelişmelerin geçiş dönemleri, yeni toplum tipinin doğum sancılarının yaşandığı bunalımlı, çalkantılı bir süreçtir. Böyle zamanlarda, insanlar hayatlarında belirsizlik değil sağlamca tutunabilecekleri toplumsal değerler ve kurumlar ararlar. Bu ihtiyaca cevap verebilecek kurumların başında din gelmektedir. Esasında din duygusu ve kurumu ferdî ve toplumsal hayatın bütün dönemlerinde canlılığını ve etkinliğini sürdürür. Fakat geçiş dönemlerinde, diğer değerler ve kurumlar hızla erozyona uğrarken din tartışılacak değil, inanılacak ve bağlanacak bir inanç sistemi olduğu için, daha çok canlanır ve etkinleşir. Bu durumun başka önemli bir nedeni de normal istikrarlı zamanlarda günlük hayatın koşuşturmaları, eşya âlemiyle oluşturulan meşguliyet ve bütünüyle yaratılmışlar dünyasının insan idrakini bir sis perdesi gibi kuşatması sonucu, "Bize şah damarımızdan daha yakın olan Allah'tan" gâfil olmamızdır. Geçiş dönemlerinin oluşturduğu kasırgalar bu sis perdesini dağıtır ve biz gafletten uyanarak dine yöneliriz. Savaş ve tabiî âfet zamanlarında da aynı durum yaşanır.

Bu sebeplerden dolayı tarım toplumundan sanayi toplumuna geçerken Batı'da 1700'lü yıllarda, bir de 1950'den günümüze kadar olduğu gibi sanayi toplumundan bilgi toplumuna geçildiği günümüz dünyasında da, özellikle Batı'da dinî değerlere ve kurumlara bir yöneliş var. Bu seferki uyanışın özellikle insanın yükselen değerleri istikâmetinde, fıtrata uymayan dinlerin aleyhine bir gelişmeyi de beraberinde getirdiği gözlemleniyor. Bu ortamda dinin yükselen değerini daha iyi anlayabilmek için din kurumunu biraz daha yakından tanımaya çalışalım.

Bir Toplumsal Kurum Olarak Din


Yapılan tarihî ve sosyolojik araştırmalar gösteriyor ki, tarihin her döneminde insanlar, kendilerinin gücünün üstünde bir yüce güce, çevrelerindeki eşyâları yaratan ve yönlendiren bir 'Yaratıcı'ya inanmışlar ve bu inançları doğrultusunda da fizikî ve toplumsal yapılanmalara gitmişlerdir. Arkeolojik kazılarla ortaya çıkarılan bütün eski yerleşim merkezlerinin bir mâbed etrafında yapılandıkları görülmüştür. Buradan hareketle denilebilir ki, eski veya modern bütün kültür ve medeniyetlerin mayasında din ve dinden kaynaklanan inançlar ve bu inançların yön verdiği fikirler, ideolojiler vardır(1).

Batı'da, din psikolojisi ve sosyolojisi üzerine araştırmalar yapan bilim adamları, insanın zâtını şekillendiren değiştirilemez "fıtrat programı"nı göremedikleri için, bütün bilimsellik iddialarına rağmen, bozulmuş olan Hristiyanlığın baba, ana, oğul üçgeninde oluşturulan "kutsal aile" inancına bağlı olarak düşünmüş ve araştırma yapmışlardır. Bu araştırmacılar, çocuklardaki ve gençlerdeki dinî arayış ve yönelişleri, aile içindeki ana-baba ihtiyacından hareketle bir göksel kutsal inançlar ailesi kavramına ulaşmışlardır. Bu araştırmacılardan birinin ifâdesi şöyledir: "Din ilkin görünen bir anne ile babaya karşı duyulan, sonra da göklere çevrilen, insanlık ailesinin görünmeyen babasına yönelen, evlâtlık sevgisinden başka bir şey midir?"(2). Yine Batılı psikoloji araştırmacılarından S. Freud, bütün açıklamalarını seksüel libidoya bağladığı için, Hristiyanlığın "kutsal aile" üçlemesini apış arasına bağlar ve bir Yahudi olarak kendince Hristiyanlarla dalga geçer.

Genel olarak söylersek, bu konularda araştırma yapan Batılı bilim adamları bütün şöhretlerine rağmen oldukça geri bakış açılarına sâhiplerdir. Çünkü onlar "insanın câhili" olmakta hâlâ diretiyorlar.

Halbuki, insan Allah'ı, fıtratı ve tabiatı gereği aramaktadır. Yâni insan Yaratıcısı'nı aramaya mahkûmdur. Tıpkı Hz.İbrahim gibi. O, daha çocukken bir mağarada yeri ve gökleri seyrederek Yaratıcısı'nı bulmaya çalışıyordu. Bu durum Kur'an'da şöyle anlatılıyor: "Biz İbrahim'e kesin ilme erenlerden olması için, göklerin ve yerin mülkünü de öylece gösteriyorduk. İşte, o, üstünü gece bürüyüp örtünce, bir yıldız görmüş, 'Bu mu benim Rabbim?' demiş, (yıldız) sönüp gidince de 'Ben böyle sönüp batanları (Tanrı diye) sevemem!' demişti. Sonra Ay'ı doğar hâlde görünce de, 'Bu mu benim Rabbim?' demiş, fakat o da batıp gidince 'And olsun, eğer bana Rabbim hidâyet etmemiş olsaydı, muhakkak sapanlar guruhundan olacakmışım' demişti. Sonra Güneş'i doğar vaziyette görünce de, 'Budur benim Rabbim, bu hepsinden de büyük' demiş ve (Güneş) batınca da şöyle söylemişti: Ey kavmim (gördünüz ya bunların hepsi fâni ve mahlûktur) Ben sizin (Allah'a) eş katageldiğiniz nesnelerden kesinlikle uzağım. Şüphesiz ki ben, bir muvahhid olarak, yüzümü, o gökleri ve yeri yaratmış olan Allah'a yönelttim. Ben müşriklerden değilim"(3).

Hz. İbrahim'in inanç mâcerası, insanın zât programında müstesna bir yere sâhip olan Yaratıcı'yı arama ve bulma ihtiyacını ve bunun sağlıklı diyalektiğini gösterirken, insanların çok azının Allah'ın lûtfu ile hakikâti yakalayabildiklerini de bildiriyor. Diğer büyük çoğunluk inanma ihtiyacını somut veya sahte ilâhlarla gidermeye çalışırken küfür batağına saplanmaktadır.

İnsanın özündeki inanma ihtiyacını programlayan sır sebep, "Biz Adem'e ruhumuzdan üfledik" âyetiyle bildirilen "İlâhî emânetin" geldiği, koparıldığı esas bütüne, ana kaynağa ve öz vatana duyduğu kavuşma istek ve arzusudur. Dolayışıyla, "Vatan sevgisi imândandır". İşte, insanların Allah'a muhtaçlığı bu sebeptendir ve Kur'an'da; "Ey insanlar siz, hepiniz Allah'a muhtaçsınız"(4) buyurularak, zât programımız gereği yüzümüzü O'na çevirmemizle esas ihtiyacımızı giderebileceğimiz şu âyet ile bildirilmektedir: "O hâlde, yüzünü muvahhid olarak dine, Allah'ın o fıtratına çevir ki, O, insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah'ın yaratışına hiçbir şey, hiçbir yanlış yorumlama bedel olmaz. Bu, dimdik ayakta duran bir dindir. Fakat, insanların çoğu bunu bilmez."(5).

İşte böyle bir fıtrat dini, diğer bir ifâdeyle İslâm dini olan orijinal Hıristiyanlık, Romalı zâlimler vasıtasıyla ve putperest Yunanlılar'ın yalan yanlış inançlarıyla bozuldu. Bu saptırmanın tarihî süreç içindeki gelişimi kısaca şöyle oldu: Allah'ın kulu ve elçisi olan Hz. İsa hak dini çevresine tebliğ etmeye başlayınca, başta Yahudiler olmak üzere Romalılar'ın büyük baskısı ve zulmüne uğradı. Roma'nın bütün baskılarına rağmen gelişmeye devam eden Hristiyanlık, özellikle ezilen insanlar arasında yayılıyordu. 324 yılında tahta geçen İmparator Kostantin Hıristiyan oldu ve devlet imkânlarını da kullanarak halkın büyük çoğunluğunu oluşturan putperestlerle sayıları gittikçe artan Hıristiyanlar'ı tek bir din altında toplamak için 325 yılında İznik konsülünü toplayarak teslis inancını kabul ettirdi. Bu inanç putperest Yunan'ın kutsal tanrılar ailesinin bir versiyonuydu. Diğer taraftan uygulamaya yönelik Hıristiyanlık kurallarını da değiştirdi. Bu değişikliğin amacı ise Romalılar'ın alışageldikleri yaşantı biçimini sürdürmekti. Bu amaçla orijinal Hıristiyanlık'ta yasaklanan fâiz, domuz eti ve içki yasağını kaldırttı. Kiliselerin resim ve heykellerle doldurulması da bu dönemle birlikte başlar. Bozulan İncil'le birlikte fıtrat dini olmaktan uzaklaşan Hıristiyanlık, zaman içinde başka kul müdâhaleleriyle bu günlere kadar geldi.

Aydınlanmanın ve bilgilenmenin sağlamış olduğu eşyâyı ve insanın kendisini daha yakından tanıma imkânı, Batılı düşünen insanları tarım toplumu döneminin sonuna doğru kiliseye ve onun temsil ettiği bozulmuş Hristiyanlığa karşı mücâdeleye sevketti. Bunlar sanayi toplumu döneminde dinî kurum ve otoriteyi bir kenara iterek gerçek dini ve Yaratıcı'yı aramaya çıktılar. Büyük çoğunluğu iyice sapıttı ve çok azı da gerçeğin alacakaranlığına ulaştı. Bilgi toplumu döneminde ise insanın fıtrat röntgenini epey netleştirmesi ve iletişim imkânlarının tabuları yıkmaya başlaması, fıtrat dini olan İs1âm'a önce aydınlar arasında, kısmen de normal halkta yönelişleri başlattı. Yâni bilgi toplumunda yükselen din "Allah katındaki din" olan İslâm'dır.

Bu gelişmeleri dikkatle izleyen Kilise, artık insanları teslis sapıklığıyla idare etmenin mümkün olmadığını anlayınca ilki 1962'de Vatikan'da yapılan 4. Konsül'de teslis akidesinin düzeltilmesi yolunda ilk çalışmaları başlattı ve Katolik âmentüsü İslâm'ın altı esasa dayanan âmentüsüyle âdeta tashih edildi. Daha sonraları 1993 yılında Fransız Katolikler Kataşizm adı altında Hıristiyanlık inancını tevhid inancına yaklaştırdılar. Bu çalışmaların sonucunda "Hz. İsa'nın Allah'ın kulu ve elçisi olduğu" kabul ve itiraf edilerek, özellikle İslâm'la diyaloğun yolları ve yöntemleri aranmaya başlandı.

Diğer taraftan, Kur'an'da gerek Hıristiyanların ve gerekse Yahudilerin din âlimlerinin Hz. Muhammed'in hak olduğunu bildikleri fakat bunu bilerek sakladıkları açıkça bildirilmektedir. Şöyle ki: "Kendilerine kitap verdiklerimiz Hazreti Peygamberi, öz oğullarını tanır gibi tanırlar. Böyle iken içlerinden bir topluluk hak ve hakikâti bile bile gizlerler"(6).

Bozuk Hristiyanlık inançlarıyla insan fıtratının ve insan haklarının çatıştığı bir önemli konu da, tertemiz bir şekilde İslâm fıtratıyla dünyaya gelen bir çocuğun doğuştan suçlu ve günahkâr kabul edilmesidir. Bu sebepten doğan çocuklar bir "baba" tarafından vaftiz edilerek güyâ temizlenmiş olur. Basitmiş gibi gözüken bu konu insan haklarına yapılan en büyük saldırıdır. İnsanî değerlerin ön plana çıktığı günümüzde teslis inancında yapılacak birkaç tâmirat Hıristiyanlığı kurtaramaz.

Bilgi toplumunda İslâm'ın yükselen değeri, bir önemli konu olan dünya barışını sağlamada da insanların imdadına yetişmektedir.

Bilindiği gibi, Yahudiler Hristiyanlar'a, hâşa, Hz. İsa'nın babasının belirsiz olduğu, yâni piç olduğu iftirasını atarken, Hristiyanlar da Yahudiler'i İsa'nın kâtili olmakla suçlarlar. Bu çekişme yüzünden birçok kötü olaylar yaşandı. Hâlâ da aynı sebepten araları iyi değildir. Gerçi İslâma karşı birleştikleri oluyor, ama içten içe birbirlerine karşı diş gıcırdatmaları sürüyor. Halbuki Kur'an işin hakikâtini açıklayarak bu iki ümmeti barışa ve yakınlaşmaya çağırıyor:

"Bir de Yahudiler'in İsa'yı inkâr etmeleri ve Meryem'e zinâ isnadı ile büyük bir iftirada bulunup aleyhine sözleri ve "Biz, Allah'ın peygamberi olan Meryem'in oğlu İsa'yı öldürdük" demeleri sebebiyle kendilerini lânetledik, rahmetimizden kovduk. Halbuki onlar İsa'yı öldürmediler ve asmadılar. Fakat kendilerine bir benzetme yapıldı. (Onlardan biri İsa şeklinde kendilerine gösterildi ve bu adam öldürüldü). Esasen İsa'nın katli hakkında kendileri de ihtilâfa düşüp kesin bir şüphe içindeler. Onların bu öldürme hâdisesine âit bilgileri yoktur. Ancak kuru bir zan peşindeler. O'nu gerçekten öldürememişlerdir. Doğrusu Allah O'nu yükseltip himâyesine almıştır. Allah azizdir; hükmünde hikmet sâhibidir."(7).

İs1âm ortak paydasında buluşacak bir insanlık görüldüğü gibi tarihî yanılgılarından kurtularak barış içinde yanyana yaşamanın imkânlarına sâhip olacaktır. Bu durum hayatın bütün sahalarında böyledir. Önümüzdeki yıllar içinde insanlığın ortak dini olması pek muhtemel olan İslâm karşısında Hıristiyanlığın yapacağı tek iş, "teslim-i nefs etmek"tir.

Bu teslimiyetin altyapısının tamamlanacağı zaman dilimi bilgi toplumu dönemi olabilir. Böyle bir ortamda, her türlü bilgiye kolaylıkla ve özgürce erişebilme imkânı, ferdin yâni insanın her sahada öne çıkması, akıl ürünü her türlü insansız ve insafsız ideolojilerin hayatın karmaşık gerçekleri karşısında çâresiz kalması ve hatta iflas etmesi ve Hristiyanlığın yukarda anlatılan hâli, bütün bunlar ve diğer maddî ve mânevî sebeplerden dolayı insanlık karanlıktan aydınlığa çıkmak için bir nur arıyor. Bu arayış şüphesiz ki karşılıksız kalmayacaktır. Çünkü Allah kullarını çok seviyor ve çok acıyor. Ve dâvet ediyor: "Sizi karanlıktan aydınlığa çıkarmak için (Hz. Muhammed'e) apaçık âyetler indirmekte olan O'dur. Muhakkak ki Allah size çok şefkatlidir ve çok merhametlidir." Şüphesiz ki insanların Rab'lerine yönelişlerini önlemek için negatif güçler sonuna kadar mücâdele edeceklerdir. Fakat bunlar boşuna gayretlerdir. Çünkü "Kâfirler istemese de Allah (c.c.) nurunu tamamlayacaktır."

Dipnotlar

1. S.Ahmet Arvasi, Türk-İslam Ülküsü, Cilt: 1.
2. Pierre Bovet, Din Duygusu ve Çocuk Psikolojisi.
3. El-Enam Süresi, Ayet 76, 77, 78, 79
4. El-Fatır Süresi, Ayet 15
5. El-Rum Süresi, Ayet 30
6. Bakara Süresi, Ayet 146.
7. En-Nisa Süresi, Ayetler 155, 157, 158.

Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi
Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi
Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi
Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi
Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi
Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi
Ülkü Ocaklari Egitim Kültür Vakfi Genel Merkezi
Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi
Sitemizle ilgili Görüş ve Önerilerinizi yazabilirsiniz...