Türkün Otağı Orta Asya – Hacı Hasan Acar

Mazisi şan, şeref ve dünyaya nizam veren olgular ile dolu ve hala dipdiri olan Türk kavminin bu başarısının, askeri dehasının ve çelik cesaretinin arkasındaki en büyük kaynak Orta Asya bozkırlarında dörtnala yaşamış olmasıdır. Karnını avcılık yaparak doyuran Türkler, göçebe hayat sürmüş ve çetin iklim şartları ile mücadele etmiştir. Orta Asya, Türklerin azmini ve dayanıklılığını mutlaka arttırmıştır. Aynı zamanda Orta Asya’daki bir diğer eski medeniyet olan Çin ile tarih boyunca mücadele etmiş ve savaşçı ruhuna güç katmıştır. Bu denli güçlükler karşısında Türkler, boyun eğmemeyi öğrenmiştir.

Türkler, Orta Asya’da nice devletler kurmuş, kan vermiş ve kan dökmüştür. Bu bilgilere genel olarak Çin kaynaklarından ulaşıyoruz. Çünkü göçebe hayat süren atalarımızın yazılı eser bırakması -ulaşabildiğimiz kadarıyla- pek erken olmamıştır. Orhun Yazıtları ile geçmişten geleceğe verilen en büyük mesajı bırakmışlardır. Orta Asya’daki devlet yönetiminden, devlet-millet ilişkisinden, sosyal devlet ilkesine kadar her türlü öğüde Orhun Yazıtlarında rastlamaktayız. Aynı zamanda milli benliğin önemi ve Türk olmanın verdiği derin duygu sürekli vurgulanmıştır.

Asil Türk milletinin her an izini bıraktığı Orta Asya topraklarını gerek Çin baskıları, gerekse sert iklim koşulları nedeniyle terk etmesi, çağ açıp çağ kapatan “Kavimler Göçüne” sebep olmuştur. Bugünkü Avrupa’ya dahi etkisi olan Kavimler Göçü, Türk milletinin muhteşem etkisini gözler önüne sermektedir.

Dünyanın her köşesine, her dönem mutlaka nam salan Türk milleti; Müslümanların Çin ile üstünlük mücadelesinde İslam ile tanışmış ve Gök-Tanrı inancına çok benzeyen bu İlahi dini benimsemiştir. İslamiyet’in sancaktarlığını yapmış ve batıya daha çok yönelmiştir. Orta Asya topraklarında sahip olduğunu askeri dehası ile tarih boyu büyük devletler karşısında hep üstünlük sağlamıştır. Türk milleti bu sayede tarihinin en büyük imparatorluğunu kurmuş ve altı asır dünyaya hükmetmiştir. Nitekim Biz de Orta Asya’dan gelen asil duruşumuzun ve cesaretimizin en son örneğini Milli Mücadelede bütün emperyalist devletlere karşı gösterdik.

Hala üzerinde Türk devletlerinin, Türk boylarının var olduğunu gördüğümüz Orta Asya; siyasi, askeri ve coğrafi açıdan önem arz etmektedir. Rusya, Çin, Japonya gibi gelişmiş ülkeleri gövdesinde barındıran Orta Asya, özellikle yer altı kaynakları ve stratejik konumu ile Amerika Birleşik Devletlerinin ayrıca Avrupa’nın dikkatini çekmektedir. Soydaşlarımızın büyük bir bölümünü kapsadığı anayurdumuzun üstünde söz hakkı olması gereken biz Türkiye Cumhuriyeti Devletiyiz.

21. yüzyılda gelişmekte olduğumuz dünya üzerinde enerji bizim için en önemli sorundur. Bu sorunu gidermek için malûm devlerden ithalat yapıyoruz. Türkiye olarak Orta Asya’daki soydaşlarımızla bu tarz iş birlikleri içinde olmak zorundayız. Büyük devletler karşısında el bağlamak yerine başta can Azerbaycan ve Orta Asya’daki Türk devletleri ile dilde, fikirde ve işte birliği sağlamalıyız. Rusya ve Çin karşısında Türk devletlerimizi sahipsiz bırakmamalıyız. Şu an özellikle Kazakistan ve Kırgızistan üzerinde önemli etkisi olan Rusya’nın düşünceleri asla insani nitelikte değildir. Kendi topraklarındaki enerjiyi Avrupa’ya ve Türkiye’ye satan Rusya, süper güç olma yolunda ilerlemekte ve Türk devletlerini perde arkasında bırakmaktadır.

Kendi aralarında sorunlar çıkarmakta, yozlaştırmaya -Ruslaştırmaya- yönelik planlar yapmakta ve Türkiye ile aralarındaki kültür birliğini yok etmeye çalışmaktadır. Türkiye’nin buna karşı tavır alması ve Rusya ile yaptığı ticarete yeni bir yol vermesi gerekmektedir. Ayrıca Doğu Türkistan’da yaşananları görüp, bilip gözü kan bürümüş katil Çin ile de aynı şekilde ticari iş birlikteliklerinde olması asla kabul edilemez. Herkes biliyor ki Türkiye olarak, Rusya’dan pahalıya aldığımız doğal gazı, Orta Asya’daki soydaşlarımızdan daha ucuza alabiliriz. Hem bu sayede soydaşlarımızın ekonomisini güçlendirir ve gelecekte Orta Asya’nın söz sahibi ülkeleri arasında olmasına katkı sağlarız. Ancak dış kuvvetlerin etkisi ile bu düşüncelerimiz hayli yavaş yol almaktadır. Belki de , Ortadoğu’yu düşündüğümüz kadar düşünseydik Orta Asyayı , Kızıl Elma yolunda büyük adımlar atmış olacaktık. Kim bilir.

Dilde, fikirde, işte birliğe giden yolda milli iktidar çok önemlidir. Ülkeyi yönetenler gaflet, delalet ve hatta hıyanet içindeyken, Türk’e düşman iken ve sahipsiz, kan ağlayan, zulüm çeken Türkleri görmezken, Orta Asya’ya kandaş eli uzatması beklenemez. Bunun için önce davamızı Türkiye’de yönetim katında söz sahibi yapmalıyız. Bozkurt’ça, Türk’çe ve aynı zamanda Türkçe düşünen insanlar ile yola çıkmalı ve Türk’ün iktidarını sağlamalıyız. İnancımızın kudreti ile besmele çekip daha çok çalışmalıyız. Doğu Türkistan’dan Kırım’a kadar bütün Türklere koşmalı ve mücadelelerinde yanlarında olmalıyız. Karabağ’ı, Hocalı’yı, Tebriz’i, Kerkük’ü ve Suriye’deki Türkmen kardeşlerimizi kollamalıyız. Orta Asya’dan çıktığımız yolda Kızıl Elma’ya ulaşmak için Orta Asya Türk Devletleri ile her daim işbirliği sağlamalıyız.

Bu amaçlar için Orta Asya çok önemlidir. Biz ne arkadaşız, ne dostuz; biz bütün Türkler kardeşiz. Bu kardeşlik sözde değil özdedir, damarda dolaşan kandadır. Davamızın başarısı uzak ve hayal değildir. İnanan Türk her zaman başaracaktır. Başarmak için yetişen nesilleriz. Feryat eden Türk’ün de, Türk kanı akıtan devletlerin de farkındayız. Orta Asya nizam bekliyor, dünya nizam bekliyor. Bunun için kuvvetli olmalıyız. Çalışkan olmalıyız. Fikir üretmeli; ilimde, fende söz sahibi olmalıyız. Kılıç gibi keskin kalemimiz susmayacak inşallah. “Orta Asya elbet tekrar olacak vatan, / Bütün Türkler birleşecek, kurulacak Turan!“ sözlerimiz ile yazıya son vermiş olalım.


Kategorisi: Gündem Yazıları

Sosyal Ağlarda Paylaş:

DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter