Türklüğün Teminatı:Türkçe–Gökay Sarıkaya

Bu satırlarda, Türk dilinin özelliklerinde ziyade, Türk dünyası ve Türk kültürü için önemini anlatmaya çalışacağız.

Dil, toplumların duygularını ve düşüncelerini dolaylı ve direkt yoldan ifade etmeleri için kullanılan araçtır. Her millet kendine ait bir dile sahiptir. Kendine ait bir dili olmayan bir millet asimile olabilir, ortak dil bulan farklı topluluklar milletleşebilirler. Ziya Gökalp ve İsmail Gaspıralı gibi cumhuriyetimizde dil anlayışımızı etkileyen aydınlar milletin tanımını ortak dil ve kültür olarak nitelemişlerdir. Dil öğrenmek aynı zamanda kültürü de öğrenmektir. Eğer bir toplum anadilini değiştirirse kültürünü de değiştirmiş olur. Bu olayda asimilasyon gerçeğini doğurur.

Bu satırlarda, Türk dilinin özelliklerinde ziyade, Türk dünyası ve Türk kültürü için önemini anlatmaya çalışacağız.

Türk dili, bizim için son derece önem arz eden konumdadır. Çünkü dilimiz Türk dünyası ile yıllarca yaşadığımız sınır ayrılığına rağmen, gönül birliğimizi sağlayan yegane sebeptir. Bugün dilimiz birçok lehçe ve ağız farklılıklarıyla varlığını sürdürmektedir. Bu farklılıklar bizim birer zenginliğimiz olduğu gibi, bize zarar veren yönleri de vardır. Bunun farkında olan aydınlar, İstanbul Türkçe’sini Türk dünyasının ortak lehçe ve ağzı olarak kabul ettirmek istemişlerdir. Siyasal sebeplerle gerçekleştiremediğimiz bu projenin bedelini bugün dahi ödemekteyiz. Sovyet Rusya döneminde Türkistan(Orta Asya) Türklerinin kullandığı Türkçe Ruslar tarafından bilinçlice tahrip edilmiştir. Bizde ise bilinçsizce(!) başlayan Fransızca ve İngilizce etkiside dilimizin lehçelerinin, farklı dillermiş gibi lanse edilmesine sebep olmuştur. Dilimize Arapça ve Farsça’dan giren kelimelerin birçoğu dini terimler olduğu için ve bu terimlerin Türk dilinde karşılığı olmadığı için Türkler arasında ortak kabul doğurması sorun yaratmamıştır. Ama Osmanlı döneminde, Türkistan’dan kopukluk sonucu, dilimize giren ve Osmanlı Türkleri tarafından benimsenen kelimelerden Türkistan Türklerinin habersiz olması Arapça ve Farsçanın da dilimize zarar verdiğinin ispatıdır. Bu sorunun ortadan kaldırılması için, Ziya Gökalp’e göre, halkın benimsediği kelimeler kalmalı ve halkın kullanmakta zorlandığı kelimeler atılmalıdır. Ziya Gökalp’in savunduğu bir başka fikir dilimize başka dillerden girmiş bütün kalıpların atılmasıdır. Aynı zamanda dilimize farklı dillerden gelen kelimelerin halkın telafuz ettiği gibi yazılması gerekir.(Örneğin; aptes, televizyon, jip vs.)

Madde de atom bağı ne kadar kuvvetliyse, manada da dil bağı o kadar kuvvetlidir. Dil bağı kopan topluluklar yukarıda belirttiğimiz gibi asimile olurlar. Kendi milletimizden örnekler verecek olursak, Suriye’de iki milyon civarında Türk yaşamaktadır. Fakat biz bunların ancak bir buçuk milyonuna Türk diyebilir. Çünkü diğer Türk toplulukları dillerini muhafaza edemediği için milli kimliklerini de kaybetmiştir. Bu yüzden, aciliyetle Türk dünyasında merkezi bir Türk lehçesi seçilmelidir. Ama seçilen Türk lehçesi okullarda öğretilirken, zenginliğimiz olan diğer lehçeler ise muhafaza edilmelidir.

Dilimiz 19. yy.a kadar kendini doğal yollarla korumuş veya tahrip olmuştur. Fakat 19 yy.dan itibaren dilin muhafazası kendi haline bırakılamayacak hale gelmiştir. Çünkü emperyalizmin doğuşu ile dil ve kültür üzerinden siyasi rant elde edilmiştir. Buna karşı ilk fikirler Azerbaycan ve İstanbul’da karşılık bulmuştur. Bir istisna olarak da Kırım’da İsmail Gaspıralı vardır. Fakat dilin projelerle korunmasından daha önemli olan dilin verdiği eserler ve halkın kabullendiği şekilde dilin kullanılmasıdır. Örneğin; Osmanlı’da saray çevresinde doğan eserler Türk dilinde uzaklaşmıştır. Ama aynı tarihlerde Anadolu’da yaşayan ozanların ve dergahtan çıkan eserlerin dilleri ise daha arınmış ve anlaşılır vaziyette idi. Bu sebepten, bugün dahi ozanların türküleri hala söylenir, ilahiler hala okunur. Dilimizin bu akıp giden zamana karşı imtihanı daha çok işgalci devletler tarafından zedelenmiştir. Bugün dahi, esir Türk yurtlarında var olan devletler ya Türk dilini tamamen tanımıyorlar, ya da Türk dilini farklılaştırıyorlar.

Türkçemizin varlığı Türk dünyasının olduğu kadar, Türkiye Cumhuriyeti’nin de bölünmezliğinin vasıtasıdır. Bu sebeple biz Türkçenin dışında herhangi bir dilin ikinci anadil olarak kullanılmasına karşıyız. Fakat her Türk vatandaşının elbette ki, anadilini konuşma hakkını tanıyoruz. Fakat ikinci bir dil ikinci bir farklı kültürü meydana getirir. Ortak kültür olan Anadolu-Türk kültürü  ve dilimizin bağ görevi tahrip olabilir.

Dilimizin varlığını koruyabilmesi için eserlerin daha da artırılması gerekir. Aynı zamanda TDK’nın da dilimizi muhafaza politikasını daha titizlikle yürütmesi gerekir. Ve en mühim olanı ise, bir an önce ortak bir Türk lehçesinin kullanılmaya başlanmasıdır.

 


Kategorisi: Gündem Yazıları

Sosyal Ağlarda Paylaş:

DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter