Türkiye Mitingi’nde Yapmış Oldukları Konuşma

Aziz Varlığını Yaşatmaya Yemin Ettiğimiz Büyük Türk Milleti,

Türkiye Sevdalısı Çok Değerli Milliyetçi-Ülkücü Vatansever Kardeşlerim,

Muhterem Dava Arkadaşlarım,

Saygıdeğer Hanımefendiler, Beyefendiler,

Bu muhteşem tablodan, bu heyecan ve heybet dolu mahşeri kalabalıktan tek kelimeyle gurur duyuyorum.

Maşallah, Türkiye tüm haşmetiyle, tüm görkemiyle Ankara Tandoğan’a sığmıştır.

Allah nazardan saklasın, Türk milleti bugün bu meydana mührünü vurmuş, imzasını atmış, özlemlerini taşımıştır.

7 bölge, 81 vilayet, 76 milyon sanki buraya akmış, sanki burada toplanmıştır.

Allah’a şükürler olsun ki, sizler yeni bir destan yazmak için iddialı, inançlı ve iştahlısınız.

Türkiye’ye, milletin kaderine, Türklüğün bekasına, vatanın geleceğine sahip çıkmak için atılgan ve yüreklisiniz.

Sizler tarihe yön vermek için burada, Tandoğan’dasınız.

Şehitler tepesi boş değil, toprağını kahramanlar bekliyor.

Ve bir bayrak dalgalanmak için kutlu bir rüzgâr gözlüyor.

İşte bu rüzgâr, bu arzu, bu irade, bu cesaret sizdedir.

Türkiye sizinle şahlanacak, Türk vatanı sizinle doğrulacaktır.

İşte yiğitler Tandoğan’dan haykırmaktadır.

İşte hürmetle andığımız ecdadımızın bugünkü nesli Tandoğan’dan ay gibi parlamakta, güneş gibi doğmakta ve hilalin zaferini müjdelemektedir.

Uyuşmuş vicdanlar buraya dikkat etmelidir.

Satılmış, un ufak olmuş, dağılmış, dağlanmış ve viraneye dönmüş hasis, haydut ve hilekarlar Tandoğan’ın tebliğini iyi okumalı, iyi yorumlamalıdır.

Çünkü burada Türk milleti vardır, çünkü burada Türkiye ayaktadır.

Ülkemin güzel insanları, milletimin muhterem evlatları, kardeşliğin yılmaz savunucuları, aziz vatandaşlarım, değerli dava arkadaşlarım sizleri en derin sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Türkiye’nin gönül fedaileri hoş geldiniz.

Vatan ve millete adanmış tertemiz ömürler hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.

 

Değerli Kardeşlerim,

Muhterem Dava Arkadaşlarım,

Türkiye’nin dokuz bölgesinde, “Milli Değerleri Koru ve Yaşat” adı ile planladığımız açık hava toplantılarının dokuzuncusunu ve sonuncusunu bugün “Türkiye” temasıyla başkent Ankara’da düzenliyoruz.

Milli değerlerimiz, iktidarın sevk ve idaresiyle saldırıya ve operasyona maruz kalırken atalet içinde kalamazdık, hareketsiz duramazdık.

Tehditlerin arttığı ve yaygınlaştığı bir dönemde egemenliğin yegane sahibi aziz milletimize gittik, düşünce ve kaygılarımızı korkusuzca paylaştık.

Sorunları kenardan izlemeyi, bir şey yokmuş gibi davranmayı hiç aklımızdan geçirmedik.

En doğrusunun Türk milletiyle buluşmak olduğuna inandığımızdan adımlarımızı hep bu yönde attık, kararlarımızı hep bu yönde verdik.

Geriye dönüp bakıldığında endişelerimizde ne kadar haklı, teşhislerimizde ne derece isabetli olduğumuz mutlaka ki takdir ve itiraf edilecektir.

Kuruluş ilkelerimize nankörlük yapan köksüz ve yönsüzlere 23 Mart 2013 günü Bursa’dan itiraz ettik.

Bayrağımızı indirmeye çalışan terörist heveslere 20 Nisan 2013 günü İzmir’den duruş gösterdik.

Vatanımız üzerinde hesap yapan fanatizmin ve fenalıkların esiri olmuş bölücülere 25 Mayıs 2013 günü Adana’dan mesaj verdik.

Birliğimizi bozmaya çabalayan yerli ve yabancı melanet emellere 22 Haziran 2013 günü Erzurum’dan seslendik.

Türkçemizin itibarıyla oynamaya kalkışan dilsiz şeytanlara 24 Ağustos 2013 günü Konya’dan meydan okuduk.

Kardeşliğimizi yıkmaya yeltenen fesat ve nifak yuvalarına 14 Eylül 2013 günü Elazığ’dan uyarılarda bulunduk.

Demokrasiyi linç etmeye teşebbüs eden milli irade vurguncularına, manda hasreti çeken millet hasımlarına 5 Ekim 2013 günü İstanbul’dan yüklendik.

Kurtuluşumuzun emanetlerini felç etmeye kararlı olan işgal ve esaret yanaşmalarına, yabancılarla düşüp kalkan çürük kalplere 26 Ekim 2013 günü Samsun’dan diklendik, yeni bir kurtuluş meşalesi yaktık.

Bugün de Türkiye diyoruz, Türkiye diyerek meydanları dolduruyor, yeri-göğü inletiyoruz.

Baskılara, tutsaklıklara, kuşatmalara karşı çıkıyor; anormal boyutlara ulaşmış karanlığın, karmaşanın, kaosun ve kutuplaşmanın boyutunu deşifre ediyoruz.

Korkma milletim, korkmayın milletimin fertleri; bu şafaklarda yüzen al sancak ilelebet dalgalanacaktır.

Yurdumun üzerinde tüten en son ocak sönmeden, en son millet evladı rahmeti rahmana kavuşmadan Türkiye’ye halel gelmeyecektir.

Farz-ı muhal, dara ve buhrana düşsek de, sayımız azalıp takatimiz kalmasa da, merak buyurmayınız; birimiz Mete Han olur zalimlerin üstüne yürürüz.

Birimiz Atilla, diğerimiz Bilge Kağan olur Türklüğün varlığını yeni baştan yüceltiriz.

Birimiz Alparslan olur yeniden fetih yoluna düşeriz.

Birimiz Ertuğrul Gazi olur Söğüt’ten tekrar ve bir kez daha başlarız.

Birimiz Osman Gazi olur yeni bir Türk destanı yazmak için yollara koyuluruz.

Birimiz Murat olur, öbürümüz Yıldırım olur Haçlılara kafa tutar, muzaffer akşamların şükür namazını kılarız.

Birimiz Fatih olur, gemileri ite ite, zorlaya zorlaya karadan yürütür, hisarların burcuna Üç Hilal’i dikeriz.

Ve birimiz Mustafa Kemal olur Samsun’dan Bismillah der, bağımsızlığın peşine düşer, yurdumuzu düşman emellerinden silip süpürürüz.

Ölsek de teslim olmayız, yenilgi kabul etmeyiz, zillete boyun eğmeyiz, Müslüman Türk olmaktan vazgeçmeyiz.

Bundan müsterih ve emin olunuz.

Geceler uzun olsa da, hainler mevki, koltuk, servet ve şöhret sahibi olarak sivrilse de emanetin bekçisi bizler, karanlığın kalbine tıpkı bir hançer gibi saplanırız.

İddiayla söylüyorum; Türkiye’yi ona buna yem ettirmeyeceğiz.

Türkiye’yi yüz üstü bırakmayacak, yalnız başına koymayacağız.

Hamd olsun Türkiye Tandoğan’dadır.

Şehitlerimiz aramızdadır, Hacı Bayram-ı Veli Hazretleri başta olmak üzere, tüm manevi büyüklerimiz yanı başımızdadır.

81 il, 919 ilçe ve 34 bin 280 köyle Türkiye Ankara’dadır, Ankara da Türkiye’dir.

Milli bir şuur ile Türkiye’mizin her köşesinden bu alana koştunuz.

Şimdi soruyorum sizlere;

√       Bayraklar nerede? (Burada)

√       Türk milleti nerede? (Burada)

√       Vatan sevdalıları nerede? (Burada)

√       Ve Türkiye nerede? Türkiye nerede? Türkiye nerede? (Burada)

Türkiye buradaysa, Recep Tayyip Erdoğan ve bölünme ayinine çıkmış şer ve batıl yüzler nerededir?

Türkiye buradaysa, şerefini bölücülük kumarında kaybetmiş sefalet, ifrit ve müfrit yuvaları nerededir?

Ben size söyleyeyim, ya İmralı’da pazarlıkta, Kandil’de oynaştalardır ya da canla-başla yolsuzluk tüneli kazıyorlardır.

Ya yabancıların dizinin dibinde ya da sömürgecilere taşeronluk yapıyorlardır.

Ya yeni hıyanet senaryoları yazıyorlar ya da kafir hesaplara yamanmak için çırpınıyorlardır.

Ya Türklüğü nasıl kazırız diye harıl harıl hesap içinde ya da bölünmeyi nasıl çabuklaştırırız diyerek fitne kazanını alevlendiriyorlardır.

Kaldı ki, bunların doğru yerde, doğru yönde ve doğru işlerle meşgul olmaları imkânsızdır.

Şeytani hesaplar bunlarla gün yüzüne çıkmıştır.

Kalleşlik bunlarla belgelenmiş, vefasızlık bunlarla alenileşmiştir.

Kötülük bunlarla kurumsallaşmış, vicdansızlık bunların elinde silah gibi kullanılmıştır.

Tecrübelerimiz, yaşanan gerçekler, bugüne kadar olan hadiseler bu söylediklerimizi ispatlamaktadır.

Ne var ki, zalimin zulmü, Eşbaşkanın hükmü varsa, Türklüğün bükülmez kolu, milletin eğilmez başı, Türkiye’min de düşmez kudreti vardır.

 

Büyük Türk Milleti,

Aziz Vatandaşlarım,

Geçmiş geleceğin aynasıdır.

Tarihsel sürekliliği, kültürü ve kimliği olan hiçbir millet dününden ve dileklerinden tecrit edilemez, edilemeyecektir.

Türk milleti 942 yıldır son yurdunda yaşamakta, bu topraklarda soluk alıp-vermektedir.

Nice talihsizliklere, nice acılara, nice tahammülsüzlüklere ve nice saldırganlıklara rağmen son yurdumuzdaki varlığımız kesintiye uğramamıştır.

Haçlılar gelip gitmiş, kutsal ittifaklar, şiddet ve vahşet dolu güçler dolup taşmış, ama yine de ulvi varlığımız kaybolmamış, payidarlığımızın önüne geçilememiştir.

Zira Türk milleti hidayetin izinden ayrılmamıştır.

Adaletin çizgisinden sapmamış, merhametin ve insaniyetin yörüngesinden çıkmamıştır.

Şanlı mazimizin her sayfası kaderdaşlığın, kadirşinaslığın ve kardeşliğin eşsiz örnekleriyle temellenmiş ve teyit edilmiştir.

1919’da başlayan ve yaklaşık 4,5 yıl sonra Ankara’da Cumhuriyet’in kurulmasıyla sonuçlanan İstiklal Savaşımız tam ve eksiksiz bağımsızlığın ilan ve iradesi olarak yarınları şekillendirmiştir.

Devletine Türkiye Cumhuriyeti, beşeri varlığına Türk milleti denilen muhteşem kudret aralıksız ilerleyişini böylece sürdürmüştür.

Bugünkü şartlarda bu kutsal yapının yıkılması için çok yoğun bir mücadele devam etmektedir.

Kimi zaman demokratik açılım, kimi zaman milli birlik ve kardeşlik, kimi zaman da çözüm süreci mahlaslı zehirli projelerle bölücülüğe siyasi ve hukuki meşruiyet aranmaktadır.

Milleti Türk’ten, devleti Türkiye Cumhuriyeti’nden soymak ve soyutlamak için olmadık iğrenç yöntemlere başvurulmaktadır.

Türksüz millet, Türksüz devlet ve Türksüz vatan için kuyruğa giren alçaklar; dünden bugüne miras kalan milli ve manevi değerleri çözmek ve çökertmek için son derece faaldir.

Türk milleti bunun için inkâr edilmektedir.

Türklük bunun için hedef alınmaktadır.

Milliyetçilik bunun için kötülenmektedir.

Üzülerek söylemek isterim ki, Türkiye ikinci Fetret Devrini yaşamaktadır.

Türk milleti 11 yıldır devam eden bölücü ve yıkıcı kalkışmalara sahne olmaktadır.

Milli ve üniter nitelikli Türk Cumhuriyeti Devleti; sözde “demokratikleşme, özgürleşme, barış, süreç, çok kültürlülük, alt kimliklerin tanınması, ana dilde eğitim, siyasi statü talepleri” gibi kavramlarla parçalanmanın eşiğindedir.

Sosyolojik olarak Türk kimliğinde birleşme süreciyle tamamlanmış milletleşme olgusu geriye döndürülmek istenmektedir.

Şayet bu eğilim, bu dayatma ısrarla sürdürülürse, iç ve dış tazyiklerle sivrilen kimlik talepleri dağılmayı sağlayacak, çatışmayı getirecek, bu ülkede yaşayan kardeşlerimiz alt kimlikler arasında eriyecek ve emilecektir.

Bu şartlar altında, korkarız ki, ne milletten ne de Türkiye Cumhuriyeti’nden iz ve eser kalmayacaktır.

Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü ile devletten ayrılan çok sayıda unsur kendi milli devletini kurmuşlar, ama o günden beri rahat, huzur ve istikrar yüzü görmemişlerdir.

Dönemin gelişmeleri doğrultusunda son kurulan devlet ise Türkiye Cumhuriyeti olmuştur.

Ve bu devleti kuran da büyük Türk milletidir.

Tekrar ediyorum, devletin kurucu ögesi ve asıl sahibi asil Türk milletidir.

Biz demek bir demektir.

Türk milleti demek bin yıllık kardeşlik hukukuyla aynıdır.

Biz doğudan batıya, kuzeyden güneye biriz, beraberiz ve büyük bir ailenin temsilcileriyiz.

Kökeni ne olursa olsun, her Türk vatandaşı Türkiye’nin bölünmesi halinde nelerin olacağını iyi düşünmelidir.

Hele hele milletin 36’ya parçalanmasıyla hangi felaketlerin ve hangi feci olayların doğacağını şimdiden öngörmelidir.

Milleti içi boş bir kabuğa, dokununca çatlayacak ve dağılacak gevşek bir dokuya dönüştürmenin nasıl bir musibete, nasıl bir depreme yol açacağını bugünden hesap etmek lazımdır.

Bölünmeye mesafeli, teröre tepkili Kürt kökenli kardeşlerim artık seslerini yükseltmeli, nerede durduklarını netleştirmelidir.

İmralı canisinin ve PKK terörünün kanlı planlarına, bölünme ısrarlarına tepki göstermelidir.

Bu kardeşlerim, AKP’nin, BDP’nin ve HDP’nin tezgâhlarına ve tuzaklarına düşmemeli, kardeşlikten ödün vermemelidir.

Diyarbakırlı İstanbul’da yaşıyorsa, Bingöllü Ankara’da iş yapıyorsa, Şırnaklı Antalya’da ikamet ediyorsa, Siirtli Konya’da ekmeğini kazanıyorsa, Mardinli İzmir’de evlenip yuva kurmuşsa bu millet olmamız sayesindedir.

Bazı haddi ve seviyeyi aşan, asla hoş görmediğimiz münferit örnekler dışında; Türk milletinin hiçbir ferdi ötekileştirilmemiş, ayrımcılığa muhatap kalmamış, yabancı görülmemiştir.

Biz fermanlarla, iradey-i seniyelerle, anayasalarla, kanunlarla, kararnamelerle, genelgelerle, zamanı geldiğinden ayrılıp dağılmak üzere bir araya gelmedik, zorlamalarla millet olmadık.

Bu vasıtalarla da küsmemiz ve birbirimizden uzaklaşmamız mümkün değildir.

Hüzünlere direnerek, kışkırtmalara direnç göstererek, çilelere katlanarak, bir elin parmakları olduk ve yumruk gibi sımsıkı bütünleştik.

Kaynaşmamızın ve kavuşmamızın bakiyesi olarak Türk milletine can verdik.

√       Diyarbakır’dan yanık yanık seslenen uzun havayla Ankara’da duygulandık.

√       Aydın’daki zeybekle Van’da oynadık, Elazığ’dan çalan davulun sesiyle Çankırı’da halay çektik.

√       Yozgat’tan tellerine vurulan bağlamanın sesine Batman’dan katıldık.

√       Şanlıurfa’ya özgü damak lezzetini İstanbul’dan tattık.

√       Muşlu gelini Nevşehir’de karşıladık, Samsunlu damadı Tunceli’de alkışladık.

√       Bursa’dan uğurladığımızı askerimizi Hakkâri’ye emanet ettik, Hakkâri’den çıkan yoksul ve işsiz kardeşimizi Mersin’de bağrımıza bastık.

Biz içiçe geçtik, aynı kültür havuzundan, aynı tarih çeşmesinden, aynı sevinç membaından beslenerek büyüdük ve Türkiye olduk.

Bunun için herkes eşittir Türkiye dedik.

Biz kardeşlikte söz kestik, Türk milletinde buluştuk.

Irk tasnifi yapmadık, kafatası ölçümü gibi ilkelliklere hiç tevessül etmedik.

Bu halde aramızı bozmaya çalışan gafillere nereye kadar sabır ve vakar göstereceğiz?

Türk-Kürt diyerek ayrılacak, vatanımızda yapay duvarlar mı öreceğiz?

Etnik ve mehzep aidiyetini temel alan kurtarılmış şehirler mi kuracağız?

Yeni Miloseviçlere, Karadziçlere, gözünü kan bürümüş yeni sürüm canilere çanak mı tutacağız?

1994 yılında Ruanda’da dakikada 5, saatte 333, yüz gün içinde de 800 bin kişinin sadece etnik düşmanlıkların sonucunda katledildiğini görmezden mi geleceğiz?

Türkiye Çekoslovakya, Yugoslavya, Sudan veya Ruanda mı olsun?

Türkiye Lübnan, Afganistan, Irak, Suriye veya Güney Afrika’ya mı dönsün?

Bizi önce bölüp, sonra yutmaya çalışan, önce 36’ya ayırıp sonra buharlaştırmayı projelendiren emperyal canavarlığın, küresel cinayet şebekesinin oyunlarını ne zaman anlayacağız?

Miskinlere, çağ ve insanlık dışı siyasal cepheleşmelere, millete karşı işlenmiş suçlara nereye kadar izin vereceğiz?

Artık yeter demek için neyi bekliyoruz?

Kürt kökenli kardeşim, gün bu gündür; vatana ve millete sahip çıkmak için vakit kaybetme.

Sen, bu necip milletin eşit ve onurlu bir mensubu olduğunu sakın unutma.

Türk milleti imha olursa, bu topraklarda kimseye hayat hakkı tanınmayacak, göçmen, sığıntı ve marjinal hale düşmek herkes için kaçınılmaz olacaktır.

Türk milleti kırılır ve birbirine düşerse bu topraklarda Ezan bile okunamayacaktır.

Unutulmasın ki milletin ismi Türk’tür, Başbakan’a, küresel planlara ve bölücü çevrelere rağmen Türk kalacaktır.

Türklerin ismi de Türkiye’den değil, Türkiye’nin ismi Türklerden gelmektedir.

Milletin ismiyle oynamanın gayesi devleti dönüştürmek, yeni bir rejim için kolları sıvamaktır.

Milletin değişimini isteyenlerin önerdikleri en önemli sanal harç coğrafi kimlik tanımıdır.

Türkiyelilik zırvasının çıkışı burasıdır.

Coğrafi bazda kimlik tanımı iflasın adım adım gelen habercisidir.

Başbakan da bunun için ısrarlıdır.

Dahası Başbakan, milli birliğin eseri olan Cumhuriyet’ten rahatsızdır.

Başbakan Türk milletinden memnuniyetsizdir.

Siyasi geçmişinde bu hazımsızlığın, bu sinsiliğin, bu husumetin türlü örnekleri vardır.

Aynı zamanda Türk milletine kin ve öfke kusmasının gerisinde milliyetinde yaşadığı derin açmazlar ve çelişkiler bulunmaktadır.

Üstelik vesayeti altında bulunduğu yabancılara peşin peşin verdiği sözlerin gereğini yapmaktadır.

Başbakan küresel mihrakların gözüne girmek, takdir toplamak, övülmek için her taklayı atmakta, her işbirlikçilikten medet ummaktadır.

Türk milletinin vermediği bir yetkiyle, yani BOP’a Eşbaşkan olmakla övünmesi bundandır.

Bu coğrafyada Türklük olmadan milletten bahsedilemeyecektir.

Biliniz ki, milletleşme sürecinin itici, yönlendirici ve ana gücü Türklüktür.

Duygudan beslenen, ortak değerlerden feyizlenen, tamamen kültürel bir tercihten ilhamını alan Türklük şuuru, Türkiye Cumhuriyeti’nin kırmızıçizgisi ve milletin son kalesidir.

Bu kale düşmeden hain emeller başaramayacaktır.

Bu kale harabeye çevrilmeden Başbakan Erdoğan amacına ulaşamayacaktır.

Başbakan’ın etnik nefreti, soykırımcıları aratmayan bozuk zihniyeti asla işe yaramayacak, netice vermeyecektir.

Türk milletinin adından, andından ve anılarından ürken, korkan ve kaçan bütün parazitler, bütün pervasızlar ve bütün parçalı yürekler hırsla Türklüğe diş geçirmenin arayışındadır.

Türkiyem, aziz milletim sizlere soruyorum:

√       Çok milletli yeni bir ortaklık devleti kurabilmek, devamında federasyon, konfederasyon ve büyük Kürdistan amaçları için kimliğimizden, kişiliğimizden, ülkümüzden taviz istiyorlar, peki diyecek misiniz? (Hayır)

√       Milletimizin bir bölümünü koparmak, etnik kümelere ayırmak istiyorlar, rıza gösterecek misiniz? (Hayır)

√       Üzerinde yaşadığımız vatan topraklarını bölmek istiyorlar, geçit ve onay verecek misiniz? (Hayır)

√       76 milyonu 36 dilime, 36 kampa ve 36 farklı uca ayırmayı dayatıyorlar, sessiz duracak mısınız? (Hayır)

Bu hayırların hepsi Başbakan’ın yüzüne inen kuvvetli bir şamardır.

Bu hayırların alayı mukadderatına sahip çıkan asaletin çığlığıdır.

Yandaş kamu oyu araştırma şirketleri, AKP etiketli anketçiler gelin de Tandoğan’ı görün, gelin de milyonların iradesini dinleyin.

Bin ile binbeş yüz kişiye sorup de ihanet sürecine destek arttı, yıkıma ilgi fazlalaştı, hükümete verilen kredi çoğaldı sözleriyle akılları karıştırmaya çalışan kurnazlar, bakın Tandoğan ne diyor, neyi yanında duruyor?

 

Muhterem Dava Arkadaşlarım,

Aziz Vatandaşlarım,

Başbakan Erdoğan Türk milletini takatsiz, kimliksiz ve ezilmiş kalıntıya çevirmeyi hedeflemektedir.

Bebek katiliyle yürüttüğü müzakereler bu hedefin yalnızca bir safhası, bir bölümü ve bir kısmıdır.

Başbakan yaraları tedavi etmek yerine kaşımakta ve kanatmaktadır.

Yeni korku ve kutuplaşma zeminleri yaratmaktadır.

Belleklerden silinmeyecek, akıllardan çıkmayacak, dünya durdukça hatırlanacak ve ihanetten başka izahı olmayacak kasti yanlışların içindedir.

Başbakan devletin başından TC’yi, milletin başından da Türklüğü almaya ve gasp etmeye cüret etmektedir.

Biliyorum, TC’yi tabelalardan sökmek hepinizin sinirlerini germiş, öfkenizi kabartmıştır.

Biliyorum, bayrağı kale direklerinden indirmek hepinizi aşırı ölçüde germiş ve içinizi sızlatmıştır.

Biliyorum, “Ne Mutlu Türküm Diyene” sözünü her taraftan kaldırmak hepinizin bağrını delmiş, ağrınıza gitmiştir.

Ama bunların hepsi Başbakan’ın eseridir.

Bankalar ve valilikler yetmezmiş gibi, Devlet Madalya ve Nişan Yönetmeliği’nden Atatürk’ü ve TC’yi çıkarma cürümünün tarafı bu Başbakan’dır.

Diyarbakır’da paslanmış ve eskimiş diyerek vinçlerle “Ne Mutlu Türküm Diyene” yazılı tabelayı kaynakla kesme haysiyetsizliği bu Başbakan’ın son icraatıdır.

Dağlardan, taşlardan ve yollardan Türklüğü kazımaya çalışan, karşımıza Türklükle gelmeyin diyen, Türkçülüğe düşman olduğunu her fırsatta yineleyen Başbakan artık çizmeyi aşmıştır.

Başbakan Erdoğan PKK’nın ve İmralı canisinin yanında, Türklüğün tam karşısındadır.

Başbakan ve zihniyeti PKK’lılara doğum günlerinde ödül verme makamıdır.

Başbakan Erdoğan 36 etnik parçanın savunucusu, Türk milletinin karşı cephesidir.

Başbakan kozmopolitlerin, milliyetsizlerin, vatansızların, bayraksızların, Sevrcilerin, Mondorosçuların ve bölücü mihrakların son umudu ve son şansıdır.

Şimdi siz söyleyiniz:

√       Türk milletinin yok sayılmasını, Türklüğe ölümcül darbe vurulmasını doğru buluyor musunuz? (Hayır)

√       TC’nin levhalardan, yönetmeliklerden, tabelalardan silinmesini normal görüyor musunuz? (Hayır)

√       Peki, Türk olmaktan, Türk milletine mensubiyetten gocunuyor musunuz? (Hayır)

Sayın Başbakan, Türklük sana ne yapmıştır?

Sen Başbakanlık görevini; Kandil’den mi, İmralı’dan mı, Vashintondan mı, Bürükselden mi, Erbil’den mi, yoksa Türk milletinden mi aldın?

Başbakan, kimlerin hesabına çalıştığını, kimlerine menfaatini gözettiğini şeref ve siyasi namusu varsa açıklamalıdır.

Bu iktidar ömrünü doldurmuştur.

Bu iktidar devrini tamamlamıştır.

Bu iktidarın sonu göründükçe, Türk milleti saldırıya uğramaktadır.

Milletimizi soykırımla itham edenleri fikir özgürlüğü adına hoş gören Başbakan ve hükümetidir.

Devlete ve millete isyan eden asilere methiyeler düzen, sözüm ona haklarını iadeye kalkan Başbakan ve hükümetidir.

Peygamberimize yapılan hakaretler karşısında Avrupalı mevkidaşlarını terbiyeye davet edemeyen Başbakan ve hükümetidir.

Ahlak ve namus istismarı yaparken Avrupalı olmak adına zinayı suç olmaktan çıkaran Başbakan ve hükümetidir.

İslam’ı dilinden düşürmeyen, sonra gidip Kilise destekli üniversitelerden onur ödülleri alan Başbakan ve hükümetidir.

Hilali gölgeleyip Haç’ı parlatan Başbakan ve hükümetidir.

Cami yıkıp Kilise açan, yerleşim yerlerinin ismini PKK dayatmalarıyla değiştiren Başbakan ve hükümetidir.

Türk Silahlı Kuvvetlerini terör yuvası, genelkurmay başkanlarını terör örgütü yöneticisi olmakla suçlayan, kahramanları hapse tıkıp, katilleri serbest bırakan Başbakan ve hükümetidir.

Başörtüsünün altına saklanan, samimi dindarlarımızı münafıkça aldatan, Müslüman katillerine her platformda kucak açan Başbakan ve hükümetidir.

Devletin saygınlığını iki paralık eden, milletin bekasını ve beraberliğini zedeleyen şüphesiz Başbakan ve hükümetidir.

Kuşku etmeyiniz ki, bunların insan içine çıkacak yüzleri kesinlikle kalmamıştır.

Tandoğan’dan yüksek bir ses bekliyor ve hepinize soruyorum:

√       Vatana, millete ve bayrağa sahip çıkacak mısınız? (Evet) 

√       Türk düşmanlarını demokratik yollardan tasfiye edecek misiniz? (Evet)

√       AKP hanedanına, Eşbaşkan hikâyesine, yalana, yozlaşmaya ve teslimiyet lobilerine son verecek misiniz? (Evet)

Bu tercihiniz ümitleri tazeleyecektir.

Bu evetleriniz milletimizin güvencesidir.

Bu evetleriniz Türkiye’nin garantisidir.

 

Aziz Milletim,

Türkiye’nin sorunları büyümüş, dallanmış ve budaklanmıştır.

Dış politika her yönüyle çökmüş, ekonomi durgunluğa teslim edilmiştir.

Hükümetin Suriye politikası çamura batmış, Irak politikası tökezlemiş, Mısır politikası Rabia işaretine kıstırılmış, İran politikası sarsılmıştır.

Dış politikada hiçbir vizyon ve kalıcı hiçbir güçlü irade gösterilememiş,  bu kapsamda uluslararası ilişiklerin etik ve milli etki düzeyi sıfırlamıştır.

Türkiye’nin saygınlığı tartışılır hale gelmiştir.

Başbakan, iktidarının tüm varlığını BOP’a bağlamış, ABD’ye endekslemiş, AB’ye havale etmiştir.

AKP İsrail’le işbirliğine soyunmuş, Müslüman coğrafyasına sırt dönmüştür.

Rumlar’a boyun eğmiş, Kıbrıs’ı unutulmuşluğa terk etmiştir.

Ermenilere şirinlik yapmış, sınır kapılarını açmaya teşebbüs etmiştir.

Müslüman kanına doymayanlar Başbakan’ın model ve muhabbet ortağı olmuştur.

Türkiye her neviden terör örgütünün at koşturduğu bir ülke haline gelmiştir.

Sınırlarımız arı kovanına dönmüş, kimin girip çıktığı belirsizliğe mahkûm bırakılmıştır.

Ekonomik hayat ise insanlarımızı canından bezdirmiştir.

Esnaf yarı aç yarı tok, memur yorgun ve tedirgin, emekli bitkin ve çaresiz, çiftçi borçlu, bağımlı ve umutsuzdur.

Milyonlarca insanımız işsiz ve perişandır.

Milyonlarca insanımız fakir ve kıtlık içindedir.

Kriz her evdedir, hayat pahalılığı her kardeşimin ocağındadır.

Soruyorum sizlere; AKP’nin 11 yıllık iktidar döneminde;

√       Çektiğiniz sıkıntılar ortadan kalktı mı? (Hayır)

√       Geliriniz arttı mı? (Hayır)

√       Yoksulluğunuz azaldı mı? (Hayır)

√       Yolsuzluklar bitti mi? (Hayır)

√       Huzur, güvenlik, sağlandı, asayişsizlik ortadan kalktı mı? (Hayır)

AKP iktidarı; kadına yönelik şiddetin ve boşanmaların had safhaya vardığı kara bir dönem olarak şimdiden tarihe geçmiştir.

2002’den bu yana Türkiye’de boşanmaların oranı yüzde 24 yükselmiştir.

Cinsel saldırı suçlarında son beş yılda yüzde 30 artış meydana gelmiştir.

Kadın cinayetleri son yedi yılda yüzde bin 400 artmış ve AKP iktidarında beş bine yakın kadın maalesef hunharca katledilmiştir.

AKP iktidara gelmeden iki yıl önce doğan çocukların onbinlercesi bugün uyuşturucu müptelası, suç örgütlerinin kucağındadır.

Köprü altları kimsesizlerle doludur.

Türkiye’de bir yılda 105′i doğrudan, 260′ı dolaylı olmak üzere toplam 365 kişi uyuşturucu madde kullanımından hayatını kaybetmiştir.

Uyuşturucu kullanımı yüzünden ölenlerin en küçüğü 13, en büyüğü ise 79 yaşındadır.

Bunların hepsi rezalet ve AKP’nin kabarık suç dosyasından bazılarıdır.

Bunların hepsi sözüm ona muhafazakâr demokratlıktan dem vuran Recep Tayyip Erdoğan’ın iktidar yıllarında vuku bulmuştur.

Maalesef;

√       Sokaklarımız çetelere teslimdir.

√       Ekonomimiz rantiyecilerin, faizcilerin ve sıcak para baronlarının emrindedir.

√       Hukukumuz yandaşların güdümündedir.

√       Sosyal hayatımız ahlaksızlığın pençesindedir.

√       Şehirlerimiz suçluların kontrolündedir.

√       Dağlarımız eşkıyanın elindedir.

√       Milli güvenliğimiz, milli çıkarlarımız tehlikelerin göbeğindedir.

√       Geleceğimiz bölücülerin denetimindedir.

√       Gençlik ise israf, iftira ve ithamlara kurban gitmektedir.

Muhafazakâr demokratlıkla övünen Başbakan siyasi ahlakını ve insafını devretmiş, hoşgörüsünü ve sağduyusunu yitirmiş, böylece gençlerden intikam almaya girişmiştir.

Her yurt dışı seyahati öncesi Türkiye’yi tartışmalara boğmak Başbakan’ın adet ve alışkanlığı olmuştur.

Başbakan Gezi Parkı’nın acısını çıkarmak için her şeyi yapmaktadır.

Tencere-tava çalanlardan hıncını almak, demokratik tepkileri sindirmek için her suçlamadan fayda beklemektedir.

Başbakan’ın gözünü hırs bürümüştür.

Bu şahıs, milletimizin birbirini gammazlaması için hiçbir vicdana sığmayan tezgâhların mimarlığına soyunmuştur.

Özel hayatları, konut dokunulmazlığını, kişisel hak ve hürriyetleri ihlal etmiş, herkesi belli bir kalıba sokmaya yeltenmiştir.

Başbakan Erdoğan ölçüyü kaçırmış, oto kontrolü kaybetmiştir.

Başbakan’a göre herkes şüpheli, herkes güvenilmez ve herkes suça meyillidir.

Millete hizmetkâr olduğunu söyleyen müzakereci Başbakan, diktatör kesilmiş, iyice ceberutlaşmıştır.

Ancak Türk gençliği AKP’nin ipini çekecek, sandığı kafasına geçirecektir.

Türk gençliği iktidarı geldiği gibi gönderecektir.

Bunu yapmak genç kardeşim için artık milli bir görev olmuştur.

Gezi olayları da dahil olmak üzere, hiçbir dönemde bu kadar aşağılanmayan Türk gençliği Başbakan’ın işini bitirecektir.

Diyorum ki, gençlik millet elele, haydi iktidara güle güle.

Herkesle kavgalı ve nizalı olan bu zihniyetten hesap sormak Milliyetçi Hareket’in boynunun borcudur.

Bunun için;

√       AKP’den kurtuluşa var mısınız? (Evet)

√       Başbakan’ı Yüce Divana yollamaya var mısınız? (Evet)

√       İhanetin yakasından tutmaya, kaçmasına fırsat vermeden tepesine binmeye, iktidardan kovmaya hazır mısınız? (Evet)

O zaman ilk hedef 30 Mart 2014 tarihinde yapılacak Mahalli İdareler Seçimleridir.

Artık yeter, şimdi söz senin Türkiyem.

Mayasında leke bulunan bugünkü iktidar Türkiye’yi yıkmadan, sandıkta yıkılmalıdır.

AKP Türk milletini yok etmeden sandıkla siyaset çöplüğüne yollanmalıdır.

Sizlere inanıyor, varlık ve birlik yolunda hepinize üstün başarılar diliyorum.

Hepinizi bir kez daha sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Türkiye ve Türk milletinin bağımsızlığı, vatanın selameti uğruna hayatlarını feda eden aziz şehitlerimize, muhterem ecdadımıza, yarın vefatının 75. seneyi devriyesini anacağımız devletimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal’e, tüm milliyetçi kahramanlara ve Başbuğumuz Türkeş Bey’e Yüce Allah’tan rahmet diliyorum.

Sözlerimi merhum düşünürümüz Ziya Gökalp’in Tevhid Şiiri’nden aldığım şu dizeleri dua niyetine sizlerle paylaşmak istiyorum:

 

Yurtta birkaç can olmaz

Birden çok vicdân olmaz,

Ortaklı cânân olmaz,

Lâ-İlâhe İllallah!

 

Gövdelerde Kesret var,

Gönüllerde Vahdet var,

Fertler yok, cemiyet var!

Lâ-İlâhe İllallah!

 

Kalkar, rûhlar bir yerde

Olunca, kalbten Perde;

Bir göz doğar içerde!

Lâ-İlâhe İllallah!

 

Cenab-ı Allah yar ve yardımcınız olsun.

Yolunuz, bahtınız ve alnınız açık olsun.

Sağ olun, var olun.

Ne Mutlu Türküm Diyene.


Kategorisi: Lider'den

Sosyal Ağlarda Paylaş:

DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter