Türk Tiyatro Tarihi

TÜRK TİYATRO TARİHİ

                                                                                                                                              Mustafa AK

Giriş

İlk bakışta Türk tiyatrosu denilince önce aklımıza Türk dünyasının bütününü içine alan ve onların kültürlerinin yansıması olan, Türkçe konuşan milletlerin tiyatrosunun anlaşılması gerekmektedir. Ancak bütün Türk milletinin tiyatro tarihini incelemek ve detaylandırmak açısından sınırlandırma gerekmektedir. Ancak bilinen ilk tiyatro örneği Uygur Türklerinin Toharcadan çevirisini yaptıkları maytrisimit adlı temsildir. Türklerin bir diğer tiyatro eseri ise yine Uygurlar döneminde yazılmış kalyanam kara papam kara (iyi prens il kötü prens hikâyesi) adlı eserdir. Tiyatro tarihimizde daha nice örneklerle karışılabiliriz; ancak sınırlandırmanın olumlu bir yöne gideceğini unutmayalım. Türk tiyatro tarihini incelerken Anadolu’ya yerleşen Türkiye Türklerinin tiyatrosunu ele almak sonuca daha kolay ulaştırır. Böyle bir sınırlandırmanın sebebi başta dil olmak üzere soy bakımından kaynağında birçok ortaklıklar bulunan bu Türk ulusları çağlar boyunca birbirilerinden ayrı kalmış, kültür gelişmeleri ayrı yönlerde olmuş, birbirlerinden ayrı duruma düşmüşlerdir. Öyle ki bunları birbirine en yaklaştıracak Türkçenin gelişimi ve geçirdiği evreler bile bu ayrılığı, bu kopmuşluğu vurgulamıştır.(Burada zorunlu bir ayrılık yaşandığını belirtmeliyiz).

Tiyatronun genel kapsamı da bir bakıma düşündürücüdür. Öteki sanatlardan farklı olarak tiyatro bir yandan dram, öte yandan oyunculuk gibi seyirlik olanaklarıyla ikili bir durum yaratır. Dram ile tiyatronun tanımı ortak olacak şekilde hep yunan dramı ele alınarak yapılmaktadır. Batı tiyarosu’da kendi tiyatrosuna temel oluşturabilmek için hep bu kaynaktan beslenmiştir. Bu çabaların karşısında bu gün bile bir Türk tiyatrosu var mıdır? Sorusu ile karşılaşmaktayız ya da bu soruyu sormaktayız.

Tiyatronun tanımına eğer dram tanımını alırsak bizim bir tiyatromuz olduğunu olumlu yanıtlamak zordur. Bizim bir tiyatromuz olmadığını bu tanım üzerinden söylersek o halde eski yunanın mirasçısı olarak tarihe geçen doğu roma imparatorluğunun bile kendine özgü bir dram geliştirmiş olduğuna kayıtlarda rastlamamaktayız. Öyle ki Hıristiyan dramının antik dram kaynağıyla gelişmiş olduğunu söyleyebiliriz. İslam dininde de dram ortaya çıkmamıştır. Yalnız Şii inancında taziyeler tiyatro örneği sayılabilir. Kerbela olayının oluntuları ve bu eksende başka konuları işleyen bu gösterilere Anadolu’nun en doğusundaki kimi köyler dışında pek rastlanmaz; ancak aynı amaçla Mektel-i Hüseyinlerin bir topluluk içinde dramatik okunuşunun da dramatik bir olgu niteliğinde olduğunu bilmek gerekir. Böylece Türk tiyatrosunun dram yanının yokluğu karşısında öteki yanına, yani oyunculuk gibi seyirlik yanına döndüğümüz zaman, Geleneksel Türk tiyatrosu niteliği gösterdiğini görürüz. Buradan bakıldığında bir Türk tiyatrosu olduğu ve Türk tavır, üslubunun olduğudur. Daha sonra Batı tiyatrosunun etkisi altına girmesiyle gitgide silinmiş, günümüzde ise bir tavır ve üslubu neredeyse tamamen silinme noktasına gelmiştir. Geleneksel tiyatronun hızla yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalması ve onun yerini almaya çalışan batı etkisi ile gelişen tiyatro Türk yazarı, oyuncusu, seyircisi ile kendisini millileştirebilmiştir. Milli olma çabası içinde olan yeni tiyatro anlayışı geleneksel Türk tiyatrosunun kaynaklarından beslenmesini bilmiş ve yine bu kaynaktan beslenebildiği ölçüde gelişmiştir.

 

 

Şamanizm ve Tiyatro

İnsanların duygu ve düşüncelerini anlatabilmeleri sadece seslerle veya karşılıklı konuşmalarıyla olmamaktadır. İnsanın bildiğimiz gibi en büyük sorunu net bir şekilde anlaşabilmek ve kendisini anlatabilmesidir. Çünkü insan ancak bu şekilde kendisinin anlaşılabileceğinin bilincindedir.

1934 yılında Belgrat’ta yayınlanan bir politika gazetesinde araştırmacı yazar Nikoliç Türklerde tiyatronun dört bin yıllık bir geçmişinin olduğu tezini ileri sürer. Kaleme aldığı yazısında bir Türk savaşçının karısına saldıran bir Çinli askerin öldürülüşünün dramatik olarak anlatılışının yer aldığı bir metinden bahsedildiğini söyler.

Şaman inancında hep göklerle iletişim içinde olan insan için hep bir takım sözler ve yöntemler ön plandadır. Şamanizm’in temelinde atalara saygı önemli bir yer tutmaktadır. İnsanlar özellikle eski Türkler gök tanrı inancı kapsamında atalarının davranışlarını taklit etme yoluna gitmişlerdir. Bu taklit etme aslında dini törenin bir parçası olmasının yanında zamanla bir temsil haline dönmüştür. Yapılan her hareketin iletişim açısından önemi ortaya çıkmıştır. İletilmek istenen kişilerin duygularının yansıtılmasıdır. Şamanizm için yapılan etkinlikler sonucunda bir nevi tiyatro veya temsildir diyebiliriz.

Anadolu Türklerinin tiyatro kültürü oluşma aşamaları

Anadolu Türklerinin kültürü, dolayısıyla dramatik sanatı beş önemli etkenin bir araya gelmesiyle oluşmuştur. Bu etkenler yer, soy, imparatorluk, İslam ve batılılaşmadır. Yer etkisi Türklerin Anadolu’ya gelmeden önce Anadolu’da yaşayan eski uygarlıkların Türk kültürünün oluşmasında büyük etkisinin olduğu görülür. Bu etkiye Türk köylüsünün daha çok köy seyirlik oyunlarında rastlanılmaktadır. Yakın doğuya ait olan bolluk ve bereket törenlerinin benzerinin yaşanmasıdır. Soy etkisine geldiğimizde, bunun Anadolu Türklerine en büyük katkısı bugün de konuştuğumuz Türkçedir. Türklerin eski yurdu olan orta Asya’nın ve şaman inançlarının izlerine Anadolu Türklerinin kültüründe geniş ölçüde rastlanabilmektedir. Üçüncü etken ise Osmanlıların üç kıtada kurdukları imparatorluk içinde yaşayan çeşitli kültürlerin ve etnik grupların arasındaki kültür takasıdır. Balkanlarda yaşayanların, Yahudi, Rum ve ermeni gibi çeşitli azınlıkların tiyatronun oluşmasında belirli katkıları olduğu söylenebilir. Dördüncü etken ise İslam’dır. Bu etkeni sadece dini açıdan incelememek gerekir. İslam ülkelerinin etkisini de ele almak gerekir. Bu etki ise olumlu olmanın yanında olumsuz bir etki bırakmış ve tiyatronun gelişmesini geciktirmiştir diyebiliriz. Son olarak batılılaşmanın etkisinden söz etmeliyiz. Batı tiyatrosunun Türkiye’ye yerleşmesi daha çok Tanzimat dönemi ile olmuş olsa da imparatorluğun geniş sahalarda yer alması ve özellikle batı ile sınır olması tiyatronun daha önce Osmanlı topraklarına girmiş olduğunu söyleyebiliriz.

GELENEKSEL TÜRK TİYATROSU

Geleneksel Türk tiyatrosu teriminin ve bu terimin kapsadığı türlerdeki değişme veya yok olma olgularının yeniden ve farklı yaklaşımlar kullanılarak tartışılması gerekmektedir. Öncelikle, geleneksel Türk tiyatrosu terimi, Türkiye’deki, eğer tam oluştuğu kabul edilebilirse, Batı tarzı Türk tiyatrosundan farklılığını belirtmek amacıyla kullanılmaktadır. Bu kullanımda, geleneksel Türk tiyatrosu içinde değerlendirilen türlerin, Batı tarzı veya klâsik tiyatro ile ortak içyapı unsurları göz önünde tutularak karşılaştırılması söz konusudur. Bu terim, coğrafî bir sınırlama bağlamında, Anadolu’da yaşayan Türklerin tiyatrosu anlamında da kullanılmaktadır.

“Çağdaş tiyatro geleneksel tiyatrodan nasıl beslenir?” sorusuna yanıt aranmalıdır. Türk Tiyatrosu’nu etkileyen kaynaklardan biri Batı tiyatrosuysa, onu, doğal olarak besleyen önemli diğer iki kaynak da, köylerde gelişmiş köy seyirlik oyunlarıyla, kentlerde, özellikle Osmanlı’ya merkez olmuş Bursa, Edirne, İstanbul gibi kentlerde gelişen, Meddah, Karagöz, Ortaoyunu, Kukla gibi türlerden oluşan halk tiyatrosu geleneğidir. Ayrıca, halk tiyatrosu türlerinin popüler olduğu dönemlerde bu tiyatroyu benimseyen, Tanzimat’la birlikte Batı tiyatrosunun ülkeye girmesiyle bu tarz tiyatro etkinliklerinin etkisinden de söz edilebilir.

Geleneksel Türk tiyatrosu, pek çok öğeden oluşmaktadır: Karagöz geleneği, meddah geleneği, ortaoyunu geleneği, dramatik köy seyirlik oyunları geleneği gibi. Gelenekler arasında ortak öğeler vardır. Türe özgü bu temel öğeler, farklı niteliklerinden dolayı, farklı değişme biçimlerine ve süreçlerine sahiptirler. Geleneksel Türk tiyatrosu şu şekilde tasnif edilebilir:

1. Köy Seyirlik Oyunları

2. Halk Tiyatrosu

Köy seyirlik oyunları Türk milletinin ve köylüsünün eski bolluk kut törenleri, canlandırma inançlarını sürdürdüğü seyirlik oyunları zamanla biçim ve öz bakımından değişikliklere uğramasına karşın, günümüze değin yaşayabilmiştir. Köylümüz zamanla geleneksel oyunlarına, kendi toplumsal yaşantısını katmıştır. Hayvan benzetmeceleri, danslar, kukla, köy çocuklarının oyunlarını da bu kategori içerine alırız.

Halk tiyatrosu ise değişik bir çevrenin tiyatrosudur. Daha doğrusu kentlerde, başkentte oluşmuş bir tiyatrodur. Türkiye’nin çeşitli yerlerinde görülmekle birlikte Karagöz, Ortaoyunu gibi geleneksel halk tiyatrosu türleri İstanbul’un malı olmuştur. Sanatçıları halk adamları olmasının yanında seyircilerinin büyük kesimi de halktandır. En önemli türleri kukla, karagöz ve ortaoyunudur.19.yüzyılda geleneksel halk tiyatrosu batı tiyatrosuyla karışarak ortaya tuluat tiyatrosu çıkmıştır.

Geleneksel Türk tiyatrosu adı altında hem köylü tiyatrosu hem de halk tiyatrosu geleneği anlaşılmaktadır. Bu iki tiyatro birbiriyle ilişki içerisinde olmamasına rağmen ortak yönleri bulunmaktadır. Her ikisinin ortak yönü ise sahne olmadan oynanmaktadır, şarkı, dans, söz oyunları başlıca nitelikleridir. Güldürü öğesi doğaldır. Devamlı değil sadece takvime ve çeşitli olayların takibinde oynanmaktadır.

Köylü tiyatrosu geleneği

Bu oyunların çoğu eski ritüellerin kalıntılarıdır. Bunların dramatik niteliği en azından oyuncunun, kendisinden başka bir kişiliği canlandırmasında görülür. Tiyatro özelliği kılık değiştirme, yüz boyama, hayvan kılığına girme gibi kendisini gösterir.

Anadolunun neresine gidersek gidelim köylülerin ufak bir oyunuyla karşılaşabiliriz. Bu da Türk tiyatrosunun söze dayandığını ve doğaçlama olduğunu bize gösterir. Kayıtlarda eski Türklerin 25 aralık için “Evvel-i Koncalos” 6 ocak içinde “Ahir-i Koncalos” diye geçmektedir. Türkler bunun yılbaşından önce kötü ruhların gittikleri her yerde bolluğu azalttığına inanmaları ve bunun etkisinden kurtulmak içinde zincirlerle gürültü yaptıkları yazılıdır. Bu olayları kaynaklarda ritüel olarak okumaktayız; ancak bir tür hareketler ve sesler işin içinde olduğu için tiyatro kapsamında değerlendirilebilir.

Köylü tiyatrosu geleneği Ölüp-dirilme, kız kaçırma, ölüp-dirilme-kız kaçırma ve köse oyunları olmak üzere çeşitli oyunlardan oluşmaktadır. Günlük yaşamdan sahneler, esnaf ziyaretleri, tarım oyunları, çoban oyunları, hayvan benzetmeceleri, söylenceler, şakalar ve sessiz oyunlar da köylü tiyatrosunun içinde kendine yer bulan önemli oyunlardan bazılarıdır. Tabi bu oyunlar her bölgede farklılıklar gösterebilir.

Halk Tiyatrosu Geleneği

Tiyatro olarak değerlendirilmesinin yanında bazen eğlence, şenlik olarak da değerlendirilmiştir. Ancak yine söze, sese ve iletişime sahip olması nedeniyle ve yine insana insanı anlatan, insanı güldüren, düşündüren bir özelliğe sahip olması nedeniyle hep ikilik içerisinde kalmıştır. Halkbilimcilerin ve tiyatro uzmanlarına göre ise bu alan tiyatro olarak değerlendirilmiştir. Halk tiyatrosu kapsamında hokkabaz, çengiler-köçekler-curcunabazlar, meddah, kukla, karagöz-hacivat, ortaoyunu bu tiyatro kapsamında değerlendirilmektedir.

BATI TİYATROSU

Tiyatro tarihinde önemli bir yer tutan Osmanlı şenlikleri bir tiyatrodan çok büyük gösteriler olarak değerlendirilebilir. Bunlar sarayın tiyatro ile ilgisi kapsamında ele almak gerekecektir. Çünkü sarayın bir takım nedenlerden dolayı (doğum, sünnet, evlenme, askeri başarı yabancı bir konuğun ağırlanması vb.) düzenlediği bu şenlikler bütün seyirlik oyunları bünyesinde toplamıştır. Bu şenlikler sırasında neredeyse bütün kentin bir tiyatro sahnesi gibi düzenlendiği ve birçok gösterinin bir arada yapıldığı bilinmektedir. Şenlikler kapsamında yukarıda anılan türlerin yansıra çeşitli yarışmalar ve geçit alayları da düzenlenmiştir. Sarayın tiyatro ile ilişkisinin önemli bir halkası bu şenlikler oluşturmuştur. Saray tiyatroya desteğini 1908 Meşrutiyet dönemine kadar sürdürmüştür.

Geleneksel tiyatro başlığı altında özetlenilmeye çalışılan tiyatro yaşantısı Tanzimat dönemine kadar varlığını sürdürmüştür. Bu dönemde birden bire ortadan kalkmamıştır; ama ülkenin gündemini batı tiyatrosunun belirlemeye başlaması, bu türlerin de giderek az oynanmasına yol açmıştır. Tanzimat, Türk siyasal tarihinin de bir dönüm noktasıdır. Bu dönemin en belirgin özelliğini yüzyıllarca Batı kültürüne uzak yaşamış bir. İmparatorluğun yüzünü batıya çevirmesi oluşturur. Bu dönemi hazırlayan etkiler çok yönlüdür. Yenilikçi padişahların tohumlarım attıkları batılılaşma hareketinin, tarihsel süreç içinde geldiği noktayı yalnızca yöneticilerin istemlerine bağlamak olanaksızdır. Fakat bu konuda tabandan yayılan bir halk iradesinden de söz edilemez. Tanzimat, artık yeni bir toplumsal düzeni özleyen ve bunu dile getirmekte çekincesiz davranan aydınların, yüksek devlet görevlilerinin çabaları ve hepsinden önemlisi bir değişimi dayatan siyasal ve ekonomik koşulların toplamı sonucunda oluşmuştur.

Batı tiyatrosunu geleneksel tiyatroya yaklaştırma çabaları olmuştur. Batı tiyatrosunu ülkemizde oluşturmak isteyen Osmanlı aydınları içerisinde belki de en önde gelen isim olan Ahmet Vefik Paşa bile Batı tiyatrosunu, özellikle kendi ülkesindeki halk tiyatrosu geleneğini çok başarıyla oyunlarına yansıtan Fransız yazar Moliere’in eserlerini Türkçeye çevirirken halkın beğenisini göz ardı edememiş ve bu oyunları halkın anlayacağı ve seveceği bir şekilde uyarlama yoluna gitme zorunluluğu duymuştur. Halkımızın beğenisine hitap eden, halkımızın tiyatro geleneğine uygun, kısaca halkımızın geleneksel Türk tiyatrosu beklentisi ile, halka tepeden inme dayatılan Batı tiyatrosu çatışması tezinin en önemli delillerinden biri de tiyatromuzda uyarlamalar konusudur.

Çağdaş Türk tiyatrosundaki arayış ve çabaların temelinde, geleneksel tiyatromuzun biçimsel zenginlikleriyle, Batı tiyatrosunun teknik yaklaşımlarını buluşturma özlemi yatar. Tanzimat’tan cumhuriyete kadar Osmanlı aydın ve yazarlarının halka ve halkın sanatına yabancı gibi bakarak körü körüne Batı tiyatrosunu tercih etmeleri yüzünden geleneksel Türk tiyatrosu kaynakları, yazıya geçirilemeden, diğer bir deyişle derlenip toparlanmadan unutulmaya terk edilmiştir. Cumhuriyet’ten sonra seçkinci Türk aydın ve yazarları ile halk arasındaki yabancılaşma ortadan kalkmış aydınlarımız, yazar ve sanatçılarımız halk ile barışmış ve halk sanatlarımıza sahip çıkılmaya başlanılmıştır. Türk tiyatrosunun, dünyaya Batılı gözle bakan, ama doğulu özellikleriyle biçimlenmiş bir tiyatro üslubuna yöneldiği söylenebilir. Bu yöneliş günümüzde de sürmektedir. Batı tiyatrosu tarihteki görevini yerine getirmiş, evrensel tiyatro değerlerini taşımış, köklü bir batı kültürünü ülkemize yaymıştır. Şimdi sıra batı tiyatrosu ile halk tiyatrosu (geleneksel Türk tiyatrosu)arasında önce bir senteze, daha sonra da çağdaş ve özgün, ulusal Türk tiyatrosunu yaratmaya adım adım gitmektir.

SONUÇ

Türk tarihini yazılı devirlerle sınırlandıramamaktayız. Hiç bir milletin tarihini de böyle bir sınırlandırmaya sokamayız. İnsanın yazı icat edilmeden önce de kendisini anlatması gerekmekteydi. Çünkü insan toplum içinde oldukça ve kendini anlatabildiği ölçüde var olur. Bu var olma şeklini de ancak sözle veya eğlence yoluyla gerçekleştirebilir.

Doğanın gücüne inanan insan kendisini her dönem doğaya ve dolayısıyla kendisine adamıştır. Tiyatro veya dram benzeri oyunları ortaya koymuşlardır. Bu ortaya konulan oyunlar düzenli hale gelmiş ve belirli günlerde ve yıllarda oynanır olmuştur. Türkler gök tanrının inancı ve Şamanist inancın da etkisiyle bazı özel günlerde tiyatro benzeri gösteriler sunmuş; ancak bu sunulan eserlerin çoğu yazıda değil sözde kalmıştır. Sözde kalan eserler ile zaman içerisinde de değişik topluluklarla iletişim içerisinde olmak sebebiyle de bir kültürel eserler ortaya çıkmıştır. Yüzyılımıza gelince de sözel olarak kullanılan ve oynanan eserlerden yararlanılarak çağdaş bir Türk tiyatrosu ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu çaba özellikle cumhuriyet döneminde daha da hızlanmış ve orijinal bir tük tiyatrosu ortaya konulmuştur.

 

KAYNAKLAR

1.AND, METİN, BAŞLANGICINDAN 1983’E TÜRK TİYATRO TARİHİ, İLETİŞİM YAYINLARI,2006,İSTANBUL

2.ARTUN, ERMAN, TARİHSEL SÜREÇTE DEĞİŞEN GELENEKSEL TÜRK TİYATROMUZ

3.KARACABEY, SÜLEYMAN, GELENEKSELDEN BATIYA TÜRK TİYATROSU


Kategorisi: Gündem Yazıları

Sosyal Ağlarda Paylaş:

DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter