TÜRK STRATEJİK AKLININ DEVLET DENEMESİ: BATI TRAKYA CUMHURİYETİ

Gökhan Gökçek

1683 tarihli Viyana bozgunundan sonra Türk devleti, Avrupa içlerinden geri çekilmeye başlar. Son Osmanlı Padişahı Vahdettin’in bir ‘beşik’ olarak nitelediği Anadolu’dan, Avrupa’nın içlerine kadar uzanan fetih serüveni durmuş, yerini elzem bir savunmaya bırakmıştır. Teknolojik, iktisadi gelişmelerin yakalanamaması ile dünyaya ayak uyduramamasının yanında, idarecilerdeki ehliyetsizlik, kayırmacılık gibi pek lanetli işler de devletin etrafını sarınca işler tersine döner. Devlet-i Aliyye nam-ı diğer Osmanlı Devleti, hızlı bir şekilde toprak kaybetmeye başlar. Bu kayıplar arasında en acı olanı Balkanlar’daki kayıplardır. Balkanlar ki; Emir Timur’un 1402 tarihli darbesiyle ‘fetret’e giren Osmanlı’yı ayakta tutan, dirilmesine vesile olacak dayanağı sağlayan bir bölgedir. Lakin dönemin güçlü devletlerinin emperyal vizyonları doğrultusunda Osmanlı aleyhine kışkırtma ve desteklemeri, oluşan ‘milli devlet’ fikrinin çok etnik yapılı Osmanlı’ya da sıçraması, devletin geri çekilişini ‘devletin yıkılışı’na çeviren en büyük etkenler arasına girer.

Özellikle I. Balkan Savaşı çok büyük bir bozgun olmakla beraber; Türk siyasi tarihi açısından da utanç verici sahneleri barındırır. Ordudaki ‘alaylı-mektepli’ çekişmesi hat safhaya ulaşır. Hatta iş o kadar ileriye gidecektir ki “Edirne’ye Enver gireceğine Bulgar girsin!” denilecek kadar aşağılık bir hal görülecektir. I. Balkan Savaşı’ndaki hazin geri çekiliş ile beraber Edirne dahi kaybedilir. Osmanlı bakiyesi olsalar da Balkanlar’da irili ufaklı birçok etnik unsur ‘ulus devlet’lerini kurar. Osmanlı’nın geri çekildiği yerlerden sözümona kendilerine pay kaparlar. Küçük devletler arasındaki paylaşımdan en çok Bulgaristan faydalanır. Bu durum diğer devletleri rahatsız eder. Çekişmeler neticesinde II. Balkan Savaşı meydana gelir. Durumu fırsat bilen Enver Paşa, maiyetiyle beraber Rumeli’den Balkanlara yürür. Payitaht-ı Sani Edirne’yi işgalden kurtarır. Meriç Nehrinin ötesine geçse de baskılar neticesinde geri çekilmek zorunda kalır. Lakin Edirne kurtarılmıştır. Çanakkale Savaşı’nın Başkomutanı Enver Paşa, Balkan topraklarını kimseye bırakmak taraftarı değildi. Çünkü orada aziz ecdadın aziz hatıraları, zaferleri vardı. Ancak Devlet-i Aliyye baskılara dayanamıyordu. Trablusgarp’taki tecrübesinden hareketle Enver Paşa yeni bir fikir geliştirerek bölgenin alınmasına önayak olacaktır.

Genç bir subayken Trablusgarp’a, Mustafa Kemal Paşa ile beraber giden Enver Paşa, gayr-i nizami harp taktiği ile bölgeyi almayı planlar. Teşkilat-ı Mahsusa’nın ‘efsane’ ismi Kuşçubaşı Eşref Beyin maiyetine 16 subay ve 100 asker temin ederek, bölgenin işgalden kurtarılması talimatını verir. Eşref Bey ve yanındakiler Koşukavak, Papazköy, Mestanlı ve Kırcali’yi Bulgar işgalinden kurtarır. İlerlemeyi hızlandırmak isteyen Enver Paşa, Süleyman Askeri Bey ve bir grup uzman askeri de bölgeye sevkeder. Süleyman Beyin de bölgeye intikali ile önce Gümülcine sonrasında ise İskeçe kurtarılır. Tarihi bir değeri olan Gümülcine’nin geri alınmasıyla bölgeye özel bir idare kurulur. İdarenin adı Garbi Trakya Hükümet-i Muvakkatesi’dir ve günümüz tabiriyle de-facto bir özellik taşır. Geçiçi bir idare/hükümet olan Garbi Trakya Hükümet-i Muvakkatesi’nin başına Salih Hoca getirilir. Başta de-facto hükümetin olmak üzere Osmanlı’nın bölgedeki genişleme politikasından rahatsız olan devletler, baskılarını artırdılar. İstanbul Hükümeti tekrar ‘geri çekil’ emrini vermek zorunda kalır. Bölgeyi bırakmak istemeyen Osmanlı, yeni bir strateji izler. Buna göre geçici hükümet Osmanlı ile bağlarını koparıp ‘bağımsızlık’ ilan ettiğini duyurur. Tarih 12 Eylül 1913’tür. Türk devletleri arasında ‘cumhuriyet’ rejimi ile kurulan ilk siyasi teşekkül olarak tarihe geçecektir. Bayrağında siyah, yeşil ve beyaz renk vardır. Ay yıldızın yanında iki tane daha yıldız bulunur. Batı Trakya Haber Ajansı ve İndependant (Fransızca) adında yayın organları ile dünyaya ses duyurulmaya çalışılacak ve bağımsızlık tasdik ettirilmek istenecektir. Milli marş dahi yazılır, Süleyman Askeri Bey tarafından. Lakin batılı güçler ve Rusya yeni bir siyasi teşekkülü bölgede istememektedir. Çatırdamaya başlayan Osmanlı’ya baskıyı artırırlar ve istediklerini alırlar. İmzalanan İstanbul Antlaşması ile bölgenin Bulgaristan’a bırakılmasını ‘mecburen’ kabul ederler. Tarih 25 Ekim 1913’tür.

 


Kategorisi: Gündem Yazıları

Sosyal Ağlarda Paylaş:

DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter