Türk Milliyetçiliğine Adanmış Bir Ömür; İSMAİL BEY GASPIRALI – Zeynel Uyar

Türkçülük ve Turancılık davasının temel taşlarından biri olan İsmail Gaspıralı Bey, 20 Mart 1851’de Bahçesaray’da dünyaya geldi. Milletinin içinde bulunduğu buhranlı zamanlarda ve bu süreç içinde sıkıntılarla yoğrulan diğer Türk liderler gibi o da büyük bir fikriyatın öncüleri arasındaki yerini almıştır. Daha çocukluk dönemindeki çevre şartları, yani çevresindeki Panslavist hareketler, onu Türk milleti üzerinde düşünmeye yöneltti. 1867′de altıncı sınıfta iken, Türklerin tek hür ülkesi olan Osmanlı Devleti’ne gitmeyi ve o sıralardaki Girit savaşına katılmayı karar verdi. Bir kayıkta kırk beş gün kürek çektikten sonra Don nehrini geçerek Odessa’ya geldi, ancak pasaportu olmadığı için Ruslar tarafından yakalanarak Bahçesaray’a geri gönderildi. Başarısızlıkla sonuçlanan bu girişim sonrasında Moskova’ya bir daha geri dönmedi.

1869′da Yalta Dereköy’e gelerek burada yeni bir usulle Türkçe dersleri vermeye başlamadan önce Menli Giray’ın kurduğu medresede Rusça dersleri vermişti. Giderek artan millet sevgisi onun gençliğinde de sarıldığı tek kurtuluş ipi olmuş ve bu bağlamda kendisine ülkü olarak; bütün Türk dünyası için, İstanbul Türkçesi’ni esas alan ortak bir Türkçe kurmak ve Türkler arasındaki birlik şuurunu uyandırmayı seçmiştir.

Fikri yönden gelişimine katkı sağlamak, Batı dünyasını tanımak ve incelemek için 1871 yılında Paris’e gitti ve maddi ihtiyaçlarını karşılamak için de Rus romancı Turgenyef’in yanında çalıştı. Üç yılını burada incelemelerle geçiren Gaspıralı, 15 yaşındaki girişiminden sonra, bu sefer 1874’te İstanbul’a ulaştı.

İstanbul’da Ceride-i Askeriye’de tercüman olarak çalıştıktan sonra Kırım’a döndüğünde, köylüsünden âlimlerine kadar insanları yakından tanıyarak 1878′de Bahçesaray belediye reisi seçildi. 1879′da başka bir girişim olarak da gazete çıkarmak istedi. Türkçe bir gazete çıkarmak için resmî makamlara başvurdu. O zamana kadar bütün Rusya’da, “Ekinci” ve daha sonra çıkan “Ziya” ile “Keşkül” gazetelerinden başka Türkçe yayın görülmüş değildi. Rus Hükümeti, Türkçe gazete müracaatına ret cevabı verdi. “Genç Molla” imzası ile “Tavrida” gazetesinde Rusça makaleler yazdı. Sonra, temel fikri  “Türk toplulukları okullar ve medreselerinde çağdaş ilim ve sanatları kendi dilinde okutmalıdır” olan “Rusya Müslümanlığı” adıyla bu yazılarını yayımladı.

Bütün Türk Dünyası’na yayılan Tercüman Gazetesi’ni ise 1883 yılında, kendisi gibi Türkçü olan eşi Zühre Hanım’la birlikte bütün zorluklara göğüs gererek çıkartmıştır. Türk Dünyası’nın kalbi, idealist bir insan olan Gaspıralı’nın yılmak bilmeyen çabalarının ve çalışmalarının sayesinde, Bahçesaray’da atmaya başlamıştır. Yani Tercüman, sadece Kırım’da ve Kazan’da değil Sibirya’dan Kafkasya’ya Türkiye’den Bulgaristan ve Romanya’ya kadar, Türklerin bulunduğu her yerde okunur oldu.

 

Gaspıralı Türk lehçelerinin, yabancı diller yerine birbirlerinden kelimeler alarak zenginleşmesini ve İstanbul Türkçesi esas alınarak ortak bir yazı diline kavuşulmasını savundu. Bütün Türk Dünyasında ülkü ve ilke niteliğini hiçbir zaman kaybetmeyecek olan  “Dilde, fikirde, işte birlik” sözü ve bu söz merkezli olarak yapmış olduğu çalışmaları onun fani dünyada, Türklük yaşadıkça yaşamasını sağlayan ve Türklüğü yaşatan bir sır olarak kalacaktır.

İsmail Gaspıralı, Rusya Türklerinin okuma yazma alanında tam bir seferberliğe girmelerini büyük ve acil bir ihtiyaç olarak görüyordu. Bunun için, okuma yazma yeni usullerle ve süratle yapılmalıydı. Onun yeni usulüne göre Türk milletti, eğitimle muasırlaştırılmalıydı. Kendisinin geliştirdiği “usul-i cedidi” hayata geçirmek de Gaspıralı’ya nasip oldu. Bu usulü öğretmek ve bunu çocuklara öğretecek öğretmenleri yetiştirmek işine girişti ve kurslar açtı. Bu usul o kadar rağbet gördü ki, kursların sayısı bir süre sonra beş bini buldu.

24 Eylül 1914 günü vefat etmesiyle, bedenen aramızdan ayrılsa da Türklük şuurunu taşıyan her Türk’ün varlığı onun da varlığının göstergesidir. “Dilde, fikirde, işte birlik” sözüyle vuku bulacak olan Türk Birliği onun ruhunu şad etmeye yetecektir. Bu ülkü uğruna bütün imkânlarımızı seferber kılma mecburiyetini taşımak, geleceğimizi güzelleştirmekle kalmayıp o ve o gibi ülkü devlerini de huzura erdirecektir. Ruhu şad, mekanı cennet olsun.


Kategorisi: Gündem Yazıları

Sosyal Ağlarda Paylaş:

DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter