Tunceli Ziyareti – Muhammet Dingil

Başbakan Sn. Ahmet Davutoğlu, 25 Kasım 2014 tarihli TBMM Grup Toplantısı’nda Milliyetçi Hareket Partisi lideri Sn. Devlet Bahçeli’ye yönelik aşağıda yer alan şu sözleri sarf etmişti:

“Şimdi Bahçeli’ye bir çağrıda bulunuyorum, bir meydan okuyorum ve soruyorum; Tunceli, Türkiye’nin bir vilayeti mi? Evet, şüphesiz evet ve hep Türkiye’nin bir parçası olarak kalacak. Peki, siz bütün Türkiye’ye hitap ediyor musunuz? Hitap etmeye çalışıyorsunuz. Buyurun, gidin bu söylediklerinizi Tunceli’de söyleyin cesaretiniz ve yüreğiniz varsa. Bakalım Tunceli’ye girebilecek misiniz?

Bu sözlerin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir Başbakan’ına ait olduğunu düşündüğümüz vakit insanın eğer ki varsa kanının donmaması mümkün değildir zira ülkedeki kuvvet erklerinden biri olan Yürütme’nin en üst merciindeki bir insanın, “olayları yürütememe temennisi” şeklinde zuhur etmiş bu denli çirkin bir algı operasyonunu bizzatî yapmaya kalkması bizlere bir kez daha gösteriyor ki devletimizin ve devleti yönetenlerin ruh sağlığı şu an için oldukça hazin bir durumdadır.

Davutoğlu’nun bu ülkedeki en temel ve en öncelikli vazifelerinden biri, yerleşik kamu düzenini güven içerisinde tesis etmek ve ülkenin dört bir yanına her bir vatandaşımızın ulaşabilmesini mümkün kılmak iken bu vazifesinden bihaber ve biçare bir şekilde adeta idareyi, güvenliği ve oto-kontrolü farklı parametrelere hatta bazı militer unsurlara bırakmış gibi davranarak kendi güçsüzlüğü ve üstünlerin gücü üzerinden Sn. Devlet Bahçeli’ye yönelik gereksiz bir meydan okumada bulunmuştur.

Bir yerlere gelişini dahi başkalarının gidişine borçlu, sonradan atanmış bir Başbakan olarak teşkilatçılık konusunda ziyadesiyle eksikleri olan Sn. Davutoğlu, Başbakan sıfatıyla Tunceli de dâhil olmak üzere ülkemizde gerçekleştirdiği birçok ziyareti sırasında gittiği her bölgede üst düzey güvenlik önlemleri aldırarak adeta bir muhafız alayının eşliğinde devlet adına konuşmayı kendine marifet saydığından olacak ki bu denli bir devlet güvenlik gücüne ve bu denli bir medya hakimiyetine haliyle sahip olamayan Sn. Devlet Bahçeli’nin bizzat Tunceli’ye gitmesini merak ve talep etmiştir.

Bir an için düşünün ki Başbakan olduğunuz bir ülkede son derece demokratik yollarla halkın seçilme teveccühüne erişmiş ve milletin meclisinde yer alan bir muhalefet partisinin liderini, yine sizin sorumlu olduğunuz kendi ülkenizin sınırlarındaki bir vilayete girememekle tehdit edip bu meziyetten övünç duyuyorsunuz ve kendi basiretsizliğinizi fark ettirmeden bu meydan okuma üzerinden sandıklarda prim yapmayı umut ediyorsunuz. Böylesine aciz bir siyasi otorite ve bu otoritenin hüküm sürdüğü sözüm ona bu demokratik düzen, bana ister istemez merhum Başbuğ Alparslan Türkeş’in sokaklarda ıspanak fiyatına satılan demokrasi tabirini hatırlatıyor. İşte bugünkü devlet otoritesinin zihinlerdeki varlığı ve sokaklardaki ağırlığı da bende olduğu gibi insanlarımızda da ne yazık ki akıllara ıspanak fiyatına satılan demokrasiyi ve bu demokrasiyi inşa etmekle övünen bu çürük devlet anlayışını getiriyor.

Bunun yanında Sn. Davutoğlu, günden güne topladığı ıslahat fermanı zihniyetindeki yeni danışman kadrosunun etkisiyle olacak ki haddini fazlasıyla aşan, hayli cüretkâr bir şekilde Sn. Devlet Bahçeli’nin “Dersim İsyanı” üzerine söylediği sözlerini de bir kez daha Tunceli’de söylemeye davet etmiş hele hele Sn. Davutoğlu’nun siyasetteki cirmi kadar dönem görmüş ve geçirmiş olan bu milletin en köklü davasını yani Milliyetçi Hareket’i hiç çekinmeden cesaret ve yürek testine sokmaya çalışmıştır. Buradan tahmin ediyorum ki bu meydan okuma esasında tamamen bir yaşlanma belirtisinden ibarettir zira Sn. Davutoğlu, Türk milliyetçilerinin mekân tanımaz, kuldan korkmaz ve eğilip bükülmez anlayışı ile kendi siyasi kişiliğini, partisinin yetkili makamlarını ve geçmiş dönem genel başkanlarının karakterini karıştırmıştır. Çünkü bu ülkede her yerde farklı siyaset güden, nabza göre şerbet diyen, televizyon reklamlarında farklı siyasi kulislerde farklı konuşan, bir dediğine asla demedim diyen, hiç demediğine biz hep dedik diyen tek çürümüş zihniyet, Sn. Davutoğlu’nun şu an genel başkanı olduğu AKP zihniyetidir.
Açık söylemek gerekirse AKP tarafından kamuoyunda ortaya koyulan bu cıvık siyasi kişiliğin örneklerini aramak için çok uzağa gitmeye de gerek yoktur. Ülkemizdeki birçok genç, çeşitli yollarla bedelli askerlik beklentisini dile getirmesine karşın Sn. Davutoğlu’nun 17 Ekim 2014’te “Fakir çocuğunun askerlik yapması, zengin çocuğun bedel ödeyerek askerlik yapmaması olmaz” demiş fakat buna rağmen içinden çıkılmaz saray maliyetleri ve gittikçe uzayan cari açığın kapanması için iyi bir fırsat gözüken bedelli askerlik uygulamasını, bir önceki bedelliye göre vatanın maddi değerini 12.000 TL daha ucuzlatarak 2 Aralık 2014′te TBMM Grup Toplantısı sonrasında açıklanmıştır. Bu küçük örnekten AKP iktidarı döneminde birçok örnek daha bulabileceğim gibi buradan hareketle siyasette tükürdüğünü yalayan söylemlerin esasında hangi partinin güttüğü politikaya ait olduğu da çok açıktır.

Sn. Davutoğlu, partisinin ve devletin başına geçtikten sonra ivme kazanan Doğu’da megri megri Batı’da dombra dombra siyaseti gibi milleti bir arada tutan temel dinamikleri derinden sarsabilecek bir siyaseti uygulamaktan hicap duymaz iken Türk milliyetçileri ve Ülkücüler tarih sahnesinde yer aldıklarından bu yana inandıkları ve düşündükleri her ne ise onu söylemeyi kendilerine bir borç bilmiş ve bundan ötürü Ankara’da ne dediler ise Tunceli’de de onu demeye asla çekinmemiş ve asla yüksünmemişlerdir. Bu nedenle Milliyetçi Hareket’in ve Ülkücüler’in Ankara’da söylediğini Tunceli’de de söyleme noktasında bırakın en ufak bir çekinmeyi tam aksine Tunceli’ye gitmek tüm teşkilatlar tarafından büyük bir coşku ve ilgiyle karşılanmış sonuç olarak da 25 Kasım 2014’te Sn. Davutoğlu’nun yaptığı sahte gövde gösterisi 28 Kasım 2014’te Sn.Devlet Bahçeli’nin Tunceli’ye gitmesiyle birlikte gerçek bir tarihe dönüşmüştür.

AKP Hükümet’inin terörist başı bebek katili Öcalan’la olan samimi münasebetinden ötürü başlayan ve Türk milletinin bölünmez bütünlüğünü hedef alan “Çözüm Süreci” ile birlikte, Türk devletinin itibarının ve otoritesinin Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde karanlığa doğru sürüklenmesinden özellikle de bölgede cereyan eden çeşitli silahlı gösterilerden, molotoflu terörize eylemlerden ve alenî yol kesmelerden dolayı yaşanan bu iç savaş girişimlerine karşı müdahale etmenin aksine günden güne geriye çekilen Türk polisinin yaşanan bu utanç verici süreçten dolayı devleti yönetenlerin işgüzarlığı yüzünden “ak polis” adını almış olduğu bir dönemde tam da bahsettiğim bu ak polislerden binlercesiyle Tunceli’ye girmeyi ve devlet gücüyle yarattığı bu kalabalığa konuşmayı şahsının özgeçmişinde bir başarı zanneden Sn. Davutoğlu, tamamiyle ani bir şekilde Tunceli’ye gitmeye karar veren ve tez elden ülküdaşlarıyla yola koyulan Sn. Devlet Bahçeli’nin ve beraberindeki yüzlerce Bozkurt’un bu kutlu gidişini hasetlikle izlemek zorunda kalmıştır. Altı çizilmesi gereken durum ise Sn. Devlet Bahçeli sadece bölgeye gitmekle kalmamış, Ankara’da ne söyledi ise Tunceli’de de onu söylemiştir ve böylece son günlerde Tunceli’yi yeniden Dersim yapma ümidiyle kamuoyunda başlatılan bu algı operasyonu bizzat Türk Milliyetçileri ve Ülkücüler tarafından bertaraf edilmiştir. Birçok sosyal medya ortamında ve yandaş ekranlarda hükümete şirin gözükmek için “Seyit Rıza” çığlıkları atan bölücü gafilleri Türk milliyetçilerinin yalnızca milli beka gayesiyle “Diyap Ağa” diyerek susturması tüm teşkilatlarda yer alan ülkücü gençlik tarafından gurur ve kıvanç kaynağı olmuştur.

Son olarak yaşanan tüm bu olayların yanında, Sn. Davutoğlu’nun başlattığı tarihle yüzleşme adı altında gerçekleşen bölücüyle birleşme çabaları da bir kez daha Ülkücü Hareket tarafından boşa çıkarılmış, deyim yerindeyse Sn. Davutoğlu’nun kendi siyasi hacmine bakmaksızın yaptığı bu meydan okuma Türk milliyetçilerinin meydanları doldurmasıyla ve meydanı bu insanlara bırakmamasıyla son bulmuştur. Buna karşın, eğer ki Sn. Davutoğlu yürek, bilek ve cesaret söylemlerini bu kadar seviyorsa ben de Ülkücü Hareket’in bir evladı olarak kendi seviyesine ve kendi siyasi gömleğine uygun bir çağrıda bulunuyorum ve Türk milleti adına soruyorum.

Ey Sn. Davutoğlu! Biz ne senin yaptığın gibi seni bir yerlere girip giremeyeceğini merak ediyoruz ne de senin dediğin gibi senin geçmişe dönük bilgi birikimini merak ediyoruz. Benim merak ettiğim ve hassaten davet ettiğim husus şu ki eğilmeden bükülmeden, kaçınmadan çekinmeden, hatta ve hatta Diyarbakır’a Hakkâri’ye ve bilcümle Güneydoğu Anadolu topraklarımıza gitmeye dahi gerek kalmadan sadece Ankara’da oturduğun yerde, hatta yeni yaptırdığınız Saray’da açık yüreklilikle mert bir şekilde PKK bölücü bir terör örgütüdür ve Abdullah Öcalan bebek katili, binlerce şehidin baş müsebbibi ve terörist başı bir haindir diyebilir misin?

Söyle bakalım Sn. Davutoğlu, ”sen bu işe ne Dersim?”


Kategorisi: Gündem Yazıları

Sosyal Ağlarda Paylaş:

DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter