CENGİZ
İMPARATORLUĞU
Kırgızların
Orhun-Yenisey'deki Uygurları 840 yılında ortadan kaldırması ve ardından kendilerinin
de Moğol hâkimiyetine girmeleriyle beraber, en eski Türk yurdu Moğolların eline
geçmişti. Artık X. yüzyıldan itibaren gittikçe güçlenen Moğol kabileleri, Türklerin
siyasî bir birlik oluşturamamasından da yararlanarak, faaliyetlerini artırmışlar,
ancak kendileri de güçlü bir siyasî birlik oluşturamadıkları gibi üstelik birbirleriyle
sürekli mücadele etmişlerdir. XII. yüzyılda en güçlü Moğol kabileleri Orhun-Tula
boylarında yaşayan Kerayitler, Baykal gölünün güneyindeki Merkitler, İrtiş civarındaki
Naymanlar idi. Bu sırada Karahıtaylar da Maverâünnehir'de Harezmşahlarla mücadele
halindeydi. Cengiz Han'ın mensubu olduğu Kıyat kabilesi ve diğer Moğol kabileleri
ise Onon-Kerülen boylarında dağınık hâlde yaşamaktaydılar.1155 yılında dünyaya
gelen Cengiz (asıl adı Temuçin), henüz çocuk iken Kıyat kabilesinin han sülalesi
Borcigidlerden gelen babası Yesügey Bahadır'ın, Tatarlar tarafından öldürülmesiyle,
kendini zorlu bir mücadelenin içinde bulmuştur. Kahramanlığı ve zekasıyla kısa
zamanda sivrilen Cengiz, 20 yaşındayken, bölgede önemli bir güce sahip Kerayitlerin
beyi Tuğrul'un himayesini kabul edip, Cacirat beyi Camuka ile de kan kardeşlik
kurarak nüfuzunu ve gücünü artırmıştır. kongrat kabilesi beyinin kızı Börte ile
yaptığı evlilik ise mücadelesinde ona büyük bir üstünlük sağlamıştır. Nitekim
karısını kaçıran Merkitleri, Kerayit ve Caciratların yardımıyla yenilgiye uğratmış,
ardından Buirnor Tatarlarını ezmiştir (1198). Cengiz'in, Tuğrul Han ile birlikte
Moğolistan'da hâkimiyet kurmaya çalışmasına Camuka karşı çıkmışsa da, 1201'de
yapılan savaşta Cengiz galip gelmiştir. Ardından Cengiz, Çağan ve Alçı Tatarları
üzerine yürümüş, yenilgiye uğrayan Tatarların çoğu katledilmiştir (1202).
Temuçin'in
gittikçe güçlenmesini kendi hâkimiyeti için tehlikeli bulan Kerayit hanı Tuğrul,
ittifakı bozarak Temuçin'e karşı harekete geçmiş fakat yenilerek itaat altına
alınmıştır (1203). Aynı yıl içinde Camuka'nın da katıldığı, Naymanların öncülüğündeki,
Merkit, Oyrat, Tatar, gibi kabilelerin oluşturduğu ittifakla mücadeleye girişen
Temuçin, uzun mücadelelerden sonra galip gelip, bütün Moğol kabilelerine hâkimiyetini
kabul ettirmiştir(1206).
1206
ilkbaharında, Türk ve Moğol kabilelerinin katıldığı bir kurultayda Temuçin, Cengiz
(Çingiz) adını alarak büyük kağan ilân edildi. Bu tarihten itibaren Cengiz, sıradan
bir Moğol kabile lideri olmaktan çıkarak, cihanşümul bir devletin kurucusu ve
hanı olmuştur. Özellikle devletin yeniden teşkilâtlanmasında, kendisine gönüllü
katılan İdikut Uygurlarının ve Öngütlerin büyük tesiri vardır. Askerî sahada,
devlet teşkilâtında ve daha sonraki dönemlerde tebarüz edecek olan kültür hayatında
Türk tesiri açıktır. Nitekim Cengiz'in oğulları tarafından kurulacak çoğu devlet
kısa zamanda Türkleşmiştir.
Büyük
bir imparatorluk kurmayı hedefleyen Cengiz, ilkin, Kansu ve Ordos bölgesine hakim
olan Tibet kökenli Tangut devleti'ni itaat altına almış (1209) ardından, Kuzey
Çin'deki Kin hanedanlığının merkezi durumundaki Pekin'i uzun süren savaşlar neticesinde
yerle bir etmiştir (1215).
Tibet
ve Çin' hâkimiyetinden sonra Cengiz batıya yönelmiş ve önünden kaçarak sığındığı
Kara Hıtay Devleti'ni sonradan eline geçiren Nayman prensi Küçlük'ün üzerine komutanı
Cebe Noyan'ı takiple görevlendirmiştir. Nihayet Cebe Noyan 1218'de Küçlük'ü öldürmüş
ve böylece Karahıtayları devletine katan Cengiz, Harzemşahlar ile komşu olmuştur.
Büyük Selçukluların vârisi durumundaki Harezmşahlar ile Cengiz başlangıçta bir
dostluk anlaşması imzalamışlar ise de Sultan Muhammed'in, Cengiz aleyhine Merkitleri
desteklemesi ve Otrar şehrinde Moğol elçilik heyetinin esir alınıp, öldürülmesi
üzerine anlaşma bozulur.
1220
yılında Cengiz'e bağlı kuvvetler Otrar'dan başlayarak Sığnak, Urkent, Barçınlıgkent'i
ele geçirerek elçilik heyetinin intikamını kanlı bir şekilde aldılar. Buhara ve
Semerkant gibi önemli şehirlerin ardından devletin merkezi olan Harezm bölgesindeki
Gürgenç'te tahrip edildi. Böylece Harzemşah toprakları tamamen Cengiz'in eline
geçmiş oldu (1221). Harzemşahların ortadan kalkmasıyla bütün Maveraünnehir, Afganistan
ve Horasan imparatorluğa dahil olurken bu bölgelerdeki yerleşik ve konar göçer
Türk nüfusunun bir kısmı Moğol istilâsından kaçarak, Anadolu'ya Malazgirt'ten
sonraki ikinci büyük Türk göçünü başlatmıştır.
Cebe
Noyan ve Sebutey gibi komutanları vasıtasıyla Kafkasya ve Güney Rusya'ya seferler
düzenleyen Cengiz Han, 1227 yılında yeni bir Çin seferine bizzat çıktığı sırada
Kansu yakınlarında ölmüştür. Cengiz Han, Onon ve Kerülen ırmaklarının kaynağında,
Burhan Haldun Dağları'nda gizli bir yere gömülürken, geride Karadeniz'den Büyük
Okyanusa uzanan büyük bir devlet bırakmıştır.
Cengiz
Han daha sağlığında,Türk-Moğol devlet anlayışına uygun olarak, ülke topraklarını
oğulları arasında taksim etmiştir. Bu paylaşmaya göre büyük oğlu Cuci Deşt-i Kıpçak'ın,
Çağatay Türkistan'ın, Ögeday doğu bölgelerinin ve küçük oğlu Toluy Moğolistan'ın
hâkimi olacaktır. Ancak Cengiz'in ölümü ve merkezi kağanlığın zayıflaması ile
beraber bu bölgelerde müstakil devletler kurulmuştur: Kubilay Hanlığı, İlhanlılar,
Çağatay Hanlığı ve Altın Orda.
Kubilay
Hanlığı (1280-1368)
Cengiz'in
vasiyetine uyularak ölümünden sonra yerine, üçüncü oğlu Ögeday kağan seçildi (1228).
Onun zamanında Kore, Kuzey Çin tamamıyla imparatorluğa bağlandı. 1237-1241 yıllarında
Batı seferi ile Kıpçak ülkesi, Rusya ve bütün Doğu Avrupa ele geçirildi. Ancak
Ögeday'ın ölümünden(1241) sonra, bir müddet eşi tarafından idare edilen devlete
kurultay kararıyla, Cuci'nin oğlu Batu Han'ın itirazına rağmen, oğlu Kiyuk kağan
seçilmiştir. Onun da 1248'de ölmesi üzerine bu kez Kiyuk'un eşi yine kağan seçilene
kadar üç yıl devleti idare etmiştir. 1251'de toplanan kurultayda Toluy'un oğlu
Mengü'nün kağan seçilmesiyle hâkimiyet Ögeday neslinden Toluy nesline geçer.
Fakat
1259 yılında ölen Mengü, yerine küçük kardeşi Arık Buka'yı vasiyet etmişse Kubilay,
bunu tanımayarak komutanların da muvafakatıyla Pekin'de kağanlığını ilân eder
ve böylece taht mücadelesi tekrar kızışır. Arık Buka'yı yenen Kubilay devletin
merkezi olan Karakurum'a dönmeyerek Çin'de kalır. Çin geleneklerini benimseyen
devlete, Cengiz İmparatorluğu'nun diğer kesimlerindeki bağlı devletler ve çoğu
Moğol kabileleri sıcak bakmazlar. Nitekim İlhanlılardan başka gerçek bir bağlılık
gösteren devlet olmamıştır. Neticede Kubilay Hanlığı Çin'de Yüan Hanedanı adıyla
bilinen Çinlileşmiş bir hanedan dönemini başlatmıştır.
İlhanlılar
(1256-1336)
Toluy'un
oğlu Hülagü kardeşi Toluy'un oğlu Mengü "büyük kağan" sıfatıyla, kardeşi
Hülagü'yü batıda yeni fethedilecek bölgelerin, Kösedağ savaşıyla tâbi durumuna
düşmüş Anadolu'nun ve İran'ın idaresiyle görevlendirmişti(1253). Böylece İlhanlı
Devleti'nin temeli atılmış oluyordu. 1256'da Amu Derya'yı geçerek İran'a giren
Hülagü, hiç bir direnişle karşılaşmamış sadece kendisine karşı koyan İsmailî (Batınî)
lideri Rükneddin'i ünlü Alamut kalesinde ele geçirerek bütün taraftarlarını ortadan
kaldırıp, İran'ın zaptını tamamlamıştır. Sonra, Bağdat'ı ele geçiren Hülagu, Halife
Müstasım ve aile fertlerini öldürmüş (1258). Halife ailesinden kaçabilenlere sahip
çıkan Memlûk Sultanı Baybars bunlardan birini halife ilân ederek halifeliği Mısır'a
taşımıştır. İlhanlılar'a karşı Memlûk, Altınorda ve Anadolu Selçukluları arasında
bir ittifak oluşturulmaya çalışılmışsa da İlhanlıların Suriye, İran ve Anadolu'ya
hâkimiyeti önlenememiştir.
İlhanlı
hükümdarı Ahmet Teküdar (1282-1284), İslâmîyet'i kabul etmiş, Gazan Han zamanında
(1295-1304) ise İlhanlıların tamamı artık Müslüman olmuştur. Gazan Han ile birlikte
Türk ve İslâm karakteri İlhanlılarda bariz bir hâle gelmiştir. Ancak Ebu Said
Bahadır Han (1316-1335) dönemindeki iç çekişmeler devleti yıpratmış ve ülkenin
idaresi zamanla Azerbaycan'da Emir Çoban Oğulları ve Bağdat'ta Şeyh Hasan olmak
üzere başlıca iki ailenin eline geçmiştir. Bu arada bir Uygur Türk'ü olan Eretna
Bey Doğu Anadolu'da hâkimiyeti ele geçirerek, hükümdarlığını ilân etmiştir (1343).
Altın
Orda Devleti (1227-1502)
Altın
Orda Hanları, Cengiz Han'ın büyük oğlu Cuci neslindendir. Deşt-i Kıpçak'ın idaresini
üstlenen Cuci'nin 1227 yılında ölmesi üzerine, on sekiz oğlundan en büyüğü olan
Orda ile ikinci oğlu Batu, dedeleri Cengiz Han'ın yanına giderek han olmak istemişlerdi.
Cengiz Han, orda adı verilen iki karargâhtan (otağ), altın aksamlı Ak-Orda'yı
Batu'ya, gümüş aksamlı Gök-Orda'yı Orda'ya kurdurdu. Böylece ikinci oğul Batu'yu,
babası Cuci'den sonra hanlık makamı için tercih etmiş oluyordu. Ak-orda veya Altın-orda
adıyla Batu Han, Doğu Avrupa'ya kadar bütün Deşt-i Kıpçak'ın hâkimi olurken, kendisine
bağlanan ağabeyi Orda, Gök-orda adıyla, İtil'den İrtiş'e kadar olan devletin doğudaki
topraklarını yönetmekteydi. Devletin Başkenti Saray şehri idi. Bu olaydan sonra
Batu, Sayın Han; Orda ise İçen Han lakapları ile anılacaklardır.
Batu'dan
sonra başa geçen kardeşi Berke, İslâmiyetî kabul eden ilk Altın-Orda hanıdır ve
devlet en parlak dönemini onunla yaşamıştır. (1256-1266). Özbek Han(1313-1340),
zamanında ise İslâmiyet resmî din olarak kabul edilmiş ve zaten ordu ve halkının
hemen tamamı Türk olan Altınorda Devleti tam bir Müslüman-Türk devleti hüviyetine
bürünmüştür. Aynı dönemde devletin doğu kanadı olan Gök-Orda sülâlesi ortadan
kaldırılarak devlet merkezileşmiştir. Fakat 1369 yılından sonra Cuci'nin diğer
oğulları; Toğay-Timur ve Şiban neslinden gelenler güç kazanmışlardır. Toğay-Timur
nesli, Altın-orda hanlık makamını ele geçirirken, Şiban neslinden gelenler de
Batı Sibirya'da hükümran olmuşlardır.
Toktamış
Han zamanında (1379-1396) Timur'un darbesi ile sarsılan Altın-Orda Devleti, Küçük
Muhammed Han zamanında (1427-1440 ); Altın-Orda devleti bölünmeye başlamış ve
nihayet, Şeyh Ahmet Han (1481-1502 ) ile birlikte devlet tamamen ortadan kalkmıştır.
Altın-Orda
Devleti'nin zayıflayıp, yıkılmasıyla hâkim olduğu sahalarda yeni hanlıklar kurulmuştur.
Kırım
Hanlığı (1441-1783)
Kırım
ve civarı, Batu Han'ın kardeşi Togay-Timur neslinden gelen beylerin idaresinde
idi. Timur'un Altın-Orda'yı parçalamasıyla Togay-Timur neslinden Hacı Giray Han,
adına para bastırarak(1441) hanlığı kurmuş ve Bahçesaray'ı başkent yapmıştır.
Hacı-Giray Han'ın 25 yıllık hâkimiyetinin ardından ölümüyle, oğulları arasında
taht kavgaları başlamış ve Nur Devlet ile Mengli Giray fetret devrinde birbirleriyle
mücadele etmişlerdir.
Kırım
ileri gelenleri bu mücadeleyi önlemek için Osmanlılardan yardım isteyince, Fatih,
Gedik Ahmet Paşa komutasındaki donanmayı Kırım'a göndermiş, Kefe ile Azak, Ceneviz
ve Venediklerden kurtarılmıştır.(1475) Mengli Giray 1478 yılında hanlığa getirilerek
Kırım Hanlığı Osmanlı himayesine alınmıştır. 300 yıl süren bu beraberlik, 1783'de
Kırım'ın Ruslar tarafından ilhak edilmesiyle son bulmuştur.
Ejderhan
Hanlığı
(Astrahan veya Hacı Tarhan Hanlığı) (1466-1556)
Altın-Orda
hanlarından Küçük Muhammed'in torunu Kasım Han tarafından 1466 yılında kurulmuştur.
Adını başkentleri olan Hazar kıyısındaki Ejderhan'dan alır. Don-itil-Kuban ırmakları
arasındaki ticaretin yoğun olduğu bölgede kurulmasına rağmen askerî ve siyasî
güce sahip olamadıkları için hanlık 1556'da Rusya tarafından işgal edilmiştir.
Kazan
Hanlığı (1437-1552)
Hanlık,
Batu Han'ın kardeşi Togay-Timur'un neslinden Uluğ-Muhammed tarafından kurulmuştur.
(1437). Hanlık, Kazan merkez olmak üzere, İtil Bulgar Devletinin de merkezi olan
Kazan şehri hanlığa ismini vermiştir. Mahmud Han (1445-1461)'dan sonra iç çekişmeler
ve Rus baskısının artması, hanlığın sonunu hazırlamıştır. 1521'de kısa bir süre
için Kırım Hanlığı'na bağlanan Kazan Hanlığı, Rus tehlikesine karşı Osmanlılar
tarafından himaye edilmişse de, IV. İvan, hanlığı 1552'de ele geçirmiştir.
Kasım
Hanlığı (1445-1681)
Kazan
Hanlığı'nın kurucusu Uluğ Muhammed Han, 1445 tarihinde esir aldığı Rus knezini
bırakmak şartıyla Oka ırmağı üzerindeki Gorodets şehri ve etrafının, oğlu Kasım
Han'ın idaresinde bırakılmasını Ruslara kabul ettirmiş(1445), bu tarihten sonra
hanlık Kasım Han'ın adıyla anılmaya başlamıştır. Moskova Knezliği'ni kontrol altında
tutmak amacıyla Kazan Hanlığı'na Kasım Hanı Şah Ali'nin kardeşi Can Ali getirilmiştir.
Kasım Hanlığı da 1552 yılında bütünüyle Rus nüfuzu altına düşmüş, ancak hanlık
1681 yılına kadar şeklen devam etmiştir.
Sibir
Hanlığı (Küçüm Hanlığı)
Altın-Orda
Devleti'nin parçalanmasından sonra kurulan Sibir Hanlığı'nın bilinen ilk hükümdarı
Mamık oğlu Tabuga'dır. Hanlık, bugünkü Moğolistan'ın kuzeyinden Sibirya'ya kadar
uzanan bir bölgeyi içine almakta, ahalisinin büyük çoğunluğu Kırgız, Yakut ve
Kıpçak Türklerinden oluşmaktaydı. Hanlığın merkezi önce Tümen şehri ve sonra Sibir
olmuştur. Hanlık, Rus ilerleyişi karşısında Yadigar Han zamanında Çar İvân'ın
hâkimiyetini tanımak zorunda kalmıştır (1555). Bunun üzerine Altın-Orda hükümdarı
Ahmed Han 'ın torunu Küçüm Han, Yadigar Hanı yenerek Sibir Hanlığı'nın başına
geçmiştir(1563). Bu sebeple hanlık, Küçüm Hanlığı diye de bilinmektedir. Bölgede
İslâmiyet'i yayan Küçüm Han, önceleri Ruslara karşı başarılı olduysa da, âteşli
silahlarla Sibir'e giren Rus ordularını sürekli daha kalabalık ve âteşli silahlarla
mücehhez kuvvetlerle ileri hareketlerine devam eden Ruslar, Küçüm Han'ın ölümünden
sonra (1598) hanlığı ele geçirmişlerdir.
Nogay
Hanlığı
Hanlığa
adını veren Nogay, Altın-Orda Devleti'nin önemli komutanlarından biridir. 1259-1299
yılları arasında, devlet üzerinde söz sahibi olmuş olan Nogay, Altı-Orda Hanı
Tokta ile anlaşmazlığa düşmesi sebebiyle giriştiği mücadelede yenilerek öldürülmüştür
fakat emrinde bulunan ve onun adıyla anılan boylar, Altın-Orda'nın parçalanması
üzerine Nogay Hanlığı'nı kurmuşlardır. Hanlığın başkenti, Yayık ırmağı deltasındaki
Saraycık şehri idi. Ahalisi içerisinde, çoğunluğu oluşturan Kırgız, Kıpçak Türkleri
yanında Türkleşmiş Moğol kabilesi Mangıtlar da bulunuyordu. Rusların Kazan Hanlığı'nı
ele geçirmesiyle Nogaylar, bir kaç kısma ayrılmışlardır. bunlardan bir kısmı Büyük
Nogay Ordası adı altında Rus hâkimiyetini tanımışlardır (1557). Dağınık olarak
yaşayan diğer Nogayların önemli bir kısmı daha sonra Anadolu'ya göç ederek burada
yerleştirilmişlerdir.
Çağataylılar
(1227 -1370)
Cengiz'in
ölümünden sonra oğlu Çağatay Han adına Beşbalıg'dan Ceyhun'a uzanan Türkistan'ın
tamamını içine alacak şekilde Çağatay Hanlığı kurulmuştur. Çağatay Hanlığı'nın
en parlak dönemi, otuz yıllık istikrarlı bir yönetim gösteren Duva Han ( 1277-1307)
dönemidir. Duva Han'dan sonra gelen hanlar döneminde yine devletin kuruluşundan
beri süregelen meseleler devam edecektir. Mübarek Şah (1251-1261) Müslüman olan
ilk Çağatay hanıdır. Kazan Timur Halilullah Han (1340- 1345)'dan sonra Çağataylılar
içinde Müslüman olmayan kalmayacaktır.
Başkentin
Maveraünnehir 'de Karşı şehrine nakledilmesinden sonra idarede İslâm tesiri iyice
artmıştır. Kazan Timur'un ölümünden sonra (1345) devletin dizginleri emirlerin
eline geçmiştir. Böylece merkezin gücü büsbütün zayıflamış, başta Çağatay soyundan
bir han bulunmakla beraber emirler bunları istedikleri gibi yönlendirmişlerdir.
Tuğluk-Timur Han'ın zamanında, hanlık bir ara kendini toparlar gibi olmuşsa da
bu durum Timur'un devletini kurmasına kadar (1370) devam etmiştir . Türkistan'
da konuşulan dil Çağatay Hanlığı ile ilgili olarak Çağatay Türkçesi diye anılmaktadır.
TİMUR
İMPARATORLUĞU
Babası
Barlas kabilesi lideri Turgay olan Timur, 1336'da Semerkant yakınlarında Keş (Yeşil
Şehir)'de doğmuştur. Timur'un ortaya çıktığı tarihlerde, Çağatay Hanlığı sarsıntı
geçirmekte idi. Otorite boşluğundan faydalanan, Cengiz hanedanından olmayan emirler,
Çağatay hanlığı içerisinde idareyi ele alarak nüfuzlarını artırmaktaydı. Nitekim
1360 yılından itibaren adından söz edilmeye başlayan Timur, önce Emir Hüseyin
ile 1370 yılından itibaren de tek başına Maveraünnehir'de hâkimiyet kurmuştur.
Bu dönemde girdiği bir savaşta ayağının sakat kalması sebebiyle tarihlerde Aksak
Timur (Timurleng) diye anılacak olan Timur, Cengiz soyundan gelmediği için emir
unvanını kullanmıştır.
Emir
Timur, 1370-1405 yılları arasında yaptığı seferlerle, Harezm, Doğu Türkistan,
İran, Azerbaycan, Hindistan Delhi Sultanlığı, Irak, Suriye, Altın Orda Hanlığı
ve Osmanlı Devleti'nin de içinde bulunduğu muazzam büyüklükteki topraklara hâkim
olmuştur. Onun fetihleri, sonuçları açısından, Türk Tarihini derinden etkilemiştir.
Meselâ, Altınorda Hanı Toktamış üzerine düzenlediği seferler (1391/8) Altınorda
Devleti'nin çöküşüne ve yerine bölge hanlıklarının kurulmasına sebep olurken,
Moskova Knezlerinin güçlenmesini de beraberinde getirmiştir. Böylece, XVI. yüzyıldan
itibaren Rusya'nın Kafkaslar ve Deşt-i Kıpçak'a doğru yayılması söz konusu olacaktır.
Ancak
Timur'un Türkistan'a hâkim olması aynı zamanda Özbek, Kazak ve Türkmenlerin günümüze
kadar ulaşacak olan tarihlerinin de mihengi noktasını teşkil eder. 1398/99'da
Hindistan Delhi Sultanlığına düzenlediği sefer de bölgedeki siyasî ve kültürel
yapının değişmesine sebep olmuştur. Ancak Timur'un 1402 Ankara Savaşı ile Yıldırım
Bayezid'i yenip, Anadolu'yu ele geçirmesi, Osmanlı tarihinde unutulmaz bir yer
tutar. Bu olayla, Anadolu'daki Türk birliği sarsılmış, beylikler yeniden canlanmış
ve "Fetret Devri" dediğimiz taht mücadeleleri Osmanlı Ddevleti'nin yıpratmıştır.
Ülkesindeki karışıklıklar sebebiyle Anadolu'da fazla kalamayan Timur, Çin seferine
giderken yolda hastalanarak ölmüştür (1405). Timur'un ölümünden hemen sonra devlet
oğlu ve torunları arasında paylaşılmıştır. Buna göre; Torunu Muhammed başkent
Semerkant' ta tahta çıkarken, diğer torunları Pir Muhammed ile İskender İran'
da, 3. oğlu Miranşah Bağdat ve Azerbaycan'da, en küçük oğlu Şahruh ise Horasan'da
yerleşmişlerdir.
Timurlular
adı verilen bunlar arasında Şahruh, Maveraünnehir bölgesini de ele geçirerek,
Herat şehri merkez olmak üzere devletini kurdu. Ardından İran ve Azerbaycan'ı
da hâkimiyetine alan Şahruh dönemi (1407-1447), Türkistan'da parlak bir kültür
hayatının başlangıcı olmuştur. Şahruh'un ölümü üzerine, tahta büyük bir alim ve
astronom olan oğlu Uluğ Beğ geçti. Onun iki yıllık saltanatı mücadeleler içinde
geçmiş ve oğlu tarafından öldürülünce ülke dahilinde büyük karışıklıklar çıkmıştır.
Nitekim Miranşah'ın torunu Ebu Said'in Akkoyunlu Uzun Hasan'a yenilmesiyle (1469)
Horasan'ın batısında kalan bütün topraklar Akkoyunluların eline geçti. Timurlulardan
yalnız Hüseyin Baykara (1469-1506) Horasan'da tutunabilmiştir. Başkenti Herat,
Türk tarihinde sayılı kültür merkezlerinden biri oldu. Ünlü Türk şair ve ilim
adamı Ali Şir Nevai burada yetişmiştir. Baykara'nın oğlu Bediüzzaman'ın hükümdarlığı
zamanında, Özbek hükümdarı, Şibani Muhammed Han'ın başkent Herat'ı ele geçirmesi(
1507), Timurluların sonu oldu. Timurlulardan Babür Türkistan'da başarılı olamayınca,
Hindistan'a giderek (1519) Türk-Hind İmparatorluğu'nu kurmuştur.
TİMUR
DAN SONRA ORTA ASYA
Özbek
Hanlığı (Şibaniler) (1428-1599)
Batu
Han'ın kardeşi Şiban soyundan gelen Ebulhayr Han devletin kurucusudur. Altınorda
Hanı Özbek Han'ın ahfadından oldukları için devlete onun ismini vermişlerdir.
Özbekler, 1428 yılında Ebulhayr'ı Sibir şehrinde han ilân etmişler ve Timurluların
içine düştüğü karışıklıklardan yararlanan Ebulhayr Han da, 1431'de Gürgenç dahil
olmak üzere Harezm'e, 1447'ye doğru da Seyhun dolaylarında Sığnak şehrinden Özkent'e
kadar olan bölgeye hâkim olmuştur. Ancak 1457'deki Moğol kabilelerin saldırısı
yeterli direnç gösterilmediği gerekçesiyle Özbeklerin bir kısmı Ebulhayr'ın hâkimiyetini
tanımayarak kuzeye göç etmişlerdir. Bunlar kendi başlarına buyruk hareket ettiklerinden
dolayı Kazak diye anılacaklardır.
Ebulhayr
Han, Çağataylılar'dan Yunus Han'a karşı giriştiği mücadeleyi kaybederek 1468 yılında
ölmüştür. Yerine geçen oğlu Şah-Budak Han ise Yunus Han ve Timurlulara karşı ülkesini
koruyamamıştır. Onun yerine geçen oğlu Muhammed Şibani Han, önce Timurluların
iç mücadelelerinden faydalanarak, Maverâün-nehr'i ele geçirmeyi başardı (1500).
Ardından Çağataylılar'ı yenerek Taşkent ve Sayram bölgelerini (1503), Timurlular'ın
elinden de Harezm, Belh ve Herat şehirlerini alarak Türkistan'ın en büyük gücü
haline gelmiştir. Ancak Şibani Han, Merv'de Safevi Hükümdarı Şah İsmail ile yaptığı
savaşı kaybederek öldü (1510).
Muhammed
Şibani Han'dan sonra büyük bir sarsıntı geçiren Özbek Hanlığı uzun bir süre iç
çekişmelerle istikrarsız bir dönem yaşamıştır. Muhammed Şibani Han'dan sonra Özbeklerin
en büyük hükümdarı olarak kabul edilen II. Abdullah Han zamanında (1580-1598),
hanlık eski gücüne kavuşmuştur. Fakat 1597 yılında Safevi Hükümdarı Şah Abbas'a
yenilmesi Özbek Hanlığı'nın parçalanmasına yol açmıştır. Sonuçta Horasan Safevilere,
Taşkent ve civarı Kırgızların eline geçti. Diğer bölgelerde müstakil hanlıklar
kuruldu.
Diğer
Özbek Hanlıkları
Hive
Hanlığı (1512-1873)
Şibaniler
soyundan İl-Bars, Safevileri Harezm'den atmayı başararak, merkez Ürgenç şehri
olmak üzere Hive Hanlığı'nı kurdu (1512). Arab Muhammed Han zamanında (1603-1623),
hanlık merkezi kuraklık sebebiyle Hive şehrine nakledilmiştir. Hanlık tarihinde
iç çekişmeler, Özbek Hanlığı'na, Moğol Kalmuklar'a, Ruslar'a ve İran'a karşı mücadeleler
eksik olmamıştır. XVI. yüzyılın sonlarına doğru, Amu-derya'nın yatağını değiştirerek,
Hazar Denizi yerine Aral gölüne dökülmeye başlaması, bölgede ziraî ve iktisadî
hayatın büyük ölçüde gerilemesine sebep olmuştur. Hanlık, Afşar hanedanından Nadir
Şah'ın Hive'yi ele geçirmesinden sonra (1740) kısa bir süre İran'a bağlı kaldı.
Deli Petro zamanından beri Orta Asya'da gözü olan Ruslar, hileyle önce Hazar kıyılarında
üs oluşturup ardından 1873 yılında Hive'ye saldırdılar ve hanlığı ele geçirdiler.
Son Hive hanının Kızılordu tarafından tahtan uzaklaştırılmasına kadar ( 1920)
şeklen de olsa Hive Hanlığı varlığını korudu.
Hive
Hanlarından Ebul Gazi Bahadır Han (1643-1665), "Şecere-i Terakime" ve
"Şecere-i Türkî" adlı eserleriyle Türk tarih ve kültürüne büyük bir
hizmette bulunmuştur.
Buhara
Hanlığı (1599 -1868)
II.
Abdullah Han'ın ölümü üzerine (1598) baş gösteren iç çekişmeler ve taht kavgaları
Özbek Hanlığı'nın parçalanmasına yol açmıştı. Halkın ileri gelenlerinin teklifi
ile Astrahanlı Yar Muhammed'in oğlu Baki Muhammed hanlığa getirildi (1599). Böylece
Buhara'da Şibani hanedanı yerine Astrahanlılar hanedanı başlamış oluyordu. Bu
hanedanın Canıbeg kolu, İran hükümdarı Nadir Şah'ın Buharayı işgaline kadar devam
etmiştir. Diğer kolu olan Mangıt Hanedanı ise 1753 yılında Muhammed Rahim Atalık'ın
hâkimiyeti ele geçirmesiyle başlayıp, 1920 yılına kadar devam eder. Buhara ve
Hive Hanlıkları, İran ve Ruslara karşı Osmanlılar ile iyi ilişkiler kurmuşlardır.
Ancak mesafenin uzaklığı daha sıkı ilişkileri engellemiştir. 1868 yılında Rus
hâkimiyetine düşen hanlık, 1920 yılında yeni Sovyet yönetimi tarafından ortadan
kaldırılmıştır.
Hokand
Hanlığı (1710-1876)
Hive
ve Buhara Hanlıkları arasındaki mücadelelerden bıkan bir kısım halkı etrafına
toplayan Şibani soyundan gelen Şahruh, Fergana'da Hokand merkez olmak üzere bağımsız
bir hanlık kurmayı başarmıştır (1710). Bir ara Çin hâkimiyetini tanımak zorunda
kalan hanlık, 1876 yılında Ruslar tarafından ortadan kaldırılmıştır.
Yaka
Türkmenleri (Türkmenistan)
Büyük
Selçuklu Devleti'nin yıkılmasından sonra Türkmenlerin bir kısmı Mangışlak, Maveraünnehir
ve Horasan'da kalmışlardı. Bu bölgede diğer Türk boyları ile birlikte önce Moğol,
sonra da Timurlular hâkimiyetinde varlıklarını sürdürmüşlerdir. 17. yüzyılın ikinci
yarısından sonra Moğol asıllı Kalmukların saldırılarına maruz kalmışlardır. Fakat
bulundukları bölgelerin istilâlara karşı daha korunaklı olması ve boylar hâlinde
yaşamaları sebebiyle Türkmenler genelde müstakil bir hayat sürmüşlerdi. Kopet
Dağı çevresinde Yamud, İmralı gibi Türkmen boyları ile bir araya gelerek güçlendiler.
1835'den itibaren İran ve Hive Hanlığı baskısıyla Merv bölgesine doğru yayıldılar.
Burada 1855'te Hive Hanlığı, 1860'ta da İranlıların saldırılarını savuşturarak
istiklâllerini korudular. Bu dönemde başlarında Kuşid Han bulunuyordu . Türkistan'daki
Rus ilerleyişi karşısında büyük direniş gösteren Türkmenler, 1879'da Göktepe'de
Rusları ağır yenilgiye bir uğratmışlardır. Daha sonra aynı mevkide yapılan savaşlarda
verilen kayıplar ve uğradıkları katliamlar sonucunda, Rus hâkimiyetini tanımak
zorunda kalmışlardır(1884). Çarlık döneminde Türkmenler, ağır baskılara maruz
kalmışlardır. Bu baskılar Sovyetler döneminde de devam etmiştir. Bu dönemde Hazar
kıyılarından Merv bölgesine kadar uzanan bölgelerde Türkmenistan Sovyet Sosyalist
Cumhuriyeti adıyla sözde bir devlet kurulmuştur. Bu devlet 1991 yılında bağımsızlığını
ilân ederek Türkmenistan Cumhuriyeti adını almıştır.
Azerbaycan
Hanlıkları
Azerbaycan
yani "odlar/ateş ülkesi" tıpkı Anadolu gibi çok eski devirlerden itibaren
Türk akınlarına sahne olmuş ancak, bölgenin Türkleşmesi XI. yüzyıldaki Selçuklu
çağı Oğuz-Türkmen yerleşmeleriyle gerçekleşmiştir. Moğol ve Timur idaresinden
sonra bölgede Karakoyunlu ve Akkoyunlular Türkmenleri hâkimiyet kurmuştur. Daha
sonra kurulan Safevi Devleti ile Osmanlılar arasında sürekli mücadelelere sahne
olan Azerbaycan, Nadir Şah'ın ölümünden sonra (1747) küçük hanlıklara bölünmüştür.
Bölgede güçlenen Ruslar, önce Azerbaycan'ın iç işlerine karışmaya başladılar.
Ardından Kuzey Azerbaycan'da yarım asır kadar birbirleri ile mücadele eden hanlıkları,
birebir hâkimiyetlerine almışlardır. Böylece 1805'de Gence Hanlığı ( Ziyadoğulları),
1806'da Kuba ve Bakü Hanlıkları, 1815'te Şeki Hanlığı (Hacı Çelebi oğulları) ve
1822'de Karabağ Hanlığı (Cevanşir Beyleri) Ruslar tarafından ele geçirildi. Rus
ilerleyişi karşısında harekete geçen, İranlılar, Ruslara peşpeşe yenilerek Gülistan
ve ardından 1828 Türkmençay Andlaşması'nı imzalamak zorunda kaldılar. Bu anlaşmayla
Azerbaycan, Aras sınır olmak üzere kuzey ve güney diye fiilen bölünmüş, Kuzey
Azerbaycan'ı Ruslar işgal ederken, Güney Azerbaycan İran'da kalmıştır. Güney Azerbaycan'da
Hoy ve Tebriz'de Dünbüllü Hanları, Erdebil'de Şeyhler gibi hanlıklar hüküm sürdüler.
Bolşevik İhtilâli üzerine Rus ordularının Kafkaslardan çekilmesi ardından Azerbaycan
Türkleri, 28 Mayıs 1918'de bağımsızlıklarını ilân ettiler. Bunda Nuri Paşa komutasındaki
bir Osmanlı birliğinin Bakü'ye girmesi etkili olmuştur.
İlk
bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti, 27 Nisan 1920 yılındaki kanlı Kızıl Ordu işgaline
kadar yaşamıştır. Sovyetler döneminde Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti
kuruldu. 1991 yılında ise bu devlet Azerbaycan Cumhuriyeti olarak bağımsız bir
Türk devleti hâline geldi.
Kazak
Hanlığı ve Yüzler (Cüzler)
Ebulhayr
Han idaresindeki Özbekler, Moğol kabilelerinin saldırısı ile büyük kayıplar vermişlerdi.
Özbek uruğları arasında iç çekişmeler başlaması üzerine bunlardan bir kısmı hanlıktan
ayrılarak kuzeye göç ettiler (1457). Daha başka Türk unsurların katılması ile
güçlenen bu topluluklar, kendi başlarına buyruk hareket ettiklerinden dolayı Kazak
diye bilineceklerdir. Kazaklar bundan sonra Cuci soyundan değişik hanlar idaresinde
siyasî bir birlik hâlinde yaşamışlardır. Kasım Han XVI. yüzyılın başlarında Kazakların
tamamını hâkimiyeti altında birleştirmeyi başarmıştır. 17. yüzyıl başlarında Tevkel
Han zamanında güçlerini daha da artıran Kazaklar, Maveraünnehir'e başarılı bir
sefer düzenlemişlerdir. Bu dönemde Kazaklar, üç orda hâlinde (cüz = yüz) teşkilâtlandırılmışlardır.
Bunlar Büyük Orda (Ulu Cüz) doğu da, Küçük Orda (Kiçi-Cüz) batıda, Orta-Orda (Orta-Cüz)
ise Taşkent merkez olmak üzere ortada bulunuyordu.
18.
yüzyıldaki Kalmuk istilâsı, Özbeklerin kuzeyindeki Kazakları perişan etmiş ve
cüzlerin birbirinden kopmasına yol açmıştır. Ruslar, Kalmuklar ile Kazakları birbirine
kışkırtarak, onları iyice zayıflatmıştır. Kazak ordalarından Küçük Orda Hanı Ebulhayr'ın,
yardım alma ümidiyle Ruslara taviz vermesi, Kazakların Rus hâkimiyetine düşmüşlerine
sebep olmuştur (1731).
Geri
kalan Kazaklar, Kırgızlar ile birlikte Buhara, Hive ve Hokand Hanlığı etrafında
toplanarak Ruslar'la mücadele etmişlerdir. Rus zulmüne karşı Kazak Türkleri pek
çok defa isyan etmişlerdir . Bunlardan 1783'te Sırım Batur önderliğinde Doğu Kazakistan
'da baş gösteren ayaklanma 15 yıl sürmüştür. 19. yüzyılın ikinci yarısında Ruslar,
Kazakların siyasî birliğine son vermişlerdir. Sovyetler döneminde de Kazaklara
karşı baskılar ve asimilasyon devam etmiştir
Kırgızlar
840'ta
Orhun-Yenisey'deki Uygurları yıkan Kırgızlar önce Karahıtay ve ardından da 13.yüzyılda
Moğolların hâkimiyetinde yaşamışlardır. Timurlular dönemine ait haklarında bir
bilgi bulunmamaktadır. 16 yüzyılda ise başlarında Cengiz soyundan Halil Sultan'ın
bulunduğu bilinmektedir. Kırgızların kâvmî teşkilâtı, bugünkü şeklini 17. yüzyılda
almıştır. Bu dönemde Kırgızlar, Sağ ve Sol olmak üzere iki kola ayrılmışlardı.
Kırgızlar, Sayan bölgesinde oturdukları eski zamana ait uruğ (kabile) adlarını
korumakla beraber diğer Türk toplulukları ile de kaynaşmışlardır. Meselâ bunlardan,
devlet tecrübesi olmayan bazı Altay ve Yenisey Türkleri. Kalmuklar ile karışarak
Oyrat adıyla anılmışlardır. Umumiyetle Kazak hanlarının hâkimiyetleri altında
yaşayan Kırgızlar, onlarla birlikte, 17. yüzyılın sonlarında Moğol asıllı Kalmuklara
karşı savaşmışlardır. Kalmuklar ile olan savaş, dünyanın en uzun lirik destanı
olan Kırgızların millî destanları Manas'ın oluşmasını sağlamıştır..
Hokand
Hanlığı'nın kuruluşunda Özbekler yanında Kırgız ve Kazaklar da yer almıştır (1710).
Orta Asya'da Kalmuk istilâsı Kazak ve Kırgızları yıpratmış, Rusya ve Çin bundan
faydalanarak onları boyunduruk altına almaya çalışmıştır. Sovyet döneminde Bişkek
merkez olmak üzere Karakol bölgesi, Fergana ve Hokand'ın bazı bölgeleri ile Oş
ve Pamir'in kuzeyini içine alacak şekilde Kırgızistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti
kurulmuştur. Bu devlet 1991 yılında diğer Türk Cumhuriyetleri ile birlikte bağımsızlığını
ilân ederek Kırgızistan Cumhuriyeti hâlini almıştır.
Doğu
Türkistan (Kaşgar Hanlığı)
Uygur
ve Karahanlıların üzerinde kurulduğu Isık göl, İli Havzası ve Doğu Türkistan'ın
bir bölümü Çağatay Hanlığı'nın çöküşünden sonra, Duğlat emirlerinin hâkimiyetine
girmişti. Timur'dan sonra kendini toparlayan hanlığın idarecileri, putperest Kalmuk,
Oyrat gibi kabilelere karşı cihat eden Müslüman kimselerdi. Bunlardan biri Veys
Han'dır (1418-1428). Yerine geçen oğlu Esen-Buğa (1429 -1462), Timurlular ile
mücadele etmiştir. 17 yüzyılda bu bölgelerde Hoca adı verilen yerli kişiler hâkim
idi. Mançu Sülâlesi boyunca (1644-1911) Çin'e bağlanan bölge halkı daha sonra
sık sık Çin'e karşı ayaklanmıştır. Bunlar'dan 1866 yılında başlayan, Yakub Bey
(Atalık Gazi) tarafından idare edilen ayaklanma önemlidir. Türkistan'ın istiklâlini
amaç edinen Atalık Gazi, kendini Kaşgar Hanı ilân ederek önemli başarılardan sonra
müstâkil hale gelmiştir (1874). Fakat Çin,Rus ve İngiliz kıskacına giren Atalık
Gazi, çareyi İstanbul'a elçiler göndererek (1870) Sultan Abdulaziz'e tâbi olmakta
bulmuştur.. Osmanlılar karşılık olarak, o dönemde içinde bulundukları güç şartlardan
dolayı silâh ve iktisadî öğretmenler göndermekten başka yardım yapamamışlardır.
Atalık Gazi'nin ölümünden sonra ülkesi Çinliler tarafından tekrar işgal edilecektir
(1877).
Safeviler
(1502-1732 )
Devlet,
adını Erdebilli (İran) Şeyh Safiyüddin (ölm. 1334)' tarafından kurulmuş olan Safeviyye
Tarikatı'ndan almıştır. Şah İsmail, Akkoyunluların içinde bulunduğu kargaşadan
faydalanarak, gerek Akkoyunlu ve gerekse Karakoyunlulardan dağınık Türkmen zümrelerini,
propaganda ettiği dinî heyecanın katkısı ile bir araya getirmeyi başarmıştır.
Şah İsmail, çoğunluğu Anadolu'dan gitme Rumlu, Şamlu, Tekelü, Ustacalu, Dulkadirli,
Afşar, Kaçar, Bayburtlu, Varsaklar gibi Türkmen aşiretlerinin de desteği ile Tebriz'
i zapt ederek Safevi Devleti'ni kurdu (1502).
Akkoyunlular'dan
Azebaycan'ı alan Şah İsmail, 1509'da Bağdat'ı ele geçirdi. 1510 yılında Özbek
Hanı Şibani'yi Merv yakınlarında ağır bir yenilgiye uğratarak sınırlarını Ceyhun
nehrine kadar genişletti. Anadolu'da Şiî propagandasını gittikçe artırması, Osmanlı
Hükümdarı Yavuz Sultan Selim'i harekete geçirdi. 1514 yılında Çaldıran'da yapılan
savaşı kaybeden Şah İsmail, ölümüne kadar (1524) bir daha toparlanamadı. Yerine
geçen Şah Tahmasb (1524 -1576), saltanatı süresince doğuda Özbekler, batıda da
Osmanlılar ile mücadele etti. Onun ölümü ile bir süre devam eden karışıklıklardan
sonra hükümdar olan I.Abbas dönemi (1587-1628) Safevilerin en parlak dönemidir.
Özbeklere ve Osmanlılara karşı başarılar yanında pek çok alanda ilerlemeler kaydedilmiştir.
Daha sonraki dönemler Osmanlılarla uzun süren mücadeleler, taht kavgaları ve iç
çekişmelerle geçmiştir.
1732
yılında Afşarlar'dan olan Nadir Şah'ın iktidarı ele geçirmesiyle İran'da Safevi
Hanedanı yıkılmış Afşar Hanedanı başlamıştır. Nadir Şah, doğuda Türkistan ve Hindistan'da
büyük fetihler yapmıştır. 1779 yılında kurulan Kaçar Hanedanı ile İran'da Türk
hâkimiyeti 1925 yılına kadar kesintisiz devam etmiştir.
Hindistan
Türk Sultanlıkları-Babürlüler
Gur
Devleti'nin Kuzey Hindistan'daki Valisi Kutbiddin Aybeg tarafından kurulmuştur
(1206). Lahor ve Pencap'ı da ülkesine katan Aybeg'in 1210'da ölmesi üzerine, oğlu
olmadığı için yerine damadı Şemsüddin İl-Tutmuş, bütün Kuzey Hindistan'ı elinde
toplayarak Şemsiyye Hanedanı'nı kurdu (1211 -1266).
İl-Tutmuş
zamanında devleti Delhi başkent olmak üzere, Pencap, Multan, Lahor yanında kuzeyde
Gazne'ye kadar uzanan bölgeleri içine alıyordu. İl-Tutmuş, Harezmşahlara karşı
ülkesini korumuş, Moğolların önünden kaçan kalabalık Türk kitlelerini kabul ederek
Hindistan'ın kuzeyinde Türk kültürünün gelişmesini sağlamıştır . Halife tarafından
Hindistan Sultanı olarak tanınan İl-Tutmuş, 1236 yılında ölmüştür.Daha sonra kurulan
Balaban Hanedanı döneminde (1266-1290), Moğol saldırıları durdurulmuş , ülke imar
edilmeye çalışılmıştır. Kalaç Türklerinin Başbuğu Celaleddin Firuz'un iktidarı
ele geçirmesiyle başlayan Kalaç Hanedanı döneminde (1290-1320) Moğollar akınları
püskürtülüp, yeni fetihler gerçekleştirilmiştir.
Kalaçlardan
sonra Gıyaseddin Tuğluk tarafından kurulan Tuğluk Hanedanı bir asra yakın hâkimiyet
sürmüştür (1321-1413). Türkistan'da Timur hâkimiyeti Hindistana Türk göçünün kesilmesine
sebep olmuştu. Bundan dolayı devlet içerisinde yerli güçlerin ağırlığının artmaya
başlaması üzerine Timur, Hindistan'a sefer yapmaya karar verdi.
Timur
1398 yılındaki bu seferiyle Hindistan'da zayıflayan İslâm'ı güçlendirmek istiyordu.
Fakat Tuğluklulara ağır bir darbe indirmekle bağımsız devletçiklerin artmasına
zemin hazırlamıştır. Nihayet Delhi'de idarenin Afganlıların (Seyyid Ailesi) eline
geçmesi ile Tuğluk Hanedanı sona ermiştir (1414).
Hind-Türk
İmparatorluğu olarak da bilinen Babürlüler Devleti'nin kurucusu, Timurlular'dan
Fergana Beyi Ömer Şeyh Mirza'nın oğlu Zahüriddin Babür'dür. Renkli bir kişiliğe
sahip olan Babür, Türkçe yazdığı Vekayi adlı hatıratında, kendinin ve askerlerinin
Türk olması ile iftihar etmesine rağmen, kurduğu devleti batılı tarihçiler tarafından
yanlış ve kasıtlı olarak Moğol devleti olarak adlandırılmaktadır. Babür, 1501
yılında Semerkant'ı ele geçirmesine rağmen, Özbekler karşısında tutunamayarak
1519 yılında Hindistan'a gelir. Delhi Sultanı Afganlı Lûdi hükümdarı ile uzun
mücadelelerden sonra, Pencap'ın önemli şehirleri yanında Delhi ve Agra'yı da alarak
devletini kurmuştur (1526). Afgan emirlerini, Hindu prenslerini ve yerel hâkimleri
mağlûp eden Babür, Müslüman olmayanlara karşı başarılarından dolayı Gazi unvanını
almıştır (1527). Bir yıl sonra hâkimiyetini Bengal'e kadar uzatan Babür, 1530
yılında başkent Agra'da ölmüştür. Babür'den sonra yerine geçen oğlu Hümayun ,
Hindistan' da önemli fetihlerde bulunmasına rağmen kardeşleriyle giriştiği iktidar
mücadelesini kaybederek Safevilere sığınmıştır (1540). Ancak bir müddet sonra
Delhi'yi geri alarak tekrar hâkimiyet kurmayı başarır (1555).
Onun
yerine geçen oğlu Ekber dönemi (1556-1605) devletin en parlak dönemidir. Ekber
yaptığı fetihlerle Hindistan Yarımadası'nın büyük bir bölümünü hâkimiyeti altında
birleştirdi. Aynı zamanda din, kültür, iktisat alanlarında büyük gelişmeler kaydedildi.
Dış işlerine de önem verilerek, Safeviler, Özbekler, Osmanlılar ve Portekizliler
ile münasebetler kurulmuştur. Oğlu Cihangir döneminde (1605-1627), İngilizler
Hindistanda yer edinmeye başlamışlardır. Daha sonra gelen Şah Cihan dönemi (1628-1658)
mimarî, sanat ve siyaset alanlarında parlak bir dönemdir. Osmanlılar ile kurulan
yakın münasebetler sonucunda, dünyanın en güzel mimarî eserlerinden sayılan Tâc-Mahal
Türbesi'nin inşasında Osmanlı mimarları da görev almıştır. Kardeşleri ile yaptığı
mücadeleyi kazanarak tahta geçen Alemgir döneminde (1658-1707), başarılı bir siyasî
dönem geçirilmiştir. Ancak ondan sonra Babürlülerin durumu bozulmuştur.
İç
çekişmeler, taht kavgaları, ayaklanmalar birbirini izlemiştir. 1723 yılında devlet,
Delhi ve Haydarabad olmak üzere ikiye ayrılmıştır. 1739 yılında İran hükümdarı
Nadir Şah'ın Kuzey Hindistan ve Delhi'yi ele geçirmesinin ardından batılıların
ülke üzerindeki baskıları artmaya başladı . 1766 yılında yapılan Allahabad Antlaşması
ile idarî hâkimiyet İngilizlerin eline geçti. Nihayet, 1858 yılında Hindistan'ın
İngiltere'ye bağlanmasının ardından 1877'de Kraliçe Victoria, resmen Hindistan
İmparatoriçesi ilân edildi.