BÜYÜK
SELÇUKLU DEVLETİ
Batı
Türklüğünün en kalabalık ve güçlü kesimi olan Oğuzlar , II. Göktürk Devleti ve
Uygur Kağanlığı zamanında daha batıya göç etmek zorunda kalmıştı. IX. ve X. yüzyıllarda
gerçekleşen ikinci göçte, Guz adıyla anılan bir kısım Oğuz kitleleri Doğu Avrupa'ya
kadar ilerlemiş, asıl kitle ise Seyhun nehri civarında kalmıştır .
Seyhun
bölgesine gelen Oğuzlar, X. yüzyılda kışlık merkezleri Yenikent olan bir siyasî
teşkilât oluşturmuşlardır. Başkanlarına Yabgu denildiği için bu devlete de Oğuz
Yabgu Devleti adı verilmiştir. Devletin sınırları Seyhun'dan Hazar Denizi'ne kadar
uzanmaktaydı.
Ancak
Oğuz Yabgulularında asıl siyasî ve askerî güç yabgudan çok sübaşı, yani ordu komutanının
elindeydi. Selçuklu Devleti'ne adını veren Selçuk Bey ve babası Dukak da sübaşı
görevinde olup, Oğuz yabgusu ile aralarında gizli bir mücadele söz konusuydu.
Nitekim kaynaklarda adı belirtilmeyen Oğuz yabgusu, bir Türk zümresi üzerine sefer
yapmak isteyince sübaşı Dukak bu sefere itiraz etmiş ve bu yüzden aralarında kavga
olmuş ve gizli mücadele böylece gün yüzüne çıkmıştır. Bu olay Dukak'ı sübaşılıktan
etmişse de, onun ve ailesinin Oğuzlar arasındaki itibarını artırmıştı. Nitekim
ölümünden sonra oğlu Selçuk da sübaşılık görevine getirilmiş, devletin askerî
gücünü eline geçirmişti. Sübaşı Selçuk ile yabgunun arası da açılmış, hem bu yüzden
hem de yer ve otlak darlığı yüzünden, Selçuk ve emrindekiler Maverâünnehir'e göç
etmek zorunda kalmışlardır.
Selçuk
Bey'in, Seyhun nehri kenarındaki Cent şehrine göçü (960) Selçuklu Devleti'nin
ortaya çıkmasını sağlayacak önemli bir gelişmedir. Cent'te halkın büyük bir kısmı
Müslüman idi. Selçuk ve kendine bağlı olanlar, eski inanışlarıyla benzerlik gösteren
bu dine sıcak bakıyorlardı. Kısa bir süre sonra İslâmiyet'i kabul ettiler. Böylece
siyasî ve sosyal yönden de yeni bir kimliğe ve güce sahip olmuşlardı. Nitekim
Selçuk Bey, Oğuz yabgusunun yıllık vergiyi almak için gönderdiği memuru, kafire
haraç verilmeyeceğini söyleyerek Cent'ten kovdu. Müslüman olmayan Oğuzlarla mücadele
etmekten kaçınmadı. Böylece İslâm ve Türk dünyasında şöhreti gittikçe yayıldı.
Müslümanlığı
kabul eden Oğuz kitlelerinin kendisine katılmasıyla Selçuk Bey, gücünü her geçen
gün daha da artırmaktaydı.
Sayılarının
gittikçe artması üzerine Selçuk Bey , Samaoğulları hükümdarından kendilerine yeni
bir yurt gösterilmesini istedi. Buhara yakınlarındaki Nûr kasabası yurtluk olarak
gösterildi. Seyhun'u geçen Oğuzlar, Nûr kasabasına yerleşti. Buna karşılık Karahanlılarla
çarpışan Samanoğullarına yardım edildi. Ancak Samanoğulları Devleti kısa bir süre
sonra yıkıldı (999). Ülke Karahanlı ve Gazneliler tarafından paylaşıldı. Yüz yaşını
geçmiş olan Selçuk Bey 1009 tarihin de Cent'te vefat etti.
Selçuk
Bey'in 4 oğlu vardı: Mikâil, Arslan (İsrail), Yusuf ve Musa. En büyük oğlu Mikail
babası hayatta iken bir savaşta ölmüştü (998). Bu sebeple Tuğrul ve Çağrı adındaki
iki oğlunu Selçuk Bey yetiştirmiştir. Yabgu unvanını taşıyan Arslan, babasının
ölümü üzerine başa geçti. Diğer kardeşi Musa ise onun yardımcısı durumundaydı.
Arslan
Yabgu, Maverâünnehir'i ele geçiren Karahanlılarla mücadele etti. Karahanlılara
karşı isyan eden Ali Tegin ile ittifak kurdu. Buhara'yı ele geçirdiler. Bu güç
birliğine karşı Gazneli Sultan Mahmut ve Karahanlı Yusuf Kadır Han anlaşmaya vardılar.
Gazneli Mahmut, görüşmek isteği ile yanına çağırdığı Arslan Yabgu'yu tutukladı
ve Hindistan'ın kuzeyindeki Kalincar Kalesi'ne hapsetti (1025). Arslan Yabgu 7
sene kaldığı bu kalede öldü(1032).Tuğrul ve Çağrı Beyler, amcaları Arslan Yabgu'nun
tutuklanması üzerine fiilen Oğuzların liderleri durumuna geldiler (1025) .
Ancak
geleneğe uygun olarak diğer amcaları Musa'yı yabgu ilân ettiler. Arslan Yabgu'nun
ölümünden sonra Selçuklularda kısa süren bir dağınıklık yaşandı . Arslan Yabgu'ya
bağlı Türkmenlerin bir kısmı, Gazneli Mahmut'un izniyle Horasan' a geçti. Bunlar
ileride Selçukluların Irak ve Horasan kolunu oluşturacaklardır. Arslan Yabgu ile
ittifak kurmuş olan Buhara hâkimi Ali Tegin, Tuğrul ve Çağrı Beylerin kendine
bağlı kalmasını istiyordu. Buna karşı çıkan Tuğrul ve Çağrı Beyler ile Ali Tegin
arasında şiddetli muharebeler cereyan etti. Selçuklular Harezm bölgesine çekilmek
zorunda kaldı. Gazneli Valisi Harezmşah Altuntaş'ın gösterdiği bölgeye oturdular
(1030 ). Ancak daha sonra, artan Gazneli tehlikesine karşı Selçuklular, Ali Tegin
ve Harezm valisi ile ittifak kurdular. Harezm'de Cent Hâkimi Şah Melik tarafından
7-8 bin Türkmen'in öldürüldüğü korkunç baskın(1034), ve müttefikleri Harzemşah
Harun ve Ali Tegin'in ölümleri (1035) üzerine, Selçuklular Horasan'a geçmek zorunda
kaldılar.
Tuğrul
ve Çağrı Beylerin beraberlerinde Musa Yabgu ve İbrahim Yınal kuvvetleri olduğu
hâlde, Gazneli hâkimiyetindeki Horasan'a girişleri, Gazneli sultanı Mesut'u oldukça
telâşlandırdı. Çünkü daha önce bu bölgeye gelen Türkmenler, Gaznelileri çok uğraştırmıştı.
Bu sebeple Gazneli Mesut büyük bir ordu hazırladı. Ancak Nesa yakınlarında yapılan
savaşta Selçuklular bu orduyu ağır bir yenilgiye uğrattı (Haziran 1035). Gazneli
Mesut, Selçuklulara bazı bölgeleri bırakmayı kabul etti. Fakat Selçukluların kazandığı
zaferi duyan Oğuz kitleleri bölgeye akmaya başlamıştı. Bu durum karşısında Gaznelilerden
yeni bölgeler istendi. Bu isteği geri çeviren Gazneli Mesut, Selçukluların üstüne
yeniden bir ordu gönderdi. Serahs yakınlarında yapılan savaşta Selçuklular yine
büyük bir zafer kazandı (Mayıs 1038). Horasan'ın tamamı Selçuklu hâkimiyetine
geçti. Selçuklular bağımsızlıklarını ilân ederek ilk idarî düzenlemeleri yaptılar.
Tuğrul Bey ele geçirilen Nişapur'u devlet merkezi ilân etti.
Dandanakan
Savaşı ve Selçuklu Devleti'nin Kuruluşu
Horasan'ı
kaybeden Gazneli Sultanı Mesut, Selçuklulara kesin bir darbe indirmek için ordusunun
başına geçti. Sefer esnasında katılanlarla birlikte Gazneli ordunun mevcudu 100
bine ulaşmıştı. Selçuklu kuvvetleri ise ancak 20 bini bulan hafif süvarilerden
oluşmaktaydı. Bu dengesizlik sebebiyle Selçuklu ordusu yıpratma savaşı vermeyi
uygun bulmuştu. Bu sebeple ordu çöllere doğru çekildi. Nişapur'a giren Gazneli
Mesut, Selçuklu ordusunu takibe koyuldu. Selçuklu birliklerinin vur-kaç taktiği
ile iyice yıpranan Gazne ordusuna karşı meydan savaşı yapma zamanının geldiğine
karar veren Çağrı Bey nihayet Merv yakınındaki Dandanakan Hisarı önünde Gaznelileri
karşıladı. Üç gün süren savaş sonucunda Gazneli ordusu ağır bir yenilgiye uğratıldı
(22-24 Mayıs 1040). Gazneli Mesut beraberindeki 100 kadar atlı ile ancak kaçabildi
ise de Hindistan'a giderken kendi adamları tarafından öldürüldü.
Dandanakan
Savaşı, Selçuklular için bir dönüm noktası olmuştur. Aslında Serahs Savaşı'yla
fiilen kurulmuş olan devlet, bu savaş neticesinde hukuken bağımsızlığını kazanmış,
bölge ülkeleri ve halife Selçuklu devletini tanımıştır. Böylece bölgedeki en büyük
güç hâline gelen Selçuklular, Türkleri bir bayrak altında toplamaya başlayacak
ve İslâmiyet'in öncülüğünü üstleneceklerdir.
Dandanakan
Savaşı'nın hemen ertesinde Tuğrul Bey Selçuklu Sultanı ilân edildi. Merv'de yapılan
kurultayda devlet teşkilâtı düzenlendi. Selçuklu ülkesi ve ele geçirilmesi plânlanan
memleketler Selçuklu hanedanına mensup üç lider arasında taksim edildi. Buna göre
merkezi Merv olmak üzere Ceyhun ve Gazne arasındaki bölge Çağrı Bey'e; Herat merkez
olmak üzere Bust -Sistan arazisi Musa Yabgu'ya verildi. Tuğrul Bey Sultan unvanı
ile başkent Nişapur'da kaldı, Irak kendisine bağlandı. Çeşitli bölgelere gönderilen
diğer hanedan üyeleri de Sultan Tuğrul'un emrine verildi. Bunlar daha sonra Büyük
Selçuklulara bağlı kalmakla beraber kendi devletlerini kurdular.
Hanedan
üyeleri kendilerine ayrılan toprakları birer birer zapt ediyordu. Doğuda yapılan
seferlerde Çağrı Bey Gaznelileri tamamen Horasan'dan çıkardı, Belh şehrini ele
geçirdi. Karahanlıları barış yapmak zorunda bıraktı. Çağrı Bey'in oğlu Yakutî
Hint denizi kıyılarındaki Mekran'ı aldı. Diğer oğlu Kara Arslan Kavurd ise Buveyhîler'in
hâkimiyetindeki Kirman'ı , Hürmüz Emirliği'ni ve Umman'ı Selçuklu idaresine bağladı.
Tuğrul ve Çağrı Beylerin birlikte çıktığı seferde Harezm bölgesi tamamen Selçuklulara
geçti. (1043)
Tuğrul
Bey İran'daki birçok bölgeyi bizzat çıktığı seferle ele geçirdi. Tuğrul Bey'in
üvey kardeşi İbrahim Yınal, İran'ın en önemli merkezlerinden Rey şehrini zapt
etti ve Tuğrul Bey'i buraya davet etti. Tuğrul Bey, fetih bölgelerine daha yakın
olması sebebiyle Nişapur' u bırakarak, Rey'i devletin yeni başkenti yaptı .(1042)
Tuğrul
Bey zamanında Bizans ve Gürcülere karşı da büyük başarılar sağlanmıştı. Arslan
Yabgu'nun oğlu Kutalmış ve İbrahim Yınal, Bizans-Gürcü kuvvetlerini Pasinler Savaşı
ile büyük bir hezimete uğrattılar (1048). Bu savaşta Gürcü Kralı Liparit esir
edilmiş; İstanbul'daki yıkık bir caminin onarımı ve Tuğrul Bey adına burada hutbe
okunması şartıyla serbest bırakılmıştır. 1054 yılında Tuğrul Bey Azerbaycan'daki
mahallî hükümdarları itaat altına aldıktan sonra Anadolu'ya yönelmiş ve Malazgirt'i
kuşatmıştır. Ancak kışın yaklaşması üzerine geri dönmüş, Yakutî'yi Anadolu akınlarını
devam etmekle görevlendirmiştir. Tuğrul Bey, Abbasi Halifesi Kaim bi-Emrullah'ın
isteği üzerine, Şiî Büveyhoğullarının tehdidi altındaki Bağdat'a 1055 ve 1058'de
iki kez girmiş ve böylece "doğunun ve batının hükümdarı" unvanını bizzat
halifeden alarak, Selçukluların İslâm dünyasının koruyucu liderliğini üstlendiğini
kabul ettirmiştir.Devletin kuruluşunda önemli rol oynayan Çağrı Bey 1060'ta ve
Sultan Tuğrul Bey ise 1063'de öldü. Çağrı Bey cesareti ve kumandanlığı, Tuğrul
Bey ise adaleti ve siyasî zekâsıyla, II. Göktürk Devleti'ndeki Bilge ve Kül-Tigin
kardeşleri hatırlatan büyük şahsiyetlerdir.
Tuğrul
Bey' in çocuğu yoktu.Bu sebeple Selçuklu tahtına Çağrı Bey'in büyük oğlu Süleyman'ı
vasiyet etmişti. Ancak Çağrı Bey'in diğer oğlu Alp Arslan bunu kabul etmedi. Henüz
çocuk yaştayken babasını temsil eden Alp Arslan, Karahanlı ve Gaznelilere karşı
başarılar elde etmiş, onları itaate zorlamıştı. Bu sebeple Selçuklu tahtının hakkı
olduğunu düşünüyordu. Aynı zamanda Arslan Yabgu'nun oğlu Kutalmış da kendini sultan
ilân etmişti. Askerlerin desteklediğini alan Alp Arslan, Kutalmış'ın isyanını
bastırdı ve Rey'de tahta çıktı. Nizamülmülk'ü vezirliğe getirdi (1064).
Alp
Arslan, devlet nizamını sağlar sağlamaz Azerbaycan ve Anadolu üzerine sefere çıktı.
Tuğrul ve Çağrı Beyler, henüz devlet kurulmadan bu bölgelere akınlar düzenlemişler,
kalabalık Türkmen kitleleri batıya yönelmişlerdi. Bu sebeple Alp Arslan, yeni
fetih alanı olarak Anadolu'yu seçmiştir. Alp Arslan Azerbaycan ve Kafkasya'da
birçok kaleyi ele geçirdikten sonra Doğu Anadolu'ya girdi. Hıristiyanlığın doğudaki
en güçlü kalesi olan Ani'yi şiddetli bir kuşatmadan sonra ele geçirdi. Ardından
Kars'a girdi (1064).1065 yılında, atalarının ilk yerleştiği şehir olan Cend'e
gitti ve Kıpçakları hâkimiyeti altına aldı. Kirman Meliki Kavurd'un isyanını da
bastıran Alp Arslan, böylece devletin doğu sınırlarının emniyetini sağlayarak,
bütün gayretini Anadolu'ya sarf etmeye başladı.
Sultan
Alp Arslan Azerbaycan üzerinden Malazgirt'e gelerek burayı kısa sürede ele geçirdi
. Ardından Ahlat, Meyafarikin (Silvan), Amid (Diyarbakır) ve havalisini fethetti
.
Sultan,
Abbasi halifeliğini tehdit eden Mısır Fatimî Devleti'ne karşı sefere hazırlandığı
sırada Bizans İmparatoru Romen Diyojen'in Doğu Anadolu'ya ilerlediğini öğrendi.
Şam'a yürümekten vazgeçen sultan, hızla geri döndü ve Malazgirt'te Bizans ordusunu
ağır bir yenilgiye uğrattı. Bu savaş sonuçları itibarıyla Dandanakan'dan sonra
cereyan eden en önemli meydan savaşıdır. Bu savaştan sonra Türkler için Anadolu'da
yeni bir dönem başlar.Sultan Alp Arslan, Malazgirt'ten sonra çıkan karışıklıkları
bastırmak amacıyla Maverâünnehir üzerine sefere çıkar. Ancak burada esir alınan
bir kale komutanı tarafından hançerlenir ve 25 Kasım 1072'de vefat eder .
Alp
Arslan, kendinden sonra tahta geçmesi için oğlu Melikşah'ı veliaht olarak hazırlamıştı.
Nitekim Alp Arslan'ın ölümü üzerine Melikşah henüz 18 yaşında iken sultanlığa
getirildi (1072). Melikşah öncelikle sınırlara tecavüz eden Karahanlı ve Gazneliler'i
yenerek, barışa zorladı. Ardından amcası Kavurd'un isyanını bastırdı (1073).
Devlet
merkezi Rey'den daha güneydeki İsfahan'a taşındı. Bizans'ın Malazgirt'ten sonra
anlaşmaya uymamaları üzerine Anadolu akınları hızlandırıldı. Kutalmış'ın oğulları
ve bazı Türkmen reisleri Batı Anadolu'ya kadar akınlar düzenlediler. Bu arada
Türkmen liderlerinden Atsız Suriye'yi ele geçirdi. Kudüs şehri Fatımîlerden alındı.
Melikşah, kardeşi Tutuş'a Suriye'nin idaresini verdi (1078).
Anadolu
fatihlerinden Artuk Bey, Melikşah'ın emriyle Arabistan Yarımadası'ndaki Hicaz,
Yemen ve Aden'i Selçuklu topraklarına kattı.
Melikşah
1087'de çıktığı sefer sonucunda Karahanlıların doğu kolunu da hâkimiyeti altına
aldı. Sultan Melikşah henüz 38 yaşında iken zehirlenerek öldü ( 1092).
Melikşah
zamanında Büyük Selçuklu Devleti en geniş sınırlarına ulaşmıştır. Bu sınırlar,
batıda Anadolu ve Mısır'dan, doğuda Balkaş ve Isık gölüne; kuzeyde Kafkaslardan
güneyde Arabistan Yarımadası'na kadar uzanmaktaydı.
Büyük
Selçuklu Devleti'nin Dağılışı
Melikşah
döneminde Selçuklu Devleti en parlak yıllarını yaşamıştır. Ancak Melikşah'ın ölümünden
sonra gelişen bazı olaylar devletin gücünü kırar. Büyük Selçukluların dağılışını
hızlandıran gelişmeleri şöyle sıralayabiliriz :
Haçlı
Seferleri: Türklerin Anadolu'yu fethi ve Bizans'ı tehdit etmesi, Kudüs'ün
Müslümanların eline geçmesi gibi sebepler, Hristiyan dünyasını ortak hareket etmeye
yöneltmişti. Melikşah'ın ölümüyle başlayan taht mücadelelerini fırsat bilen Hristiyanlar,
haçlı seferlerini başlattılar (1096). Suriye ve Filistin'in büyük bölümü Haçlıların
eline geçti.
Bâtınîlik
Hareketleri: Mısır'daki Şiî Fatımîler, Selçuklu Devleti'ni zayıflatmak ve
kendi propagandalarını yapmak için adamlar yetiştiriyordu. Bu kişiler İslâmiyet'le
tamamen ters düşen inanışlar taşıdıklarından Bâtınî adıyla anılmışlardır. Bunlardan
biri de Hasan Sabbâh'dır.
Cahil
kitleler arasında taraftarını artıran bu kişi Hazar'ın güneyinde yer alan Alamut
kalesini ele geçirmiş ve burayı üs olarak kullanmıştır (1090). Haşhaş gibi uyuşturucularla
kendine bağladığı fedaîler vasıtasıyla, devletin ileri gelenlerine suikastlar
tertip etmişlerdir. Nitekim Melikşah'ın ünlü veziri Nizamülmülk de bu fedaîler
tarafından öldürülmüştür.
Melikşah
bu kötülük yuvasını yıkmak için Türkmen reisi Kızıl Sarıg'ı Alamut'a yollamış,
fakat sultanın ölümü üzerine kuşatma kaldırılmıştır. Batınîlik hareketi XIII.
yüzyıl ortalarına kadar faaliyetine devam etmiştir.
İç
Mücadeleler: Selçuklu Devleti'nin dağılmasında esas rol oynayan, kendi aralarındaki
mücadeleler olmuştur. Taht kavgaları, bağlı beyliklerin bağımsızlığını ilân ederek
birbirleriyle mücadele etmeleri ve isyanlar ülkenin düzenini bozmuştur .
Melikşah'ın
ölümü üzerine Selçuklu tahtına oğlu Berkyaruk geçmişti (1092). Fakat Suriye Selçuklu
Meliki Tutuş yeğeninin hükümdarlığını kabul etmeyerek, taht üzerinde hak iddia
etti. Tutuş, Berkyaruk ile yaptığı savaşı kaybetti ve öldü (1095). Bu zafere rağmen
Bâtınî ve Haçlı hareketleri karşısında başarılı olamayan Berkyaruk, henüz 25 yaşında
iken öldü (1104). Berkyaruk'tan sonra Selçuklu tahtına kardeşi Mehmet Tapar geçti
(1104-1118) . Haçlılar ve Gürcülere karşı bazı başarılar kazanıldıysa da iç mücadeleler
birliğin sağlanmasını engelliyordu.
Mehmet
Tapar'ın ölümünden sonra tahta oğlu Mahmut geçmişti. Melikşah'ın diğer oğlu Horasan
Meliki Sencer kendini sultan ilân etti ve Mahmut'u himayesine aldı (1119). Böylece
Sencer büyük sultan olurken, Mahmut Irak Selçuklu Sultanı olarak kalıyordu. Selçuklu
başkentini Merv'e taşıyan Sultan Sencer, Büyük Selçuklu Devleti'nin son büyük
hükümdarıdır. Onun zamanında devlet tekrar eski gücünü toparlamaya başlamıştır.
Bu sebeple Sultan Sencer zamanı için ikinci imparatorluk devri adı verilir.
Sultan
Sencer henüz Horasan meliki iken Gaznelileri ve Karahanlıları, 1121'de ise Afganistan'daki
Gurlu Devleti'ni kendine bağlamıştır. Ayrıca Selçuklu ülkesinin tamamında hâkimiyet
kurarak birliği sağlamıştı. Fakat 1141 yılında doğudan gelen Kara-Hıtaylar 'a
karşı yaptığı Katavan Savaşı'nda yenilince itibarını kaybetti. Maverâünnehir Kara-Hıtayların
eline geçti . Ülkede tekrar otorite boşluğu doğdu. Nitekim İran asıllı memurların
fazla vergi istemesi üzerine, devletin asıl unsuru olan Oğuzlar (Türkmenler) isyan
ettiler, daha fazla toprak istediler. Sultan Sencer soydaşı olduğu Oğuzlara esir
düştü (1153). Oğuzlar Horasan bölgesini ellerine geçirdiler. Sultan Sencer serbest
bırakıldı. Fakat bir müddet sonra öldü. Sencer'in ölümüyle Büyük Selçuklu Devleti
fiilen son bulmuştur (1157).Büyük Selçuklu Devleti, Karahanlılar ve Gazneliler
ile başlayan Türk-İslâm devlet geleneğini sağlam temellere oturtan ilk büyük cihan
devletidir. Daha sonra kurulan Türk devletlerine her açıdan örnek olmuşlardır
.
Büyük
Selçuklulara Bağlı Devletler
Dandanakan
Savaşı'ndan sonra yapılan kurultayda ülkenin çeşitli bölgelerine hanedan üyelerinin
idareci olarak gönderildiğini belirtmiştik. Gönderildikleri bölgelerde, devlete
bağlı kalmak şartıyla kendi idaresini kuran bu kişiler, Melikşah'ın ölümünden
sonra (1092) bağımsızlıklarını ilân etmeye başlamışlardır. Bu dönemde ülke dörde
bölünmüştür: Irak ve Horasan, Kirman, Suriye ve Anadolu.
Irak
ve Horasan Selçukluları (1092-1194)
Irak
ve Horasan Selçuklu Devleti'nin merkezi durumundaydı. Sultan Mehmet Tapar'dan
sonra Selçuklu tahtına geçen oğlu Mahmut tahta geçtiği sırada amcası Sencer Horasan
meliki idi. Sencer Mahmut'u tahttan indirdi ve himayesine aldı. Mahmud, merkezi
Hemedan olan Irak Selçuklu Devleti sultanlığına getirilirken, Sencer büyük sultan
sıfatıyla Horasan'daki Merv'de tahta oturdu. (1119) Irak Selçukluları, Azerbaycan'dan
Fars bölgesine, Horasan Selçukluları ise Maverâünnehir'den Afganistan'a kadar
uzanan bölgeleri içinde barındırmaktaydı. Irak Selçuklularının son sultanı III.
Tuğrul devrinde yönetim aslında atabeylerin eline geçmişti. Sultan Tuğrul'un Harezmşah
Tekiş'e yenilmesiyle Irak Selçuklularının toprakları Harzemşahlara geçti (1194).
Kirman
Selçukluları ( 1092-1187)
Çağrı
Bey'in oğlu Kavurd , Selçukluların Kirman kolunun başı idi. İran'ın güneyinde
yer alan Kirman'dan başka Fars, Hürmüz ve Umman'ı da zapt etmişti. Birkaç kez
isyan eden Kavurd Sultan Melikşah tarafından boğdurulmuştu. Yerine geçen oğulları
Selçuklulara bağlı kaldılar. Bir ara Gurlular'ın hâkimiyetine giren Kirman Selçuklularına
Oğuz Başbuğu Dînar tarafından son verilmiştir (1187).
Suriye
Selçukluları ( 1092-1117)
1077
yılından beri Suriye Selçuklu meliki olan Tutuş, kendini sultan ilân ederek, Berkyaruk'un
üzerine yürümüş, fakat yenilmişti (1095). Oğullarından Rıdvan Halep'te, ve Dokak
Şam'da hâkimiyetlerini ilân ettiler. Halep hakimi Rıdvan Haçlılarla mücadele etti.
Bir ara sınırlarını Güney Anadolu'ya kadar genişletti. 1117'ye gelindiğinde her
iki bölgede de hâkimiyet, atabeylerin eline geçmişti.
Türkiye
Selçukluları (1075-1308)
Türkiye
Selçukluları kolu, Arslan Yabgu'nun oğlu Kutalmış'ın neslindendir. Kutalmış'ın
oğlu Süleyman Şah 1075'te İznik'i almış ve oğlu I. Kılıçarslan burada hükümdarlığını
ilân etmiştir (1092). Daha sonraları Konya başkent olmuştur. Türkiye Selçukluları
İlhanlılar tarafından ortadan kaldırılmıştır (1308).
Atabeylikler
Ülke
idaresini öğrenmek için çeşitli bölgelere gönderilen şehzadeleri eğitmek ve onlara
vekillik etmekle görevlendirilen tecrübeli komutanlara atabey denilmektedir. Atabeyler
Selçuklu Devleti'nin zayıfladığı zamanlarda bölgedeki gücünü ve nüfuzunu artırarak,
idareyi tamamen ellerine geçirmişlerdir. Böylece atabeylik adı verilen sülâleler
ortaya çıkmıştır. Büyük Selçuklular zamanında ortaya çıkan atabeylikler şunlardır:
Salgurlular
(1147-1284)
Oğuzların
Salgur (Salur) boyundan Atabey Sungur tarafından kurulmuştur. Güney İran'daki
Fars bölgesinde kurulduğu için Fars Atabeyliği olarak da bilinir. Merkezi Şiraz
idi. İlhanlıların hâkimiyetinden sonra 1284'te sülâle sona ermiştir.
İldenizoğulları
(1146-1225)
İldenizliler
veya Azerbaycan Atabeyliği de denir. Kıpçak Türklerinden Şemseddin İl-deniz'in
kurduğu Atabeyliğin merkezi Tebriz idi. Zamanla çok güçlenen ildenizliler, Azerbaycan'dan
başka bütün Irak'a, Hemedan ve İsfahan'a da hâkim oldular. Celâlettin Harzemşah
1225'de Tebriz'i ele geçirince bu atabeylik sona ermiş oldu.
Beg-Teginoğulları
(1146 -1232)
Musul
Atabeyi Zengî'nin valilerinden Beg-tegin oğlu Zeyneddin Ali Küçük tarafından kurulmuştur.
Merkezi Erbil olup, Şehr-i Zor, Hakkari, Sincar ve Harran atabeyliğin sınırları
içerisindeydi. Ülkeyi 44 yıl başarıyla yöneten Kök-Böri, Anadolu Selçuklularına
bağlıydı. Ölünce, vasiyeti gereği Erbil Abbasi halifeliğine verildi (1225).
Böriler
(Şam Atabeyliği) (1128-1154)
Suriye
Selçukluları'nın Şam kolu, Atabey Tuğtekin tarafından yönetiliyordu. Oğlu Tacü'l-mülk
Böri babasının ölümü üzerine idareyi ele aldı. Pek güçlü olmayan bu atabeylik,
Zengî Atabeyi Nureddin Mahmut tarafından ortadan kaldırıldı (1154).
Zengîler
(1127-1259)
Melikşah'ın
Halep Valisi Ak-Sungur'un oğlu İmadeddin Zengi'nin Musul valiliğine getirilmesiyle
kuruldu (1127). Haçlılara karşı verdikleri mücadelelerle öne çıkmışlardır. İmadeddin
Zengî, Haçlılardan Urfa'yı alınca Avrupalılar II. Haçlı Seferi'ni düzenlemişlerdir
(1137). Zengî'nin ölümünden sonra atabeylik Musul ve Halep olmak üzere iki kola
ayrıldı (1146). Halep'teki oğlu Nureddin Mahmut haçlı kontluklarına karşı başarılı
mücadeleler verdi. Şam'daki Börileri kendine bağladı. Haçlılarla iş birliği yapan
Mısır Fâtımî Devleti'ni ortadan kaldırdı (1171). Nureddin Mahmut ölünce atabeylik
Eyyûbî ailesine intikal etti (1174). Nihayet 1259'da İlhanlılar atabeyliğin tamamını
işgal ettiler.