Yazdır Mail Yolla Yazı Boyutu
Toplumsal Yapı Analizi: Osmanlı’ya Genel Bir Bakış - Cemre Şekerciler

24 Ocak 2012 Salı 23:01

cemre_32 Önerdi

Toplumsal yapı, içinde tolumsal ilişkilerin ve dolayısıyla toplumsal olayların meydana geldiği yapıdır. Bu yapı içinde toplumsal gruplar, toplumsal kurumlar, başka bir deyişle nüfus ve yerleşim birimleri ve biçimleri şekillenir. Toplumsal yapı toplumun tüm yapı ve birimlerinden oluşur. Bu toplumsal bütünlük içinde çeşitli toplumsal sistemler karşımıza çıkar. Bunlar aile, eğitim, ekonomi, siyaset, hukuk vb.dir. Toplumsal yapıda neslin devamı (aile), toplumsallaştırma (eğitim), üretimin gerçekleştirilmesi (ekonomi) gibi temel işlevler birbirine bağlı bir sistem içinde gerçekleşir. Somutlaştırmak gerekirse, eğitim sistemi ekonomi sistemine nitelikli işgücü sağladığından, ekonomi sistemi eğitim sistemine ihtiyaç duyar.

Toplumsal yapı ögelerinde ve kendisinde oluşan değişimelere rağmen varlığını koruyup devam ettirir. Zira değişim toplumların sürekli yaşadığı bir olgudur. Ancak biz burada toplumların sürekli yaşadıkları günlük değişimleri değil, büyük kırılmalar sonucu yaşanan yapısal değişimleri kastetmekteyiz. Toplumsal yapı değişmeleri önemli niteliksel farklılaşmalar sonucu meydana gelir. Kısacası toplumsal yapı statik bir olgu değildir, sürekli hızlı yada yavaş değişim içindedir.

Bir toplumsal yapı analizinde tarihsel gelişmeler, kültür, siyase, ekonomi, sınıf, ulus ve uluslararası ilişkiler gibi pekçok kavram incelenmelidir. Bu tür bir açıklama toplumsal yapı kavramını basit bir kronolojik tarih niteliğinden çıkarır. Toplumsal yapılar büyük terihsel dönüşümler, kırılmalar, altüst oluşlar ve kavramsal araçlar yoluyla açıklanabilir.

Toplumsal yapı analizinde kullanılacak kavramların çoğu yalnızca tanımlama işlevine sahip değil aynı zamanda normatif olan kavramlardır. Ulus, sınıf, kapitalizm, emperyalizm, birey, devlet, sermaye gibi kavramlar bir yana modern teriminin kendisi bile yeterince muğlaktır.

En genel çerçevede toplum, belli bir mekanda ve zamanda insanların ortak bir kültür ve yaşayış etrafında oluşturdukları bir birlik şeklinde tanımlanırsa bu durumda da her toplumun aynı zamanda bir tarih olarak karşımıza çıktığı görülür. Bir toplumda insan ilişkilerinin sonucunda meydana gelen sosyal olayları ve olguları anlayabilmek için onların hangi süreçte ortaya çıktıklarını bilmek gerekir ve bu da ancak konuya tarihi bir perspektif ile bakmakla mümkün olur. Başka bir deyişle toplumda ‘tarihi’ olanla ‘aktüel’ olan birbirini tamamladığından toplumun şimdiki zamanı ile geçmişini biribirinden koparmak mümkün değildir. Bugünü anlayabilmek ve yarını görebilmek için tarihi bilmek bunun içinde bir tarih şuuruna sahip olamak gerekir.

Türk toplumsal yapısını ele almak için öncelikle Orta Asya’da ki Eski Türk toplumlarının yapısını incelemek gerekir. Türk toplumsal yapısının kültür kodlarının pekçoğu Orta Asya’dadır. Türkler, Anadoluya geliş süreçlerinde tanıştıkları milletler, İslamiyete giriş döneminde öğrendikleri kültürler ve Anadoluda varolan toplumsal yapılarla yaşadığı etkileşimler sonucunda bu yapılardan aldığı ögeleri kendi milli kültürü ile sentezlemiştir. Bu etkişemler sonucunda ‘Türk’ sadece Orta Asya’dan gelen topluluğun ırksal adı olarak kullanılmamakta, Anadolu’da Türklerle birlikte yaşayan farklı etnik ve dini gruplara mensup bulunan halkaların tümüne verilen bir isimdir. ‘Türk’ ötekşeltiren, ayıran bir kavram değildir, ‘Türk’ Anadolu’yu birleştiren, bütünleştirendir. Bu bakımdan Türk Toplumu ile ifade etmek istediğimiz toplumsal yapı etnik veya dini bir ayrım yapmamaktadır.

Bu çerçevede 624 yıl gibi dünya tarihinde oldukça uzun sayılabilecek bir siyasi hakimiyet dönemini temsil etmenin yanında, en az 500 yıllık bir Anadolu barışınında mimarı olan Osmanlı İmparatorluğu, kendisinden miras kalan kültür ve medeniyet unsurları ve sorunlarıyla pekçok açıdan önem arz etmektedir. Halil İnalcık hocamızında belirttiği üzere; Türkiye’de bugün yalnız sanat, musiki, güzellik anlayışı, mutfakta değil, yaşam tarzı, davranışlar hatta toplumun din anlayışında Osmanlı’nın yaşamaya devam ettiği görülmektedir.

Türk kültürünün kökleri tarihin derinliklerine uzandığından, günümüze gelinceye kadar Türkler kendilerine ait devletleri, dinleri, töreleri, kültür, sanat ve edebiyatları ile belli bir uygarlık düzeyine mensup olmuşlardır. Son dönemlere gelinceye kadar Osmanlı’da Türk unsuru pek ifade edilmemiş olsada, Türk kültür ve medeniyeti Osmanlı’ya Selçukludan intikal eden ve yaşayan bir gelenek olmuştur. Örneğin; Türk kültür geleneğinin sürekliliğinin bir örneği olarak, Türk Dili tüm yabancı etkilere rağmen daima canlı bir biçimde varlığını sürdürmüştür. Küçük bir uç beyliğinden büyük bir imparatorluğa dönüşen Osmanlının Anadolu da siyasi birliği sağlamak üzere batıdan doğuya doğru bir yayılma eğilimi gösterip geniş göçebe Türk gruplarıyla karşılaştığı, dönemde milii kültür bilinci kendini göstermiş ve bu çerçevede Osmanlı Sultanı eski bir Türk ünvanı olan ‘ Han’ı benimsemiş, hanedan sülalesinin soyunun Oğuzlara dayandığı tezini güçlendirmek için Osmanlı parasına Kayı boyunun damgası vurulmuştur.

Türkler Budizm, Zerdüştlük, Mani dini, Yahudilik, Hristiyanlık gibi dinlerle karşılaşmış, 10. Yüzyıldan itibaren kitleler halinde İslam dinine girmişlerdir. Türklerin İslamlaşma süreci Türk tarihi için önemli olduğu kadar, İslam ve dünya tarihi için de önemlidir. İslam dininin kabulü ile çoğunluğu göçebe olan Türklerin yerleşik hayata geçiş süreci hızlanmıştır. Yerleşik hayata geçiş Türk toplumunun hayatı, tarihi, kültürü, medeniyeti, örf ve adetleri, efsaneleri ve dünya görüşlerini etkilemiştir hatta Osmanlı döneminde Türklük İslamlıkla eşdeğer hale gelmiştir.

Türklerin İran kültürünün egemen olduğu bir coğrafyada bulunmuş olmaları Fars kültür motiflerinin Türk kültürünü etkilemesine yol açmıştır. Osmanlıların daha kuruluşundan bir Avrupa devleti olmaya meylettiği göz önüne alınırsa Türk toplumsal yapısına Avrupa hatta Balkan etkisinide eklemek gerekir.

Türkler Orta Asya bozkırlarından sonra geldikleri medeniyetler beşiği Anadolu’da pekçok farklı sosyo-kültürel ögeyle karşılaşmışlardır. Bulundukları coğrafya gereği Osmanlı, Eski Türk geleneğindeki ülkenin hanedan üyeleri arasında bölünmesine karşı çıkmış, merkeziyetçi bir idare örgütlenmesi gerçekleştirmiştir. Bu merkeziyetçi yapının ortasında padişah yeralmakta, ülke içindeki herşey onun babadan kalma mülkü olarak değerlendirilmektedir. Yani Eski Türk Devlet geleneğinden kalma ‘kut’ ve ‘töre’ anlayışının yanında Ortaçağ devletlerinin doğulu ve otokratik yapısı da Osmanlı da etkisini göstermiştir.

Kuruluşta toplumun büyük bir kısmı Türklerden oluşuyor gözükse de Balkan fetihleriyle birlilkte Rum, Ermeni, Yahudi, Bulgar, Sırp, Sloven, Arnavut gibi pek çok ulusun dahil olduğu çok uluslu, çok dinli bir devlet, İstanbul’un fethinden sonra ise imparatorluk oluşmuştur. Türk toplumunda Batı’da ki kadar gelişmemiş olmakla birlikte bir sınıflaşma görülmektedir. Bu noktada sadece seyfiye, kalemiye, ilmiye olarak ayrılan saray memurlıkları ve reaya ayrımı göze çarpmaktadır. Bu gruplar yönetici sınıfı oluşturmaktadır. Her nekadar halktan ayrı bir saray teşkilatı var olsa da bu gruplarda Tanzimat Fermanı’nın ilanına kadar kul-yönetici şeklinde bir statüye sahiptirler. Reaya müslüman olsun yada olmasın vergi veren ancak yönetime katılmayan uyruklardır. Osmanlı; yönetim, ilim, tarım ve savaş olmak üzere dört meslek tanımakta sanayi ve ticaret ise gayrimüsimler tarafından yapılmaktaydı.

‘ Devşirme’ usulü ile toplanan gayrimüslim çocuklar, acemi oğlanlar ocağında eğitim görmekte, seçilenler saraya alınarak sıkı bir disiplin altında eğitim görmekte ve bunların gerçek bir dindari, devlet adamı, asker ve seçkin nitelikli birere kişi olması amaçlanmaktaydı.

Devletin temelini oluşturan padişah meşruiyetini şeriatten almaktaydı. Hukuk şer’i ve örfi olmak üzere ikiye ayrılmaktaydı. Ancak şer’i hukuk genel olarak müslümanlara uygulanmaktaydı. Kamu hukuku dışında gayrimüslim tebaa kendi hukukuna göre yargılanmaktaydı.

Bu çerçevede Anadolu’da en az 500 yıllık bir Osmanlı barışı sağlanmıştır. Türk toplumu büyük bir uygarlık mirasına sahiptir. Bu uygarlık Batı karşısında son 200 yılda görece geri düşmüştür ancak bu büyük bir medeniyete mensup bulunduğumuz gerçeğini değiştirmemektedir. Bu gerçeği kavrayabilmek dünü kavramak, bugünü anlamak ve yarını görebilmenin yegane anahtarıdır.


Kategori: Gündem Yazıları
Etiketler: Türk toplumu, toplumsal yapı, Osmanlı, ülkücü, Türk, analiz, bakış, yazı, değerlendirme, tarih, sosyoloji, aktüel, eleştiri, mümkün, uygarlık, medeniyet,
Paylaş:


Üye Paneli
Bu Davaya Can Verenler
Ahmet Paksoy
1979 - Kahramanmaraş
Ali Sefa Taşçılar
1977 - Adana
Asaf Durmuş
1979 - İstanbul
Habeş Özcan
1977 - G.Antep
Mehmet Arap
1979 - Kocaeli
Zekeriya Korkmaz
1977 - Antep