Tayland’da Bulunan Uygur Türkleri ve Türkiye – Abdulsamet Çankaya

Geçtiğimiz günlerde basına yansıyan haberde “ Tayland’da 220 Türk’ün bir ormanda polis baskını neticesinde yakalandığı” yer almıştı. Türk büyükelçiliğinin “ Olaydan haberimiz yok” açıklamasından kısa bir süre sonra orada bulunanların Uygur Türkleri olduğu anlaşılmıştı. Türk denilince sadece Türkiye Türklerinin akla gelmemesi gerektiği bu vesileyle bir kez daha kavranmış olmalıdır. Soydaşlarımız gururla Türk olduklarını ifade etmişlerdir. Sosyal medyada “Türkiye’ye sığınmak için Türk demişlerdir” gibi yorumların yer aldığı görülmüştür. Ancak buna başka manalar vermek iyi niyetle bağdaşan bir tutum değildir. Ki öyle olsa da bu soydaşlarımızın değerlerinden bir şey kaybettirmez.

Tayland’da bir orman içinde gizlenen 220 Türk’ün arasında; 45 kadın ve 53 de çocuk bulunmaktadır. Resimlerden ve yetkililerin açıklamalarından anlaşıldığına göre mülteciler arasında açlık baş göstermiştir. Bu hadise Çin’in Uygur Türklerine uyguladığı zulmü bir kez daha gözler önüne sermiştir. Uygur Türkleri komünist Çin yönetiminin yıllardır uyguladığı sistematik asimilasyona maruz kalmakta, buna direnenler ise idam ve işkencelerle şehit edilmektedir. Öte yandan Uygur Türklerinin dini vecibelerinin yerine getirilmesine de müsaade edilmemektedir. Soydaşlarımız memleketlerinden çok uzaklarda çalışmaya zorlanmakta ve ailevi bağları kesilmektedir. Dillerini unutturmak için Çin yönetimi Türkçe okuyup yazmayı engelleyici girişimlerde bulunmaktadır.

Tüm bu sosyal, siyasi, kültürel ve ekonomik zorlamalardan bunalan Uygurlar çareyi vatanlarını terk etmekte görmektedir. Bu hadise de zulme daha fazla katlanamayan soydaşlarımızın vatanlarını terk etmesi hadisesidir. “Uygar dünya” Müslümanın ve özellikle Türk’ün canı tehlikede olduğunda “üç maymunu oynamayı” adeta görev edinmiştir. Ancak İslam âleminin ve hele ki Türkiye’nin bu hadiseye duyarsız kalması anlaşılır ve kabul edilir bir tutum değildir.

Milletimiz asırlar boyunca mazlumlara kucak açmış ve zalimlerin karşısında durmuştur. Bunun son örneği Suriye’den gelen mültecilere kapılarımızı açmamızdır. 1 milyon Suriyeliye kucak açan Türkiye’nin bu soydaşlarımıza da yardım elini uzatması; insani bir görev olmanın yanında dini ve milli bir zorunluluğu da teşkil etmektedir. Aksi takdirde hükümetin mazlumları etnisite, mezhep yahut kendi politikaları gereği ayırt ettiği anlaşılacaktır.

Soydaşlarımızın Çin’e iadesi söz konusu olursa başlarına gelecek akıbet ne yazık ki cezaevi yahut idam sehpaları olacaktır. Böyle bir insanlık ayıbına ortak olmamak için soydaşlarımızın derhal ülkemize getirilmeleri gerekmektedir. Eğer bu mümkün değilse en azından Çin’e teslim edilmeyip başka bir ülkede huzur içinde yaşamaları temin edilmelidir. Kan kardeşimiz ve dindaşımız olan bu insanlar şimdi bizim vicdanlarımıza her şeye rağmen Türk olduklarını haykırıyorlar. Duyuyor musunuz?


Kategorisi: Gündem Yazıları

Sosyal Ağlarda Paylaş:

DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter