Taraf Gazetesi’nde Çıkan 16.03.2013 Tarihli Mümtaz’er Türköne’nin Sözlerine Cevaben Basın Açıklaması

İçinde bulundukları toplumdan bihaber insanların aydın ilan edilebildiği bir zamanda
yaşıyoruz. Gerçek aydını sahte aydınlardan ayırt etmenin çok zor olduğu günümüzde,
akademik unvanların aydın sıfatını hak etmek için yeterli olduğu yanılgısı hâkim.
Sahte aydınların ortak noktası, ülkemizde demokratikleşme adına milli değerlerimize
saldırmalarıdır. Oysaki tarihte milli kimliğini inkâr eden bir aydın var olmamıştır.

İnsanların fikirlerine ve ifade özgürlüklerine saygı göstermek, sahte aydınların sandığı gibi
Batı Aydınlanması ile dünyaya yayılan bir modern değer değildir. Hem İslamiyet’te hem de
Türk töresinde, başkalarının düşüncelerine saygılı olmak önemli bir yere sahiptir. Bu sebeple
başkalarının fikirlerini beyan etmelerini engellemeye çalışan herkesle mücadele etmek, biz
Türk-İslam Ülkücülerinin üzerine vazifedir. Ancak ifade özgürlüğünü Batı’dan öğrenen sahte
aydınlar, Doğu’nun baş tacı olan edeb’i ihmal etmektedirler.

Herkesin fikirleri, doğru yönde ya da yanlış yönde, değişebilir. İnsanoğlu nefs sahibidir ve
yanlış yola girmekten sadece Allah’a sığınırız. Hangi topluluğun doğru yol üzre olduğu,
ancak ahrette anlaşılacaktır.

Kabul etmemiz gerekir ki, bir insanın uzun yıllar bir dava için mücadele etmesi, bu uğurda
pek çok fedakârlıkta bulunması, ardından da bütün fikir yapısını değiştirmesi kolay değildir.
Bu kişinin hayatında öyle bir olay gerçekleşmelidir ki bakış açısı köklü bir değişikliğe
uğrasın. Eğer böyle bir olay yoksa da o kişinin geçmişte verdiği iddia edilen mücadelenin
tekrar sorgulanması gerekmektedir, özellikle de bu kişi devamlı olarak geçmişteki siyasi
yaşantısı hakkında açıklamalarda bulunuyor ya da bir zamanlar birlikte mücadele ettiği
kişileri eleştirip duruyorsa… Ne yazık ki Ülkücüler sürekli bu anlattığımıza benzer sebeplerle
saldırıya uğruyor. Son saldırı da Mümtazer Türköne’den gelmiştir.

Mümtazer Türköne 2009 yılında hâlâ Ülkücü olduğunu açıklamıştır. Bunun doğru olup
olmadığını bir kenara bırakırsak, geçen dört yıla yakın zamanda bu fikrinden cayıp caymadığı
açık değildir.

Kendisi, geçtiğimiz günlerde verdiği bir röportajda milliyetçi olduğunu söylemiş ve
Türkiye’nin ana sorununu çözerken Türk Milliyetçiliği yapanların satılmış bir hain ya
da ahmak olduğunu iddia etmiştir. Öncelikle şu soruya cevap vermesi gerekmektedir:
Milliyetçilik ona göre gerektiğinde giyilip çıkartılabilen bir gömlek midir? Dün olduğu gibi
bugün de Türk Milliyetçisi olan insanlara bu kadar ağır hakaretler yağdırmak kimsenin haddi
değildir.

Mümtazer Türköne, Başbakanı korumayı kendisine görev bilmektedir. Bizce Başbakan
gayet açık ve net konuşmuş: “Biz milliyetçiliğin her türlüsünü ayaklar altına aldık.” demiştir.
Türköne burada Başbakanın, kan esasına dayanan milliyetçiliği iddia ettiğini öne sürmektedir.
Eğer bu doğru olsaydı, Başbakan “her türlüsü” demez, “kan esasına dayanan” derdi. Ortada
apaçık bir ifade dururken niyet okuyuculuğu yapmaya çalışmaya gerek yoktur.

Mümtazer Türköne, Kürtlerin de kendilerine özgür iradeleri ile eşit ve onurlu bir yer
bulabilecekleri bir millet tanımı yapılmasını söylemektedir. Kendisi bir zamanlar içinde
bulunduğu Ülkücü Hareket’ten bu kadar mı bihaberdir? Kendisi Ülkü Ocakları’nda hiç Kürt

Ülküdaşlarımız ile sohbet etmemiş midir? Kürt de Türk’tür, Boşnak da Türk’tür, Çeçen de
Türk’tür, dünyanın neresinde zulümle Allah rızası için mücadele eden varsa o da Türk’tür.
Bu bizim bin yıllık Türk tanımımızdır. Sayın Türköne bundan daha onurlu bir Türk tanımı
yapabilecekse, buyursun, yapsın.

Son olarak da Türköne, Bişkek’te veya Aşkabat’ta yaşayan Orta Asyalı bir Türk’e değil,
Diyabakırlı, Vanlı bir Kürt’e daha yakın hissettiğini söylemiştir. İşte bunun için Mümtazer
Türköne gerçek bir Türk Milliyetçisi olamaz. Biz Türk Milliyetçileri, bu devlete bağlı
olan her Allah’ın kuluna yakınız; onlara ne kadar yakınsak Orta Asyalı her Türk’e,
Ortadoğu’da mücadele eden her Müslüman’a, Çanakkale şehitlerimize, Medine’den çekilmeyi
reddeden askerlerimize, Plevne’deki Osman Paşaya, Fatih’in ordusundaki ecdadımıza,
Mevlana’ya, Alparslan’a, Bedir’in Aslanlarına, Oğuz Kağan’a da o kadar yakınız. Bu sözü ile
Anadolu’daki Kürt ile Orta Asya’daki Türk arasına ayrım sokmuştur. Kendisi Kürt ile ortak
geleceği olduğunu iddia edebilir. Bizim, Allah’ın izniyle, hem Kürt’le hem de Orta Asyalı
Türkler ile ortak geleceğimiz olacaktır.


Kategorisi: Basın Açıklamaları

Sosyal Ağlarda Paylaş:

DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter