Suriye Türkmenlerinin Dünü Bugünü ve Yarını – Samet Taş

Ortadoğu’nun birbiriyle bağlantılı birçok sorunu bünyesinde barındırdığı tabi bir hakikattir. Bölge; kıtaların çekirdeğinde stratejik konumu veenerji kaynaklarının merkezi olması açısından küresel güçlerin dikkatini yüzyıllar boyu cezbetmiştir. Bölge halklarının bir arada yaşama iradesini gösterebilmesi için devletlerin birbirlerinin yönetimine, egemenlik haklarına gösterilecek saygı küresel ölçekte bölgenin huzuru için aranan temel şartlardır. Yaşanacak sıkıntıların bölge coğrafyasında kök salıp çözüme kavuşturulamaması kendi içerisinde nispeten istikrarı yakalamış devletlere de sirayet etmesi kaçınılmaz olacaktır. Bu bakımdan Türkiye’nin cepheleşen eksenlere dâhil olmadan tutarlı ve uzlaştırıcı bir dış politika ile bölge devletlerinin ve halklarının ortak menfaatine strateji üretmesi Ortadoğu’nun istikrarı için mühim bir gerçekliktir.

Yaşanan güncel gelişmeler ışığında Suriye şüphesiz ki bahsi geçen bölge istikrarının tesisi için merdivenin ilk basamağını oluşturmaktadır. Bu minvalde bölge üzerine strateji geliştirip olası problemleri çözüme kavuşturma girişimlerinde bulunacak her yetkili Türk, idarece bölgenin muhtelif yörelerine dağılmış ve kendini Türkiye Türklerinin bir parçası olarak gören özü kültürü ve milli mevcudiyetiyle bir Kayseriliden Erzurumludan Aydınlıdan Trabzonludan farkı olmayan Türkmenleri sorunun ana çekirdeği kabilinde görüp hareket etmesi hem bölgenin selameti hem de Türkmen varlığının devamı açısından elzemdir.

Suriye Türkmenleri üzerine: Dün, Bugün ve Yarın

Dün

İslam dininin Türkistan’a kadar yayılım alanı bulması ve Türklerin bu dini kendilerine yakın hissetmesi, Türklerin Suriye bölgesine gelişini hızlandıran en temel sebep olduğu söylenebilir.

11. yüzyıl başlarından Selçuklu Türk devleti ile birlikte bugün Suriye olarak bilinen toprakların muhtelif bölgelerine tamamen yerleşen Türk aşiretleri Selçuklu hükümdarı Atsız döneminde Şam’ı fethedip büyük bir bölgenin kontrolünü ele geçirdiler. Diğer bir ifadeyle yedi yüz seksen bin küsur kilometre kareye sahip vatanımızın fethinden evvel Suriye bize yurtluk yapmış bir memleketti. Uç beyi diye tabir edilen kavram en çok Suriye Türkmenlerini tanımlamaktaydı. Uç beyi olmak kolay değildi. Diğer boylara göre bölge Türkmenlerinin  misyonları da fazlaydı. Haçlı seferlerine karşı bölgeyi koruma, fethe giden akıncıların ardını kollama, Osmanlı döneminde Hac yolunun güvenliği gibi çağa, şartlara ve koşullara göre değişen daha birçok vazifeyi fedakârca yaptılar.

Türkler batıyı gözüne kestirmişti. İlahi bir buyruğun tebliği şarttı. Konstantin fetih olunup Kutsal Roma parçalanacaktı. Bunun için de doğudan batıya nüfus sevkiyatı şarttı. Musul Emiri İmadeddin Zengi bu minvalde Irak’taki Yıva Türkmenlerini Halep’e getirdi. Ardından Şam, Hama, Humus, Tarablusşam, Lazkiye, Rakka, İdlip Kuneytra (Golan Tepeleri), Tartus ve Deraa; Salur Avşar Bayındır Bayat boylarıyla desteklendi. Bugün adını televizyonlardan kanlı katliam haberleriyle duyduğumuz bu şehirlere, kazalarına, köylerine öz Türkçe isimler verildi, hanlar hamamlar imarethaneler bedestenler camiler yapıldı.

Yurt denildi buralara.Bir parantez açıp tarihe farklı bir pencereden bakış açısı getirecek olursak; Konstantin genç bir sultanın ve askerlerinin bahadırlığı kadar Suriye Türkmenlerinin yüzyıllar süren vazifelerine bağlılığı, azmi ve kararlılığı ile fetih olunmuştu. Lakin tarih Suriye Türkmenlerine fethin hiçbir yerinde yer vermedi. Adları anılmadı.

Türkmenler duygusal insanlardır. Çabuk inanırlar, tertemiz bir seciye billur bir kalbe sahiptirler. Adalet ve hoşgörü onları tanımlayan iki derya kelimedir. Onlar:”Ey Türk kalbinde sevgin ve kinin yan yana yaşasın” buyruğuna uymayıp kin ve nefreti hiçbir şartta öz benliğine almayanlardır.

İşte bu yüzden saadetli günler Dersaadet‘de adet edinilse de onlar unutulmuş oldukları coğrafyada kendilerini ne doğuya ne debatıya ait hissedilmemenin vermiş olduğu aidiyetsizlikle bölgenin diğer unsurlarınca katliamlara asimilasyonlara ve türlü baskılara maruz bırakıldılar.

Tarih yapraklarını hızlı bir şekilde çevirip 20. Yüzyıla bakacak olursak; Birinci Dünya savaşının kaybı ile bölgenin Fransız kontrolüne terki, Hatay’ın anavatana ilhakı ve Fransızlardan boşalan Suriye idaresinin Baas rejimine geçtiğini görürüz. Ardından 1949 yılında iktidara gelen Hüsnü Zaim dönemini saymaz isek 1966 yılına kadar 15 ihtilal gören Suriye idaresi, Orta Doğunun kurt politikacısı Hafız Esad’ın 1970 de yine bir ihtilal ile ülke yönetimine el koyması dikta bir yönetimin türlü eziyet ve şiddetini Suriye Türkmenleri üzerinde tatbik edildiğiyle karşılaşırız. Doksanlı yıllara gelindiğinde Fırat suyu meselesi Hatay’ın işgal edildiği yalanı, terör örgütü ele başının Suriye’de tutulması Türkiye-Suriye siyasi ilişkilerinin temel güzergâhını belirleyen başlıca unsurlardır.

Bugün

Suriye Türkmenlerinin bölge üzerindeki varlığı; siyasi entrikalara baskı ve asimilasyonlara rağmen tüm canlılığıyla günümüze ulaşmış durumdayken, kendi öz yurtlarında akıbetine yön tayin edeceklerin merhametine bırakılan vaziyetleri bir türlü Türkiye’nin dikkatini ekmemektedir. Bağımsız özerk otonom statüleri ne olursa olsun Türkiye dışında kalan Türklerin ağabeyi konumunda görünen Türkiye belki de tarihin hiçbir devrinde kendi kardeşlerinin feryatlarına bu kadar duyarsız kalmamıştır. Akıtılan kan Türkün kanı olunca sukutu vazife bilen idarecilerin izdüşümsel yansımaları milletin ahvaline de sirayet ediyor, özün özü konumundaki ülkücüler dışında milletimiz o derin uykusundan bir türlü titreyip uyanamıyor.

Suriye Türkmenlerinin Türk kimliği sebebiyle Esed rejimleri tarafından yıllardır mimlendiği aşikâr bir gerçekliktir. Bugün ise Türkmenler; Suriye’deki demokratik birlik partisi(PYD), Irak-Şam İslam Devleti(IŞİD) ve Esed’in kıskacındadır. Geçtiğimiz günlerde Çobanbey kasabası İŞİD tarafından işgal edildi. Lazkiye Bayır Bucak Türkmen bölgesi aynı saldırı ile karşı karşıya. Türkmenler Rakka’da bir yıla yakın süredir önce Esed rejimi sonra PYD ile şimdi de IŞİD ile savaşıyor. Bu bölgelerde bulunan Türkmenler göçe zorlanıyor veya öldürülüyor.

Şam’ın Hacerül Esvet bölgesindeki Türkmenlerin durumu ise daha vahim. Aylardır Esed kuşatması altında olan Türkmenler dış dünya ile bağlantısı kesilmiş, erzak sıkıntısı dolayısıyla açlıkla karşı karşıyadır. Humus’ta ise Esed güçleri ile Hizbullah’ın son zamanlarda çatışmalarının artması, Türkmenlerin Suriye’nin birçok bölgesinde savunmasız ve çaresiz kalmasına neden olmakta Selçuklu ve Osmanlı mirası olarak görülen ama gereken özveriyi gösteremediğimiz soydaşlarımız iyice yalnızlığa itilmektedir.

Yarın

Suriye Türkmenlerinin en büyük eksikliği Esed yönetimi altında herhangi bir teşkilatlanma imkânına sahip olamamalarıdır. Dolayısıyla siyasal muhalefet geleneğine sahip bir hareket, Suriye Türkmen toplumunu yönlendirebilecek bir örgüt ve lider/lider kadro eksikliği yaşamaktadır. Diğer tüm Suriyeli muhalif gruplar gibi Türkmenler de Suriye’de ayaklanma başladıktan sonra ülke dışında örgütlenme imkânı bulmuştur. Suriye Türkmenleri adına faaliyet gösteren “Suriye Türkmen Kitlesi” ve “Suriye Demokratik Türkmen Hareketi” adı altında iki siyasal oluşum ortaya çıkmıştır. Siyasal hareket olmamakla birlikte Türkiye merkezli ortaya çıkan Suriye Türkmenleri Platformu isimli oluşum da Suriye Türkmenlerinin liderliğini üstlenme adına partiler üstü bir girişim olarak faaliyet göstermeye başlamıştır.

Gelecekteki konumlarının belirlenmesi adına parçalı bu yapıların tek bir çatı altından birleştirilmesi ve askeri yapılanmanın tek merkezden koordine edilmesi şarttır.

Suriye Türkmenlerinin askeri yapılanmalarına vilayetler nezdinde göz atacak olursak;

a- Lazkiye Vilayeti: Lazkiye vilayetinin Bayır Bucak bölgesi Türkmen birliklerinin kontrolündedir. Lazkiye vilayetinde 12 birlik ve bu birliklerin üst yapılanması olan “Türkmen Dağı Bölüğünden” oluşmaktadır. Bu hat Lazkiye’nin kuzeyinden Hatay sınırına kadar olan alanı kapsamaktadır.
b- Humus vilayeti: Humus vilayetinde 43 Türkmen köyü bulunmaktadır. Humustaki muhalif Türkmenler kırsalda faaliyet göstermededir. Humus merkezde çok sayıda Türkmen bulunmakla birlikte Araplarla birlikte rejime karşı savaşmaktadırlar.
c- Halep vilayeti: Halep vilayetindeki Türkmen birliklerinin idaresi Ali Beşir’e bağlı olup yaklaşık 350 kilometrelik bir alanı kontrol ettiği bilinmektedir.
d- Rakka Vilayeti: Rakka’da toplam Türkmen nüfusu 15-20 bin arasındadır. Rakka’da Türkmenlerin oluşturduğu bir tane birlik olup ismi Hakkın Nuru(Enver ul Hak) dur. Urfa iline bağlı Akçakale ilçesinin karşısında er alan TelAbayad ilçesi ve ona bağlı köylerde faaliyet göstermektedir.
e- Şam Vilayeti: başkent Şam’daki Türkmen örgütlenmelerini Golan Türkmenleri oluşturmaktadır.

Suriye Türkmenleri sadece Türkiye için değil Suriye’nin demokratik geleceği için de anahtar halklardan birisidir. Suriye gelecekte tüm etnik ve mezhepsel guruplarla barış içerisinde bir arada yaşayabilecek bir ülke inşa etmek istiyorsa Türkmen varlığını kabul etmek ve diğer halklarla birlikte eşit derecede siyasal temsil vermek zorundadır. Esad yönetimin baskından ve insan hakları ihlallerinden bugüne kadar acılar çekmiş Türkmenlerin; Sünnî Araplar, Arap Alevileri, Hıristiyanlar, Dürzîler ve Şiiler ile birlikle yeni Suriye’nin siyasal ve toplumsal yaşamında yer alması Suriye ve bölge için kritik önem arz etmektedir. Sayıları 3,5 milyonu bulan Suriye Türkmenlerinin sorunları şüphesiz ki yukarıda zikrettiklerimizden ibaret değil. Çok kritik günlerin yaşandığı coğrafyamızda tarih Türkmen kıyımına şahitlik ederken en az bu kıyıma destur verenler kadar; bu kıyımı görmeyen, yazmayan, sessiz kalanları da suçlu bulacaktır.

Tanrı Türk’ü, Türk de yurdunu korusun.


Kategorisi: Gündem Yazıları

Sosyal Ağlarda Paylaş:

DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter