Şükrü Sancak Yürek Yangınımızdır – Sezer Yozgat

Daha on beşinde şehadet şerbeti içen 19 Aralık 2000 tarihinde kaybettiğimiz Şükrü Sancak vuslata ereli tam ondört yıl olmuş.

Şükrü Sancak’tı; O.

Akranları mahallede çelik çomak oynarken Zeytinburnu’nun ara sokaklarında top peşinde koşarken, O’nun ülkü adlı bir yâre gönül kaptırışıdır; O’nu vuslata erdiren.
Biz Aralık’ta uğurladık… Başbuğdan sonra bize fikriyatta bu davayı öğreten büyük ülkü insanı, her ülkücünün ilk okuduğu Bozkurtların Ölümü ve Bozkurtlar Diriliyor eserlerinin yazarı Atsız Atayı, biz, Aralık’ta uğurladık…

Doğu Türkistan mücadelesinin yiğit eri, büyük devi İsa Yusuf Alptekin’i, biz Aralık’ta uğurladık. Ülkücüler cezaevindeyken, dışarıda elit ağabeyler, “bırakın çocuklar bu işleri, işinize gücünüze bakın” diyerek sırt sıvazlarken: İkbal ve istikbali elinin tersiyle iterek davasına omuz veren ahde vefa abidesi Metin Tokdemir… İnandığı değerler uğruna, on altısında zindanlara düşen Velican Oduncu’ların kader arkadaşı, çilehanelerden çıkıp evlenen, bir kız evlat sahibi olan, cezaevlerinde tutulduğu amansız hastalıktan dolayı vefat eden, Ferhat Tüysüz ağabeyimiz… Acaba onun vefatından geriye bizlere yadigâr, bizlere emanet o küçük kız çocuğu nerdedir, ne halde ne dirliktedir. Nice niceleri… Bir de Aralık ayında uğurladığımız bu hareketin isimsiz kahramanlarından “Şükrü Sancak” gelir gözümün önüne.
Zeytinburnu, Abdûlhak Hamit Tarhan ilköğretim okulu 8. sınıf öğrencisi Şükrü Sancak’ın, Ülkücü Hareketin ilk şehidi Ruhi Kılıçkıran’ı andırırcasına, Ramazan Ayının 23. günü, “19 Aralık 2000” tarihinde, Zeytinburnu Ülkü Ocaklarına girerek içeri kurşun yağdıran kızıl itlerin kurşunlarıyla, şehadete ermesi, mıh gibi çakılır beynimize.
Ve bu dava uğruna “fî sebilillah” diyerek yürüyen yiğitler… Ciğerleri hava pompasıyla şişirilerek okulunun en üst katından atılan Dursun Önkuzu, okulda mahsur kalan arkadaşlarına ekmek götürürken şehadete eren Süleyman Özmen, fakülte koridorlarında kurşunlara hedef olan Yusuf İmamoğlu, tabut bulunamayarak, kar altında battaniyeye sarılarak uğurlanan Mustafa Erolumuz…
Onlar bizim yüz akımız, onlar bizim şerefli mazimizdir.

Yetmiş sekizin nisanında, Tandoğan meydanına yürüyen Başbuğum ve yeminli yüz binler gelir aklıma… Ve bizim, Tandoğan meydanında yürüyüşümüz, liderin “Türkiye” haykırışına “burada” diye ses verişimiz… “Ne Mutlu Türküm Diyene” sedalarının gökyüzünü kaplayışıdır; dosta güven, düşmana korku salan.
Gün bey gelir, gözümün önüne. Bebeleri ve eşi, gözünün önünde, şehadet şerbetini içmişti. Yolgeçen hanı olan gümrükleri, namus kapısı haline getiren ve yalları kesilen köpeklerin, kanlı gözlerinden kalleş duygularıyla namlulara yazılmasıyla Gün Sazak’ın şehadetidir; yürek yakan…
Eylülleri hatırlarım bir an. Yaşandığında, dünyada olmadığımız, büyüklerimizden dinlediğimiz eylüllerdir onlar. Başbuğumuz ve Yusuf soylu yiğitlerin zindanlarda dokuz yiğidin darağacında olduğu yıllardır

Gönül ateşiyle, yeniden tutuşan ocakları bilirim…
Söğütözünde sevdalarını satanlar, kara kışta ülkücüleri yollara dökenler, başka yerde yaban olanlar vardır bir de.
Nisanlar gelir aklıma, kahrolası nisan… Doyamadığımız Başbuğumuz gelir aklımıza. Bizlere dünya gözüyle görmenin nasip olmadığı; Başbuğumuz… Afiş asarken kurşunlanan Fethi Aslanhan… Evlatlarının gözü önünde kurşunlanan, Malkara Belediye Başkanımız Mehmet Dölkan…
Neden acaba neden hep biz?
Gamı, kederi, çileyi çeken biz…
Test ve tost arasında hayat süren dershanelerdeki gençlerimiz, parklarda saman alevi aşklarla liseli gençler, statlarda çığırtkanlık yapanlar, sevdiği sanatçı için gözyaşı döken
kendini paralayanlar
Bir yanda onlar… Bir yanda biz…
Ve test-tost arasında sıkışıp kalanlara inat Şükrüleşişimiz… Sancaklaşışımız…
Şükrümüz; Sancağımız bizim…
Rahmetli Şükrü Sancak, ailece Zeytinburnu ilçesinde yaşamaktaydı. Evinin tek erkek evladı, bacısı Işık’ın tek kardeşiydi. Yazları gidip memleketi Edirne’de tarlada, bahçede çalışıyordu. Babası pazarcılık, annesi terzilik yapıyordu. 2000 yılının Ramazan ayında bayrama tam bir hafta kala, ülkenin içinde bulunduğu ortamda, terörist kampları haline gelen cezaevlerindeki mahkûmların f tipi cezaevlerine nakli sırasında yaşananları protesto etmeye kalkan, ağzı salyalı itler yollarını Zeytinburnu Ülkü Ocaklarına çevirmişti.
Evi arayarak annesine iftara gelemeyeceğini bildiren Şükrü, iftarı o gün ocakta yapacaktı. Ocakta, iftar o gün, onların sırasıydı. O gün ise Zeytinburnu Ülkü Ocaklarının ocağın dışında bir mekânda iftar yemeği vardı. Ocakta üç arkadaştılar. İftara vakitler yaklaşırken sıcacık pideler fırından alınmış, yemekler hazırlanmış, evlerden annelerin getirdikleri sofraya konmuştu.

Elleriyle yapmıştı salatayı da Şükrü. Bir anda kapının çalmasıyla iftara biri daha katılacak diyerek bakarlarken, açılan kapıdan içeriye, elleri kanlı insan bozmaları girmiş içeriye kurşun yağdırıyorlardı. Ocakta bulunan iki arkadaşı, kurşunlarla yaralanırken Şükrü uçmağa varıyordu.
Ülkücüler, bambaşka bir acıyla gark oldular. Tez duyuldu kara haber. Ülkücüler, koştu geldi. Hastaneye vardılar. Acı haber vurdu suratlarına… Şükrü SANCAK vefat etmişti.
Bu hareketin güngörmüş, çilesini çekmiş, davasından ödün vermemiş ağabeyleri, bu duyguları çok yaşamıştı. Şükrü bizim aşağı yukarı yaş akranımızdı. Genç ülkücüler, o ocaklarda dinledikleri ülkücü şehitler kervanına uğurluyorlardı, Şükrü’yü…
Şükrü bizim yüz akımız oldu. Şimdi İmamoğlu ile Velican ile yan yana…
O günlerde kaleme aldığım o anların yaşandığı solukta kaleme aldığım şiirimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Daha Yaprakları Açmadan Solan Son Güle…
Daha çocuktu
Çocuk yaştaydı
Gamın kederin çilenin ızdırabın
Boy boy yüreklere gömüldüğü bilinen
Ülkü Ocakları
Sanki onun yuvası ülküsü ise aşkıydı
Arkadaşları bir gül koparır
Sevgiliye uzatır
O ise yalın kılıç Avşar Başbuğunun izinde
Ağabeylerinden öğrendiği kutlu davada
Sanki yüce dileğe at koşturmakta
Doğu Türkistan’da soydaşlarına gözyaşı dökmekte
O kim mi?
O bir ülkü çocuğu
O bir ülkü eri
Cami önünde can veren Yavuz Çalışkan
Yurt odasında bombalanan Mustafa Erol
Cuma namazından eve giderken;
Şehadete eren Mehmet Dölkan
O ise iftar saatinde niyetli ağız
Hep kahpe namluların serseri kurşunlarına hedef olmakta
Anaların gözü yaşlı
Babaların yüreği dağlı
Ülküdaşları Ona destan yazmakta
Sen şehit oğlu şehit
Selam Ruhi’ye, Selam Pehlivanoğlu’na
Selam yaprakları açmadan son güle
Şükrü’ye…

Ruhi Kılıçkıran’dan Mustafa Pehlivanoğlu’na Şükrü Sancak’tan Cengiz Akyıldız’a kadar ilk şehitten son şehidimize kadar Ülkücü Şehitlerimize Allah (c.c.) ‘dan Rahmet diliyorum. Ruhunuz şad mekanınız cennet olsun.


Kategorisi: Gündem Yazıları

Sosyal Ağlarda Paylaş:

DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter