Stratejik Derinlik’ten Ulusal Güvenlik Zaafiyeti’ne – Hasan Eralaca

Türkiye Siyasetine yakın bir zamanda giren ‘’Stratejik Derinlik’’ tabiri şuan Başbakan konumunda olan bir akademisyen tarafından ortaya atılan fikirler olarak ele alınabilir. Nitekim Başbakan Ahmet Davutoğlu , Stratejik Derinlik derken Türkiye’nin Osmanlı İmparatorluğu mirasıyla ilişkilerini göstermekte ve Medeniyet havzasının yattığı Balkanlar-Anadolu-Ortadoğu – Kuzey Afrika – Batı Asya bölgesiyle olan tarihi ve organik bağlarının yüklediği sorumluluklar dairesinde bir gelecek tasavvuru geliştirmekteydi. Nitekim Muhafazakar kesimin nezdinde bir heyecan uyanmasına yeterli gelecek düzeyde gelecek vaat eden ve bu vaatleri tarihi ve kültürel bir temellendirme ile okuyucuya benimseten Davutoğlu Büyük Türkiye’nin fikir babası olmak davasındaydı.
Aradan geçen uzun yıllar ve tek başına iktidar olmanın verdiği güç ile Stratejik Derinlik her fırsatta bir önerme olarak Milletimizin önüne sunuldu. Ve dahi bazı kesimler ‘’Devlet Stratejisinin derinliğine vakıf olamayacak kadar sığ zihniyetli’’ olmakla itham edilerek ötekileştirildi. Cumhuriyet’in temel direkleri fazla içe kapanık olarak nitelendirilirken Parlamenter sistem delinmesi gereken bir kabuk olarak görüldü. Neticede bu Strateji hayata geçirildi ve Türkiye henüz hazır olmadığı bir anda sınırlarının ötesinde yanmakta olan ateşin ortasına atıldı.
Stratejik Derinliğin ilk ürünü Habur rezaletiydi. Devletimizin bekasına , Milletimizin birlik ve beraberliğine alenen göz dikmiş olan PKK militanları Devlet töreniyle sınırlardan içeri sokuldu. Sözde barış olacak , bu barış Ortadoğu’ya yeni bir dönem müjdeleyecekti. Ancak PKK’nın yığınak yapmasından başka bir işe yaramadı. Yeni bir döneme giren Ortadoğu değil Türkiye oldu. Stratejik Derinlik ikici defa karşımıza çıktığında Oslo görüşmeleri başlamış Bölücü Terör ile , paylaşılanın ne olduğunu bilmediğimiz bir pazarlık süreci başlamıştı. ‘’Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da size sorun çıkaran Vali , Emniyet Müdürü , Garnizon komutanı kim varsa söyleyin görevden alalım’’ sözleriyle tarihe derin bir yara bırakan bu süreç de PKK’yı Batı Kamuoyunun gözünde ‘’Muteber Otorite’’ haline getirmekten başka sonuç vermedi. Stratejik Derinlik en son kendini gösterdiğinde Kobani diye de anılan Ayn-el Arap şehri PKK tarafından ele geçirilmeye çalışılıyordu. Derin Stratejimizin tek argümanı Esad kini olduğundan dolayı Kobani direnişçilerine selam yollandı. ‘’Düşmanımın düşmanı dostumdur’’ felsefesiyle yola çıkan bir Parti Stratejisinin nasıl çöktüğünü tüm Dünya çekirdek çitleyerek izledi. Böylece Ülkemiz , Ortadoğu’daki düşman güçlerin mücadele sahası haline geliyordu.
21. Yüzyılda bir çok Terör Örgütünün Halkı korkutmak ve sindirmek amacıyla İntihar saldırılarını bir algı yönetimi vasıtası olarak kullandığını biliyoruz. Bizim Ülkemiz de özellikle son yıllarda artmakla birlikte bir çok intihar saldırısının hedefi oldu ve yurttaşlarımız bu eylemler sonucu hayatını kaybetti. Türkiye’de günümüze dek 13′ü PKK , 5′i Irak ve Şam İslam Devleti , 4′ü Devrimci Halk Kurtuluş Partisi Cephesi , 2′si El-Kaide’nin Türkiye yapılanması , 2′si ise Kürdistan Özgürlük Şahinleri’ne mensup teröristler tarafından olmak üzere 26 intihar saldırısı gerçekleşti. Bu saldırıların tamamında , saldırıyı gerçekleştiren teröristler hayatını kaybederken , 17 saldırıda toplamda 340 kişi öldü. Saldırıların 11′i İstanbul , 5′i Ankara , 3′ü Van , 7′si ise Adana , Bingöl , Diyarbakır , Hakkari, Sivas , Şanlıurfa ve Tunceli İllerindeydi. Bu saldırıların yanı sıra , biri PKK diğeri ise Devrimci Halk Kurtuluş Partisi Cephesi mensubu olan teröristler tarafından düzenlenmesi planlanan iki bombalı saldırı farklı sebeplerden ötürü teröristlerin üzerindeki patlayıcıların infilak etmesi sonucu gerçekleştirilemedi ve eylemci teröristler dışında kimse zarar görmedi.
Ülkemizdeki ilk intihar saldırısı 30 Haziran 1996′da PKK tarafından Tunceli’de gerçekleştirildi.
• Askeri personelin hedef alındığı saldırı 8 askerimizin şehit düşmesiyle sonuçlandı.
• 25 Ekim 1996′da Adana’da yine PKK tarafından gerçekleştirilen ve polisleri hedef alan ülke tarihindeki ikinci intihar saldırısında ilk kez bir sivil hayatını kaybetti.
• 1 Aralık 1998′de Lice’de PKK’ya mensup bir eylemcinin markete düzenlediği saldırıda ilk kez sivillerin yoğunlukta olduğu bir yer hedef alındı.
• 24 Aralık 1998′de bir PKKlı teröristin Van’da düzenlediği saldırıda ilk kez bir çocuk hayatını kaybetti. PKKlı teröristlerin gerçekleştirdiği ilk 7 intihar saldırısında kadın eylemciler kullanılırken 20 Mart 1999′da Başkale’deki saldırıyla birlikte erkek intihar eylemcileri de eylem gerçekleştirmeye başladı.
• Devrimci Halk Kurtuluş Partisi Cephesi 3 Ocak 2001′de İstanbul’da örgüt adına ilk intihar eylemini düzenledi.
• 15 Kasım 2003′te El-Kaide’nin Türkiye yapılanması kendi adına Ülkedeki ilk intihar saldırısını düzenlerken İstanbul’daki iki ayrı hedefe birkaç dakika arayla gerçekleştirilen saldırılarda ilk kez bomba yüklü araçlar kullanıldı ve ibadet yerleri hedef alındı.
• 20 Kasım’da aynı örgüt yine birkaç dakika arayla İstanbul’daki iki ayrı hedefe aynı yöntemle saldırdı. İlkinde 28 , ikincisinde ise 31 can kaybının yaşandığı saldırılar o zaman için ülkemizde en çok ölüme sebebiyet veren saldırılar konumundaydı.
• 6 Ocak 2015′te ilk kez Irak ve Şam İslam Devleti ile bağlantısı bulunan bir kişi tarafından İstanbul’da bir intihar eylemi düzenlendi. Aynı örgüte bağlı olan bir eylemci 20 Temmuz 2015′te Suruç’taki saldırıda 34 kişinin ölümüne sebep oldu.
• 10 Ekim 2015′te Ankara’da iki kişi tarafından üç saniye arayla infilak ettirilen patlayıcılar sebebiyle 102 kişi yaşamını yitirdi. Ve bu olay en çok ölümle sonuçlanan intihar saldırısı olarak tarihe geçti.
• 17 Şubat 2016′da Ankara’da ilk kez Kürdistan Özgürlük Şahinleri mensubu teröristler tarafından bir intihar saldırısı gerçekleştirildi.
Tarihi geçmişi itibariyle Türkiye’de gerçekleştirilen bombalı saldırıların son 15 yılda büyük artış göstermesi dikkate değer bir durumdur. 2003 yılından itibaren gerçekleştirilen bombalı saldırılarda , faillerin farklı ideolojik kanatlardan olduğuna da dikkat çekmek zorundayız. Önceleri Ülkemizi sadece bölücü terör tehdit ederken , geldiğimiz noktada Ortadoğu’nun kukla örgütlerinin tümü namluyu Türk Milletine çevirmiş durumdadır. Şüphesiz bundaki en büyük etken Dış Politikamızın sağlam temellere oturmayışıdır. Ülkemiz yanlış zamanlama ve yanlış politikalar ile , Medeniyetimizin yayılım alanlarının ortasına terk edilmiş ve istikbalimiz burada yanan ateşin insafına bırakılmıştır.
Şimdiye kadar topraklarımız dışında etkinlik gösteren ve sızma hareketleri dışında Ülkemizde faaliyet gösterme fırsatını hiç yakalayamamış olan örgütler bugün şehirlerimizi kurtarılmış bölge ilan etme mücadelesi verebilmektedirler. Sınırlarımızın kevgire dönmesinde ve Ulusal Güvenliğimizin zafiyete uğramasının arkasında 15 yıldır yürütülen yanlış politikalar yatmaktadır. ‘’Sınırlarımız genişleyecek’’ vaadiyle bu zamana kadar verilen tavizler Devletimize ve Milletimize kast eden terör örgütlerinin Ülkemizde rahatça yuvalanmasına sebep oldu. Çözüm süreci , Oslo Görüşmeleri ve Habur Rezaleti sonucu Ülkemize giren ihanet şebekeleri bugün var gücü ile Ulusal güvenliğimizi tehdit ediyorlar. Sözde kantonlar ilan etme çabaları dahi tehlikenin boyutunu gözler önüne sermektedir. Bundan önce dağda ve kırsalda tutunmaya çalışan PKK artık şehirlerde askerimize ve polisimize karşı direnme cüreti gösteriyor. Ülkemizin Güneydoğusundaki şehirler birer birer asker ve polisimiz tarafından temizlenirken ‘’Buralara bu yığınak yapılırken siz neredeydiniz’’ sorusunun da birilerine sorulması gerekiyor. Zira bu soru sorulmazsa 9 ayda verdiğimiz 350 şehidin kanı yerde kalacaktır.
Geldiğimiz noktada Ülkemizde yaşayan hiçbir yurttaşın kendini güvende hissetmemesi Ulusal Güvenlik Zaafiyetinin bir sonucudur. Zira Devletimize ve Milletimize karşı gerçekleştirilen saldırılar Milli mukavemetimizi kırmakta ve Milletimizi bir güvensizlik psikolojisine itmektedir. Siyasetçilerin yanlış politikaları Devletimizi de yanlışa sürüklemektedir..


Kategorisi: Gündem Yazıları

Sosyal Ağlarda Paylaş:

DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter