Stratejik Derinlik Bağlamında Ortadoğu Politikasına Dair Notlar – Mehmet Parlar

Bugün Irak ve Suriye devletlerinin resmi toprağı olarak gözüken alanlar, Anadolu’dan çok daha  önce Türklerin yurt tuttuğu yerlerdi. Türkler 1000 yıldır Irak ve Suriye’nin büyük bir bölümünde  mukim bulunmaktadır. Türkmeneli olarak adlanan bu bölge Suriye’de Lazkiye’den başlayarak Halep,  Hama, Humus ve Rakka’dan; Irak’ta Telafer, Musul, Kerkük, Erbil’e kadar uzanan bir coğrafyayı  kapsamaktadır. Bu toprakların birçok köşesi, Türkler tarafından inşa edilen cami, kervansaray,  medrese, çeşme, hamam vs. eserlerle süslüdür. (Irak’ın ABD tarafından işgal edildiği günlerde birçok  Türk eseri yıkılmış yahut tahrip edilmiştir.)

Hatırlayacağınız üzere ABD, Irak’ı işgal ettiğinde, peşmergeler Kerkük’e girmiş; ilk iş olarak tapu ve  nüfus müdürlüklerini işgal ederek, tüm belgeleri imha etmişti. Bu durum, bölgede Türk izlerinin  silinmesini ve Türklüğe dair hiçbir somut belgenin bırakılmamasını hedeflemekteydi. Bu gelişmelerin  ardından Türkmenlerin yoğun olduğu semt ve mahallelere, Irak’ın kuzey bölgelerinden getirilen  Kürtler yerleştirilmeye başlandı. Türkmen kentlerinin demografik yapılarını değiştirmek ve ilerleyen  süreçte bu bölgeleri kendi topraklarına katmak fikri; hiçbir devlet tecrübesi olmayan aşiret reislerince  düşünülmüştü.

Türkiye, AKP iktidarının ilk yıllarında bir devlet hassasiyeti olarak devraldığı “Kerkük- Musul kırmızı  çizgimizdir”, “Irak’ın kuzeyinde kurulacak bir Kürt devletini savaş sebebi sayarız” noktasından; “Kerkük sizin iç işinizdir” ve “Türkiye’ye bir kedi bile vermem” aşamasına gelmiştir. Bununla da yetinilmemiş,  sözde Kürt yönetiminin her türlü ihtiyacı Türkiye’den karşılanmış ve hatta Irak merkezi hükumetinin  tüm itirazlarına rağmen, Kürt petrolünün satışı da ülkemiz üzerinden yapılmıştır.

Sözde Kürt yönetimi, Türkiye eliyle palazlandırılırken, bunun karşılığında ne aldığımız sorusuna somut  bir cevap bulamamaktayız. Yaptığımız bunca iyilik karşısında, bölgesel Kürt yönetimi PKK’ya karşı  herhangi bir olumsuz tavır almış mıdır? Türkmenlerin sosyal, kültürel ve ekonomik anlamda bir hak  artışı olmuş mudur? Bu soruların hiçbir olumlu ve somut karşılığı bulunmamaktadır.

O halde “büyük devlet”, “lider devlet” diye yutturulmaya çalışılan dolmalar neyin nesidir?

Öte yandan Suriye’de yaşanan insanlık dramı karşısında bolca demeç vermekten başka ne  yapılmaktadır? 2 Milyon insanın çeşitli ülkelere kaçtığı, yüz binden fazla kişinin yaşamını kaybettiği ve  milyonlarca insanın açlık, susuzluk ve çileyle bekleştiği bir Suriye fotoğrafı karşımızda durmaktadır.  Burada yaşayan soydaşlarımıza gönderilen silahlar neden kendilerine ulaşmamaktadır? Suriye konusu  uluslararası gündemden neden düşmüştür?  Tüm bu sorular ve cevapları, siyasi iktidarın dış politika da “çuvalladığını” göstermektedir. Türkiye,  kendi tarihi ve kültürel dinamiklerini tanımayan, bölgede hiçbir caydırıcı hamlesi bulunmayan ve  günübirlik politikalarla “anı kurtarma” hamlelerinden öteye gidemeyen bir ülke haline dönüşmüştür.

“Büyük devlet” ve ” stratejik derinlik” sahibi olmak için; “büyük” ve “stratejik” hedef ve projeleriniz  olmalıdır. Sınırlarımızın hemen ötesinde bulunan milyonlarca soydaşımız için elle tutulur, gözle  görülür hiçbir hedef yahut projeniz yoksa dünyayla ilgili nasıl bir iddia ve idealiniz olabilir?

Bugün Irak ve Suriye’de 5 milyona yaklaşan Türkmen soydaşımız yaşamaktadır. Bu insanlar  geleceklerinden emin olmadıkları gibi, her an ölümle burun buruna yaşamaktadır. Türkmenlere sahip  çıkmayan, onlara güvence vermeyen bir devletin, kabile reisleri kadar “stratejik derinliğe” sahip  olmayan bir devletin; ne uluslararası platformda ne de milletin vicdanında hiçbir karşılığı bulunmaz!


Kategorisi: Gündem Yazıları

Sosyal Ağlarda Paylaş:

DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter