Genel Başkanımız Olcay Kılavuz Ortadoğu Gazetesi’ne Röportaj Verdi

Sayın Genel Başkan, öncelikle Türkiye’nin ve sizlerin bu yoğun gündeminde bizlere bir kez daha vakit ayırdığınız için teşekkürlerimi sunuyorum. İlk olarak geçtiğimiz aylarda Ankara’da düzenlenen “Türk Gençlik Kurultayı” hakkındaki değerlendirmelerinizi alabilir miyiz?

- Öncelikle bize bu imkânı verdiğiniz için şahsınıza ve Ortadoğu Gazetesine teşekkürlerimi sunuyorum. Bildiğiniz gibi, 8 Şubat tarihinde ülkenin her bir köşesinden ülküdaşlarımızın katılımıyla bir Türk Gençlik Çalıştayı düzenlenmiştir. Çalıştayda; Türk Gençliği ve Terör, Türk Gençliği ve Milli Kimlik, Türk Gençliğinin Sosyo- Ekonomik Sorunları, Türk Gençliğinin Tarihi Süreçteki Vizyonu ve Misyonu başlıklı konular derinlemesine incelenmiş ve tartışılmıştır. Bu çalıştayımızın sonuç bildirgesi ise 9 Şubat tarihinde Ankara Arena’da kamuoyuna ilan edilmiştir. Çalıştay Türk milliyetçiliği fikir sistemi içerisinde yetişen ülküdaşlarımızın genelde Türk milleti, özelde Türk gençliğinin sorunları üzerinde yaptığı bir zihin faaliyetidir.
9 Şubat’ta gerçekleştirilen Türk Gençlik Kurultayı ülküdaşlarımızın birlik ve beraberliğinin pekişmesine, moral ve heyecanlarının artmasına vesile olmuştur. On binlerce ülkücü memleketimizin farklı köşelerinden kurultayımıza katılmış ve birbirleriyle kucaklaşmıştır.
Ülkücü Hareketin Lideri Sayın Devlet Bahçeli Bey’in kurultaya katılımı salondaki coşkunun artmasına vesile olmuştur. Liderimizin yaptığı konuşma hem ülküdaşlarımız hem de tüm vatandaşlarımız için büyük önem taşıyan bir mesaj niteliğinde olmuştur. Sayın Genel Başkanımız Ülkücü gençliğin Türkiye’nin teminatı olduğunu vurgulamış, Türk gençliğinin vazife ve sorumluluklarının farkında olması ve bu şuurla geleceğe hazırlanması gerektiğini belirtmiştir.
Kurultayımız Türk milliyetçilerine yakışan bir olgunluk ve güzellik içerisinde sona ermiştir.
Sayın Genel Başkan, göreve geldiğiniz günden bu yana Türkiye genelinde birçok il ve ilçe ocağı ziyaret ettiniz. Bu konudaki duygu ve düşüncelerinizi bizimle paylaşır mısınız?

-9 Aralık 2012 tarihinde Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı görevine başladığımızdan bu yana Türkiye genelinde altmışa yakın ilimizi ziyaret ettik. Ziyaretlerimiz önümüzdeki süreçte de devam edecektir. Ülkenin gerçek sahibi Türk Milliyetçileri Ülkücüler olarak ülkemizin dört bir yanını karış karış gezip öldürülmeye çalışılan millet ruhunu diriltmeye gayret göstereceğiz. Şimdiye kadar ziyaret ettiğimiz şehirlerimizde gördüğümüz manzara bizi ziyadesi ile mutlu etmiştir. Ülkü Ocakları olarak bize gösterilen teveccüh imanımızı kamçılamış, azmimizi arttırmıştır. Özellikle, Türk milleti ailesinin şerefli fertlerinin yaşadığı Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerinde Türkiye’nin içinde bulunduğu sürecin tam aksi yönünde bir karşılık bulduk. Vatandaşlarımızın hayır duası hareketimizin üzerinedir. Onların sevgisi bizimle birliktedir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesindeki temsilciliklerimiz yaptığımız ziyaretlerimizden ciddi memnuniyet duymuştur. Onların kırılmaya çalışılan çelikleşmiş iradesi ziyaretimiz neticesinde perçinlenmiş gözlerindeki ümit ışığı daha parlak bir hal almıştır. Türk milliyetçileri güven tazelemiş, iman depolamıştır. Ziyaretlerimizden çıkaracağımız en net sonuç şudur ki şartlar ve mücadele ne kadar çetin bir hal alırsa alsın Türk İslam Davasının yılmaz neferleri kavli karar etmiştir. Tek çare milliyetçi ülkücü harekettir.

Türkiye’nin şu an en önemli gündem maddesi AKP-PKK arasındaki pazarlık sürecidir. Ülkü Ocakları olarak bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu süreci Türkiye’nin milli birlik ve bütünlüğünü sarsacak bir yıkım süreci olarak görüyoruz. Bir hukuk devleti olan Türkiye’nin bölücü bir örgütü muhatap alması, taleplerini gerçekleştirmesi asla kabul edilemez. Binlerce insanımızın can verdiği, bedel ödediği bir sürecin insanlarımıza “çözüm süreci” diye süslü bir tabirle sunulmaya çalışılması AKP’nin ve yandaş medyanın bir zihin bulandırma operasyonu olarak görülmektedir. Bu yıkım projesinin karşısında muhkem bir kale gibi duran milliyetçi-ülkücü hareketin mensupları itibarsızlaştırılmaya çalışılmaktadır. Ancak ne yaparlarsa yapsınlar Türk milliyetçilerinin bu konudaki duruşu ve tavrı değişmeyecektir. Biz var oldukça Türk milletinin geleceği hain emellere kurban edilemeyecektir.
Bazı şahıs ve çevrelerin, ülkücü sıfatını kullanarak bu süreci desteklediklerini ifade ettikleri görülüyor, bu konudaki görüşleriniz nedir?
Şimdilerde ülkemiz bir buhranın içerisindedir. Ülkemizin milleti ve devleti ile yüksek risk ve tehlikelerle karşı karşıya olduğunu biliyoruz. Bu buhranın ve tehlikenin içerisinde ülkücüler tarihin yüklediği görevi bir kez daha yapmak durumundadır. Ülkücü hareket Türk milletinin kendinden kopma noktasına geldiği, devletin ortadan kalkma tehlikesine düştüğü bu zamanda süreci iyi okumalı analizi doğru yapmalıdır. Kendisine, iyi niyet maskesi takarak yanaşmaya çalışanlara karşı elbette ki uyanık olmalıdır. Rahmetli Başbuğum Alparslan Türkeş yıllar evvelinde Türk Milliyetçilinin, ülkücülüğün yalnızca Milliyetçi Hareket çatısı altında icra edilebileceğini, bunun dışında iddia sahibi olanların Türk Milletine, Türk Milliyetçiliği ülkümüze hizmet etmek biryana sadece halt ettiklerini söylemişti. Zannediyorum ki Başbuğumuzun bu veciz ifadesi söz konusu şahıslar için bir cevap niteliğindedir.

Özellikle son aylarda üniversitelerde yaşanan olayları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Maalesef hükümetin açılım politikalarından güç alan terör uzantıları birçok üniversitemizde ülküdaşlarımızı hedef alan saldırılar gerçekleştirmektedir.Ortaya çıktığı günden beri okulları basan, öğretmenlerimizi şehit eden, terör örgütü ve onun şehir eşkıyaları bugün de hain elebaşlarının meşrebi doğrultusunda eğitim-öğretim yuvası olan okullarımıza, öğrencilerimize saldırmaktadır. Okulla alakası olmayan bu terör uzantıları, ülküdaşlarımızın eğitim hayatlarını engellemek için her yola başvurmaktadır. Terör örgütü PKK’nın şehir uzantıları, hükümetten ve okul idaresindeki terör örgütü işbirlikçilerinden yüz bularak okullarımızı savaş alanına çevirmiştir. Ülkemizin birçok yerinde buna yine benzer olaylar yaşanmaktadır.Kars Kafkas Üniversitesi’nde, şehir teröristleri öğrencilere saldırmış, Hacettepe Üniversitesi’nde düzenlenen Çanakkale şehitlerini anma etkinliğinde ise şehir teröristleri gençlerimize ve memleketimizin polislerine zor anlar yaşatmışlardır. Ankara’nın göbeğinde, Ankara Üniversitesi Hukuk Cebeci Kampüsü’nde, Nevruz kutlaması adı altında yapılan terör eyleminde, üzerinde “Öcalana özgürlük, Kürdistan’a statü.” yazılı bir pankart açılmıştır. Üniversite’de öğrenci olmayan kişiler, sırf bu faaliyete girmek için kampüse doluşmuştur. Bu azgın kalabalık önlerine gelen her şeye saldırmış, fakülte binalarına zarar vermiş, pek çok camı kırmış, polisleri ve 3 güvenlik görevlisini yaralamıştır. Bartın Üniversitesi’nde yine benzer hain saldırılar yaşanmıştır. Terör örgütünün üniversite ayağını oluşturan saldırganlar, taş ve sopalarla öğrencilerin üzerine yürümüştür.
Üniversitelerdeki çatışmaların en vahimi ise önceki günlerde Muğla’da yaşanmış, terör örgütünün şehir uzantısı, devlet yurdunda silahlı saldırıda bulunmuştur. 5 üniversite öğrencisi odalarına hapsedilmeye çalışılmış, öğrenciler yurttan çıkmayı denediklerinde üzerlerine teröristler tarafından ateş açılmıştır. Çağırılan polis, teröristler ile uğraşacağına PKK’lılar tarafından odaya hapsedilen öğrencilere saldırmıştır. Teröristlere karşı devletin yurdunda devletin polisinden yardım bekleyen öğrenciler coplanmış, hırpalanmıştır. Devlet yurdunun içinde bunlar yaşanırken, yurdun önünde arkadaşlarına yardım etmek için toplanan öğrenciler, başka bir noktada toplanan PKK’lıların saldırısına uğramıştır. Felaketler zinciri bununla da sona ermemiş, PKK’lıların saldırısına uğrayan bu 46 öğrenci, polis tarafından gözaltına alınmıştır. Bir yanda devlet yurdunda PKK’lılar tarafından hapis tutulan öğrenciler polis tarafından coplanıyor, diğer yanda arkadaşlarına yardıma gelen öğrenciler PKK’lı bir grubun saldırısına uğradıktan sonra gözaltına alınıyor. Şimdi bunlar yaşanırken biz de haklı olarak soruyoruz, bu polis kimin polisi? Ve vicdan sahibi Türk Milletine soruyoruz: Bu yaşananlar sağ-sol çatışması mıdır, yoksa vatan savunması mıdır? Hükümete soruyoruz: Ülkücülere itidal çağrısı yapılırken neden terör örgütüne pirim verilmektedir?

Geleceğimizin teminatı, eli kalem tutan neslimiz tehlike altındadır. Ailelerinin bin bir zorluklarla okula gönderdikleri gençler, her gün ölüm tehlikesi ile burun buruna gelmektedir. Hal böyle iken tüm uyarılarımıza rağmen ne yazık ki üniversite yönetimleri de bu hainlere gereken müdahalede bulunmamaktadır.Üniversite yönetimlerinin siyasal konjonktürün kendilerine dayattığı, milli olan her şeye karşı olma ve milli olanı yok etme sevdası karşısında aciz kalışı gün gibi ortadadır.Süreci şimdilik temkinli ancak kararlılıkla takip ediyoruz. Üniversite yönetimlerinin bir an önce içine düştükleri bu büyük yanlıştan dönmelerini, evlatlarımızdan özür dilenerek kaybolan haklarının teslimini bekliyoruz. Ülkücü öğrencilere yönelen bu saldırılar,bizleri kavgaya ve ülkemizi sonu belli olmayan bir kaosa sürüklemek için maksatlı ve sistemli bir şekilde yapılmaktadır. Amaçları ülkücülerin halk nezdinde itibarını düşürmek, milliyetçi öğrencilerin ise okullarıyla olan bağlarını kesmektir. Elbette tüm ülkücülerin kendisini savunma hakkı vardır ve gerektiğinde bu hakkını kullanmalıdır.Ancak ülkücü gençler hiçbir zaman kavganın başlatıcısı olmayacaktır. Tepkilerimizi hukuk çerçevesi içinde vermemiz gerekmektedir.Arkadaşlarımız provokasyonlara ve kumpaslara karşı son derece uyanık olmalıdır.

Sayın Genel Başkan son olarak okuyucularımıza ve Ülküdaşlarınıza vereceğiniz mesajlar varsa onları alabilir miyiz?
Kendisini Türk hisseden, Türklüğü benimseyen ve Türk milletine, Türk devletine hizmet aşkı taşımak şiarı ile yola çıkan ve gerektiğinde bu aşk uğrunda bedel ödeyen ve ödemekten de çekinmeyen Ülkü Ocakları Türk milletinin gençlik aşısı olan yegâne harekettir ve ilelebet var olmaya devam edecektir. Kim ne söylerse söylesin ne düşünürse düşünsün, hangi bölücü planlara hizmet ederse etsin bizler Türk milletinden taraf olmaya devam edeceğiz. Bizler, Türk Ülkücüleri olarak ihanete düşenlere rağmen milliyetçiliği hep el üstünde tutacağız.
Böyle bir düzen içerisinde ülkücüler uyanık olmalıdır. Ülkücü hareket sokaklarda var olmuş bir hareket değildir. Ülkücüler haklarını hukuki zemin çerçevesinde demokratik zemin içerisinde aramalılardır. Her ülkücü, liderimiz Sayın Dr. Devlet Bahçeli’nin işaret ettiği hedefi, belirlediği mefkûreyi içselleştirerek tek bir an duraksamadan yerine getirecek yüksek bir idrake ulaşmak mecburiyetindedir.
Bu vesileyle vefatının 16. Sene-i devriyesinde hareketimizin kurucu lideri Başbuğumuz Alparslan Türkeş Beyefendiyi rahmet ve minnetle yad ediyorum. O’nun yaktığı ülkü ateşi Türk milliyetçilerinin elinde kıyamete kadar dünyayı aydınlatacaktır.

Türkiye’nin dört bir yanında ki ülküdaşlarımıza düşüncelerimizi aktarabilme imkânı sağladığınız için şahsınıza ve Ortadoğu Gazetesi ailesine teşekkür ediyorum.


Kategorisi: Genel Merkezden Haberler

Sosyal Ağlarda Paylaş:

DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter