Şamarın Büyüğü – Mustafa Buzluk

Türk milletini ve devletini –başı sonu- karanlık bir sürece sokan Recep Tayyip Erdoğan ve hükümeti tarihin tozlu sayfalarında Damat Ferit ve hükümetiyle aynı kaderi paylaşacaktır. Aralarındaki benzerlikleri sıralamaya kalksak onlarca madde sayabiliriz. Hiç şüphesiz bu benzerliklerin en önemlisi milli duruşa tahammülsüzlük ve saldırma geleneğidir.

Damat Ferit ve hükümeti, Sivas Kongresiyle başlayan milli hareketi durdurmak için Kuva-i İnzibatiye adında bir birlik kurmuş ve milli duruş sergileyen insanları hedef tahtasına oturtmuştur. İşgalci İngiliz kuvvetleriyle işbirliği içine girmiş, büyük tepkilere yol açan İzmir’in işgaline dahi  ses çıkarmamıştır. Divan-ı Harb-i Örfi, bilinen adıyla Nemrut Mustafa Paşa Divanı aracılığıyla milli duruş sergileyen kim varsa yargılanmış, birçok insan idam edilmiştir.  Bu isimler içinde en bilineni, Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’dir. Kemal Bey kendisi için verilen idam kararının nedenini darağacına doğru ilerlerken şöyle ifade etmiştir: “Beni ecnebilere yaranmak için asıyorlar. Buna adalet diyorlar, kahrolsun böyle adalet. Çocuklarımı milletimin uğrunda yetim bırakıyorum. Allah vatan ve millete zeval vermesin.” Yine son zamanlarda sıkça dillendirilen Heyet-i Nasiha marifetiyle Türk milletini işgalcilere karşı boyun eğmeye davet etmişlerdir. Mustafa Kemal Paşa, Kazım Paşa, İsmet Paşa gibi Milli Mücadele önderleri idam cezasına çarptırılmış,  görüldükleri yerde öldürülmeleri için fetvalar verilmiştir. Bu misallerle Damat Ferit ve hükümetinin teslimiyetçi, parçalayıcı, ayrıştırıcı ve gayr-ı milli bir duruşun temsilcisi olduğu görülmektedir.

Recep Tayyip Erdoğan ve hükümetinin icraatlarına gelecek olursak; Damat Ferit Hükümeti döneminde göre mekan ve suretlerden başka değişen bir şeyin olmadığını görürüz. Bu bağlamda AKP hükümetinin Kıbrıs meselesinde takındığı tavır, Kıbrıs mücadelesinin en önemli isimi merhum Rauf Denktaş’ı saf dışı etme gayretleri ve onu çözümsüzlüğün tarafı olmakla itham eden yaklaşımları herkesin malumudur. Komşularla “sıfır sorun” adı altında başlatılan ve Büyük Orta Doğu Projesi kapsamında gerçekleitirilen manevralar başta Azerbaycan ve Irak Türkmenleri olmak üzere, bölgedeki Türklerle aramızda yeni sorunların çıkmasına neden olmuştur. Genel Kurmay Başkanları ve Türk ordusunun şerefli subayları “terörist” yaftasıyla yargılanırken, kırk bin insanın katline ferman vermiş eli kanlı teröristlerin hükümet nezdinde hayli itibarlı olduğu görülmektedir. Öyle ki bebek katiliyle sık sık görüşülmekte, onun edeceği laflar merakla beklenmektedir. “Türk” basını ve devlet görevlileri bebek katiliyle Kandil arasında ulak vazifesi görmekte, mektuplar havada uçuşmaktadır. Ay yıldızlı al bayrağı taşıyanlar  suçlu muamelesi görüp polis müdahalesiyle karşılaşırken, ellerinde bebek katilinin posterlerini taşıyanlar, bölücü başına özgürlük sloganları atanlar makul vatandaş pozisyonunda değerlendirilmektedir. Dağ eğitimine tabii tutulmuş kaçkınlar hükümetten yüz bularak üniversiteleri mesken tutup Ülkücü öğrencilere saldırırken, Recep Tayyip Erdoğan Ülkücü öğrencilere “terörist” diyebilme cüretini göstermiştir. Daha düne kadar “Bir devlet kendi halkına psikolojik harekat uygulayamaz.” diyen Recep Tayyip Erdoğan, “akil insanlar” vasıtasıyla psikolojik harekatın âlâsını başlatmıştır. İhanete ortak bulma derdine düşen hükümet amiyane tabirle gaz alma turlarına çıkmıştır. Türk milleti, Türk bayrağı, Türk devleti, kısaca Türk adından rahatsız olan kıblesi şaşanların temsilcileri, Sovyet artığı eski tüfek solcular, çok uluslu şirketlerin ekmeğini yiyen liberaller, İmralı ve Kandil patentli kan emiciler bir araya gelmiş Recep Tayyip Erdoğan ve hükümeti adına işe koyulmuşlardır.

Büyüklüğünden ve ferasetinden en ufak bir şüphe dahi duymadığımız Türk millet, dün olduğu gibi bugün de uygun zamanı kollamakta yüzü kızarmadan konuşanlara, Türk milletini bitirme planları yapanlara “şamarın büyüğünü” hazırlamaktadır.


Kategorisi: Gündem Yazıları

Sosyal Ağlarda Paylaş:

DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter