Rodos’un Fethi – Talu Bilgili

Rodos’un fethi şüphesiz Osmanlı Devleti ve Türk tarihi açısından önemli bir yer tutmaktadır. Bu fethin önemini anlamak için ilk önce Rodos’un stratejik konumu, sosyo-ekonomik yapısı ve tarihi önemi hakkında bilgi sahibi olmak gerekir. Yazımıza Rodos’u tanımakla başlayalım.

Rodos Adası, Ege Denizinin doğu kısmında bulunmaktadır. 12 Ada olarak tabir ettiğimiz adalar içerisinde en büyüğüdür. Bu büyüklüğü sebebiyle Rodos’u etki altında tutmak diğer adaların etki altında tutulmasını kolaylaştırmaktadır. Aynı zamanda stratejik konumu nedeniyle Ege Denizini ve Akdeniz’i hakimiyet altına almak isteyen devletlerin gözdesi olmuştur.

Bu özelliklerinden dolayı ilk defa Emeviler döneminde Müslümanların dikkatini çekmiş ve fetih edilmiştir. Ancak bu otorite fazla uzun sürmeden dağılmıştır. Rodos’u bir köprü olarak kullanan Avrupalı devletler Haçlı Seferleri sırasında burayı büyük bir askeri üs haline getirmişlerdir. Daha önceki dönemlerde Osmanlı şehzadelerinden Cem Sultan’ın kaçarak Rodos Şövalyelerine sığınması da buranın önemini etkileyen manevi faktörlerden birisi olmuştur.

Tarihin ilk çağlarından itibaren yerleşim yeri olarak kullanılan Rodos aynı zamanda iklim özellikleri nedeniyle ılımlı bir yaşam alanıdır. XVI. Yüzyılın ilk yarısında bölgede Hospitaller Şövalyeleri adı verilen bir grup bulunmakta ve adada hâkimiyeti sürdürmektedir.

Rodos’un fethi Osmanlı Devleti açısından neden büyük bir önem arz etmektedir? Mısır ve Suriye’de etki sahibi olan Osmanlı Devleti bu topraklara giden deniz yolunun güvenliğini sağlamak istemektedir. Buna ek olarak Rodos adasına yuvalanan korsanlar hem Akdeniz deki Osmanlı ticaretini kötü yönde etkilemekte hem de Batı Anadolu kıyılarını tehdit etmektedir.

Rodos’un fethi konusu Fatih Sultan Mehmet ve Yavuz Sultan Selim dönemlerinde devlet gündemine gelmiştir. Ancak bu kutlu sefer Kanuni Sultan Süleyman’a kalmış ve o da bu savaştan muvaffak olarak ayrılmıştır.

Kanui Sultan Süleyman Belgrad seferinden döndükten sonra Avrupa bu seferdeki tahribatın yaralarını sarmaya çalışmaktadır. Avrupa’da yaşanan bu durumu iyi bir şekilde analiz eden Sultan Süleyman, Rodos’un fethine karar vermiştir.

Bu sırada adanın yöneticisi ve buradaki şövalyelerin komutanı olan Vilye dö Lil Adam, Kanuni Sultan Süleyman’ın fetih hazırlığından haberdar alıp önem almaya başlamıştır. İlk etapta şövalyeleri bir araya toplayan dö Lil, ikinci olarak kuşatmanın uzun süreceğini kestirerek şehre yiyecek stoku yaptı.

 

Sultan Süleyman bu sefere komutan olarak vezirlerinden Mustafa Paşa’yı atadı. Sefere Osmanlı Devleti’nin 300 kadırgasının yanı sıra muhtelif amaçlı 400 nakliye gemisi de eklendi. Toplamda takriben 700 gemilik bir donanma ile Rodos üzerine fetih hareketi başlatılmış oldu. Bu donanmanın idaresini Barbaros Hayrettin Paşa’nın öğrencisi olan Kurdoğlu Reis yönetti.

Televizyon dizilerinde ortaya koyulan tasvirlerin aleyhinde, Kanuni Sultan Süleyman İstanbul’dan donanma ile hareket etmedi. Donanma çıktıktan 12-13 gün sonra kara yolu ile İstanbul’dan hareket etti.

Mustafa Paşa, Rodos’a gelir gelmez hemen komutanlar ve amirallerle bir toplantı yaptı. Bu toplantı neticesinde Avrupa’dan gelecek yardımların önünü kesmek ve saldırı mevziisini güvenlik altında tutmak için belli bölgelere gemiler yerleştirdi. Bu hazırlıklardan sonra adada Öküzburnu olarak adlandırılan mevkiden asker çıkarmaya başladı. Karaya çıkıldıktan sonra şehrin etrafına metrisler kazdırarak yanlarında getirdikleri ağır topları buralara kurdurdu.

Bu sırada payitahttan harekete geçmiş olsan Sultan Süleyman, Kütahya üzerinden Marmaris’e geçerek buradan kadırgalar vasıtasıyla Rodos’a çıktı. Muhtelif dizi veya filmlerde gösterildiği gibi gemisine herhangi bir top isabet etmedi. Rodos’a çıktıktan sonra Şövalyelere kaleyi teslim etmeleri haberini gönderen Sultan Süleyman teklife olumsuz yanıt alınca Osmanlı topları kaleyi dövmeye başladı.

1522’nin Ağustos ayı karşılıklı top atışları ve lağım savaşları ile geçti. Seferin 4 Haziran’da başladığı düşünürsek zamanın ilerlediği fark etmemiz mümkün olacaktır. Bu sefer zarfında etrafta bulunan diğer küçük adaların kuşatması da sürüyordu. 4 Eylül’de İleki Adası ve 6 Eylül’de İncirli adası ele geçirildi. Kuşatma sırasında Mustafa Paşa, Mısır Beylerbeyliğine tayin edilince yerine Ahmed Paşa atandı.

Eylül ayının devamında Rodos Kalesinin surlarının bir kısmı lağımcılar sayesinde yıkıldı. Bu yıkım esnasında şövalyeler önemli komutanlarını kaybetti. Eylül ayının ortasında yapılan hücumlarla surun beş bölgesine zafer bayrakları dikildi.

Aralık ayının ortalarına kadar Osmanlı ordusu şiddetli top atışlarıyla ve lağım faaliyetleriyle kaleyi ve kale halkını iyice yıprattı. Nihayetinde 18 Aralık 1522’de yapılan büyük bir hücumla şövalyeler şehir içindeki hendeklerin arkasına çekilmeye mecbur kaldılar. Artık kurtuluşun olmadığını anlayan şövalyeler 20 Aralık 1522 tarihinde kaleyi teslim etmeyi kabul ettiler.

Kanuni Sultan Süleyman ise 29 Aralık’ta şehre girip kaleyi gezdi. Kaynaklara göre 2 Ocak 1522 tarihinde, bir Cuma günü camiye çevrilen Saint Jean Kilisesinde Cuma namazını kıldı. Adına okunan hutbeyi dinledi ve aynı gün adadan ayrılıp Marmaris’e geçti. Bu fetihten sonra adaya Türkmen kitleleri göç ettirilmeye başlandı. Rodos bir sancak yapılıp Cezayir-i Bahr-ı Sefid eyaletine bağlandı. Sancak beyi olarak Mehmed Bey tayin edildi. Fethin hemen akabinde imar faaliyetlerine başlanılmış oldu.

 

Rodos’un fethi, Türk topçuluğunun Avrupa topçuluğu karsısındaki üstünlüğünü gösterdiği gibi, o çağda alınması adeta mümkün görülmeyen ve Hıristiyanlığın İslâm âlemine doğru bir kalesi sayılan adanın zaptı, Avrupa’da büyük bir hayret ve üzüntü uyandırmıştır. Bu arada Rodos’un fethinin ardından Rodos hapishanelerinde bulunan altı bin kadar Müslüman esir de kurtarılmıştır.

Rodos’un fethi edilmesi ile ilgili olarak gönderilen zafer namelere Venedik mukabelede bulunduğu gibi Sah İsmail de cülûstan beri ilk defa olarak taziyet ve tebrik vecibesini yerine getirmiş, Rodos fethinden dolayı da memnunluğunu bildiren bir mektup ile bir elçi göndermiştir.

Rodos’un fethi ile Avrupa’da Kanunî’nin şöhreti biraz daha artmış oluyordu. Belgrad ve Rodos’un, Hıristiyan dünyasının bu iki kilit noktası sayılan müstahkem kalelerinin Kanunî tarafından düşürülmesi, Osmanlıların ileride başaracakları daha büyük fetihleri için bir işaret sayıldı.

 

 

 

 


Kategorisi: Gündem Yazıları

Sosyal Ağlarda Paylaş:

DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter