Ortadoğu’dan Aynel Araba – Abdulsamet Çankaya

Ortadoğu kan gölüne dönmeye devam ediyor. Ortadoğu, yıllardan beridir bu halde. Tarihte ilk yerleşim yerleri burada kuruldu. Medeniyetlerin inşası bu bölge üzerinden yapıldı. Birçok medeniyet bu toprakların ürünü. Yerleşimin başladığı ilk asırlarda sulak alanlar ve verimli araziler bu bölgeyi çekici kılarken, günümüzde petrol sahaları, dini merkezler, İsrail ve Türkiye bu bölgeyi çekici kılmaktadır.

Osmanlı Devleti devrinde başta İngiltere ve Fransa olmak üzere batılı emperyalist devletlerin göz diktiği bir bölge Ortadoğu. İngilizler ve Fransızlar petrol sahalarını o zaman keşfetmişler ve bu sahalarla ilgili harita çalışmaları yapmışlar. 2.Abdülhamid ise bölgedeki petrol alanlarını harita üzerine dökmüş.1 İngiltere ise bu bölgeyi ele geçirmek için 1.Cihan Harbi’nde Irak cephesini açmış bulunmakta.2

Görüldüğü üzere bölge oldukça ehemmiyete haiz. Tarihi olarak bütün verileri veya bilgileri aktarmaktan ziyade bölgeyi şu an ki durumuna getiren sebepleri anlatmakta yarar görüyorum. Bunların ilki yukarıda bahsettiğimiz gibi petrol sahalarının varlığı. Nitekim Amerika Birleşik Devletleri de demokrasi getirme vaadiyle girdiği Irak topraklarına, petrol rezervlerini ele geçirerek ve petrol şirketleri kurarak çıkmıştır. Bugün Irak’ta faaliyet gösteren onlarca yabancı kaynaklı petrol şirketi vardır ki bunların birçoğu Amerikan kaynaklı şirketlerdir. Bölgeyi bugünkü durumuna getiren diğer sebep ise, 1.Cihan Harbi sonrası oluşan ve oluşturulan suni devletlerdir. İngiliz ve Fransız mandaları altında olan Suriye ve Irak gibi ülkeler etnik veya mezhepsel, kesin çizgilerle ayrılmamış, devlet geleneği olmayan bu iki ülke tamamen suni şekilde meydana getirilmiştir. Şu an ortaya çıkan ve Ortadoğu’yu kan gölüne çeviren IŞİD, mezhepsel bazda ki yanlış politikaların ürünüdür. PYD-PKK gibi etnik temelli örgütlerde yine bu politikanın ürünü olarak ortaya çıkmıştır. ABD’nin, Irak’a yani Bağdat’a çok kısa bir süre içerisinde girmesi, Esed’in, Rusya ve İran desteği olmadan ayakta duramaması bu devlet geleneğinin olmayışı sebebiyledir. Bu noktada ortaya çıkan bir başka husus ise bölgenin ABD-RUSYA ikilisinin çıkar çatışmalarına sahne olduğunun ortaya çıkmasıdır. Rusya’nın sıcak denizlere inme hayalinin karşısında o gün İngiltere bugün ise ABD durmaktadır. Soğuk Savaş döneminde ise İsrail’in kurulması ile birlikte ilk önce Sovyetlerin daha sonra ise ABD’nin İsrail’in yanında olması, Baas rejimleri, Abdülnasırlar, yardımlar, paktlar ve antantlar bu çıkar savaşının ürünleridir.

Bölgede İsrail.

Bununla birlikte bölgede İsrail varlığını da es geçemeyiz. Kurulduğu günden itibaren bölgede, önemli bir etkinlik kazanan İsrail, bu bölgenin çıkar odaklarından biri haline gelmiş veya getirilmiştir. Az önce de bahsettiğimiz gibi İsrail, kurulduğu zamanlarda Sovyetlerin desteğini alırken daha sonra ABD öncülüğündeki Batı’nın desteğini almıştır. Büyük İsrail devletinin kurulması ilk amaç olarak belirlenmiş ve bu bağlamda Arap-İsrail savaşları kaçınılmaz olmuştur. Arap-İsrail savaşlarında ise; ABD, İsrail’i desteklerken, SSCB Arapların yanında yer almıştır. Bugün ise değişen pek bir şey yoktur. ABD yine İsrail’in yanında, Rusya ise İran ve Suriye gibi devletlerin arkasındadır.

Bölgede Türkiye.

Türkiye, bölgede Osmanlı mirası üzerine kurulan, dini anlamda bu miras üzerinden yeşeren ülke konumundadır. Büyük Ortadoğu Projesi’nin eş başkanlığına, AKP hükümetinin yerleştirilmesinin yegâne sebebi budur. Türkiye bölge ülkelerine rol model bir ülke konumuna çıkarılmıştır. Bölge ülkeleri ile olan tarihsel bağlar, evlad-ı Fatihan kavramı ve aynı dini inanışları beslemek Türkiye’yi AKP eliyle eş başkanlık görevine yükseltmiştir. Büyük Ortadoğu Projesinin bölgeye yerleştirilmesi ve bölgede uygulanmasının en önemli ayağı Türkiye’dir. Bu sebeplerden ötürü, AKP’lilerin “Yeni Osmanlı” tanımı aslında Büyük Ortadoğu Projesi ile paralel gitmekte ve örtüşmektedir. Yeni Osmanlı tabirinin içi boştur ve emperyalist projelere hizmet etmektedir. Bölgeyi anlamak için bu hususları gözden kaçırmamak gerekir. Bölgeyi anlamak; petrolü, etnik ve mezhepsel temelli örgütleri, suni oluşturulan devletleri, Büyük İsrail ve Büyük Ortadoğu Projelerini gözden kaçırmamak demektir. Ortadoğu’yu bugünkü haline getiren nedenleri konuştuktan sonra Kobani savaşını ve bu savaşın ülkemizdeki yansımalarını işlemeye geçebiliriz.

Bölgede Irak?

Irak’ın, ABD tarafından işgal edilmesi üzerine Barzani, Kuzey Irak’ta özerkliğini ilan etmiş ve dört parçalı Kürdistan’ın ilk aşamasını gerçekleştirmiş oluyordu. Barzani’nin buradan PKK’yı ve Suriye’de ki PYD’yi desteklediği ve bu amaçla hem dört parçalı Kürdistan’ın diğer parçalarını tamamlamak hem de Akdeniz’e ulaşmak gayreti içinde olduğu hepimizin malumudur. Irak, ABD’nin işgalinden sonra mezhepsel bir tavır ile yönetilmeye başlanmış ve bu bağlamda Şii ve Sünni güçler arasında yıllarca süren bir mücadele ve savaş hali günümüze kadar devam edegelmiştir. Bilhassa Maliki’nin Irak’ı tamamen etnik temellidir. Bu yönetim anlayış bölgede bir kamplaşmanın önünü açmış Şii milisler, Sünni güçler kavramlarının oluşmasının önünü açmıştır.

Bölgede Suriye?

Suriye ise yaklaşık üç yıl süren bir iç savaş ile boğuşmaktadır. Batı destekli güçler, El Nusra gibi dini örgütler, PYD gibi etnik savaş veren örgütler bazen bir çatı altında bazen ayrı saflarda Esed’e karşı savaşırken, bazen de birbirleriyle çatışmaktadır. Ülke, iç savaş ve farklı örgütlerin oluşumlarından ötürü parçalara ayrılmış bulunmaktadır. PYD, ülkenin kuzeyine kendi bayrağını asarken, Özgür Suriye Ordusu fiilen bir yapı kurmuştur. El Nusra gibi dini temelli örgütler bu yapı da kazanımlar elde ederken, Esed’in ordusu topraklarını elde tutmaktadır.

Bölgede Türkmenler?

Türkmenler bölge ülkelerinde yaşanan bu savaştan en fazla etkilenen etnik grup olarak göze çarpmaktadır.

ABD’nin Irak’ı işgali ile birlikte güç kazanan peşmerge hamisi Barzani Türkmenleri göçe zorlarken aynı zamanda, Türkmen şehirlerine bir Kürt göçünün önünü açmakta ve bölgedeki Türk etkisinin kırılmasını hedeflemektedir. Irak’ta IŞİD ile Barzani ve Irak Ordusu arasında yaşanan savaşta Türkmenler üç ateş arasında kalmaktadır. Bu durum Türkmenleri her manada olumsuz etkilemektedir. IŞİD, Şii Türkmenleri katlederken, Barzani bütün Türkmenlere kin gütmektedir. Irak merkezi hükümeti ise etnik temelli siyaset ile Türkmen varlığını tehdit etmektedir. Suriye’de yaşanan durumda bundan farklı değildir. Türkmenler, Suriye’de de Esed Ordusu, PYD VE IŞİD’in karşısında üç ateş arasındadır. Burada da her türlü etnik, mezhepsel baskıya maruz kalan Türkmenler göçlere ve ölüme mahkûm edilmiştir. Amaç, Irak’ta olduğu gibi Suriye’de de Türkmen varlığını yok etmektir. Projeler Türkmen varlığını bitirmeye endekslidir. Akp Hükümeti de bölgedeki Arapları, Kürtleri, Ezidileri savunurken ve bunlara sahip çıkarken Türkmenleri görmezden gelmektedir. Türkiye, bölgedeki tüm etnik ve mezhep gruplarına kapılarını açarken bir tek Türkmenlere kapılarını kapatmıştır. Bölgedeki diğer silahlı gruplara silah yardımı yapıldığı söylentileri ayyuka çıkmış durumdayken, bırakalım Türkmenlere yardımı, Türk düşmanlarına yardım yapılmamasının feryadı hala kulaklarımızdan gitmemiştir.

IŞİD-PYD SAVAŞI

Bilindiği üzere IŞİD, Suriye toprakları üzerinde oluşmuş ve kısa sürede büyüyerek Irak’a kadar genişlemiş, okul, hastane vb. yaptırarak devletleşme sürecine girmiş eli kanlı bir terör örgütüdür. IŞİD’in bu denli büyümesinin altında yatan birçok sebep vardır. Öncelikli olarak, IŞİD’in kendilerine yaklaşmaması ve kendileri için tehlike olmaması için IŞİD’e her konuda yardım yapan Katar, Arabistan gibi ülkelerin ekonomik yardımları, örgüte katılımın bir hayli fazla olması, halifeliği ilan etmesinin yol açtığı faktörler, savaştığı gruplar olarak gösterilebilir. IŞİD, önceleri batı için çok büyük bir tehdit oluşturmasa da, örgütün Irak’a yönelik durdurulmaz ilerleyişi, Musul’a ve Kerkük’e ulaşması bir tehdit algısı oluşturmuştur. Özellikle petrol yataklarına yaklaşması ABD’nin ilgisini bu yöne çekmiş ve ABD öncülüğünde koalisyon kurularak IŞİD’e karşı bir harekât başlatılmıştır. Yukarıda, Ortadoğu’yu Ortadoğu yapan sebepler arasında zikrettiğimiz petrol yataklarının varlığı bu noktada da etkisini ve gücünü göstermiştir. Bölge halkını etnik veya mezhepsel ayırt etmeksizin katleden IŞİD, batının ilgi alanının dışındayken, petrol yataklarına yaklaşması ABD’nin harekete geçmesinin de sebebi olmuştur.

ABD’nin Irak’a girdiği günden itibaren en büyük müttefiki olan Barzani yönetiminin çıkarların da meydana gelen zedelenme de IŞİD’e karşı oluşturulan koalisyonun en büyük sebebi olmuştur. Barzani’yi yok edecek güç Ortadoğu’da ki planları da alt üst edecektir. Barzani dört parçalı Kürdistan’ın ayakta olan tek parçasıdır. Bu da Türkiye’de ki bölücü Kürt hareketinin ayn el arab çığırtkanlığı yapmasının tek sebebidir. Aynı zamanda ayrılıkçı Kürt hareketinin Akdeniz’e ulaşma hevesi de IŞİD sayesinde engellenmiş bir vaziyettedir. PYD-PKK ve Barzani üçlüsünün bağlantısını kesen kuvvet IŞİD’dir. BDP-HDP öncülüğünde başlayan ayn el arab çığırtkanlığı hem bölgedeki Kürt varlığının korunması, hem ayaktaki tek parçanın ayakta kalmaya devam etmesi hem de bölgedeki bağlantının koparılmaması üzerine inşa edilmiştir. Bu kapsamda PYD lideri Salih Müslim’in Türkiye’den gelecek yardımlar için koridor açmasını istemesi, Türkiye’den aynı zamanda silah ve mühimmat yardımı istemesi bu sebeptendir. Aynı zamanda ayn el arab PYD’nin devletleşme konusunda önemli adımlar attığı bir bölgedir. Bu kazanımın kaybedilmemesi adına her türlü pazarlığı yapmak isteyecekleri aşikârdır. Ülkemizde de bu savaşın etkileri ve yankıları oldukça net bir şekilde hissedilmektedir.

Teröristbaşı Abdullah Öcalan’ın çok önemsediği çözüm süreci bile ayn el arab adına feda edilmeye hazır bir vaziyet almıştır. “Kobani düşerse çözüm süreci biter” ifadesinin sloganlaşması bu yüzdendir. Ayn el arab bahane eden terör örgütü yandaşları bu bağlamda Gezi eylemleri tarzı, ülke genelinde bir ayaklanma başlatmışlardır. Bu ayaklanma aslında bir prova olarak görülmelidir. Terör örgütü ve onun siyasi arenada ki temsilcileri uzun zamandır kitlesel eylemler ve tepkiler verme çabaları içerisindedir. Kitlesel olarak seçimleri boykot, kitlesel olarak çocukları okula göndermeme gibi halk ayaklanması provaları yapmaya çalışmışlardır. Çözüm süreci ile birlikte yaşanan çözülme, örgütün prova yapmasının ve nabız yoklamasının da yolunu açmıştır. Açılım süreci ile başlayan süreç örgütün Doğu ve Güneydoğu’da etkinlik kazanmasının da önünü açmıştır. Bölgeden, Türk’e dair ne varsa silmeyi ve yok etmeyi amaçlayan mevcut siyasal iktidar bölgenin örgüte teslim edilmesinin de önünü açmıştır. Bölgede Türklük yok olunca devlet kurumları sembolik anlam dışında hiçbir mana taşımayacak hale getirilmiştir. Hal böyle olunca da örgüt bölgeye iyiden iyiye yerleşmeye ve hatta bölgede devletleşmeye başlamıştır. Bu kapsamda asayiş birimleri, mahkemeler kurulmuş, tapu dağıtılmış, vergi toplanmış, terörist şehitlikleri açılmış, terörist heykelleri dikilmiştir.

Doğu ve Güneydoğu’dan devletin silinmesi ile hayli güçlenen örgüt silahların susması ile birlikte de güç kazanmıştır. Gücünü test etme imkânını ve ne kadar devletleştiğini de ayn el arab eylemleri ile göstermeyi amaçlamış bir vaziyettedir. Ayn el arab eylemleri sırasında birçok ev, okul, araç, market, sosyal tesis, banka, atm ateşe verilmiş, sokaklar savaş alanına çevrilmiştir. Askere ve polise yönelik saldırılar gün geçtikçe artmıştır. Ayn el arab eylemleri sadece bölge ile sınırlı kalmamış, ülkenin dört bir yanında eylemler yapılmıştır. Örgüt bununla her yerde olduğunu ve her yerde güçlü olduğunu açıkça gösterme gayreti içine girmiştir. Ayn el arab eylemleri sırasında birçok şehri savaş alanına çeviren terör örgütü yandaşları iki polisimizi de şehit etmişlerdir. Olaylar sırasında 20’den fazla kişi hayatını kaybederken birçok ilde de 22 yıl sonra sokağa çıkma yasağı ilan edilmiştir. Olaylar bu denli büyük ve ciddidir. Olaylar kapsamında iç savaş çıkarmak için Milliyetçi Hareket Partisi ve Ülkü Ocakları’na yönelik saldırılarda artmıştır. Meşru yollardan hiçbir zaman ayrılmayan ve ayrılmayacak olan Ülkü Ocakları bir iç savaş ihtimalini de ortadan kaldırmıştır. Fakat Doğu ve Güneydoğu’da Hüda-Par ve PKK güçleri arasında da çatışmalar yaşanmaktadır. Silahlı olan bu çatışmalar devletin bölgedeki hâkimiyetini ve etkisini de göz önüne sermektedir. İstanbul’da IŞİD ile PKK arasında yaşanan çatışma, bizlere hükümetin ne denli yanlış bir politika izlediğini bu vesileyle bir daha hatırlatmış oldu. Hükümetin sert tavrı sadece gaz almak olarak görülmelidir. Açılım süreci ile örgütün her türlü şımarıklığına izin veren, bölgeyi teröre teslim eden, ülkenin dört bir yanında İmralı canisi posterlerine ve PKK bayraklarına izin veren hükümetin bu tavrı samimi değildir ve samimi olarak görülmemelidir. Komşularla sorunlu ilişkiler içinde olan ve komşu ülkelerin içişlerine karışan, PKK’yı, PYD’yi ve IŞİD’i meşrulaştıran hükümet bu olayların baş mimarıdır.

Dipnotlar
1 – http://www.mynet.com/haber/yasam/abdulhamitin-petrolharitalari-650423-1 (Erişim Tarihi: 17.10.2014)
2 – http://tr.wikipedia.org/wiki/Irak_Cephesi (Erişim Tarihi: 17.10.2014)


Kategorisi: Gündem Yazıları

Sosyal Ağlarda Paylaş:

DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter