Nejdet SANÇAR (1910-1975)

Ahmet Nejdet Sançar (Çiftçioğlu) 1 Mayıs 1910 tarihinde İstanbul’da doğmuştur. Ünlü Türkçü ve Turancı Hüseyin Nihal Atsız’ın küçük kardeşi, eğitimci ve yazardır.

Hüseyin Nihâl Atsız ile soyadının ayrı olmasının sebebi ise, soyadı kanununun yürürlüğe girdiği tarihte birbirleri ile irtibatlarının olmayışıdır.

Nejdet Sançar, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi mezunudur. Askerlikten sonra Sivas Öğretmen okuluna edebiyat öğretmeni olarak tâyin edilmiş fakat zamanın Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel’i karşılama törenine katılmadığı gerekçesi ile bu görevden alınmış ve Balıkesir Lisesi’ne atanmıştır. Balıkesir Lisesi’nde görevine devam ederken Türkçülük – Turancılık adı altında Mayıs 1944′de başlayan ve Hüseyin Nihal Atsız, Alparslan Türkeş, Ankara Konservatuarı Direktörü Orhan Şaik Gökyay, Hikmet Tanyu, Türk Tarihi Profesörü Zeki Velidi Togan, Reha Oğuz Türkkan gibi Türkçülerin de bulunduğu davada tutuklanmış ve Sıkıyönetim Mahkemesi’nde yapılan duruşmalar neticesinde 14 aya mahkûm olmuştur. Bu arada Askeri Yargıtay, Türkçüler hakkındaki kararı esastan bozmuş, yani Nejdet Sançar o zamanlar “Tabutluk” tabir edilen hücrede 14 ay boşuna yatmıştı.

Nejdet Sançar, 1960 yılında 16 yaşındaki oğlu Afşin’i kaybetmesi üzerine felç geçirmiş, Afşin için 1962 yılında Yeni İstanbul gazetesinde “Türk Gençliği Nasıl Olmalıdır?” konulu ödüllü bir yarışma düzenlemiş, bu yarışma daha sonra ki yıllarda da devam etmiştir. Afşın’ın ölümü üzerine amcası Hüseyin Nihal Atsız, Afşın’a Ağıt başlıklı duygusal bir şiir yazmıştır. 22 Şubat 1975′te uçmağa varan Nejdet Sançar’ın öldüğü gün daktilosunda, daha geniş basımını için hazırlamakta olduğu “Tarihte Türk-İtalyan Savaşları” isimli eserinin ikinci basımı için hazırladığı bir sayfa takılı bulunmaktaydı. Karacaahmet Mezarlığı’na defnedilmiştir.

Vefatının ardından Hüseyin Nihal Atsız tarafından Ötüken Dergisi’nde 11 Mart 1975 tarihinde yazılan yazı şu biçimdedir:

“Nejdet Sançar öldü demek, Türkçülük cephesi en iyi savaşan tümenini kaybetti demektir. Bu boşluğu ve ön saflardakilerin yıpranmışlığından doğan açığı ikinci, üçüncü sırada hedefe doğru yürüyenler dolduracak, yürüyüşe bir an bile ara verilmeyecektir. Gerçek insan için hayat, savaştır. Biz bu dünyaya hayvanlar gibi zevketmeye değil, bir görev yapmaya geldik. Bu görev, dirliğimiz boyunca, son günümüze ve gücümüze kadar sürecek Türkçülük savaşıdır. Ölenleri toprak ananın kucağına, tarihin şeref yaprağına, Tanrı’nın esirgenliğine bırakarak Kızılelma’ya doğru ilerlemek olan Türkçülük savaşı. Nejdet Sançar böyle öldü.

Öldüğü gün, yazı makinesinde, ikinci ve geniş basımını hazırlamakta olduğu “Tarihte Türk-İtalyan Savaşları”nın bir sayfası takılıydı. Belki kimsenin bilmediği acılar içinde yaşayan, yoksulluk devirleri geçiren Nejdet Sançar’ın kaybı benim için bir kardeş kaybından daha ileri, bir ülküdaş kaybetmenin ızdırabıdır. Afşın, Nejdet Sançar’a karşı sırayı bozduğu gibi, Sançar da bana karşı sırayı bozdu. En büyük kanun ölüm sıra diye bir şey dinlemiyor. İkinci, üçüncü saftakiler ilerdeki yerlerini çabuk alsınlar. Zaman çok azaldı.

Artık yalnız kaldığımız zamanlardaki bazen ciddi ve kederli, bazen şaka ile karışık konuşmalar bitti. Şimdi ben ona arasıra içimden hitap ediyor, fakat cevabını alamıyorum. Şu satırları, 1944 davasında Sançar’ın yaptığı savunmanın son cümlesiyle bitireyim:

Türk Irkı Sağ Olsun….”

Hüseyin Nihal ATSIZ

 

 


Kategorisi: Fikir Adamları

Sosyal Ağlarda Paylaş:

DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter