Namık Kemal Üzerine Yazılar – Semih Diri

TİYATRO YAZARI OLARAK NAMIK KEMAL

Semih DİRİ

 

“Tiyatro, cihânın aynıdır. İnsanı doya doya güldürür, fakat hâtıra getirdiği tuhaflıklar bile tabiatın aczini gösterdiği için âshâb-ı intibâhta gülerken ağlamak için bahisler tevlîd eder”

Namık Kemal

Giriş

Tanzimat dediğimiz siyasî, sosyal, kültürel, tarihî ve edebî devir, Sultan Abdülmecit’in tahta geçmesinin ardından Mustafa Reşit Paşa’nın girişimleriyle 1839’da ilan edilen “Tanzimat-ı Hayriye” ile başlar. III. Selim ve II. Mahmut’un yenileşme girişimleri, pek çok kanlı olaylardan sonra, Sultan Abdülmecit’in ilân ettiği Tanzimat Fermanı ile resmî bir hüviyet kazanmıştır. (And 2009’dan hareketle)

Tanzimat, her şeyden öte Osmanlı toplumunu dönüştürmeyi amaçlayan bir medeniyet teklifi idi. Pek çok alanda görülen değişim gayreti, ikili bir hayat tarzının bütün sancılarını uzun yıllar beraberinde getirmiştir. Osmanlı toplumu hayatının her aşamasında yaşadığı düalizmi, edebî çevrelerde de yaşar. Tanzimat’la gelen gazetecilik, hikâye, roman ve tiyatro, Batılı türler olarak hayatımıza girerken bunların yanında Osmanlı toplumunun geleneğinde var olan kimi türler de hayatını devam ettirir. Geleneksel edebî türlerimizi yeni türlerin farklı bir medeniyet ve coğrafyada hayat bulmuş hâlleri olarak değerlendirmek mümkünse de, yeni türler formları ve arkasındaki düşünsel yapı ile farklı bir şeyi ifade eder. (Aytaş 2010)

Tiyatroya ilgi gösteren Sultan Abdülmecit, Beyoğlu’nda verilen temsilleri zaman zaman gidip seyretmiş, diğer taraftan da Dolmabahçe Sarayı’nın yanı başında Avrupa saraylarında örneklerini gördüğümüz, hükümdara mahsus bir tiyatro binası yaptırmıştır. Bu tiyatro binasının yapımına 1858 yılında başlanmış, bir yıl sonra da tamamlanmıştır (Sevengil, 1961: 4).

Şinasi tarafından yazılan Şâir Evlenmesi, ilk defa bir Türk tarafından Türk dilinde yazılmış Batı’daki örneklerine benzeyen bir oyundur. Bu oyun, Selim Nüzhet Gerçek’in iddiasına göre Sultan Abdülmecit’in yaptırdığı Saray Tiyatrosu’nda oynanmak için yazılmış ve Sultan Abdülmecit’e sunulmuştur. Saray eli ile yaptırılan tiyatro binasının dışında tiyatro tarihinde önemli yeri olan birkaç tiyatro binası da azınlıklar tarafından yaptırılmıştır. İtalyan Bosco, 1840’ta yaptırdığı tiyatro binasında oyunlar sahnelemiş, içine düştüğü maddi sıkıntıdan sonra da tiyatrosu el değiştirmiştir. Tiyatronun yeni sahibi Naum Efendi olmuştur. Naum Efendi, 1846 yılındaki yangına kadar tiyatroyu işletir. Yangından sonra Naum Efendi saraydan yardım talebinde bulunur. Sultan Abdülmecit’in yardımlarıyla yeni bir tiyatro binası yaptırılmış ve Naum tiyatrosu 1848 yılında faaliyetine yeniden başlamıştır. 1870 yılında Beyoğlu’ndaki büyük yangında tiyatro binası tamamen yanarak faaliyetini noktalamıştır. Naum tiyatrosunda Ermenice oyunlar sahnelenmiştir. (And 2009)

Sarayın destekleri ile gelişip serpilen Türk tiyatrosu, padişahın dışında çeşitli devlet adamlarının destekleriyle de gelişimini devam ettirir. Ahmet Vefik Paşa’nın Bursa, Ziya Paşa’nın da Adana valilikleri sırasında tiyatro binaları yaptırmaları ve burada oyunların sahnelenmesini sağlamalarıyla tiyatronun yaygınlaşmasına katkıda bulunmuşlardır. Namık Kemal’in hem yazdığı telif eserlerle hem de tiyatro türü hakkında kaleme aldığı yazılarla tiyatro türünün benimsenmesine yardımcı olduğunu görürüz. Tiyatronun retoriği hemen hemen tek başına Namık Kemal tarafından yürütülmüştür. Yaşadığı dönemde başta Recaizâde Ekrem ve Abdülhak Hâmid olmak üzere pek çok kişiye örnek olmuştur. Abdülhak Hâmid, ilk eserlerinde tamamen Namık Kemal’in yolunda ilerler. Namık Kemal’in düşünceleri ve eserleri Abdülhak Hâmid’i etkiler. Abdülhak Hâmid, ömrünün sonuna kadar hep üstadı olarak Namık Kemal’in ismini anar.  (Akı 1999) Namık Kemal, bizde Batılı tiyatronun yerleşmesinde en kilit isimdir diyebiliriz.

 

Milliyetçi Düşünce Sahneye, Sahneden sokağa, Sokaktan Sürgüne…

Namık Kemal, her şeyden evvel önemli bir fikir adamıdır. O, tiyatroyu siyasi fikirlerini halka ulaştırabilmek adına önemli bir araç olarak görmüştür. Bu ideal zaman zaman Namık Kemal’in başına dert açmış, Namık Kemal’in sürgününe gönderilmesine neden olmuştur. Sözgelimi Namık Kemal, sahnelenen ilk tiyatro eserimiz  “Vatan Yahut Silistre” oyununu bitirmiş ve Güllü Agop tiyatrosunda gösterime sunmaya başlamıştı. Bu eser yurtseverlik duygularıyla yazılmış bir oyundu. Seyirciler bu oyunu çok beğenmişti ve oyun birkaç gece üst üste sergilenmişti. Bunların sonunda da halk dışarı çıkıp sokaklarda “yaşasın vatan, yaşasın millet, yasasın Namık Kemal!” seklinde tezahüratta bulunmuşlardı. Yol boyunca “Allah bizlerin Muradını versin!”, “Biz Muradımızı isteriz!” seklindeki tezahüratlar da buna eklenmişti. Tüm bu olanlar Sultan Abdülaziz’in kulağına gitmekte gecikmedi. Namık Kemal’in veliaht Murat ile görüştüğü zaten bilinmekteydi. Böylece Padişah’ın özel bir buyruğuyla 5 Nisan 1873’te İbret gazetesi kapatıldı. Namık Kemal yakın çevresindeki arkadaşlarıyla birlikte tutuklandı ve yurt dışına sürülmeleri kararı alındı. Namık Kemal bu sürgün kararıyla Magosa’ya gönderildi. Namık Kemal bu yakınmalarına rağmen yine de idareyi tenkitten vazgeçmemiştir. Vatan şairi, olan Namık Kemal her fırsatta dönemi için cesur sayılabilecek yüksek bir sesle vatan ve millet kavramlarının telakki etmiştir.

Önsözler Bağlamında Namık Kemal’in Tiyatro Görüşleri

Mehmet Akif Ersoy, Namık Kemal’i, edebiyat tarihimizin ilk “münekkidi” olarak kabul eder. Abdullah Uçman, Ahmet Hamdi Tanpınar’dan ilham alarak Namık Kemal’in eleştirilerini üç ana madde altında toplar:

a.Divan edebiyatının eleştirisi: Eski Türk edebiyatının bütünüyle İran edebiyatı etkisi altında kaldığını iddia eden Namık Kemal, “edebiyat-ı sahîha”(gerçeğe uygun edebiyat) adına bu edebiyatı tamamen reddeder. Özellikle Harâbât mukaddimesi dolayısıyla Ziya Paşa’ya yönelttiği eleştirilerde divan edebiyatını “menfûr-ı tabiat”(doğallığa ters) olarak niteler.

b. Eskiden tamamen farklı yeni bir edebiyat kurma arzusu: Namık Kemal’in “edebiyat-ı sahîha” ve “edebiyat-ı hakikiye” (gerçeğe uygun edebiyat) terimleriyle nitelediği yeni edebiyat, akla, hakikate ve insan duygularına aykırı olmayan edebiyat olmalıdır.

c. Yeni edebî türlerin müdafaası: (roman ve tiyatro gibi..)

 

Bu tablo Namık Kemal’in Hugo’dan etkilenerek kaleme aldığı Celal Muakaddimesi’nde de kendisini gösterir. Ancak Muakddime’de ele alınan hususları daha da özele indirgersek: Mukaddime-i Celâl,  Namık Kemal’in  bütün yazıları içinde edebiyata dair görüşlerini en geniş ölçüde açıklayan önsözdür.” Victor Hugo’nun Cromwell Önsöz’ünden esinlenerek yazıldığı da iddia edilen ve dokuz alt bölümden oluşan bu edebi eleştiri, edebiyatın o dönemdeki genel sınırlarını da  çizmiştir. Mukaddime-i Celâl, şu başlıklar altında ele alınabilir: “Eski Edebiyatın Hayal Dünyasına Yöneltilen Eleştiriler”, ”Gazete ve Gazetecilik Faaliyetlerine Yönelik Değerlendirmeler” (Namık Kemal’in bu görüşlerini özetleyen anahtar ifade “tarz-ı cedîd” (yeni tarz) kavramıdır. Namık Kemal’e göre bütün yeniliklerin ve değişimlerin zemininde bu algı vardır.) “Eğitim”, “İmla”,  ve “Siyasî Makale, Roman ve Tiyatro”. Namık Kemal önsöz ile sanat fikrini ortaya en iyi koyan isimlerdendir.

 

Tanzimat döneminin önemli düşünce ve sanat adamlarından biri olan Namık Kemal, bu dönemde edebiyatımıza yeni girmekte olan roman hikâye, gazete, tiyatro gibi batılı türler üzerinde düşünmüş; Türk edebiyatının batılılaşması yolunda bu türleri yakından tanıma ve tanıtma gayreti içinde olmuştur. Türk edebiyatında şair kimliğiyle ön plana çıkmış olan sanatçının en çok ilgilendiği bir diğer edebiyat türü yukarıda sözünü ettiğimiz gibi tiyatrodur.

Namık Kemal Avrupa’ya gitmeden evvel tiyatroyu fazla tanımıyordu. Avrupa’da daha yakından tanımaya başladığı tiyatronun, zamanla sadece bir eğlence aracı olmadığını beraberinde seyircilerin bilgi ve kültürlerini artıran, eğitimlerine katkıda bulunan önemli bir tür olduğunu da görmüştür. Kenan Akyüz; Namık Kemal’in tiyatronun bu yönünü ön planda tutarak ele almasını, onun Tanzimat’ın sosyal prensiplerine bağlı bulunmasının doğal bir sonucu olduğunu belirtir. Dolayısıyla Namık Kemal’e göre ciddi tiyatro eseri, seçkin bir topluluğa belli düşünceleri aşılamak için ‘en faydalı eğlence’dir (Akyüz,1990: 62). İnci Enginün de bu konuda şu değerlendirmeyi yapmaktadır: “Sosyal konuları halka gür sesle aktarmak ve halkı kendi düşüncelerinin ortağı kılmak azmi, onun bütün edebiyat türlerini sosyal fayda açısından görmesine yol açmıştır” (Enginün, 1998: 26).

Namık Kemal’in tiyatroyla ilgili en önemli yazısı, edebiyat ve tiyatro hakkındaki bütün görüşlerini ortaya koyduğu “Mukaddime-i Celâl”dir. Namık Kemal’in 1874 yılında yazdığı Celâleddin Harzemşâh adlı piyesi için kaleme aldığı bu ön söz, 1876 yılında yapılan ilk baskıda yer almamış eserin 1897 yılında eski harflerle Kahire’de yapılan ikinci baskısında eklenmiştir. “Mukaddime-i Celâl” için: “…bu küçük esere-maalesef gerisi gelmeyen – bir başlangıç, hatta edebiyatımızın büyük bir merhalesi” değerlendirmesini yapan Tanpınar, bu ön söze kadar bizde tiyatro edebiyatının Ceride-i Havadis’in birkaç fıkrası ile yine Namık Kemal ve arkadaşlarının, Tiyatro-yı Osmanî etrafındaki heyet kurulunca yazdıkları makalelerden ibaret olduğunu da belirtmektedir (Tanpınar, 1997: 283).

Niyazi Somar, “Namık Kemal ve Victor Hugo; Cromwell ve Celâleddin Dramları” adlı makalesinde bu önsöz için şu tespitlerde bulunur: Hakikatte bu eser bir tezdi, onun için, bu eserle dram edebiyatına bizim için yeni bir şey verdiğini düşünen muharrir, tiyatronun istikametini, tarihini anlatarak buna bir dereceye kadar yer hazırlamak ihtiyacını duymuştu, bu ihtiyaçla da baş tarafına bir mukaddime koymuştu. Bu mukaddime ise (Celâleddin) için olmaktan ziyâde alelûmum dram edebiyatı için bir de beyannâme mahiyetinde oldu” (Parlakpınar 2010’dan hareketle).

 

Bu tespitler, Namık Kemal’in bu önsözü kaleme almaktaki amacını ortaya koyması ve bu ön sözün Türk tiyatro edebiyatı açısından taşıdığı öneme bir başka yönden işaret etmesi bakımından önemlidir. Bu ön söz sekiz bölümden oluşur. 1. bölümde genel olarak eski edebiyatı eleştirir. Osmanlı toplumunda son yıllarda okuma oranının arttığına ve bunda gazetelerin etkisine değinir. Edebiyatımızın girdiği yeni yolu-Edebiyat-ı Cedide- eleştirenlere cevap verir. 2. bölümde Türk edebiyatına yeni giren üç yeni türe-siyasi makale, roman- değinir. 3. bölümden başlayarak 5. bölümün sonuna kadar tamamen tiyatro hakkındaki bilgi ve görüşlerini ortaya koymaktadır. 5. bölümünden sonraki bölümlerini Celâl’e ayırır ve Celâl hakkında ayrıntılı bilgiler verir.

Öncelikle Namık Kemal, “Mukaddime-i Celâl”de Shakespeare’in tiyatro yazmakta bağlı olduğu şartın seyircinin eğlenmesi neye bağlı ise o sebepleri hazırlamaktan ibaret olduğunu, bu şartı yine bir oyun içinde ilgi kurarak kısaca “beni eğlendir!” sözü ile ifade ettiğini belirtmektedir. Bu ifadeler Namık Kemal’in tiyatroyu bir eğlence olarak görmesinde Shakespeare’in etkisini de ortaya koyması bakımından önemlidir.

 

“Emsâl-i edebîyyedendir ki Hakikat nâmında bütün âlemyân içinde mahbûb-ı kulûb olmağa lâyık bir kız varmış. Saçları dağınık, göğsü bağrı açık gezdiği için delidir demişler, zincire vurmuşlar. Sonra Akıl nâmında bir hekîm çehreyi eski hâlinde bırakmakla beraber dikkat olunmayınca anlaşılmaz bir tarza getirir bir düzgün icâd etmiş adını mesel koymuş, Hakikat’in yüzünü onunla boyamış. Arkasına da âdet denir bir makbûl biçiminde libâslar giydirmiş, yine kızı meydana salıvermiş. O vakit Hakikat herkes indinde makbûl olmağa başlamış. İşte tiyatro, yüzüne mesel düzgünleri sürülmüş, arkasına âdet libâsları giydirilmiş olan Hakikat’in teşahhus etmiş bir misâlidir” ( Sazyek 2008: 170).

 

“Mukaddime-i Celâl”de: “Bir milletin kuvve-i nâtıkası edebiyat ise timsâl-i edebin nâtıka-i zî-hayatı da tiyatrodur(Sazyek 2008: 173) diyerek edebiyat ve tiyatronun birbiriyle olan sıkı bağını öne çıkaran bir tanım yapmış olmaktadır. Bu yazısında ayrıca “Tiyatro aşka benzer. İnsanı hazin hazin ağlatır, fakat verdiği şiddetli teessürle bir başka lezzet bulur.”

“Tiyatro, cihânın aynıdır. İnsanı doya doya güldürür, fakat hâtıra getirdiği tuhaflıklar bile tabiatın aczini gösterdiği için âshâb-ı intibâhta gülerken ağlamak için bahisler tevlîd eder” ( Hakan Sazyek 2008: 177) şeklinde yaptığı tiyatro tanımları, Namık Kemal’in kendi bakış açısından tiyatroyu nasıl algıladığını göstermesi bakımından önemlidir.

Sonuç

Sonuç olarak Namık Kemal’in tiyatro hakkında yazdığı yazılar onun derin bir tiyatro bilgisine sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Batılı tiyatronun yerleşip gelişmesi adına tüm gücünü ortaya koyan Namık Kemal, Osmanlı Tiyatrosu’nun çalışmalarına destek olmak amacıyla oluşturulan kurulda yer alarak tiyatro çalışmaları içinde doğrudan yer almıştır. Tiyatro üzerine teorik yazılar kaleme aldığı gibi oynanması amacıyla piyesler kaleme almış, genç yazarları bu yolda teşvik edip onlara yol gösterme gayreti içinde olmuştur. Tiyatronun asıl işlevini Avrupa’da kavrayan Namık Kemal’in dönüşünden sonra kaleme aldığı yazılar incelendiğinde onun tiyatro hakkında ne derece bilgi sahibi olduğu anlaşılmaktadır. Onun tiyatro hakkındaki düşüncelerini gazete ve dergilerde kaleme aldığı makalelerinden, özellikle Celâleddin Harzemşâh adlı eseri için kaleme aldığı Mukaddime-i Celâl’den ve çeşitli vesilelerle yazdığı mektuplardan öğrenmekteyiz.  Namık Kemal edebiyatın pek çok türünden eser veren bir yazar olmanın yanında bizde Batılı tiyatroyu yerleşmek, halkın milli ve manevi duygularını kuvvetlendirmek için oldukça önemli metinler kaleme almıştır.

 

 

KAYNAKÇA:

AKI, Niyazi (1999) Türk Tiyatro Edebiyatı Tarihi, İstanbul: Dergâh Yayınları.

AKYÜZ, Kenan (1990) Modern Türk Edebiyatının Ana Çizgileri, İnkılap Yayınevi.

AND, Metin (2009) Başlangıçtan 1983’e Türk Tiyatro Tarihi, İstanbul: İletişim Yayınları.

AYTAŞ, Gıyasettin (2010) Tanzimat’ta Tiyatro Edebiyatı Tarihi, Ankara: Akçağ Yayınları.

BANARLI, Nihat Sami (1971) Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, İstanbul: MEB Basımevi.

DİZDAROĞLU, Hikmet (1995) Namık Kemal, İstanbul: Varlık Yayınları.

GÜR, Âlim (2010) “Yeni Türk Edebiyatında Kaynak Olarak Manifestolar”, Turkish Studies Turkic Volume 5/2 Spring, 92-182.

İPEKTEN, Haluk İpekten, H., İsen, M., Kılıç, F., Aksoyak, İ.H., Erduran, A. (2002) Şair Tezkireleri, Ankara: Grafiker Yayınlar.

KUNTAY, Mithat Cemal (2010) Namık Kemal, İstanbul: İş Bankası Kültür Yayınları, Cilt 2.

KURDAKUL, Şükran (1997) Namık Kemal, İstanbul: Cem Yayınları.

SAZYEK, Hakan- Esra Sazyek (2008) Yeni Türk Edebiyatında Önsözler, Ankara Akçağ Yayınları.

SEVENGİL, Refik Ahmet  (1968) Türk Tiyatrosu Tarihi III, Tanzimat Tiyatrosu, İstanbul: Milli Eğitim Basımevi.

ŞENLER, Yaşar (2009) Yeni Türk Edebiyatında Edebi Eser Mukaddimeleri, Van: Yüzüncü Yıl Üniversitesi Basımevi.

PARLAKPINAR, Murat (2010) “Namık Kemal’in Tiyatro Hakkındaki Görüşleri”, Doğumunun 170. Yılında Uluslararası Namık Kemal Sempozyumu, 20-22 Aralık 2010, C. II, s. 819-835.

PARLATIR, İsmail  (Koordinatör) (2011) Tanzimat Edebiyatı, Ankara: Akçağ.

TANPINAR, Ahmet Hamdi (2010) XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi, İstanbul: YKY.

ÜNSAL, Kubilay (2009). “Namık Kemal: Celaleddin Harzemşah” Erzurum: A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi Prof. Dr. Hüseyin AYAN Özel Sayısı,39.


Kategorisi: Gündem Yazıları

Sosyal Ağlarda Paylaş:

DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter