Millet İnşası -Bozkurt ÇELİK

Milletlerin nasıl ve ne zaman tarih sahnesine çıktıkları sorusu kesin bir cevap bulmamaktadır. Bu konuda farklı görüşler hâkimdir ve bu görüşlerin birçoğu milletlerin tarihine farklı perspektiflerden bakmaktadır. Hâkim görüşlerinden biri ve belki de en çok kabul edileni ulusların, Fransız İhtilali’nin ve sonrasında gelişen sürecin bir sonucu olduğu yönündedir. Devrimin doğurduğu milliyetçilik akımı; bireylerin kendilerini bir ulusa ait hissetmelerini pekiştirmiş, milliyetçilik arttıkça ulusların özellikleri daha da belirginleşmiştir. Bir nevi milliyetçilik akımının milletleri doğurduğu dile getirilmektedir. Bu anlayışa göre devletler hâkimiyetlerini kuvvetlendirmek ve toprağına, değerlerine ve birbirlerine daha sıkı bir biçimde bağlı bireyler oluşturmak için milliyetçiliği toplumlarına aşılamışlardır.

Milliyetçiliğin yayılması bireylerin mensubu oldukları milletlere bağlılıklarını artırmış, bu aidiyet duygusu perçinlendikçe milletleri oluşturan değerler özgünleşmiş ve kökleşmiştir. Fransız İhtilali sonucu yayılarak milletlerin inşa süreçlerine katkıda bulunan bir diğer önemli mefhum da eşitliktir. Zira insanlar bu devrim ile krala da isyan etmiş ve eşit yurttaşlık talebinde bulunmuşlardır. Modern milletlerin olmazsa olmaz kaidelerinden biri de milleti oluşturan bireylerin kanun önünde birbirlerine eşit olmalarıdır. Bu eşitlik arzusu da milletlerin oluşmasında son derece etkili olmuştur.

 

Birçok tespiti doğru olmakla birlikte, milletlerin oluşma sürecini Fransız İhtilaline ve ihtilal sonucu yayılan milliyetçiliğe bağlamak tartışılmalıdır. Çünkü dünya üzerinde, varlığı Fransız İhtilalinden çok daha öncelere dayanan, millet olma özelliklerini bünyelerinde barındıran toplumlar vardır. Türkler, Araplar, Yunanlılar bu toplumlara örnek olarak gösterilebilir. Zira bu toplumlar İhtilal öncesi dönemde de kimliklerinin farkındaydılar ve milleti oluşturan öğelerden birçoğuna haizdiler. Örneğin Fransız İhtilali öncesi Türklerde milliyetçilik yoktu demek ilmen oldukça hatalı bir ifade olur. Çünkü Orhun yazıtlarında Türklerin devletine ve toplumlarına bağlılıklarını anlatan birçok ifade mevcuttur.

 

Öyleyse âcizane şu sonuca ulaşabilmekteyiz: Milletler ve Milliyetçilik kavramsal çerçeve anlamında Fransız İhtilali ile birlikte ortaya çıkmışlardır. Fakat İhtilal öncesinde de tarih sahnesinde millet olma özelliği gösterebilmiş toplumlar vardır. Fakat tarihi kökenlerini çok eskiye götüremeyen toplumların milletleşme süreçlerini Fransız İhtilalinin doğurduğu kavramlara borçlu olduklarını söyleyebiliriz. Ayrıca milliyetçiliğin mi milletleri doğurduğu, yoksa milletlerin mi milliyetçiliği doğurduğu sorusuna verilecek cevabın da topluma göre değişebileceğini söyleyebiliriz.

 

Pekâlâ, millet nedir? Milletin tanımlanması da tıpkı ortaya çıkışı gibi tartışmalı bir konudur. Milletleri tanımlarken kullanılan mefhumlar, anlayışlara göre değişmektedir. Birçok âlimin üzerinde hemfikir olduğu, milletlerin oluşumunda etkin olan kavramlar şu şekilde sıralanabilir:

 

1)       Dil: Birçok sosyal bilimci milletleri oluşturan kavramları sıralamaya dil mefhumu ile başlamaktadır. Aynı dili konuşan insanların müşterek paydalarda buluşmaları doğal olarak daha kolaydır. Ortak dil demek; acıların, sevinçlerin, heyecanların kısaca hayata dair her şeyin ortak ifadelerle(kelimeler de diyebiliriz) karşılanması demektir. Nitekim birçok milletin oluşumunda dil baş aktör olmuştur. Örneğin milliyetçiliğin dünyaya yayıldığı yer olan Fransa’da ihtilal sonrası kurulan ulus devlet Fransız dili etrafında şekillenmiştir. Üstelik o dönem Paris’te Fransızca konuşan kişi oranı oldukça az olmasına rağmen.

 

2)       Coğrafya: Toplumun içinde yaşadığı coğrafyayı ne ölçüde benimsemiş olduğu, o topluluğun milletleşme süreci ile doğru orantılıdır. Özellikle son iki yüz yılda lügatimizdeki yeri gittikçe önem kazanan vatan kavramı coğrafyanın önemine referans gösterilen önemli mefhumlardandır.

 

3)       Tarih Şuuru: Milletlerin bir arada tutan en önemli faktörlerden biri olan tarih şuuru, toplumun hafızasının kuvvetini de ortaya koyar. Milletin hafızası ne kadar kuvvetli ise olaylara karşı vereceği tepkiler de o kadar tecrübeli ve makul olacaktır. Tarihine bilen ve onu doğru yorumlayabilen şuurlu bireylerden oluşan bir toplum milletleşme sürecine en doğru biçimde gerçekleştirebilecek ve başka milletlerin empoze etmek istediklerine karşı daha dayanıklı olabileceklerdir. Tarih eğitimi bireye bir güven ve kimlik duygusu kazandırır.

 

4)       Devlet: Bir milletin tarihi bir süreç içinde oluşmasını sağlayan temel kurumlardan biri de devlettir. Ayrıca oluşan milli kimliğin korunmasında da son derece önemli rol oynamaktadır. Eğitimin devletin elinde olması veya etki alanında olması milletleşme sürecinde devletin gücünü oluşturan en önemli faktörlerden biridir. Devletin varlığı, millete hem bir özgüven, hem de güvence verecektir.

 

5)       Din: İnançlar ve bunlara dayalı ahlak ilke ve değerleri, toplumsal yapıların iskeletini oluşturur. İman edilen ortak bir yaradan ve kabul edilen ortak bir din birlikteliği perçinlemektedir. Yani toplumun ortak bir dine inanması, milletleşme sürecinde önemli bir faktördür.

 

Birçok ilim adamının, milletleşme süreci üzerindeki etkisinde hemfikir olduğu bu beş mefhumun yanında daha birçok kavramın etkin olduğu söylenebilir. Örneğin Nevzat Kösoğlu bu beş kavrama ek olarak Ülkücülük ve Musikinin de milletlerin oluşumunda ve bir arada yaşama iradelerinde son derece önemli olduklarını ifade etmektedir. Ortak bir ideal, bir ülkü etrafında toplanılması birçok sosyal bilimciye göre milleti oluşturan en önemli etmenlerden biridir. Fakat Nevzat Kösoğlu bu ideal ve ülkü kavramlarını Ülkücülük başlığıyla kavramsallaştırmıştır. Ülkünün kişisel değil, toplumsal olmasının önemine dikkat çekmiştir. Ülkücülük ile birlikte Nevzat Hocanın dikkat çektiği bir diğer birleştirici unsur ortak bir musikidir. Türkülerimizin toplumsal yaşamımızdaki yerinin büyüklüğü bunun en güzel örneklerinden biridir.

Tüm bunlar ve daha birçok irili ufaklı etmenin bir araya gelmesi ile toplumlar milletleşme süreçlerinde yol kat etmektedirler.

Pekâlâ, bizim bir millet olarak tarih sahnesine çıkışımız nasıl bir sürecin sonucudur?

Yazımızın başında belirttiğimiz üzere; Türk milleti ve medeniyeti diğer bazı köklü milletler gibi Fransız İhtilalinden çok daha önceleri tarih sahnesinde rol almışlardır. Zira İslamiyet öncesi Türk tarihine baktığımızda Orhun abidelerindeki yazıtlarda devamlı Türk adına atıf olduğunu görmekteyiz. Üstelik yine Orhun yazıtlarında açıklanan Türk töresinin herhangi bir kademeleşme olmaksızın devlete bağlı herkes için geçerli olması; Batı’nın yüzyıllar sonra eşit bireylerden oluşan toplum ve millet hedefinin Türkler için zaten tabi bir durum olduğunu görmekteyiz. Türk töresiyle alakalı ifadelerden dönemin Türklerinin tam bir birliktelik içinde hareket ettiğini; dış tehlikelere karşı ortak değerlerle ve bazı taht kavgaları dışında hep birlikte mücadele ettiklerini görmekteyiz.

Tüm bunlardan hareketle âcizane görüşümüze göre Türk milletinin kökenlerini Fransız İhtilalinde değil Orta Asya Türk tarihinde aramamız doğru olacaktır. Fakat modern ulusların doğuşunu Fransız İhtilaline dayandırabiliriz. Zira bugünkü Türk milleti anlayışımızla İslamiyet öncesi veya sonrasındaki millet anlayışımızın elbette farklılık gösterdiği pek çok nokta vardır. Zira modern uluslar liberalizm ve milliyetçilik temelli olarak gelişim göstermişler ve Batı medeniyet ve ekonomik sisteminin içerisine bütünleşmiş olmuşlardır. Türk modernleşmesini incelediğimizde bizim modern uluslaşma evremizin de bu minvalde geliştiğini görmekteyiz. Modern uluslaşma sürecimizdeki Türk milleti tanımlarından biri Hilmi Ziya Ülken’e ait şu tanımdır:

 

“Türk Milleti şu halde, etnik bakımdan Orta Asya Türk kavimlerinden olan Oğuz kavmine, vatan bakımından tarihi bir teşekkül olan Anadolu’ya ve bir kısım Rumeli’ye, din bakımından İslamiyet’e, medeniyet bakımından modern milletler medeniyetine bağlı olan; fakat bu unsurları yan yana getirmeye lüzum olmayacak surette, bin seneden fazla bir zamanda onların kaynaşmasından, bir vatan üzerinde kültür birliğinin kurulmasından doğmuştur.”

 

Modern Türk ulusunun oluşum sürecini irdelediğimizde hükümetlerin zamanla kurucu ideolojiden uzaklaştıklarını ve her güçlü hükümetin kendi modernleşme anlayışı doğrultusunda hareket ettiğini görmekteyiz. Hâlbuki modern ulusların inşa süreçleri uzun ve sancılı dönemlerden oluşur. Dolayısıyla devletin net bir yolu olması ve hükümetler değişse de bu yolun takip edilmesi, değişen koşullara göre de halkın isteği doğrultusunda ana hatlarından kopmadan revize edilmesi gerekmektedir.

 

Cumhuriyetin kuruluş felsefesinin iki sacayağı vardır. Bunlardan ilki Türk Milliyetçiliği, ikincisi de yerel kültürün muhafaza ederek, ilmi ve teknik konularda Batı Medeniyetçiliğini benimsemektir. Fakat sonraki dönemlerde medeniyet ile kültür kavramları birbirine karıştırılmış ve Batılı kültür yönetenler tarafından sanki bir üst kültürmüş gibi lanse edilmiş, bir toplum mühendisliğine soyunulmuştur. Bu oldukça tehlikeli bir süreci başlatmış ve Türk kültürü ağır bir kültür emperyalizmi ve baskıyla karşı karşıya kalmıştır. Türk modernleşmesi, millet inşa süreçlerine oldukça önemli bir örnektir. Çünkü Batılı kültürü üst kültür olarak görerek kendi öz kültür ve medeniyetini aşağı gören anlayışlar başarılı olamamışlar; Türk milleti özünden kopmamış birçok kültürel değerine sahip çıkmıştır. Fakat yaşanan yozlaşma da kabul edilmelidir.

 

Türk milletinin modern uluslaşma süreci de göz önünde bulundurularak ifade edilebilir ki; bir toplum uluslaşırken öz benliğine son derece dikkat etmelidir. Öz kültürüne yabancılaşmak asla modernleşmek anlamına gelemez.

 

Biz Türk İslam Ülkücüleri olarak Türk milletinin tarihin en eski çağlarından beri var olduğunu, bir milletin sahip olması gerektiği birçok özelliğe sahip bir birliktelik içinde olduğunu söylemekteyiz. Osmanlıdaki son dönem reformları ile başlayıp Cumhuriyet ile zirve noktasına ulaşan modern uluslaşma sürecinde Türk Milliyetçiliği fikriyatı, Türk İslam Medeniyetinin yapıtaşları ve en ileri teknolojiyle iç içe bir yenileşme hedeflemekteyiz.


Kategorisi: Gündem Yazıları

Sosyal Ağlarda Paylaş:

DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter