Metinlerarasılık Bağlamında Yusuf Kıssası’yla Yusuf ile Züleyha Halk Hikâyesi

 

Yüz sürer dâmânına bir gün Züleyha-yı ümîd

Sen heman ey Yûsuf-ı mısr-ı melahat ağır ol”

Laedrî

(Ey güzellik ülkesinin veya (Mısır’ın) sultanı!.. Eğer sen ağır(başlı) olursan, elbette bir gün ümit Zeliha’sı senin eteğine yüz sürecektir.) 

Semih DİRİ

Hem Doğu hem de Batı dünya edebiyatçılarının tarih boyunca çokça ele aldıkları ve evrensel bir tema olma özelliğine sahip olan “Yusuf ile Züleyha” hikâyesini Batılılar genellikle Tevrat, Doğulu İslâm toplumları da Kur’an kaynaklı anlatı ve bilgilere dayalı olarak işlemişlerdir. İslâm inancına göre Kur’an ‘dan önceki İlâhî kitapların asılları kaybolduğu ya da bozulduğu, içlerine insan düşünceleri ve bilgileri karıştırıldığı için onlar geçerliliklerini kaybetmiştir. Onun için Müslüman edebiyatçılar bu konuyu işlerken Kur’an’da anlatılan bilgileri esas alırlar. Ancak buna rağmen kimi Müslüman edebiyatçılar Tevrat’tan da bazı motifleri alıp eserlerinde kullanmışlardır. Bir kısım sanatçılar, ana kurgusuna bağlı kalarak hikâyeyi yeniden üretmiş, kimi de bundan aldığı ilhamla kendi öznel duygu, düşünce ve yaşantılarının karşılığını bu kıssaya ait motiflerde ve tiplerde bulmuş ve bunları kimi zaman bir istiare kimi zaman da çağrışım imkânı olarak görmüştür. Bunların dışında Yusuf ve Züleyha halk arasında anlatılan çift kahramanlı aşk hikâyelerinin en meşhurudur. Elbette bu hikâyenin omurgasını Kur’an’daki Yusuf Kıssası oluşturmaktadır. Biz bu çalışmamızda metinlerarası kıssa ile hikâye arasında bağ olduğunu saptamaya çalıştık.

 

En az iki metin aracılığı ile çalışma yapmayı gerektiren “metinlerarasılık” yönteminin karşılaştırmalı metin çalışmalarında son derece önemlidir. Farkının ne olduğunu Aktulum şu şekilde açıklamaktadır:

” Metinlerarasında, karşılaştırmalı yazınsal eleştiride olduğu gibi farklı ekinlere (ya da yazarlara) ait yapıtları, içerik bakımından benzeştikleri için karşı karşıya koyarak, aralarındaki benzerliklere ve ayrımlara dayanarak yorumlamak değil, eski, önceki bir yapıttan gelen bir unsurun uğradığı “bağlam değiştirme” sonucunda yeni metinde ele aldığı –yazarca verilen anlamı araştırıp bulmak söz konusudur.[1]

 

Yukarıdaki alıntıdan anlaşılacağı gibi, metinlerarasılıkta yazar ya da anlatıcı, metinlerarasılık yaratan ilişkiyi kendisi, bilinçli bir şekilde oluşturmakta, bir başka yapıta ait bir kesitten yola çıkarak, ona kendi metninde yeni bir anlam yüklemektedir. Oysa karşılaştırmalı yazındaki benzerlik ve farklılıkların yazar ya da anlatıcının bilinçli bir seçimi olmak gibi bir zorunluluğu yoktur. Aktulum, karşılaştırmacı yazının “metinlerarasında olduğu gibi, yapıt ile başka bir yapıt arasında ‘zorunlu’ bir göndergeye göre değil, bir yapıt ile aynı geleneğe ait benzer özellikler taşıyan başka yapıtlar arasındaki ilişkiyi” [2]incelediğini belirttir.    Bir Türk yapıtı ile bir Fransız yapıtı arasında, içerik düzlemindeki benzerlikten dolayı, karşılaştırmacının iki metin arasında ilişki kurabileceğini belirten Aktulum, metinlerarasında bu ilişkinin ancak yazarca isteyerek ve bilerek kurulan bir ilişki olmasına dikkat çeker . Dolayısıyla, halk hikâyelerinin benzer metinleri aracılığı ile yapılan bir karşılaştırma sonucunda, geleneğin gerektirdiği ve metinlerde ortak olan her özellik, metinlerarasılık yöntemine göre, bir başka metinle kurulmuş bilinçli bir ilişki değildir.  Örneğin, halk hikâyelerinde sıklıkla rastlanan ve hikâye anlatma geleneğinin ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilen “kahramanın bade içerek âşıklık derecesine yükselmesi” motifi bir metinlerarasılık unsuru olarak incelenemeyebilir. Çünkü hikâyeci bu motifi kullanırken, kendi metni ile belirli bir başka metne göndermede bulunmaktan hikâyede, hikâyesini gelenekten aktarılan motifler üzerine kurmak amacındadır. Dolayısıyla, geleneksel anlatının biçimsel ya da içerik olarak gerektirdiği her unsuru metinlerarasılık ilişkisi olarak görmek doğru bir yaklaşım oluşturmamaktadır.

Halk hikâyelerinin “zaman, yer ve eylemler” konusunda nasıl bir dönüşüme uğradığını saptayabilmek için, aynı anlatının farklı türlerdeki anlatım şekli incelenebilir. Yukarıda belirtildiği gibi, anlamsal dönüşümleri ekleme ve çıkarma gibi indirgeme ya da genişletme yöntemine, öyküdeki zaman ve mekân değişikliklerine bağlı olarak eylemin değişmesine, dolayısıyla olayların akışındaki değişikliğe bağlı olarak izlerken farklı türlerde ve işlevlerle anlatılmış olan Yusuf ile Zeliha/Züleyha anlatısına bakılabilir. Yusuf ile Züleyha hikâyesini seçmemiz bu yönden önemlidir. Çünkü metinlerarasılık anlamda zengin bir örnektir, Kuran’daki kıssadan büyük ölçüde yararlanmıştır.   Bu şekilde alt metin ile ana metin arasındaki izleksel benzerlik ve ayrımlar, nesnelerin ve araçların farklılaşması (benöyküsel dönüşüm) saptanabilir.

Yusuf ile Zeliha kıssası, Tevrat, İncil ve Kur’an’da yer almaktadır. Kıssa Tevrat ve İncil’de benzer bir anlatı iken Kur’an’da değişmektedir. Örneğin, Tevrat’taki anlatıda Yusuf, firavunun başvekili olduktan sonra On şehrinin kâhini Potifera’nın kızı Asenat ile evlenir ve çocukları olur. Kur’an’daki anlatıda ise Yusuf’un bir kadınla olan birlikteliği söz konusu değildir. Fars edebiyatı için anlatının kaynağı doğal olarak Kur’an-ı Kerim’deki “Yusuf Suresi”dir. Anlatı, mesnevi biçiminde yazılmıştır. 15. yüzyıl şairi Hamdullah Hamdi’nin Yusuf ve Zeliha Mesnevisi oldukça önemlidir. Hamdullah Hamdi’nin anlatı kurgusu için alt-metinler “Yusuf Suresi” ve Câmî’nin eseridir. “Yusuf Suresi” ile Câmî’nin ve Hamdullah Hamdi’nin mesnevileri arasındaki temel konu farkı Zeliha’nın anlatıdaki konumudur. Kuran-ı Kerim’de adı geçmeyen Zeliha, mesnevide adlandırılmıştır. Bizim mevzumuz olan halk hikâyesinde de durum bundan farksızdır. Kuran-ı Kerim’deki surede, kadın Yusuf’u baştan çıkarmaya çalışan Mısırlı Aziz’in karısıdır ve Yusuf’u zindana attırdıktan sonra bir daha ondan söz edilmez. Hamdullah Hamdi’nin mesnevisinde ise Zeliha kendisinden fiziksel ve ruhsal özellikleriyle detaylı bir şekilde söz edilen önemli bir ana karakterdir. Yusuf’la karşılaşmadan önce Zeliha onu üç kez rüyasında görmüştür, Mısır Azizi ile onu rüyasında gördüğü sevgili, yani Yusuf zannederek evlenmeye karar vermiş, ancak Mısır Azizi’ni görünce onun rüyasındaki sevgili olmadığını anlayarak büyük bir hayal kırıklığı yaşamıştır. Zeliha, Mısır Azizi ile hiç birlikte olmamış; rüyasındaki sevgiliye sadık kalmıştır. Yusuf’u gördükten sonra nefsini kontrol edememiş, çeşitli hatalar yapmıştır. Mesnevide Zeliha’nın hatalarından duyduğu pişmanlık detaylarıyla anlatılmaktadır. Yusuf’a ulaşmak için her türlü yola başvuran Zeliha, putunu kırıp Müslüman olduktan sonra sesini ona duyurabilmiştir. Çektiği acılardan dolayı yıpranan ve çirkinleşen kadın, Yusuf’un duası ile güzelleşir ve bu kez Yusuf da ona âşık olur, bunun sonunda iki sevgili evlenir. Zeliha bir süre sonra Yusuf’un aşkından ilahî aşka yönelir ve sürekli ibadet eder.

 

Kur’an-ı Kerim’deki anlatı ile mesneviyi karşılaştırdığımızda, mesneviyi ana metin olarak kabul edersek, bu yeni anlatıda yeni bir karakter yaratıldığını ve ona yeni bir yaşam verildiğini görmekteyiz. Bu yeni karakter, doğal olarak anlatıya yeni mekânlar ve olaylar katmaktadır. Örneğin, Zeliha aslında Mağrib hükümdarı Taymus’un kızıdır. Zeliha’nın bu özelliği ile birlikte, anlatıya yeni bir mekân, yeni karakterler (babası, arkadaşları, dadısı) girmektedir. Zeliha’nın rüya görmesi ve Yusuf’un bu rüyada onunla konuşması, daha sonra Yusuf’un Zeliha’ya büyük bir aşkla bağlanması alt metindeki Yusuf karakterini de bu yeni metinde değiştirmektedir. Yusuf burada Zeliha’nın aşkına karşılık veren, onunla evlenen ve çocuk sahibi olan bir karakterdir. Mesnevi aracılığıyla “Yusuf Suresi”ndeki anlatı genişletilmiştir, bu genişleme gözle görülür bir şekilde yeni anlatıda anlamsal bir dönüşüme neden olmuştur. İki anlatıdaki dinî karakterlere yapılan göndermeler, entrikalar, düğümlenme ve çözülme bölümleri genellikle paralellik gösterirken, Zeliha’nın farklı ve yeni bir karakter olarak anlatıya yerleştirilmesi anlatının akışındaki olayların ve anlatının sonunun anlamsal olarak değişmesine yol açmıştır.[3], Yusuf ile Züleyha hikâyesi ile Yusuf Kıssa’sı arasında ciddi anlamda birbirine metinlerarası ilişkiyle bağlıdır.

 

Dini bir metin olan Kur’an şüphesiz İslam toplumlarındaki en önemli yazılı metindir. Kur’an’da geçen Yusuf Kıssası, dini metindeki bir sure olmaktan çıkarak asırlardır anlatıla gelen bir hikâye olmuştur. Bilindiği gibi halk hikâyelerinde belli bir format ve önemli bir motif yapısı vardır. Anlatıcı oluşturmak istediği anlatıya bağlı olarak olay örgüsünden bir bölümü ya da karakterleri bir önceki metinden çekiyor ve bir önceki metnin parçası konumundaki bu unsurları yeni bir anlatı oluşturacak şekilde yeniden düzenliyor ki bu yazılı edebiyatın “yeniden yazma” yaklaşımına denk düşmektedir.  Bizim ele aldığımız konu da tam buna denk gelmektedir.  Çalışmamızda görüldüğü gibi Yusuf ile Züleyha Halk Hikâyesi için Kuran metinlerarasılık anlamda çok önemli bir kaynaktır. Hikâyenin olay örgüsüyle, kıssanın geçtiği Yusuf Suresi’ne bakıldığında bu açıkça belli olmaktadır.

Sözlü anlatıların yazılı edebiyat metinleriyle paralel biçimde metinlerarası ilişkiler kurdukları bir önceki metne gönderme yapma ya da yeniden yazma gibi yöntemlerle, yazılı metinlerle ortak özelliklere sahip olduğu görüşü Türk halk hikâyelerinde somutlanabilmektedir. Yazılı anlatıların kurdukları ilişkiler üzerine odaklanmış olan “palempsest” kuramı ile halk hikâyelerine yaklaşıldığında temel noktalarda bu anlatıların benzer ilişkiler kurduğu gözlemlenmektedir Yusuf ile Züleyha hikâyesi buna en önemli örneklerden birisidir.

Ekleme, çıkarma, indirgeme ya da genişletme yöntemleri ile zaman, yer ve eylemlerde dönüşümün izlendiği anlamsal dönüşümler de Türk halk hikâyesi metinleri ile gönderme yaptıkları metinler arasında kurulabilen bir ilişki türüdür. Dini metinlere gönderme yapan Yusuf ile Züleyha hikâyesinde olduğu gibi, anlatıcı bir başka metindeki bir bölümü alıp kendi anlatısını o bölüm üzerinde genişletebilmekte ve bu şekilde zaman, yer, karakterlerin özellikleri ve sonuç olarak olay örgüsünün farklılaştığı yeni bir anlatı oluşturabilmektedir. Bu yeni anlatı, bir önceki anlatıdan farklı anlamlara ve etkiye sahip olmaktadır

Sonuç olarak, “Yusuf kıssası” ,Yusuf ve Zeliha halk hikâyesine bir konu sunmuştur, halk anlatısı onu bir alt metin olarak ilgi çekici bulmuş ve kendi anlatı özellikleri üzerinden yeniden yorumlamaya ve kompoze etmeye girişmiştir. Elbette alt-metin konunun anlatılış biçimi ve kurgusu ile halk anlatısına dönüşürken birtakım değişmelere ve dönüşmelere uğrayacaktır. Hikâye anlatıcısı, alt metindeki konuyu almış ve kendi anlatma geleneğini ve dinleyicinin beklentisini de göz önünde bulundurarak yeni metinde gerekli anlamsal dönüşümleri oluşturmuştur Yusuf Suresi’nin, Yusuf ile Züleyha halk hikâyesine olan katkısı metinlerarasılık bağlamında edebiyat-din ilişkisini açıkça göstermektedir.

 

Kaynakça

AKTULUM, Kubilay (1999) Metinlerarası İlişkiler. Ankara: Öteki Yayınevi.

DAŞDEMİR, Özkan (2012) Halk Hikâyesi Olarak Yusuf ile Züleyha, İstanbul, Fenomen Yayınları.

ÇIĞ Muazzez İlmiye (2010) Kur ‘an, İncil ve Tevrat’ın Sumer’deki Kökeni, İstanbul; Kaynak Yayınları.

ÖZAY, Yeliz (2007) Metinlerarası İlişkilerde Türk Halk Hikâyeleri, Ankara; Gazi üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Halkbilimi Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi.

YAZIR, Elmalılı Hamdi (2012), Kur’an-ı Kerim Meali, Haz. Arif Pamuk, İstanbul 2012, Pamuk Yayıncılık, esas alınmıştır.

 



[1]  Kubilay Aktulum, Metinlerarası İlişkiler, Ankara 1999: Öteki Yayınevi, 258.

[2] Kubilay Aktulum,a.g.e.,258.

 


Kategorisi: Gündem Yazıları

Sosyal Ağlarda Paylaş:

DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter