“Kürt Sorunu” ve İmralı Süreci Nedir?-Talu Bilgili

Son seçimlerden bu yana medyada sıklıkla duyduğumuz “Kürt Sorunu” veyahut “İmralı Süreci” olarak adlandırılan süreç son günlerde tavan yapmış durumda. Medya kuruluşlarımız, devlet organları ve iktidar milletvekilleri tarafından insanlara gerçekten böyle bir sorun varmış gibi yansıtılmaktayken, Türk milleti sorunun nerede olduğunu çözememektedir. Aslında “sorunun” cevabı çok basit. Yaptığı hareket ve girişimler sonucunda oyları düşmekte olan iktidar partisi, foyalarının ortaya çıkmasıyla birlikte Türk milletinin gözünden yavaş yavaş düşmeye başlarken nereden güdüldüğünü bilmediğimiz tavsiyeler sonucunda doğudaki vatandaşlarımızdan oy almak ümidiyle böyle bir yola başvurduğu çok açık ve net bir şekilde görülmektedir.

Oy oranını arttırmak için Türk milli kültürünü, Türk devletinin üniter yapısını ve bölünmez bütünlüğünü riske atarak Ülkücü – Milliyetçi gençleri “Irkçılıkla” suçlamış, aynı şekilde başka milletlerin milliyetçiliğini yapan ve aşırı derecede ırkçılık güden kesimlere ise yumuşak bir politika izleyerek sadece “bu sizin demokratik hakkınız” demekle yetinmiştir.

Türk milleti 1071′de ebedi ve müebbet yurdumuz olan Anadolu’ya girdiğinde İslam’ın ahlakı ve Türk töresinin gerektirdiği gibi bölgede yaşayan her milletin haklarına, inançlarına ve dillerine saygı duymuş, hüküm sürdüğü topraklarda yaşayan tüm milletlere eşit hizmet etmiştir. Anadolu, Türk yurdu olduktan sonra Şark’tan Anadolu topraklarına giren Kürtler’de diğer milletler gibi aynı hoşgörü ve samimiyetle karşılanmıştır. Çok yakın tarihimize kadar kardeşçe yaşayan Türk milleti dış güçlerin, ülkemizi bölmeye yönelik yeni amaçlara alet edilmeye çalışılmıştır. Bu oyunda Ülkücü – Milliyetçi Bozkurt’lar oyunu bozmaya çalışırken bazı kesimler kendi rantları için bu oyuna destek vermiştir. Bazı kesimler ise bu oyun üzerinden politika yürüttüğü için Türk milletine böyle bir sorun varmış gibi izlenim yaratmaya çalışmıştır. Sözde sorun üzerinden yapılan yasal ve anayasal değişiklikler ve eğitim – öğretim alanındaki değişiklikler tamamen tek bir kesim adına yapılmış bu değişiklikler neticesinde Türk milleti ve Türk devleti ağır darbeler almıştır.

19 Ekim 2009 tarihinde eli kanlı bölücüler dağlardan inerek Habur sınır kapısında kurulan seyyar mahkemelerce tahliye edilmiş, ellerini kollarını sallayarak vatan topraklarına girmişlerdi. Davul ve zurnalarla ellerinde zafer işaretleriyle PKK’nın yan ürünü olan parti üyeleriyle birlikte şehirde zafer turu atmışlardı. Soruyoruz: “Bu hainlerin kurşunlarıyla şahadet şerbetini içenleri mezarlarından çıkarıp geri getirebilecek misiniz?” Getiremeyeceksiniz. Bari kemiklerini sızlatmayın! Eli kanlı terörist başının yanına canı sıkılıyor diye dört arkadaşı götürüldü. Soruyoruz: “Ellerinde bebeğinin resmiyle ağlayan anneye şehit bebeğini geri verebilecek misiniz?”

3 Ekim 2012 tarihinde ortaöğretim kurumlarında seçmeli Kürtçe dersi verilmeye başlandı. Soruyoruz: “Doğu Türkistan’da, Kerkük’te, İran’da yaşayan Türk soydaşlarımız için ne yaptınız?”

29 Aralık 2011 tarihinde Uludere’de öldürülen kaçakçılar için “Sivil Şehit” yasası gündeme getirildi. Üstüne üstlük cenazeler sözde örgüt bayraklarıyla donatıldığı halde. Soruyoruz: “Trafik kazası ve askeri sevkiyat sırasında şehit olan Mehmetçiklerimizin gariban ailelerine neden maaş bağlamadınız?”

30 Eylül 2012 tarihinde yapılan kongrede sözde Kürdistan Lideri Mesut Barzani’yi şeref konuğu olarak getirdiler. Soruyoruz: “Türklerin bağımsızlığı için ömürlerini ortaya koyan Elçibey’i, Cemilgil’i, Osman Batur’u bir kere andınız mı? Bir Fatiha okudunuz mu?”

11 Ocak 2013 tarihinde İmralı canisi Abdullah Öcalan’ın odasına istemediği halde LCD, son model televizyon koyuldu. Soruyoruz: “Asgari ücretle iki çocuk okutup, evinin kirasını ve masraflarını karşılayan aile babasını düşündünüz mü?”

1 Ocak 2013 tarihinde mahkemelerde Kürtçe savunma hakkı verildi. Soruyoruz: “Rusya’daki, Çin’deki ve Türk milletinin yaşadığı diğer ülkelerdeki soydaşlarımızın devlete karşı kendi dilini kullanması için ne yaptınız?”

Sorduğumuz bütün soruların ortak özelliği cevabının olmamasıdır. Oy uğruna yapılan kalitesiz siyaseti insanlarımızın dini duygularını kullanarak yedirmek ve doğudaki vatandaşlarımızdan oy almak amacıyla atılmış bu adımlar Türk devletinin bölünme sürecini simgelemektedir. Kürtler veya diğer hiçbir millet bizim sorunumuz olamaz, bizim vatandaşımız olur, komşumuz olur. Kısacası “Kürt Sorunu” iktidarın oy toplamada sıkıntı çekmesi sorunu demektir. Yapmamız gereken şey çok zor değil. Çanakkale’de, Hicaz’da, Sarıkamış’ta ölmemiz gerekmiyor. Her yerde, herkese bunları anlatıp uyuyan destanımızı uyandırmamız gerekiyor. Türklüğün gururunu ve şuurunu, İslam’ın ahlak ve faziletini yaşamak ve anlatmak silahımız, evren’i aydınlatan 9 Işık pusulamız, Türkmen Beyi Devlet Bahçeli Bey liderimiz, tüm Ülkücüler kardeşimiz, Ülkü Ocakları yuvamız ve teşkilatımız, Türk dünyasının cefakâr lideri cennet mekân Alparslan Türkeş Bey, Başbuğumuz, Turan ülkümüz, Türklük bedenimiz, İslam ruhumuz ve mukaddes dinimizdir. Bu kutsal değerler karşısında hangi güç durabilir?

Allah bizi teröristlere sayın, Şehitlere kelle demekten sakınsın! Allah Türk’ü korusun ve yüceltsin


Kategorisi: Gündem Yazıları

Sosyal Ağlarda Paylaş:

DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter