Halk ve Tasavvuf Edebiyatı

Ahmet Yesevi

Ahmet Yesevi, (1103 Sayram – ö. 1165 Yesi, Kazakistan), Türk mutasavvıf ve şair. Yeseviliğin öncüsüdür. Yaygın olan kanaate göre, Lokman Perende’yi ve Bektaşi Veli’yi etkilemiştir. Arapça ve Farsça da bilmesine rağmen şiirlerini Bektaşi Veli gibi Türkçe söylemiştir.

Yaşamı

Türkistan’da yetişen velilerdendir. Adı Ahmet bin İbrahim bin İlyas Yesevi olup; Piri Sultan, Hoca Ahmet, Kul Hace Ahmet diye de tanınır. Babası Hace İbrahim’in nesebi Ali’nin oğlu Muhammed bin Hanefiye’ye dayanır.

Hicri 5. asrın ortalarında doğduğu tahmin edilmektedir. Babası İbrahim erken yaşta öldü. Yasi kentinde Arslan Baba adında bir sufi öğretmenin etkisinin altında kaldı. Onun ölümünden sonra Buhara’ya giderek kendi eğitimini Yusuf Hemedani’nin yanında 1140 yılında tamamladı.

63 yaşına gelince kendisine yer altında bir hücre kazdırmış ve kalan ömrünü burada tamamlamıştır.Ahmed Yesevi, hikmetlerinin birçoğunda bu uzlete çekilmesinin sebebi olarak Muhammed’in altmışüç yaşında vefat ederek yer altına girişini ve bu yüzden kendisinin de yer üstünde Muhammed’den daha fazla gezmekten haya etmesini göstermektedir. “Divan-ı Hikmet”te Ahmed Yesevi? nin yer altında uzlete çekilişini ve uzlet hayatı esnasında yaşadığı manevi halleri anlatan hikmetler önemli bir yere sahiptir.

Ahmet Yesevi, Yunus Emre’den önce yetişmiş ilk büyük Türk mutasavvıflarındandır. Ona saygıyı ifade eden Hazrat-i Türkistan veya Şah-i Türkistan ünvanı verilmiştir.

Türbesi, Türkistan kentinde güney Kazakistan’da 1389 ile 1405 yıllarında Timurlenk tarafından yapıldı. 2002 yılında UNESCO tarafından dünya tarih eseri olarak kabul gördü. Ahmet Yesevi’nin türbesi Türkiye Cumhuriyeti tarafından yeniden tamir edilmiştir.

Ahmet Yesevi’nin şiirlerine “Hikmet” adı verilmektedir.

Eserleri
? Divan-ı Hikmet şiirleri, Türk tasavvuf edebiyatının bilinen,çok önemli ve anlamlı en eski örneklerini içeren kitaptır
? Akaid islamın esaslarının yer aldığı temel eseri

Sevmiyorlar bilginler, sizin Türkçe dilini,
Bilgelerden dinlesen , açar gönül ilini,
Ayet Hadis anlamı Türkçe olsa anlarlar,
Anlamını bilenler , başı eğip uyarlar,
Miskin zayıf Hoca Ahmet yedi atana rahmet
Fars dilini bilir de sevip söyler Türkçeyi ..

HİKMET

Niçe yıllık mihribânim cân aytadur dostlarım
Bu vücûdum şehrini fânî kiladur dostlarım
Bu kafesni tûtîsi pervâz itedür uçkeli
Bir karangu sulesiz yirge baradur dostlarım
Ey mini yârânlarim himmet tutung îmânima
Düsmenim îmânima zahmet biredür dostlarım
Usbu cân bizler bilen bir niçe yillar bar idi
Hak taâlâ hükmi birlen azm itedür dostlarım
Bu mini azâlarim cânim bilen sâdmân idi
Cân çikarga kül azâm hem titresedür dostlarım
Kul hâce ahmed tûtîsi pervâz itedür uçkeli
Neylesün miskîn kim ol hükm-i hudâdur dostlarım

Aşık Veysel

Veysel Şatıroğlu veya bilinen adıyla Âşık Veysel (d. 25 Ekim 1894, Şarkışla, Sivas – ö. 21 Mart 1973), Türk halk ozanı.

Sivas ili Şarkışla ilçesinin Sivrialan köyünde çiftçi bir ailenin çocuğu olarak doğan Âşık Veysel, 7 yaşında geçirdiği çiçek hastalığı sonucunda sol gözünü, bir talihsizlik sonucuyla da sağ gözünü kaybetti. Babasının, Âşık Veysel’e oyalanması için aldığı sazla önce başka ozanların türkülerini çalmaya başladı.1933 yılında tanıştığı Ahmet Kutsi Tecer’in teşvikleriyle kendi sözlerini yazıp söylemeye başladı.

Eserlerinde Türkçesi yalındır. Dili ustalıkla kullanır. Yöntemi gösterişsiz ve nerdeyse kusursuzdur. Yaşama sevinciyle hüzün, iyimserlikle umutsuzluk şiirlerinde iç içeydi. Doğa, toplumsal olaylar, din ve siyasete ince eleştiriler yönelttiği şiirleri de var. Şiirleri, Deyişler (1944) , Sazımdan Sesler (1950) , Dostlar Beni Hatırlasın (1970) isimli kitaplarında toplandı. Ölümünden sonra Bütün Şiirleri (1984) adıyla eserleri tekrar yayınlandı.

Türküleri
? Anlatamam Derdimi
? Arasam Seni Gül İlen
? Atatürk’e Ağıt
? Beni Hor Görme
? Beş Günlük Dünya
? Bir Kökte Uzamış
? Birlik Destanı
? Çiçekler
? Cümle Alem Senindir
? Derdimi Dökersem Derin Dereye
? Dost Çevirmiş Yüzünü Benden
? Dost Yolunda
? Dostlar Beni Hatırlasın
? Dün Gece Yar Eşiğinde
? Dünyaya Gelmemde Maksat
? Esti Bahar Yeli
? Gel Ey Aşık
? Gonca Gülün Kokusuna
? Gönül Sana Nasihatim
? Gözyaşı Armağan
? Güzelliğin On Para Etmez
? Kahbe Felek
? Kara Toprak
? Kızılırmak Seni Seni
? Küçük Dünyam
? Murat
? Ne Ötersin Dertli Dertli
? Necip
? Sazım
? Seherin Vaktinde
? Sekizinci Ayın Yirmiikisi
? Sen Varsın
? Şu Geniş Dünyaya
? Uzun İnce Bir Yoldayım
? Yaz Gelsin
? Yıldız (Sivas Ellerinde)

KARA TOPRAK

Dost dost diye nicesine sarıldım
Benim sadık yarim kara topraktır.
beyhude dolandım, boşa yoruldum
Benim sadık yarim kara topraktır.
Nice güzellere bağlandım kaldım
Ne bir vefa gördüm ne fayda buldum
Her türlü istediğim topraktan aldım
Benim sadık yarim kara topraktır

Koyun verdi, kuzu verdi, süt verdi
Yemek verdi, ekmek verdi, et verdi
Kazma ile dövmeyince kıt verdi
Benim sadık yarim kara topraktır

Adem’den bu deme neslim getirdi
Bana türlü türlü meyve bitirdi
Her gün beni tepesinde götürdü
Benim sadık yarim kara topraktır.

Karnın yardım kazmayınan, belinen
Yüzün yırttım tırnağınan, elinen
Yine beni karşıladı gülünen
Benim sadık yarim kara topraktır

İşkence yaptıkça bana gülerdi
bunda yalan yoktur herkes de gördü
Bir çekirdek verdim, dört bostan verdi
Benim sadık yarim kara topraktır.

Havaya bakarsam hava alırım
Toprağa bakarsam dua alırım
Topraktan ayrılsam nerde kalırım
Benim sadık yarim kara topraktır.

Bir dileğin varsa iste Allah’tan
Almak için uzak gitme topraktan
Cömertlik toprağa verilmiş Hak’tan
Benim sadık yarim kara topraktır.

Hakikat istersen açık bir nokta
Allah kula yakın, kul da Allah’a
Hakkın gizli hazinesi toprakta
Benim sadık yarim kara topraktır.

Bütün kusurumu toprak gizliyor
Melhem çalıp yaralarım düzlüyor
Kolun açmış yollarımı gözlüyor
Benim sadık yarim kara topraktır.

Her kim ki olursa bu sırra mazhar
Dünyaya bırakır ölmez bir eser
Gün gelir Veysel’i bağrına basar
Benim sadık yarim kara topraktır.

Dadaloğlu

Osmanlı Devleti’nin Anadolu Türkmenlerini iskân politikasına tepki olarak doğmuş isyanlarda yer aldığı anlaşılan tanınmış bir Halk ozanıdır. 18. yüzyılın son çeyreğinde doğup 19. yüzyılın ortalarında öldüğü bilinmektedir. Doğum ve ölüm tarihleri hakkında kesin bir bilgi olmamakla beraber eldeki kaynaklar 1785-1868 tarihlerini göstermektedir. Dadaloğlu, Güney illerinde dolaşan ve Toros dağlarında Kozan, Erzin, Payas yörelerinde yaşayan göçebe Türkmenlerin Avşar boyundandır.

Yaşamı hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığımız Dadaloğlu?nun şiirleri yazılı kaynaklar aracılığıyla değil, sözlü gelenek sayesinde bugüne ulaşmıştır. Asıl adı Veli olan ve Türkmen-Avşar aşıklarının önde gelenlerinden biri olan Dadaloğlu, Kul Mustafa mahlasını da kullanan Aşık Musa?nın oğludur. Az da olsa eğitim almıştır. Daha çok Gavurdağı ve Ahır Dağı yörelerinde yaşadı. Çukurova’yı, Toroslar’ı, Orta Anadolu’yu dolaştı. Şiirlerinde göçerlik koşullarını, döneminde orta Anadolu?da hüküm süren aşiret kavgaları ve aşiretlerin Osmanlı Devleti ile savaşlarını duru ve yalın bir dille yansıttı. Dili Anadolu Türkmen boylarının kullandığı halk Türkçesiydi. Dadaloğlu Anadolu’nun halk şiiri geleneğine damgasını vurmuş en önemli sanatçılardan biri olmuştur.

Osmanlı Devleti’nin göçebe olan Avşar, Karsantı, Sırkıntı, Bozdoğan, Kırıntı, Berber, Menemenci gibi Türkmen aşiretlerini yerleşik hayata geçirmek için verdiği uğraş, yer yer başkaldırılara ve çatışmalara neden olmuştur. Dadaloğlu’nun şiirleri, yerleşik yaşama geçmek istemeyen Türkmen aşiretlerinin çığlığı ve sözlü tarihi sayılabilir.

Dadaloğlu, asıl ününü kavga türküleri ile yaptı ama duygu ve aşk konularını da aynı başarıyla işledi. Yüz kadar şiiri sözlü kaynaklardan derlenerek günümüze ulaştı. Bu derlemeleri Cahit Öztelli, Taha Toros, Haşim Nezihi Okay, Ahmet Z. Özdemir ile Saim Sakaoğlu yayınladı. Diğer 19. yüzyıl halk ozanlarından iki noktada ayrılır. Kent yaşamından uzak kaldığı için şiirlerinde hep göçerlik ortamını yansıttı. Diğer yandan yine kentte bulunmayışı nedeniyle çağdaşı halk ozanlarında sık rastlanan divan şiirine yakınlık onda hiç görülmez. Karacaoğlan’ın aşk ve doğa şiirlerindeki üstün yeteneği ile, Köroğlu’nun yiğit ve kavgacı anlatımını birleştirir.

Mezarı Osmaniye’nin Hasanbeyli ilçesindedir. Muharrem Ertaş ve Neşet Ertaş Dadaloğlu’nun eserlerinden faydalanmışlardır. Biter Kırşehir’ in Gülleri Biter adlı türkünün söz yazarı olması, mezarının Kaman’ da bulunduğunun bir ispatıdır.

Dadaloğlu’nun torunları şu anki Sivas ilinin Gemerek ilçesinin Küçük Tuzhisar Köyü’nde yaşayan Akkoç, Bozdoğan, Bozdağ, Yıldırım, Bozkurt, Karakoyun, Varol, Koçyiğit ve Şimşek aileleri olup hala Küçük Tuzhisar, Yeniçubuk, Gemerek, Kayseri, Ankara ve diğer şehirlerde yaşamaktadırlar. Hatta bu ailelerin içerisinde Dadaloğlu ismine sahip bir kişi olup şiirleri bulunmaktadır.

KOŞMA

Çıktım yücesine seyran eyledim
Cebel önü çayır çimen görünür.
Bir firkat geldi ki coştum ağladım
Al yeşil bahçeli Kaman görünür.

Şaştım hey Allah’ım ben de pek şaştım
Devrettim Akdağ’ı Bozok’a düştüm
Yozgat’ın üstünde bir ateş seçtim
Yanar oylum oylum duman görünür.

Biter Kırşehir’in gülleri biter
Çığrışır dalında bülbüller öter
Ufacık güzeller hep yeni yeter
Güzelin kaşında keman görünür.

Gönül arzuladı Niğde’yi, Boru
Gün günden artmakta yiğidin zârı
Çifte bedestanlı koca Kayseri
Erciyaş karşısında yaman görünür.

Dadaloğlu’m da der zatından zatı
Çekin eyerleyin gökçe kır atı
Göçmek değil bizim ilin muradı
Ak yâre gitmemiz güman görünür.

Hacı Bektaş-ı Veli

Hacı Bektaş-ı Veli (Farsça: ???? ????? ???? h?j? bakt?? w?l?; 1209 – 1271), Horasan Nişabur doğumlu, Anadolu Aleviliğinin oluşumunda büyük çabalar harcayan, daha sonraki yıllarda ?Horasan Erenleri? diye anılanlar arasında Hacı Bektaş Veli önemli bir yer tutar.

Kimliği

Gerçek ismi, Seyyid Muhammed bin İbrahim Ata’dır. Lokman Parende’den ilk eğitimi almış ve Ahmet Yesevi (1103-1165)’nin öğretlerini takip etmişti. Ondan dolayı Yesevi’nin ‘halife’si olarak kabul edilmektedir. Anadolu’ya geldikten sonra kısa zamanda tanınarak kıymetli talebeler yetiştirdi. Hacı Bektaş-ı Veli kendisinin de bağlı olduğu “Ahilik Teşkilatı” ile, Osmanlı Devleti’nin kuruluş devrinde Anadolu’da sosyal yapının gelişmesinde önemli katkılarda bulundu.

Velâyetnâme adlı eserede Hacı Bektaşi Velî’nin, sık sık Kırşehiri ve Ahi Evranı ziyareti onun’la sohbetlerini anlatır.

Osmanlı Ordusu Ve Hacı Bektaş-ı Veli

Osmanlı sultanlarıyla halk tarafından da sevildi ve hürmet gördü.

Hacı Bektaş-ı Veli’nin sohbetlerini takip ederek onun tarikatına bağlananlara “Bektaşi” denildi. Hacı Bektaş-ı Veli’nin Makalat’ın asıl nüshaları incelendiğinde, İslamiyete uymayan davranışlara şiddetle karşı çıkar.

Hayatının büyük bir kısmını Sulucakarahöyük?te (Hacıbektaş) geçiren Hacı Bektaş-ı Veli, ömrünü de burada tamamlamıştır. Mezarı, Nevşehir İli?ne bağlı Hacıbektaş ilçesinde bulunmaktadır.

Eserleri
? Makalat – Farsça

Her Ne Arar İsen Kendinde Ara

Hararet nardadır sacda değildir
Keramet baştadır tacda değildir
Her ne arar isen kendinde ara
Kudüste Mekkede Hacda değil
Sakın bir kimsenin gönlünü yıkma
Gerçek erenlerin sözünden çıkma
Eğer insan isen ölmezsin korkma
Aşığı kurt yemez uçta değildir

Karacaoğlan

Etkileyici bir dil ve duygu evreni kurduğu şiirleriyle Türk halk şiiri geleneğinde çığır açmıştır.

1606′ doğduğu, 1679′da ya da 1689′da öldüğü sanılmaktadır. Yaşamı üstüne kesin bilgi yoktur. Bugüne değin yapılan inceleme ve araştırmalara göre 17. yüzyılda yaşamıştır. Nereli olduğu üstüne değişik görüşler öne sürülmüştür. Bazıları Kozan Dağı yakınındaki Bahçe ilçesinin Varsak (Farsak) köyünde doğduğunu söylerler. Gaziantep’in Barak Türkmenleri de, Kilis’in Musabeyli bucağında yaşayan Çavuşlu Türkmenleri de onu kendi aşiretlerinden sayarlar. Bir başka söylentiye göre Kozan’a bağlı Feke ilçesinin Gökçe köyündendir. Anadolu’da yaşayan Karakeçili aşireti onu kendinden sayar. Mersin’in Silifke, Mut, Gülnar ilçelerinin köylerinde, o yöreden olduğu ileri sürülür. Bir menkıbeye göre de Belgradlı olduğu söylenir. Bu kaynaklardan ve şiirlerinden edinilen bilgilerden çıkarılan, onun Çukurova’da doğup, yörenin Türkmen aşiretleri arasında yaşadığıdır. Adı bazı kaynaklarda Simayil, kendi şiirlerinden bazısında ise Halil ve Hasan olarak geçer. Akşehirli Hoca Hamdi Efendi’nin anılarına göre Karacaoğlan yetim büyüdü. Çirkin bir kızla evlendirilmek, babası gibi ömür boyu askere alınmak korkusu ve o sıralarda Çukurova’da derebeyi olan Kozanoğulları ile arasının açılması sonucu genç yaşta gurbete çıktı. İki kız kardeşini de yanında götürdüğünü, Bursa’ya, hatta İstanbul’a gittiğini belirten şiirleri vardır. Yine bu şiirlerinden anlaşıldığına göre, Bursa’da ev bark sahibi oldu, evlat acısı gördü. Anadolu’nun çeşitli illerini gezdiği, Rumeli’ye geçtiği, Mısır ve Trablus’a gittiği de sanılıyor. Yaşamının büyük bir bölümünü Çukurova, Maraş, Gaziantep yörelerinde geçirdi. Doğum yeri gibi, ölüm yeri de kesin olarak bilinmemektedir. Şiirlerinden, çok uzun yaşadığı anlaşılmaktadır. Hoca Hamdi Efendi’nin anılarına göre Maraş’taki Cezel Yaylası’nda doksan altı yaşında ölmüştür. En son bulgulara göre ise mezarının İçel’in Mut ilçesinin Çukur köyündeki Karacaoğlan Tepesi denilen yerde olduğu sanılmaktadır.

Karacaoğlan, Osmanlı Devleti’nin iktisadi bunalımlar ve iç karışıklıklar içinde bulunduğu bir çağda yaşamıştır. Şiirinin kaynağını, doğup büyüdüğü göçebe toplumunun gelenekleri ve içinde yaşadığı, yurt edindiği doğa oluşturur. Güneydoğu Anadolu, Çukurova, Toroslar ve Gavurdağları yörelerinde yaşayan Türkmen aşiretlerinin yaşayış, duyuş ve düşünüş özellikleri, onun kişiliği ile birleşerek âşık edebiyatına yepyeni bir söyleyiş getirir. Anadolu halkının 17. yüzyılda çektiği acılar, göçebe yaşantısının yoklukları, çileleri, çaresizlikleri, şiirinde yer almaz. Şiirlerindeki insana dönüklüğünün özünde belirgin olan tema doğa ve aşktır. Ayrılık, gurbet, sıla özlemi, ölüm ise şiirinin bu bütünselliği içinde beliren başka temalardır. Duygulanışlarını gerçekçi biçimde dile getirir. Düşündüklerini açık, anlaşılır bir dille ortaya koyar. Acı, ayrılık, ölüm temalarını işlediği şiirlerinde de bu özelliği göze çarpar. Düşten çok gerçeğe yaslanır. Çıkış noktası yaşanmışlıktır. Ona göre, kişi yaşadığı sürece yaşamdan alabileceklerini almalı, gönlünü dilediğince eğlendirmelidir. Yaşama sevincinin kaynağı güzele, sevgiliye ve doğaya olan tutkunluğudur. Güzelleri, yiğitleri över, dert ortağı bildiği dağlara seslenir. Lirik söyleyişinin özünde, halkının duyuş ve düşünüş özellikleri görülür. Göçebe yaşamının vazgeçilmez bir parçası olan doğa, onun şirinin başlıca temalarından biridir. Yaşadığı, gezip gördüğü yörelerin doğasını görkemli bir biçimde dile getirir. Dost, kardeş bildiği, sevgilisiyle eş gördüğü, iç içe yaşadığı bu doğa, onun için sadece bir mekan olmaktan ötedir. Şiirinin başka önemli bir teması olan aşkın varoluşu, doğadaki benzetmelerle güzelleşir. Onunla yaşanan sevinç, onun getirdiği acı doğa ile paylaşılır. Sevgili, şiirinde doğanın ayrılmaz bir parçasıdır. Şiirlerinde yer yer sıla özlemi ve ölüm temasına da rastlanır. Sevdiğinden, ilinden, obasından ayrı düşüşü özlemle dile getirir, yakınır. Ölüm de, ayrılık ve yoksullukla eş tuttuğu bir derttir. Doğa temasının yanı sıra şirinin asıl odak noktasını oluşturan aşk/sevgili kavramını, âşık şiirinin geleneksel kalıpları dışında bir söyleyişle ele alır. Onun için sevgili, düşlenen, bin bir hayal ile var edilen, ulaşılmazlığın umutsuzluğuyla adına türküler yakılan bir varlık değildir; doğa ve insan ilişkileri içindedir. Onu, yaşamdan ve bu ilişkilerden soyutlamadan verir. İlk kez onun şiirinde sevgililerin adları söylenir: Elif, Anşa, Zeynep, Hürü, Döndü, Döne, Esma, Emine, Hatice…Karacaoğlan bunların kimine bir pınar başında su doldururken, kimine helkeleri omuzunda suya giderken, kimine de yayık yayıp halı dokurken görüp vurulmuştur. Gönlü bir güzel ile eylenmez, bir kişiye bağlanmaz. Uçarılık, onun duygu dünyasının şiirsel söyleyişine yansıyan en belirgin yanıdır. Erotizm, şiirine sevmek ve sevişmek olgusuyla yansır. Kanlı-canlı sevgili, cinsellik motifleriyle daha da belirginleşir, şiirinde etkileyici bir biçimde yer eder. Onun sevgiye ve kadına bakış açısı, âşık şiirine yenilik getirir ve bu gelenek içinde etkileyici bir özellik taşır. Tanrı kavramı ve din teması şiirinde önemlice bir yer tutmasa bile, bu konudaki yaklaşımıyla da kendi şiir geleneğine yine değişik bir bakış açısı getirmiş ve sonraki kuşaklar üzerinde etkileyici yönlendirici olmuştur.

Karacaoğlan, yaşadığı çağda yetişmiş başka saz şairlerinin tersine, dil ve ölçü bakımından Divan Edebiyatı’nın ve tekke şiirinin etkisinden uzak kalmıştır. Güneydoğu Anadolu insanının o çağdaki günlük konuşma diliyle yazmıştır. Kullandığı Arapça ve Farsça sözcüklerin sayısı azdır. Yöresel sözcükleri ise yoğun bir biçimde kullanır. Deyimler ve benzetmelerle halk şiirinde kendine özgü bir şiir evreni kurmuştur. Bu da onun şiirine ayrı bir renk katar. Bu sözcüklerin bir çoğunu halk dilinde yaşayan biçimiyle, söylenişlerini bozarak ya da anlamlarını değiştirerek kullanır. Karacaoğlan, halk şiirinin geleneksel yarım uyak düzenini ve yer yer de redifi kullanmıştır. Hece ölçüsünün 11′li (6+5) ve 8′li (4+4) kalıplarıyla yazmıştır. Bazı şiirlerinde ölçü uygunluğunu sağlamak için hece düşmelerine başvurduğu da görülür. Mecaz ve mazmûnlara çokça başvurması, söyleyişini etkili kılan önemli öğelerdir. Şiirsel söyleyişinin önemli bir özelliği de, halk şiiri türü olan mani söylemeye yakın oluşudur. Koşmalar, semailer, varsağılar ve türküler şiirleri arasında önemlice yer tutar. Bunların her birinde açık, anlaşılır bir biçimde, içli ve özlü bir söyleyiş birliği kurmuştur. Pir Sultan Abdal, Âşık Garip, Köroğlu, Öksüz Dede, Kul Mehmet’ten etkilenmiş; şiirleriyle Âşık Ömer, Âşık Hasan, Âşık İsmail, Katibî, Kuloğlu, Gevheri gibi çağdaşı şairleri olduğu kadar 18. yüzyıl şairlerinden Dadaloğlu, Gündeşlioğlu, Beyoğlu, Deliboran’ı, 19. yüzyıl şairlerinden de Bayburtlu Zihni, Dertli, Seyranî, Zileli Talibî, Ruhsatî, Şem’î ve Yeşil Abdal’ı etkilemiştir. Daha sonra da gerek Meşrutiyet, gerek Cumhuriyet dönemlerinde, halk edebiyatı geleneğinden yararlanan şairlerden Rıza Tevfik Bölükbaşı, Faruk Nafiz Çamlıbel, Behçet Kemal Çağlar, Necip Fazıl Kısakürek, Ahmet Kutsi Tecer ve Cahit Külebi Karacaoğlan’dan esinlenmişlerdir. Şiirleri 1920′den beri araştırılan, derlenip yayımlanan Karacaoğlan’ın bugüne değin, yazılı kaynaklara beş yüzün üzerinde şiiri geçmiştir.

Şiirlerinin Özellikleri
Karacaoğlan’ın şiiri aşk ve doğa üzerinde kuruludur. Ayrılık, gurbet, sıla özlemi ve ölüm en çok değindiği konulardır. Şiirlerinde sıkça adları geçen Elif, Zeynep ve İsmikan adlı kadınların sevgilileri olduğu sanılıyor. Duygularını, yaşadıklarını, düşüncelerini içten, gerçekçi ve özgün bir şiir yapısı içinde anlatır. Karacaoğlan, Türk aşık edebiyatına yepyeni bir söyleyiş biçimi getirdi. Doğa benzetmelerini sık sık kullandı. Çok yalın ve temiz bir Türkçe kullandı. Kendisinden sonra gelen birçok ozanı derinden etkiledi. Bu olumlu etkiler günümüz Türk şiirine kadar uzanır. Şiirlerini ilk kez Nüzhet Ergun derleyip yayınladı. Cahit Öztelli’nin Karacaoğlan-Bütün Şiirleri adlı derlemesi de önemli Karacaoğlan araştırmalarındandır.

YÜRÜ BRE YALAN DÜNYA

Yürü bre yalan dünya
Sana konan göçer bir gün
İnsan bir ekine misal
Seni eken biçer bir gün

Ağalar içmesi hoştur
O da züğürtlere güçtür
Can kafeste duran kuştur
Elbet uçar gider bir gün

Aşıklar der ki n’olacak
Bu dünya mamur olacak
Haleb’i Osmanlı alacak
Dağı taşa katar bir gün

Yerimi serin bucağa
Suyumu koyun ocağa
Kafamı alin kucağa
Garip anam ağlar bir gün

Yer yüzünde yeşil yaprak
Yer altında kefen yırtmak
Yastığımız kara toprak
O da bizi atar bir gün

Bindirirler cansız ata
İndirirler tuta tuta
Var dünyadan yol ahrete
Yelgin gider salın bir gün

Karac’oğlan der nasıma
Çok işler gelir başıma
Mezarımın baş taşına
Baykuş konar öter bir gün

Köroğlu

Köroğlu veya asıl adıyla Ali Ruşen 16. yüzyılda Anadolu’da yaşamış bir halk ozanıdır. İsmine Köroğlu Destanı da vardır. Köroğlu (16. yüzyıl) Halk şairlerimiz içerisinde kavganın, özgürlüğün sembolü. Doğum, ölüm tarihleri bilinmeyen, bir eski efsane kahramanı olan Köroğlu’nun adını alan bir şairimizdir. Bu şairin, Sultan III. Murat zamanında (1574-1595) Osmanlı ordusuyla İran savaşlarına katıldığı (1578-1584) bilinmektedir. Bolu Beyi’nden babasının intikamını almak üzere dağlara çıkan, yiğitlik ve iyilik severliği destanlaşan eşkıya Köroğlu ile şair Köroğlu halk zihninde kaynaşmış durumdadır. Köroğlu; halk şairlerimiz içerisinde kavganın ve özgürlüğün sembolüdür. Şiirlerinde coşkun bir seslenişle yiğitlik,dostluk, aşk, doğa sevgisi çok sade bir dille anlatılır.Bu şiirler, hikâyeci aşıkların nesirle anlatılan hikâyeleri arasına serpiştirilmiştir. Yirmi dördü bulan bu hikâyeler, Türklük dünyasına yayılan bir Köroğlu destanının doğuşunu hazırlamıştır.Köroğlu; yiğit,adaletli, inançla dolu ideal bir Türk’tür. Köroğlu destanımız ise Anadolu Türklüğünün yüreğinde yaşayan tutkularla, isteklerin, değerlerle inançların sembolüdür.Bu destana göre Köroğlu’nun asıl adı Ruşen Ali’dir. Babası Yusuf, Bolu Beyi’nin seyisidir.( Bolu Erzurumla Erzincan illeri arasında bulunan bir mevkiinin adıdır. Bu günkü Bolu ilimizle bir alakası yoktur.) At meraklısı olan Bolu Beyi, seyisi Yusuf’u cins bir at almaya gönderir; fakat Yusuf’un getirdiği tayı beğenmez, adamın gözlerine mil çektirir. Yusuf tayı ve oğlunu alıp memleketten çıkar. Ruşen Ali, babasının tarif ettiği tarzda, tayı karanlık bir ahırda besler, tay belli bir zaman sonra kanatlanır, eşsiz bir küheylan olur. Yusuf ile Ruşen Ali, Aras ırmağına gider, orada Bingöl’den inecek olan üç sihirli köpüğü beklerler. Yusuf, köpükleri içince, tekrar görmeye başlayacak, gençleşecek ve Bolu Beyi’nden intikamını alacaktır. Fakat, Ruşen Ali köpükleri kendisi içer, babasına köpüksüz su verir. Yusuf buna bir yandan üzülür, bir yandan da, oğlu intikamını alacak bir yiğit olacağı için sevinir.Bu sihirli üç köpükten biri Köroğlu’na ebedi hayat, biri yiğitlik, biri de şairlik sağlar. Yusuf, oğluna, intikamını almasını tavsiye ettikten sonra ölür.Ruşen Ali Kır-At’ı ile birlikte dağa çıkar.Köroğlu diye ün alır, bir derebeyi gibi yaşamaya başlar, her savaşta üstün gelir; bezirganlardan, beylerden,paşalardan aldıklarını yoksullara dağıtır.Delik demir (tüfek) icat olunup da eski yiğitlik gelenekleri bozulunca, arkadaşlarına dağılmalarını tavsiye eder, “sır olur”, Kırklar’a karışır.

Aşağıdaki tanınmış dizeleri yazılmıştır:

Benden selâm olsun Bolu Beyi?ne
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
At kişnemesinden, kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir

Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kanda paslanmalıdır.

Köroğlu düşer mi eski şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kırat köpüğünden düşman kanından
Çevre dolup şalvar ıslanmalıdır

Niyazi Mısri

Niyâzî-i Mısrî, 17. yüzyıl Halveti tarikatının Niyâziyye veya Mısriyye kolunun kurucusu, büyük bir sûfî tasavvuf edebiyatı ustası şairdir.

Hayatı

Asıl adı Mehmet olup, 12 Rebiülevvel 1027 / 8 Şubat 1618′de Malatya’nın Soğanlı köyünde dünyaya gelmiştir. Babası, yöresinin önde gelenlerinden Nakşbendiyye tarikatı mensubu Soğancızâde Ali Çelebi’dir. Niyâzî ve Mısrî ise mahlaslarıdır. Mısrî mahlası tahsilini Mısır’da yaptığından dolayıdır. Çeşitli medreselerde eğitim görmüş, farklı yerlerde tasavvuf bilgisini geliştirmiş ve memleketin pek çok yerinde vaazlar vererek halkı irşad etmeye çalışmıştır. Şöhreti her yana yayılan Niyazî Mısrî, ordunun maneviyâtını yükseltmek için Sultan IV. Mehmet tarafından Lehistan seferine götürülür. Hakkında ileri sürülen iftiralardan sonra Limni adasına sürülür ve burada onbeş yıl çileli bir hayat yaşar. Ölümünden bir yıl kadar önce affedilir ve Bursa?ya döner. Fakat Bursa kadısının şikayeti üzerine tekrar Limni?ye gönderilir ve burada vefat eder. Osmanlı sultanı tarafından sürgüne gönderildiği Limni adasında 1693 (H.1105) senesinde bir Çarşamba günü kuşluk vakti vefat etmiş olup türbesi de aynı adada ziyaretgahtır. Türkçe ve Arapça manzum ve mensur on ciltten fazla eseri bulunmaktadır. Aruzla yazdığı şiirlerinde genellikle Nesimî ve Fuzulî?nin, heceyle yazdığı şiirlerinde ise Yunus Emre?nin etkisinde kaldığı görülür. Divanı?nın yanı sıra, ?Risaletü?t-Tevhid, Şerh-i Esma-i Hüsnâ, Sûre-i Yusuf Tefsiri, Şerh-i Nutk-ı Yunus Emre, Risale-i Eşrât-ı Saat, Tahir-nâme, Fatihâ Tefsiri, Sûre-i Nûr Tefsiri? eserlerinden bazılarıdır.

Literatürde Niyazi Mısri

Niyazî-i Mısri’nin menkıbevi hayatı esas alınarak ünlü yazar Emine Işınsu Öksüz yazılan muhteşem bir roman şeklindeki biyografisi Bukağı adı ile önce Ötüken Yayınları arasında daha sonra ise Elips Kitap yayını olarak yayınlanmıştır. Niyâzî-i Mısrî Divanının şerhli basımı ise Akçağ Yayınları tarafından yayınlanmıştır.

NIYAZİ MISRİ 13 yıl Elmalı’da şeyhi Ümmü Sinan gözetiminde tasavvufi eğitimden geçmiştir.

Tasavvuf Anlayışı
Arûzla yazdığı şiirlerinde Nesimi?nin etkisinde kalan Niyazi devrinin Vahdet-i Vücud?a mensup kişilerinden de biridir.

Eserleri
? Divan (Tam ve Tekmil Niyazi Divanı -1974 adıyla basılmıştır)
? Mevaidu’l-İrfan (İrfan Sofraları adıyla Latin harfleriyle basılmıştır)

Eserlerinden örnekler
Dermân arardım derdime derdim bana derman imiş Bürhân sorardım aslıma aslım bana bürhân imiş
Sağı solu gözler idim dost yüzünü görsem deyû Ben taşrada arar idim ol cân içinde cân imiş
Öyle sanırdım ayrıyam dost gayrıdır ben gayrıyam Benden görüp işideni bildim ki ol cânân imiş
Savm u salât u hacc ile sanma biter zâhid işin İnsân-ı kâmil olmağa lâzım olan irfan imiş
Kanden gelir yolun senin ya kande varır menzilin Nerden gelip gitdiğini anlamayan hayvân imiş
Mürşid gerekdir bildire Hakk’ı sana hakk’al yakîn Mürşidi olmayanların bildikleri gümân imiş
Her mürşide dil verme kim yolunu sarpa uğradur Mürşidi kâmil olanın gâyet yolu âsân imiş
Anla hemân bir söz dürür yokuş değildir düz dürür Âlem kamu bir yüz dürür gören anı hayrân imiş
İşit Nîyâzi’nin sözün bir nesne örtmez Hak yüzün Hakdan ayan bir nesne yok gözsüzlere pünhân imiş
(Bu şiiri Mazhar Alanson tarafından bestelenerek ünlenmiştir.)
________________________________________
Hakk’ı seven âşıkların eğlencesi tevhîd olur Aşk oduna yanıkları eğlencesi tevhîd olur
Durmaz isim sürer dili sorar müdâm doğru yolu Gerçek ere diyen belî eğlencesi tevhîd olur
İzinden ırmaz gözünü cân ile tutar sözünü Görmeğe iver yüzünü eğlencesi tevhîd olur
Halkın arasından çıkar tevhîdi görse cân atar Bülbül gibi dâ’im öter eğlencesi tevhîd olur
Mâl ü menâlin terk eder ehl ü iyâlin terk eder Hâl ile kâlin terk eder eğlencesi tevhîd olur
Dünya vü ahret perdesin ardına atar cümlesin Kor mâsivâ eğlencesin eğlencesi tevhîd olur
Mısrî’ye uyan kişinin gider çürüğü işinin İçindeki can kuşunun eğlencesi tevhîd olur
________________________________________
Tende cânım canda cânanımdır Allah hû diyen Dilde sırrım sırda sübhânımdır Allah hû diyen
Dest-i kudretle yazılmış yüzüne âyât-ı Hak Gönlümün tahtında sultânımdır Allah hû diyen
Cümle a’zâdan gelir zikr-i “ene’l-hak” narası Cism içinde zâr u efgânımdır Allah hû diyen
Geceler tâ subh olunca inledir bu derd beni Derdimin içinde dermânımdır Allah hû diyen
Yere göğe sığmayan bir müminin kalbindedir Katremin içinde ummânımdır Allah hû diyen
Kisve-i tenden muarrâ seyr eder bu gökleri Raks uran abdâl-ı uryânımdır Allah hû diyen
Her kişiye kendinden akreb olan dost zâtıdır Ey Niyâzi dilde mihmânımdır Allah hû diyen…
________________________________________
günde bir taşı bina-yı ömrümün düştü yere can atar gafil, binası oldu viran bîhaber
dil bekası, hak fenası istedi mülk ü tenim bir devasız derde düştüm, âh ki lokman bîhaber
bir ticaret yapamadım, nakd-i ömrüm oldu heba yola geldim lakin göçmüş cümle kervan bîhaber
ağlayıp nâlân edip düştüm yola tenhâ garip dîde giryân, sine biryân, akıl hayrân bîhaber.

Yunus Emre

Yûnus Emre (1240 – 1321), Anadolu’da Türkçe şiirin öncüsü olan mutasavvıf bir Türk halk şairidir.

Hayatı

Yûnus Emre?nin bir hayli uzun ömür sürmüş olduğu, Karamanlı olduğu, Horasan?dan gelen İsmail Hacı Cemaati mensuplarından bulunduğu ve Karamanoğlu İbrahim Beğ?den bir yer satın aldığı hususlarında tarihi vesikalar mevcuttur.[Faruk K. Timurtaş, Yunus Emre Divanı]Yûnus Emre’yle ilgili bütün kaynak ve belgelerde, atalarının Horasan’dan gelerek Karaman’a yerleştiği ve Yunus Emre’nin Karaman’da yaşadığı açıkça belirtilmektedir.Başbakanlık arşivi 63 sayıda kayıtlı ve H. 924/ Miladi 1518 yılında Yavuz Sultan Selim Han adına Karaman Eyaleti Vakıflarını içine alan defterin 2354, sahifesinden, Yunus?un bağlı bulunduğu aile reisi İsmail Hacının Horasan?dan cemaati ile Larende?ye (Karaman) gelerek burada yerleşip, yurt edindiği öğrenilmektedir. Bu belgelerde adı geçen Hacı İsmail Köyü?nü yine adı geçen Hacı İsmail kurmuştur. Bu köyün yeri Karaman?a 29 km uzaklıktadır. Yine ikinci belge İsmail Hacının ve torunlarının da adı geçen belgeden öğrenildiğine göre Yunus Emre, Karamanoğlu İbrahim Bey?den YERCE adındaki yeri satın almıştır. Kendisi ölünce de mülkü çocuklarına geçmiştir. İsmail Hacı topluluğunun Vakıfnamelere, mülknamelere geçmeyen otlak ve benzeri yerlerini Kemal Paşazade (1468-1534) bulmuş ve defterine geçmiştir. Yunus Emre?nin İsmail Hacı soyundan olduğunu gösteren bu belgelerdeki yerleri, ünlü tarihçi İbrahim Hakkı Konyalı uzun süre çalışarak bulmuş ve belgelerle uygunluğunu belirlemiştir. 500 yıl önceden gelen bu belgedeki adı geçen yerler bugün de aynı adlarla anılmaktadır.Yine başka bir belgede (Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü eski kayıtlar arşivi yeni 584, eski 254) Konya Evkafının H.992/M.1584 tarihli yazısında Larende’deki(Karaman) Yunus Emre?nin zaviyesinden söz eden bölümünde Yunus Emre?nin babasının adının, İsmail olduğu bildirilmektedir. Kayıt şöyle :
“Vakf-ı Zaviye-i Yunus Emre İbn-i İsmail Meşhur bi Kirişçi baba der nefs-i Larende?

Karamanoğulları tarihini içine alan Şikari tarihinde, Yunus Emre ile ilgili ve Yunus Emre?nin Karaman?da olduğunu bildiren bölümler mevcuttur.

Ünlü Seyyah Evliya Çelebi, 1648 yılında Karaman?a gelmiş, camileri, türbeleri, ilginç yerleri dolaşmış, buralara ait tarihi bilgileri Seyahatname isimli kitabına(9. cilt) koymuştur. İşte, Evliya Çelebi?nin gördüğü yerlerden birisi de Yunus Emre?nin türbesidir. Evliya Çelebi şöyle diyor : ?Kirişçi Baba Camiinde, Yunus Emre Hazretleri Merkadı (Mezarı) bulunmaktadır. Anın Türkice tasavvufune ebyat-u eş?arı, ilahiyatı meşhur-i afaktır.? C.9 Yûnus Emre Camii Karamanoğulları dönemine ait Karaman Merkez Kirişçi Mahallesinde, kesme taştan, merkezi kubbeli bir yapıdır.Son cemaat yerinde dört sütun üzerinde, ortada oval, yanlar da yuvarlak kubbeler vardır.Kubbeye, içten dört köşede yarımşar kubbe ile geçilir. Stelaktitli alçı mihrabı, geometrik süs, kıvrık dal motifi ve nesih yazı ile dekore edilmiştir.Merkezi kubbenin sağında, iki kemer açıklıklı dikdörtgen planındaki zikir yerine, buradan da Yûnus Emre’ye ait türbeye geçilir.Daha önce bir çok onarımla orjinalliği bozulan cami, 1994 yılında aslına uygun olarak yeniden restore edilmiştir.Yûnus Emre Türbesi Karaman Merkez Kirişçi Mahallesinde Yunus Emre Cami bitişiğindedir. Türbenin cami içine iki, batıya da bir penceresi açılır. Türbe Yûnus Emre Tekkesi ile birlikte Karaman oğlu devrinde yapılmıştır. Tamamen kesme taşla yapılmış, üzeri beşik tonoz örtülüdür. Türbenin içinde tahtadan işlemesiz olarak yapılmış 4 sanduka vardır. Kapıya göre sonda olan sanduka Yûnus Emre’ye, 2. sanduka Tapduk Emre’ye, 3. sanduka Yûnus Emre’nin oğluna, 4. sanduka da kızına aittir.

Umumiyetle onun hakkında bilinenler, muhtelif menkıbeler ve şiirlerindeki ipuçlarından ibarettir. Bektâşi menâkıbnâme (velayetname)lerinde Yûnus?un Sivrihisar yakınında Sarıköyde doğduğu ve orada öldüğü zikr edilmekte ise de, bu husus bir rivayetten ileriye gidememektedir. Son zamanlarda bulunan bir vesikada Yûnus Emir Beğ adlı bir şahsın Sarıköy?deki çiftliğini zaviyesine vakf ettiği kayıt edilmektedir. Eski yazıda ?emir? ve ?emre? kelimelerinin yazılışı birbirine benzemekle beraber, isimde Beğ kelimesinin de kullanılması ve ?Emir? ?Beğ? sıfatlarının tarikat mensuplarına verilmesi mû?tad olan sıfatlardan olmayıp mülkî bir sıfat olması, bu şahsın Yûnus Emre olamayacağını göstermektedir. Prof.Dr.İ.Hulusi GÜNGÖR Yunus Emre?nin Karaman ve Sarıköy ile ilgili hangi belgelerde, adının nasıl geçtiği hakkındaki devlet arşivlerine dayanan araştırmasında Karaman’ın haklılığı üzerinde durmuştur.

? Sarıköyle ilgili belgelerden 21 sarf evrakı dışındakilerde zaviye sahibi olarak 7 belgeden 3′ünde ?Yunus Emir Bey? ve 5′ inde ?Yunus Emre? adı geçmektedir. 21 sarf evrakı da hesaba katılırsa ortaya çıkan 28 evraktan 10 tanesinde ?Yunus Emre?, 2 tanesinde ?Yunus Emrem?, diğerlerinde ise bunların dışında isimler ve 3 defa ?Yunus Emir Bey? ismi geçmektedir. Bu durumda, belgelerin ancak % 43′ünde ?Yunus Emre? ve ?Yunus Emrem? adları geçmekte, diğerlerinde bunlardan başka isimler yer almaktadır.
? Karaman ile ilgili belgelerin 8′inde ?Yunus Emre?, 9′unda Yunus Emrem? adı geçmektedir. Karaman belgelerinde başka adla anılan kimse yoktur.
? Sarıköy ile ilgili belgelerin değişik isimlerle anılan 21 sarf evrakı haricinde 7 evraktan sadece 1 tanesinde, yani % 14′ünde Yunus Emre “Hazretleri” sıfatıyla anılmıştır. Diğer belgelerde sıfat kullanılmamıştır.
? Karaman ile ilgili 17 belgenin 10′unda ?Yunus Emre? ve ?Yunus Emrem merhum, magfur-ünleh, Kuddise sırrıh-ül aziz, Kutb-ül arifin? gibi sıfatlarla anılmıştır.
? Sarıköy ile ilgili padişah berat ve kayıtlardan 6 tanesinin sadece 1 tanesinde (% 17′si’nde) ?Yunus Emre? saygıdeğer bir sıfatla anılmaktadır.
? Karaman ile ilgili padişah berat ve kayıtlarından 8′inden 5′inde (% 65′inde) ?Yunus Emre? ve ?Yunus Emrem? saygılı sıfatlarla anılmaktadır. (Kaynak: Devlet Arşivindeki Belgelerle Yunus Emre-Prof. İ.Hulusi GÜNGÖR)

Yunus Emre’nin dedelerinin Horasan’dan göçerek Anadolu’da ilk yerleştikleri Tekke adlı yerde bulunan İsmail Hacı Tekkesi, mezarı ve çevresi Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın 2006 yılında gönderdiği 434 Milyar TL?lik ödenekle 2006 yılı içerisinde restore edilmiş ve Yunus Emre’nin atalarına ait bu yer de bilim dünyasına kazandırılmıştır.Bu restorasyon için 12 Mayıs 2006 tarihinde Türk Dil Bayramı ve Yunus Emre’yi Anma Etkinlikleri çerçevesinde bir de tören düzenlenmiştir.

Yûnus Emre?nin hayatı ve yaşadığı çağ hakkında bilinen hususlardan biri, Risalet-ün-Nushiyye’Risâletü?n-Nushiyye]] adlı eserini H. 707/ M. 1307-1308 târihinde yazmış olmasıdır. Eserin sonunda şu beyit bulunmaktadır:

Söze târih yidi yüz yidi-y-idi
Yûnus canı bu yolda fidi-y-idi

Süleymaniye Kütüphanesi Yunus Emre Divanı el yazması nüshalarından biri olan Karaman nüshasında beyit şu şekilde kayıt edilmiştir.

Ki tarih dahi yidi yüzde-y-idi
Yunus canı bu yolda fidi-y-di

Eserini olgun ve ilerlemiş bir yaşta yazdığı anlaşılan Yûnus Emre, son zamanlarda bir mecmuada bulunan kayda göre H. 720/M. 1302-1321 târihinde vefat etmiştir. ? Vefat-ı Yûnus emre, sene 720, müddet-i ömr 82 ? Bu sözlerden H. 638/M.1240-1241 yılında doğduğu ortaya çıkmaktadır.

Fakîh Ahmed Kutbuddin Sultan Seyyid Necmüddin
Mevlana Celalüddin ol kutb-ı cihan kanı.

Bu beyitte adı geçen Hoca Ahmed Fakîh ? Carhname ? adlı eserin de sahibidir ve Yûnus?un doğumundan 20 yıl önce 1221?de (H.618) vefât etmiştir.

Yûnus?un şiirlerinde Geyikli Baba ve Seydi Balum?un adları da geçmektedir:

Geyiklü?nün ol Hasan söz eyitmiş kendünden
Kudret dildür söyler kendünün söz nesidür,

Seydi Balum ilinden şeker tamar dilinden
Dost bahçesi yolundan eve dervişler geldi,

Yûnus?un kınadığı Geyikli Baba, Osman Gazi (1299-1326) ve Orhan Gazi (1326-1359) devirlerinde yaşamış, garip halleriyle ilgi uyandırmış bir şeyhtir. Seyyid Balum (Balum Sultan), muhtemelen Germiyan Oğullarından bir beydir ve Geyikli Babanın müridlerindendir. Yûnus?un çağdaş olarak bahsettiği bu kimselerin yaşadığı devir, XIII. yüzyılın ikinci yarısıyla, XIV. Yüzyılın ilk yarısıdır. Yûnus?un kendisi de XIII. Yüzyılın ikinci yarısında ve XIV.Yüzyılın başında yaşamıştır. Bu târih Selçukluların sonu ile Osman Gazi devirlerine rastlamaktadır. Âşık Paşazâde, Yûnus?u Orhan Gazi devrinde yaşamış gösterir ise de, doğru değildir. Taşköprü-zâde?nin Yûnus?un Yıldırım Bâyezıd (1389-1402) devrinde yaşadığını kayd etmesi de, tabiatıyla gerçeğe uymamaktadır. Yûnus Emre?nin şiirlerinden düzgün bir tahsil gördüğü, Arapça ve Farsçayı, İslâmî ilimleri, İslâm târihini kısacası devrinin bütün ilimlerini iyice bildiği anlaşılmaktadır. O devirde en önemli ve meşhûr ilim ve kültür merkezi Larende(Karaman) olduğuna göre(Hz.Mevlana bile ikamet için Anadolu şehirleri içerisinde Larende’yi(Karaman) tercih etmiş,en verimli yedi yılını burada geçirmiş daha sonra Selçuklu Sultanının ısrarına dayanamayarak Konya’ya intikal etmiştir.)Yûnus büyük ihtimalle tahsîlini Karaman?da yapmıştır. Yûnus?un Mevlânâ ile görüşmediği Mevlana’nın vefatından bir süre sonra Konya’ya uğradığı ve Türbesinin yapımında bulunduğu rivayet edilir. O’nun ? safâ nazarından ? feyz aldığını, semâ? meclislerinde bulunduğunu aşağıya aldığımız beyitler açıkça ortaya koymaktadır. Yûnus?un şu beyitlerinde de Konya?nın adı geçmektedir:

Bir gönül ele getür feragat ol geç otur
Gonya(Konya) şehrinde yatur ol iki sultan kânı,

Yûnus?un bu sözünden sen mâ?nî anlar-ısan
Konya menâresini göresin bir çuvalduz

Yûnus Emre Dîvânı?nında Moğolların Anadolu?yu istila etmelerinin izleri de görülmektedir:

Işkın çeri saldı benüm gönlüm evi ikîimine
Canumı esîr eyledün n?ider bana yağı Tatar,

Ol budakta biter iman, iman bitse gider güman
Dün gün işüm budur heman nefsüme bir Tatar oldum,

Okırsın tasnif kitâb çekersin bunca azâb
Havf u recâ sende yok öyle ki bir Tatarsın,
Yûnus?un birçok şehirleri ve illeri dolaştığı hususunda da şiirleri ip ucu vermektedir:
Gezerem Rum ile Şam?ı yukarı illeri kamu
Çok istedüm bulamadum şöyle garib bencileyin

İndik Rûm?a kışladuk çok hayr ü ser işledük
Uş bahâr oldı girü göçdük elhamdü lillâh

Yûnus Emre?nin Yukaru-İlleri (Azerbaycan ve İran); Anadolu şehirlerini, Şam (Suriye İllerini) ne maksatla dolaştığı belli değildir. Belki tahsil için, belki büyük ilim ve gönül adamlarını ziyaret maksadıyla, belki bir aşk hicranı dolayısıyla bu seferleri ihtiyar etmiştir. Belki de bu saydığı yerlere hiç gitmemiştir, bunlar gitmeği arzuladığı diyarlardır.
Yûnus?un uzun bir ömür sürdüğü şiirlerinden de anlaşılmaktadır:

Niceler eydür Yûnus?a kocaldu ışkı kogıl
Işk bize yenile geldi henüz dahı turvandadur,

Aşık Yûnus bu sözi muhâl diye söylemez
Ma?ni yüzin gösterür bu aşıklar kocası,

İki kişi söyleşür Yûnus?ı görem deyü
Biri eydür ben gördüm bir âşık koca-y-mış,
Evlenmiş olduğunu ise şu beyit göstermektedir:
Bundan dahı virdün bize ol huriyi çift ü halâl
Andan dahı geçdi arzum azmüm sana kaçmağ içün

Şiirinin Özelliği

Halk şairliğinin yanısıra dili, düşünceleri, işlediği konularla Anadolu’da gelişen Türk edebiyatının en büyük adlarından sayılan Yûnus Emre, yalnız halk ve tekke şiirini değil, divan şiirini de etkiledi, yaşarlığını çağlar boyu sürdürdü. Hece ve aruzla yazdığı şiirlerinde sevgiyi temel aldı. Tasavvufla, İslam düşüncesiyle beslenen dizelerinde insanın kendisiyle, nesnelerle, Allah’la ilişkilerini işledi, ölüm, doğum, yaşama bağlılık, İlahi adalet, insan sevgisi gibi konuları ele aldı. Çağına hâkim olan düşünüş biçimini ve kültürü konuşulan dille, yalın akıcı bir söyleyişle dile getirdi; kendinden önce yetişmiş İran ozanlarının, çağdaşlarının yapıtlarında geçen kavramlara yeni bir öz, yeni bir deyiş kattı. Bu yanıyla tasavvuf düşüncesini zenginleştirdi, kendi adına bağlanan tekke şiirinin Anadolu’daki ilk temsilcilerindendir.

Türbesi

Meşhur seyyah Evliya Çelebi, Seyahatnamesi’nde Karaman’a gelişinden bahisle “Kirişçi Baba Caminde Yunus Emre Hazretleri merkadi (mezarı) bulunmaktadır. “Anın Türkice tasavvufane ebyat-ı eş’arı, ilahiyatı meshur-i afak’tır.” diyerek Yunus Emre’nin türbesi, tekkesi ve zaviyesinden bahsetmektedir. Yunus Emre Camii Karamanoğulları dönemine ait Karaman Merkez Kirişçi Mahallesinde, kesme taştan, merkezi kubbeli bir yapıdır.Son cemaat yerinde dört sütun üzerinde, ortada oval, yanlar da yuvarlak kubbeler vardır.Kubbeye, içten dört köşede yarımşar kubbe ile geçilir.Stelaktitli alçı mihrabı, geometrik süs, kıvrık dal motifi ve nesih yazı ile dekore edilmiştir.Merkezi kubbenin sağında, iki kemer açıklıklı dikdörtgen planındaki zikir yerine, buradan da Yunus Emre’ye ait türbeye geçilir.Daha önce bir çok onarımla orjinalliği bozulan cami, 1994 yılında aslına uygun olarak yeniden restore edilmiştir.Yunus Emre Türbesi Karaman Merkez Kirişçi Mahallesinde Yunus Emre Cami bitişiğindedir. Türbenin cami içine iki, batıya da bir penceresi açılır. Türbe Yunus Emre Tekkesi ile birlikte Karaman oğlu devrinde yapılmıştır. Tamamen kesme taşla yapılmış, üzeri beşik tonoz örtülüdür. Türbenin içinde tahtadan işlemesiz olarak yapılmış 4 sanduka vardır. Kapıya göre sonda olan sanduka Yunus Emre’ye, 2. sanduka Tapduk Emre’ye, 3. sanduka Yunus Emre’nin oğluna, 4. sanduka da kızına aittir.

Karaman’dan başka Yûnus Emre’nin mezarı olduğu iddia edilen pek çok mezar ve türbe vardır. Bunlar;Eskişehir’in Mihalıççık ilçesine bağlı Sarıköy; Bursa; Aksaray ile Kırşehir arası; Ünye; Kula ile Salihli arasında Emre Sultan köyü; Erzurum, Duzcu köyü; Isparta’nın Gönen ilçesi; Afyon’un Sandıklı ilçesi; Sivas yakınında bir yol üstü. Ayrıca Tokat’ın Niksar ilçesinde de bulunmaktadır.Ayrıca, mutasavvıf Niyazi Mısri de Yunus Emre’nin mezarının (veya makamının) Limni Adası’nda bulunduğunu ifade etmiştir.

GEL GİDELİM DOSTA GÖNÜL

Bir karardan durmayalım
Gel gidelim dosta gönül
Hasretinden yanmayalım
Gel gidelim dosta gönül

Kılavuz ol gönül bana
Gel gidelim yârdan yana
Canım kurbandır canana
Gel gidelim dosta gönül

Kara haberin almadan
Can bedenden ayrılmadan
Azrail bizi bulmadan
Gel gidelim dosta gönül

Gerçek murada varalım
Yârin hatırın soralım
Yunus Emre’yi alalım
Gel gidelim dosta gönül